Merkez Bankası Ocak-Mart 2004 ödemeler dengesini yayınladı. Eskiden her ay yayınlanan ödemeler dengesi verilerini değerlendirme ihtiyacı hissediyorduk. Geçen yıl süreyi uzattık. Şimdi çeyrek bazında (üç ayda bir) bakmayı yeterli görüyoruz.Neden? Kamuoyu dış dengedeki gelişmelere çok duyarlı değil mi? Bence duyarlılık geçmiş kötü deneyimlerden kaynaklanıyor. Son dört yılda Türkiye ekonomisinde yaşanan büyük yapısal dönüşüm toplumsal bilince tam yansımadı.Ana eksenleri hatırlatalım. Bir: Sıkı maliye politikası kamu açığı kökenli iç talep patlamasına izin vermiyor. İki: Sıkı para politikası kredi hacmini kısıtlıyor. Üç: Serbest kur döviz arz ve talebinde dengesizliğe hızlı tepki veriyor.Ayrıca para ikamesi ve sermaye kaçağından kaynaklanan muhasebe zafiyetleri bir-iki aylık verileri güvenilmez kılıyor. Büyük ve oynak "net hata noksan kalemi" bunun en iyi örneğidir.2000'den büyük açıkOcak-Mart 2004 verilerini 2003 yerine 2000'le karşılaştırmayı tercih ettik. Nedeni çok açıktır. 2002 ve 2003 yılları krizden çıkış dönemidir. Ayrıca 2003'ün ilk çeyreği Irak savaşına rastlamaktadır. 2000'le karşılaştırma çok daha anlamlıdır.Gazetedeki köşemde yayınlanan tablo cari işlemler dengesini özetlemektedir. Sayılar milyar dolardır. İlk iki sütunda 2000 ve 2004'ün ilk üç aylık sayılan, son sütunda ise milyar dolar cinsinden aradaki fark gösterilmektedir.DİE'nin yayınladığı dış ticaret açığı bu yıl 2000'e kıyasla 2,6 milyar dolar artarak 7,2 milyar dolara çıkmıştır. Bavul ticareti, altın, navlun, transit gibi diğer kalemleri kapsayan mal ticareti açığı ise 5,1 milyar dolardır. (Bozulma 1,3 milyar dolar)Hizmet dengesi 2000'in, 1 milyar dolar altındadır. Yatırım dengesi, 7 milyar dolar, işçi dövizleri, 6 milyar dolar düşünce, görünmeyenler dengesindeki fazla 1,5 milyar dolardan 0,1 milyar dolara gerilemiştir. Turist sayısında yüzde 50, paritede yüzde 27 artışa rağmen görünmeyen gelirlerin 2000'den, 9 milyar dolar daha düşük çıkması çok ilginçtir. Bu gelişmeye bir süredir dikkat çekiyoruz. Sermaye kaçağı ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.Neticede cari işlemler açığı 5 milyar dolarla 2000'in iki katına yükselmiştir. Resme bu açıdan bakınca, mart sonu itibariyle cari işlemler açığının sürdürülemez düzeye tırmandığını söylemek zorundayız."Net hata noksan"2003 yılında cari işlemler açığı 6,9 milyar dolar oldu. Ama dış finansman sorunu çıkmadı. Çünkü "net hata noksan kalemi" 5 milyar dolar artı verince, dış açık 1,9 milyar dolar düzeyinde kaldı.2000'den 2004'e, "net hata noksan kaleminden", 9 milyar dolar ek döviz girince dış açık 4,8 milyar dolara, dış açıktaki bozulma ise 1,9 milyar dolara geriliyor. Görünmeyen gelirlerin ve net hata noksan kaleminin yılın geri kalan bölümünde de dış dengenin temel belirleyicisi olacağı anlaşılıyor.
