Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Büyüme ve talep

12 Temmuz 2004

Kriz sonrasında ekonomik konjonktürün seyrini hatırlamakta yarar var. Kemal Derviş'in programına ve IMF'in güçlü desteğine rağmen ekonomi çok zor normalleşti. Çünkü 2001'de sermaye kaçışı, 2002'de erken seçim, 2003'de Irak krizi iyi dengeyi engelledi. Yani, iyi dengeye geçişin başlangıç tarihi Haziran 2003'dür. Irak savaşının sona ermesi ile devreye giren fazilet dairesi birinci yılını yeni doldurdu. Milli gelir verilerine ise sadece üç çeyreği (dokuz ayı) yansıdı. Bence 2004'ün birinci çeyrek milli gelir verilerini bu perspektiften değerlendirmeliyiz.İç talebin ayrıntılarıGazetedeki köşemde yayınlanan tabloda karşılaştırma için dört zaman boyutukullanılıyor. İlk sütunda en çok yapılan yer alıyor. 2003 birinci çeyrekten 2004 birinci çeyreğe değişim gösteriliyor. İkinci sütunda son altı ay (Ekim 2003-Mart 2004) bir önceki yılla karşılaştırılıyor. Üçüncü sütun son yılı (on iki ay) bir önceki ile, son sütün ise 2003 yılını 2002 yılı ile karşılaştırıyor. Neden bu yöntemi tercih ediyoruz? Değişimin değişimi hakkında bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz. Toplam yatırım kalemini örnek alalım. 2003'te yüzde 10, son on iki ayda yüzde 17,8, son altı ayda yüzde 32,7 ve son çeyrekte yüzde 52,7 artmış. Böylece toplam yatırım harcamasının giderek ivme kazandığını anlıyoruz. Tabloda dış ticaret ve stoklar dışında tüm diğer harcama kalemlerinde aynı eğilimi saptıyoruz.Olumlu konjonktürün tümü ile özel kesim harcamalarından kaynaklandığı açıkça görülüyor. Kamu tüketiminde artış var ama milli gelir artışının çok altında kalıyor. Yani özel kesim tereddütsüz, ekonominin motoru.Stoklardaki değişimin anlamı üstünde geçmişte epey durduk. Yüksek stok artışı ile sermaye kaçağı arasında bağ kurduk. Stok değişim çok istikrarlı duruyor. Hayret etmemek elde değil.Dış talep gelişmeleriMal-hizmet ihracatında tam tersi eğilim görülüyor. Yani bugüne yaklaştıkça ihracatın artış hızı yavaşlıyor. Doğrusu ya, bu da benim için bir bilmece. Üstüne, ithalatın genel eğilimi artış yönünde. Sadece son çeyrekte cüzi bir gerileme yaşanıyor. Bu iki kalemin yılın geri kalanında nasıl seyredeceklerini çok merak ediyorum.İlgimi çeken bir başka önemli gelişme, dış alem faktör gelirlerinde kriz ve sonrasında yaşanan büyük düşüşün tersine dönmesidir. Bu olayın da sermaye kaçağının durması hatta tersine dönmesi ile bağlantılı olduğu kanısındayım.Yeni konjonktürün daha genel bir değerlendirmesi bir sonraki yazıya kaldı.