Ocak-Mart 2004 dönemi dış ticaret verileri DİE tarafından açıklandı. Geçen yıl hem ihracat hem de ithalat tarihi rekor kırmıştı. Aynı eğilimin bu yıl da devam etmesi bekleniyordu. Sayılar o yönde çıkıyor.Yılbaşında yayınladığımız dış ticaret tahminlerini tekrarlayalım. 2004'de 59 milyar dolar ihracat, 89 milyar dolar ithalat ve 30 milyar dolar dış ticaret açığı öngördük. 2000'de dış ticaret açığının 27 milyar dolar olduğunu hatırlatalım.12 aylık toplamlara bakarsak, ihracat 50 milyar dolar, ithalat 75 milyar dolar, dış ticaret açığı 25 milyar dolar çıkıyor. Yılın bitmesine daha dokuz ay var. Yani yukarıdaki tahminleri değiştirmek için bir neden görmüyoruz.Euro ile dış ticaretTürkiye'de kamuoyu dış ticaret açığına karşı çok duyarlıdır. Gerisinde, geçmişte büyük dış ticaret açıkları sonrasında yaşanan döviz ve kur sıkıntıları yatar. Haklı olarak, "gene mi?" sorusu akla geliyor.O nedenle, dış ticaret verilerini tefsir ederken çok dikkatli olmak, "ince eleyip sık dokumak" gerekiyor. Özellikle kullanılacak hesap birimi ve karşılaştırma yapılacak yılın seçilmesi önem kazanıyor.Ben karşılaştırmalarda euroyu kullanmayı tercih ediyorum. Türkiye'nin dış ticaretinde AB'nin payı takriben yüzde 50'dir. Görünmeyen gelirlerinde ise bu oran üçte iki hatta üstüne çıkıyor. Gümrük Birliği dokuzuncu yılında. Ufukta AB üyeliği var. Dönem seçiminde 2000 yılı öne çıkıyor. İç talebin ve ithalatın en büyük patlama yılı 2000'dir. Ben katılmasam bile genel kanı Şubat krizinin temel nedeninin 2000'de yaşanan büyük dış açık olduğu şeklindedir.Gazetedeki köşemde yer alan tabloda Ocak-Mart dönemi için 2000 ve 2004 yılı dış ticaret verileri euro cinsinden karşılaştırılıyor. Önce toplam dış ticarete, sonra sırası ile AB ile ve AB-dışı ülkelerle dış ticarete bakılıyor. Son sırada dolar/euro pariteleri gösteriliyor.AB ile açık küçülüyorBence tablodaki en önemli sonuç, AB ile dış ticaret açığının 2000 yılında 1.8 milyar euro iken 2004'de yüzde 8 düşüşle 1.7 milyar euroya gerilemesidir. Bu gürültü patırtı içinde Türkiye AB ile dış ticaret açığını küçültmüştür.Nasıl oluyor? AB'ye ihracat 3.7 milyar eurodan 5.5 milyar euroya yani 1.8 milyar euro (yüzde 50) artıyor. Halbuki AB'den ithalat 5.5 milyar eurodan 7.2 milyar euroya yani 1.7 milyar euro (yüzde 30) yükseliyor. Aradaki fark dış ticaret açığını azaltıyor.Dolayısı ile, 2000'den 2004'e AB ile yapılan ticarette ihracatın ithalata karşılama oranı 10 puan (yüzde 15) artarak yüzde 77'ye çıkıyor. Diğer ülkelere ihracat daha hızlı artıyor ama ithalat da hızlı büyüyünce ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 55'te kalıyor.Tabloda ortalama euro-dolar paritesinin de 2000'de 0.99'dan 2004'de 1.25'e yükseldiği anlaşılıyor. Doları hesap birimi alarak yapılan karşılaştırmaların temel sorunu paritedeki büyük dalgalanmalardır.
Şu sıralar sık sık Anadolu kentlerine gidiyoruz. Salı gecesi Kayseri'de Ekodiyalog yaptık. Bir izleyici konut ve otomobil alımına yönelik tüketici kredilerindeki artışın kurdaki son dalgalanma ile ilişkisini sordu. Oturum başkanı Ege Cansen benim cevaplamamı istedi.Doğrudan bir ilişki olmadığını ama beklentiler aracılığı ile etkilediğini söyledim. Ege ikna olmadı. Ben analizimde ısrar ettim. Öyle kaldı. Önemini düşünerek konuyu yazıya taşıyorum.Önce doğrudan etkinin işleyişine bakalım. Tüketici kredileri ile daha fazla konut ve otomobil satılıyor. İlkinde ithalat payı düşük ama ikincisinde yüksek. Artan ithalat ek döviz talebi yaratıyor. Döviz talebindeki artış kuru yükseltiyor.Gelelim dolaylı etkinin işleyişine. Tüketici kredilerindeki artışın cari işlemler açığını büyüterek gelecekte kuru yukarı iteceği hesaplanıyor. Dolayısı ile gelecek kur yükselmesine karşı pozisyon almak isteyenler döviz talep ediyor. Kur yukarı gidiyor.Geçmişten örneklerOrtada iki farklı süreç var. Birine gerçek, diğerine beklenti diyelim. Gerçek olan, tüketici kredilerindeki artışın yarattığı ek ithalattır. Ancak, gözlemi yaptığımız 11 Mayıs 2004 tarihinde ithalat artışı kuru etkileyecek bir döviz talebi artışına dönüşmemiştir.Beklenti ise tüketimin ve ithalatın bundan sonraki seyri hakkındaki tahminleri yansıtmaktadır. Üstelik tahminlerin mutlaka doğru olması gerekmez. Ancak gözlemi yaptığımız tarihte kuru etkileyecek bir döviz talebi artışına neden olmuşlardır.Yakın dönemde kur hareketlerine bakınca, ekonominin temel gerçekleri aynı kalırken döviz kurunda büyük dalgalanmalar yaşandığını görüyoruz. Çoğumuzun hatırladığı verileri kısaca gözden geçirelim.Bundan iki buçuk yıl önce, 20 Ekim 2001'de dolar 1.636.000 TL'yi gördü. Sonra 22 Nisan 2002'de (iki yıl önce) 1.299.000 TL'ye geriledi. Ama 1 Ağustos 2002'de tekrar 1.688.000 TL'ye tırmandı. 2002'yi 1.512.000 TL'de bitirdi.Devam edelim. 26 Mart 2003'te 1.735.000 TL oldu. Altı ay sonra 25 Eylül 2003'de 1.349.000 TL'ye düştü. 10 Ekim 2003'te 1.498.000 TL'ye çıktı. 5 Nisan 2004'de 1.301.000 TL'ye indi.Sormadan edemiyorum. Böylesine ciddi kur dalgalanması sırasında ekonominin hangi temel gerçeği değişti? Maliye politikası mı? Para politikası mı? Emek piyasası esnekliği mi? Döviz kazanma gücü mü?Beklenti gerçek değildirBence manzara çok açıktır. Önce Ekim 2001'de, sonra Ağustos 2002'de, nihayet Mart ve Ekim 2003'te doları yukarı iten beklentiler yanlış hesap ve tahminlere dayanıyordu. Yanlışlığın kanıtı kurun tekrar geriye dönmesidir.Son olarak, beklentilerin oluşumunda geçmiş hataların bu kez de hata yapıldığı anlamına gelmediğini vurgulayalım. Ama daima bir hata payı olduğunu unutmayalım. Adı üstünde, beklenti gelecekle ilgili öngörüdür. Gerçeğin kendi değildir.
Truva filmi gösterime girdi. Türkiye'de eski Yunan mitolojisi pek öğretilmez. Neyse ki Hollywood imdadımıza yetişiyor. Böylece Batı dillerinde çok kullanılan "Aşil'in topuğu" deyimini bilenlerin sayısı artacak.Türkiye insanı için ekonominin korumasız topuğu döviz kurudur. Kriz sözcüğü kur istikrarsızlığı ile eşanlamlıdır. Kur yukarı gidiyorsa işler kötüdür. Girmiyorsa iyidir. Vatandaş geri kalan göstergelere hiç aldırmaz.Son örneğini yeni yaşadık. Dövizde yaşanan hareket derhal kriz çağrışımları yaptı. Krizin tarihi hakkında spekülasyonlar yoğunlaştı. "Ben Haziran diye duydum". "Hayır, Ağustos'ta olacakmış"...Kur hareketi ile Merkez Bankası döviz alımları arasındaki ilişkiyi daha önce açıkladım. Mekanizmayı anlattım. "Bir bardak suda kopartılan fırtınanın" kalıcı etki yapmayacağını söyledim. Daha fazla üstünde durmaya gerek görmüyorum.Çapa maliye politikasıdırŞubat krizinden bu yana Türkiye ekonomisinin temel çapası maliye politikasıdır. Yani ekonomik istikrar açısından önemli olan bütçe performansıdır. Sığ döviz piyasasında yapılan manipülasyonlar değildir.2003 yeni hükümetin ısınma ve alışma yılı olarak kabul edilebilir. Zaten 2002'de seçim nedeni ile yılın ikinci yarısında bütçe disiplini gevşemişti. Toparlanması gerekiyordu. Üstüne yılın ilk ayları Irak savaşına denk geldi. Dolayısı ile Erdoğan hükümetinin maliye politikasına bakışı esas bu yıl ortaya çıkacaktı. Ya hükümet yavaş yavaş bütçe disiplininden uzaklaşacaktı. Ya da tam tersine bütçe disiplinini güçlendirecekti.Bu hafta Maliye Bakanlığı Ocak-Nisan 2004 dönemi bütçe gerçekleşmelerini yayınladı. Yılın üçte birine tekabül ediyor. Ana eğilimlerin saptanması için yeterli bir zaman aralığı olduğunu söyleyebiliriz.Mali disiplin güçleniyorGazetedeki köşemde yer alan tabloda Ocak-Nisan dönemi ana bütçe kalemleri yer alıyor. İlk iki sütunda yayınlanan fiili veriler var. Üçüncü ve dördüncü sütunlarda ise cari fiyatla veriler Nisan 2004 fiyatlarına dönüştürülüyor. Böylece enflasyon etkisi arındırılıyor. Son sütun reel değişimi hesaplıyor.Durum ortada. Bütçe gelirlerinde yüzde 2.3 reel artış, bütçe faiz-dışı giderlerinde ise yüzde 6 reel azalma var. Dolayısı ile faiz-dışı fazladaki reel artış yüzde 28 düzeyine çıkıyor. Faiz ödemeleri de reel olarak yüzde 23.2 azalınca, bütçe açığında yüzde 44 reel küçülme gerçekleşiyor.Hükümetin iktidardaki ikinci yılında bütçe disiplinini güçlendirmeyi tercih etmesi ekonominin geleceği açısından çok umut verici bir işarettir. Doğru anlaşılmasında ve tefsir edilmesinde büyük yarar vardır.
Ekonomide sürdürülemez bir iç talep artışı var mı? Bu konu son günlerin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Bu soruya kesin "evet" diyen iktisatçılar talebi kısmak için kullanılacak maliye ve para politikası tedbirlerini tartışıyorlar.Bu vargı hangi verilere dayandırılıyor? Sanırım iki gösterge öne çıkıyor. Biri tüketim malları ithalatının hızla artması. Diğeri tüketici kredilerinin her ay yeni rekorlar kırması.Aylık ve yıllık TÜFE'deki hızlı düşüş ise karşı yönde bir işaret taşıyor. Normal koşullarda iç piyasadaki canlanma tüketici fiyatlarına yükseliş baskısı getirir. Nisanda bile böyle bir baskı gözlenmiyor.Milli gelirde talepToplam talep ve bileşkenlerinin analizinde kullanabileceğimiz en yeni veri Ekim-Aralık 2003 (dördüncü ya da son çeyrek) milli geliridir. Son çeyreği yıllığa tercih ediyoruz. Çünkü 2003 yılının ilk yarısı Irak savaşı nedeni ile kötü geçmişti. 2003'ü hangi yıllarla karşılaştırabiliriz? Biri doğal olarak kriz öncesi dönem yani 2000'in son çeyreğidir. 2000'de bir tüketim ve yatırım patlaması yaşandığı açıktır. Karşılaştırma anlamlıdır.Ayrıca 1997'nin son çeyreğini ekledik. Pek bilinmez ama reel büyüklükler 1997 sonunda ulaştığı zirvelere ancak şimdi geri dönebiliyor. O bakımdan altı yıl öncesi ile karşılaştırma yararlıdır. Tabloda son iki sütun 2003'ü 1997 ve 2000'le karşılaştırıyor.Dört ana harcama kalemi özel tüketim, kamu tüketimi, yatırımlar ve ihracattır. İki alt kaleme, dayanıklı tüketim ve özel kesim makine-teçhizat yatırımına ayrıca bakıyoruz. Nihayet toplam iç talep, ithalat ve GSYİH'yi gösteriyoruz.En önemli bulgu ile başlayalım. 2003'ün son çeyreğinde 1997 ve 2000'e kıyasla GSYİH sırası ile yüzde 11,6 ve yüzde 6,3 daha fazla. Buna karşılık iç talep aynı sıra ile yüzde 2,7 ve yüzde 2 daha az. Yani her iki yıla kıyasla üretim artmış ama talep azalmış.Yapısal değişimSayılar büyük bir yapısal dönüşümü de belgeliyor. En belirgini ihracatta yaşanan patlamadır. 2003'te mal-hizmet ihracatı 1997 ve 2000'in sırası ile yüzde 69,6 ve yüzde 39,9 üstünde gerçekleşmiş. Dolayısı ile ithalat da GSYİH'den hızlı ama ihracattan yavaş büyümüş: sırası ile yüzde 35,5 ve yüzde 20,2 artmış.2003'te özel tüketim 1997 düzeyini ancak yakalayabilmiş ama 2000'e kıyasla yüzde 2,1 artmış. Buna karşılık dayanıklı tüketim malları tüketiminde ciddi bir yükselme net şekilde görülüyor.Hem toplam yatırımların, hem de özel kesim makine teçhizat yatırımlarının 1997 ve 2000 düzeyinin altında kaldığı anlaşılıyor. Son kalemin 2002'de yüzde 92, 2003'te yüzde 54 arttığını hatırlatalım. Ona rağmen 1997'nin yüzde 27,7 gerisinde kalıyor.2003 sonu itibariyle iç talebin hâlâ cansız olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşılık dış ticaret ve dayanıklı tüketim mallan talebinde yapısal değişim vardır. Bence yapısal boyutun gözden kaçırılması iç talep patlaması korkusunda etkili oluyor.
Hayretle mali piyasalardaki çalkantıyı izliyorum. Dişe dokunur bir neden olmadığı halde piyasalar geriliyor. Döviz başını aldı gidiyor. Faizler tırmanıyor. Borsa bermutad düşüyor. İnsanlar sinirli ve rutubetten nem kapıyor.Rahmetli babacığım "bir bardak suda çıkan fırtına" derdi. Toplumun birikmiş bilgeliğini yansıtan bu özdeyiş bence durumu çok iyi özetliyor. O yüzden bilerek kullanıyorum.Açıkçası, çalkantının ekonominin gerçeklerinden çok ekonomik aktörlerin hayal güçlerinden kaynaklandığı kanısındayım. Ama çok sayıda meslektaşın farklı düşündüğünü de görüyorum.İnanamayan TürkiyeNesnel koşullara bakalım. Son bir ay içinde maliye politikası değişti mi? Hayır. Para politikası değişti mi? Hayır. Dış dünyada ciddi bir olumsuzluk belirdi mi? Hayır. Doğal bir afet oldu mu? Hayır. Siyasi istikrar bozuldu mu? Hayır.Ama ona rağmen TL dolar karşısında yüzde 15 değer kaybetti. Faizler 4-5 puan yükseldi. Borsa çöktü. Yani ekonomide birşeyler oldu.Nedeni yukarıda saydıklarımız olmadığına göre başka yerlere bakmalıyız. "Çoklu denge" kavramını okuyucularım hatırlayacaktır. Başından kötü deneyimler geçmiş ekonomilerde raslanır. İktisat politikaları aynı iken ekonomi beklentilere göre biri iyi diğeri kötü iki denge arasında sürekli gelir gider.Bence temel neden toplumun ekonomide kalıcı ve sürdürülebilir bir düzelme olabileceğine inanmamasıdır. Buna şaşmamak gerekiyor. "Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş". Geçmişte yaşananlardan sonra iktisat politikalarına ve Türkiye'ye güvenin tesis edilmesi zaman alacaktır.Mekanizma şöyle işliyor. Konjonktür birkaç ay olumlu gidince insanlar tedirgin oluyor. Bunun arkası herhalde kötü gelir diyorlar. Döviz almaya, TL'den çıkmaya başlıyorlar. Hakikaten ekonomi kötü dengeye geçiyor.Sarkaçın ortalama süresi galiba altı ay. Mayıs 2003'te ekonomi iyi dengeye yöneldi. Ekim 2003'de bir çalkantı oldu. Sonra tekrar iyi dengeye geçildi. Nisan'da bozuldu.Alaturka soğutma yöntemiŞu sıralarda iç talebin aşırı canlanması sonucu ekonominin ısınmasından korkuluyor. Maliye ve para politikası tedbirleri tartışılıyor. Bence öyle karışık işlere hiç gerek yoktur. Sorun çok daha basit şekilde halledilebilir.Kur ve faiz yukarı gitsin, talep düşsün, dış açık kapansın mı istiyorsunuz? Çok kolaydır. Başbakan iki sivri demeç verir. Hükümet ortalığı gerecek bir kanunu Meclise sevkeder. O da olmazsa hükümetten birkaç kişi IMF'ye çatar.Hiç tereddütünüz olmasın. İç talep anında bıçak gibi kesilir. "Alaturka soğutma" yöntemi hepsinden daha etkilidir.
Döviz kurundaki yukarı hareketin nedenlerini araştırıyoruz. Meslektaşlardan farklı tefsirler geldi. İkisi öne çıktı. Bir: Dış açık döviz talebini arttırdı. İki: Amerika'da faizlerin yükselmesi beklentisi sıcak parayı kaçırdı.Geçen yazımda ben bir başka mekanizmaya dikkat çektim. Merkez Bankası piyasadan Mayıs-Ekim 2003 arasında 10 milyar dolar, Ocak-Nisan 2004 döneminde 5,3 milyar dolar yani son bir yılda toplam 15,3 milyar dolar döviz satın almıştı.İki yoğun döviz alım dönemi de kurda ani bir yukan hareketle bitmişti. Önce Ekim 2003'te sonra Nisan 2004'de yaşanan kur hareketi Merkez Bankası'nın döviz alımlarının bir sonucu olabilirdi. Bu bakımdan piyasalarda fiyat oluşumunun bazı ayrıntılarını görmek yararlı olacaktır.İki akım ve bir stokPiyasalarda arz ve talep dinamik süreçlere tekabül eder. Maalesef öğrencilere anlatılırken kolay anlaşılsın diye basitleştirilir. Statik bir görünüm kazanır. Gerçek zamanda işleyişi tam yansıtılmaz.Teşbihte hata olmaz denir. İlkokul aritmetik derslerinden bilinen havuz-su örneğini kullanalım. Musluktan akan su delikten boşalandan fazla ise havuzdaki su seviyesi yükselir. Bir süre sonra havuz taşar. Aksi halde su seviyesi düşer. Bir süre sonra havuzda su kalmaz. Musluktan gelen su piyasaya döviz arzını, boşaltan delik ise döviz talebini temsil ediyor. Ya havuzdaki su? O da piyasadaki döviz likiditesini yansıtıyor. Diğer piyasalarda adı stoklar oluyor.Sorun piyasa aktörlerinin musluk ve delikten akan suyu tam görememelerinde yatar. Buna karşılık havuzdaki su seviyesi kolay izlenir. Dolayısı ile düzey yükselirken satışlar artar, alımlar kısılır. Düzey inerken de tersi yapılır.Son bir gözlem daha yapalım. Arz ve talep düzenli akımlar değildir. Her ikisinde kısa dönemli (günlük, haftalık, vs.) beklenmeyen ama ciddi hareketler olur. Havuzdaki su bu tür geçici çalkantılara karşı amortisör gibi çalışır.Müdahale havuzu boşaltıyorŞimdi piyasaya Merkez Bankası'nı ekleyebiliriz. Bilinen nedenlerle dövizde arz fazlası var. Ancak, aynı anda TL'nin aşırı değer kazanması arzulanmıyor. Mecburen arz fazlasının Merkez Bankası'nın müdahalesi ile havuzdan çekilmesine karar veriliyor. Burada müdahalenin amacı önem kazanıyor. Hangi amaçla döviz alınacak? Havuzdaki su seviyesi aynı düzeyde tutmak için mi? Yoksa havuzu boşaltmak için mi? Merkez Bankası müdahaleden ikinciyi anlıyor. Havuzu boşaltıyor.O zaman ne oluyor? Amortisör gidince arz ve talepte küçük miktar oynamalarının kuru zıplatacağı ortam yaratılıyor. Bu da piyasa aktörlerini tedirgin ediyor. Bir süre için de olsa satışlar azalıyor. Alımlar artıyor.Neticede döviz kuru Ekim 2003 sonrasında ve son iki haftada yaptığını yapıyor. Yukarı tırmanıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Döviz kurunun seyri tekrar ekonomi gündeminin tepesine oturdu. Merkez Bankası dolar alım kuru 5 Nisan'da 1.301.000 TL'den 30 Nisan'da 1.440.000 TL'ye tırmandı. Dün akşam piyasada dolar 1.456.000 TL'den işlem görüyordu. Türkiye'de kurun iki yönde hareketi de kamuoyunda heyecana neden olur. Her iktisatçının, her vatandaşın mutlaka kendi kur analiz ve tahminleri vardır.Kur dalgalanmalarında "olağan zanlıların" başında cari işlemler dengesi ve sıcak para hareketleri gelir. "Dış açık büyüyor, devalüasyon yolda" ya da "yabancılar gidiyor, kur tırmanacak" rivayetleri düzenli şekilde çıkar.Son dönemde listeye Amerikan faizleri de eklendi. TL'nin değer kaybı ile FED'in faiz artırımına gitme ihtimalleri arasında ilişki kuruldu. Ben de olayın bir başka cephesine dikkat çekmek istedim.Bir yıl önce, 1 Mayıs 2003'te doların 1.570.000 TL, dolar/euro paritesinin 1.11 olduğunu görüyoruz. Şu sıralar parite 1.20 civarında geziniyor. İlk yapmamız gereken dolar kurundan parite değişmelerinin etkisini temizlemektir. Basit bir yöntem uyguluyoruz. ",5 dolar + 0,5 euro" döviz sepetinin değerini temel alıyoruz. Bugünkü parite ile geçmişteki dolar kurunu yeniden hesaplıyoruz. Böylece, bugünkü pariteden dolar ne kadar olurmuş sorusunu cevaplıyoruz.Gazetedeki köşemde yayınlanan tabloda kesikli çizgi beş günlük ortalamalar halinde parite etkisinden arındırılmış dolar kurunu veriyor. Günlük dalgalanmalar grafiği bozduğu için ortalamayı kullanıyoruz. Mayıstan temmuz sonuna dolar sürekli düşüyor. Ağustosta kıpırdıyor. Sonra ekime kadar geriliyor. Ekim sonunda ciddi tırmanıyor. Yılbaşından sonra nisan ortasına kadar sürekli düşüyor. Nisan sonunda tekrar yükseliyor.Merkez Bankası'nın dolar alımlarıGrafikteki düz çizgi Merkez Bankası'nın satın aldığı dövizi birikimli şekilde gösteriyor. 2003 yılında ilki 6 Mayıs'ta sonuncusu 23 Ekim'de 117 ihale ve beş müdahale ile Merkez Bankası 10 milyar dolar döviz almış.Ne olmuş? Merkez Bankası piyasadan 10 milyar dolar döviz çekince ekim sonunda kur kıpırdamış. Mayıs başı düzeyine gelemese de yaklaşmış. Üç ay 1.450.000 TL civarında oyalanmış. Ama sonra tekrar düşüşe geçmiş. 2004 yılında ilki 23 Ocak'ta sonuncusu 26 Nisan'da 117 ihale ve bir müdahale ile Merkez Bankası 5,3 milyar dolar döviz almış. Üç ayda piyasadan 5 milyar dolar döviz çekilince nisan sonunda ekim 2003'tekine benzer şekilde kur yükselmiş. Durum bu kadar basittir. Merkez Bankası 15,3 milyar dolar satın alarak sabit paritede TL'nin nominal değer artışını yüzde 5'le sınırlı tutmuştur. 15 yerine 5 yada 25 milyar dolar satın alsa, bugün doların değeri farklı bir yerde belirlenirdi. İşin aslı budur.