Devamını Oku

Birinci çeyrekte milli gelir

10 Temmuz 2004

Son iki hafta sanal kitaplarımızı ve IMF ilişkilerini yazdık. Açıklanan yeni verileri değerlendirme fırsatını bulamadık. Gecikme için özür diliyoruz. Diğer meslektaşların söylediklerini tekrarlamamaya çalışacağız.Nisan sonu itibarıyla dış ticaret sayılan ve ödemeler dengesi yayınlandı. Mart sonuçlarını ayrıntılı şekilde ele almıştık. 2004'te dış dengenin üç ana belirleyicisi turizm, ithalat ve net hata noksandır. Üçü için de yaz ayları kritiktir.Haziran enflasyonu beklentilerin ciddi şekilde altında açıklandı. Nisan'da döviz kuru hızla tırmanmıştı. Uluslararası piyasalarda hammadde fıyatları da yükseliyordu. Ona rağmen tüketici enflasyonu yıl sonu hedefinin 3 puan altında seyrini sürdürdü.Ekonomi rekorlar kırıyorOcak-Mart 2004 (birinci çeyrek) milli geliri en yoğun ilgiyi çeken veri oldu. 2003'ün birinci çeyreğine kıyaslaGSMH'nın yüzde 10.1, GSMH'nın ise yüzde 12.4 büyüdüğü anlaşıldı.Eldeki milli gelir serisi 1987'den başlıyor. Toplam 65 çeyrekten oluşuyor. Bunlar içinde GSMH büyüme hızı 10.1 in üstünde olan sadece beş çeyrek buluyoruz. Üçü ikinci çeyreklerde gerçekleşmiş. Biri de 2004'ün son çeyreğindeki büyüme.Yani 1987'den bu yana büyüme sadece bir tek birinci çeyrekte daha yüksek olmuş. Ondört yıl önce, Ocak-Mart 1990 döneminde GSMH'nın yüzde 10.7 arttığını görüyoruz.GSMH'da durum daha net. 1987'den bugüne sadece iki çeyrekte büyüme hızı daha yüksek. Üstelik ikisi de ikinci çeyrekte. Biri 1990'da, diğeri kriz sonrası yıl 1995'te. Eldeki seride en yüksek birinci çeyrek GSMH büyümesi bu yıl gerçekleşiyor.Seyfettin Gürsel adını benden önce koydu. "Muhteşem büyüme dedi. Bence çok yakıştı. Bu yılın ilk üç ayı ekonomide son onyedi yılın en parlak dönemidir. Rekor yüksek büyüme rekor düşük enflasyonla beraber gerçekleşmiştir.Üretken yatırımlarda patlamaTalep artışının genelde dengeli seyrettiğini söyleyebiliriz. Özel tüketim harcamaları yüzde 10.6 artıyor. Özel tüketimin tüm alt kalemlerinde sabit fiyatlarla tarihin en yüksek birinci çeyrek değerlerine ulaşıldığını izliyoruz.Yeni konjonktürün en önemli farkı özel makina-teçhizat yatırımlarının rekor düzeyde artış göstermesidir. Bu kalem geçen yıla kıyasla yüzde 90 büyüyor. Gene sabit fiyatlarla tarihin en yüksek birinci çeyrek değerlerine çıkarak rekor kırıyor.Özel kesimin makina-teçhizat yatırımları neden önemlidir? Birincisi, bu yatanlar ekonomiye bir sonraki dönemde daha fazla üretim yapma olanağını vermektedir. Yatırım ağırlıklı büyüme daima daha kolay sürdürülebilir.İkincisi en az ilki kadar önemlidir. Özel kesim makina-teçhizat yatırımlarındaki güçlü artış, istihdam ve işsizlik açısından çok olumlu bir işarettir. Yaratılan ek üretim kapasitesi mutlaka beraberinde istihdam artışı getirecektir.Ocak-Mart 2004 döneminde Türkiye, karamsarları bir kere daha mahcup etmiştir. Bundan sonra da mahcup etmeye devam edecektir.

Devamını Oku

IMF'siz günlere hazırlık

5 Temmuz 2004

Mali piyasalar ve iş alemi 2005 sonrasında IMF ile yeni bir standby anlaşması imzalanması için hükümete baskı yapıyor. Son yazılarımızda bu talebi ameliyat masasına yatırdık.Yeni standby talebinin kökeninde kaynak ihtiyacı olmadığını söyledik. Esas neden hükümete ve uygulayacağı politikalara güvensizliktir dedik. Bu görüşün açmazını anlattık. Türkiye'nin 2005 sonrasında yoluna IMF'siz devam etmesini savunduk.Temel tezimi hatırlatmak istiyorum. Bence, şubat krizi toplumun ve siyasi sınıfın ekonomik ve siyasi istikrar ve hızlı büyüme için mali disiplinin ve yapısal reformların önemini kavramasını sağlamıştır. Dışsal zorlamaya gerek azalmıştır. İç dinamik güçlenmiştir.Ancak, hükümet bu yeni durumu bir dizi bağlayıcı karar aracılığı ile toplum ve piyasalar nezdinde tescil etmelidir. Bu amaçla, biri maliye politikasına diğeri para politikasına yönelik iki öneri getirmek istiyorum.İstikrarlı büyüme kanunuStandby anlaşması hükümetin dışarıdan bir aktör tarafından disiplin altına alınmasını öngörüyor. Doğal alternatifi, hükümetin kendi kendisini iç hukuk yolu ile mali disipline bağlamasıdır.ABD'de ve AB'de bu süreç çalışır. Maastricht kriterleri Türkiye için yararlı bir örnektir. Euro'ya geçiş öncesinde, Avrupa Para Birliğine üye ülkelerde bütçe açığının ve kamu borcunun milli gelire oranlarına tavan sınırlar getirilmiştir.Türkiye bunu yapmalıdır. Yazın, en geç sonbaharda Meclisten bir kanun geçer. Bence "İstikrarlı Büyüme Kanunu" denebilir. Kanun 2005-2007 dönemi için yıl bazında net ve iyi tanımlanmış kamu maliyesi hedefleri koyar.Esas hedef, bütçe ve toplam kamu kesimi faiz-dışı fazla miktarlarıdır. Bu konuda yeterince deneyim mevcuttur. Bence, faiz-dışı fazlaya ek olarak bütçe açığı hedefleri de olmalıdır. Örneğin 2007 için "denk bütçe" hedefi gerçekçi durmaktadır.İlk tepkiyi öngörebiliyorum. Meclisin ileride bu hedefleri delmesi daima mümkündür. Doğrudur. Ne var ki, mali disiplin ancak yeni bir kanunla, yani davul zurna ile ilan ederek bozulabilecektir. Hükümet açısından çok risklidir.Enflasyon hedeflemesiStandby anlaşmasının diğer ayağı, para politikasının dış zorlama ile sıkılmasıdır. Alternatif para politikasında disiplin ve şeffaflığın hükümet tarafından tesisidir. Yöntemi de bilinmektedir. Uygulanan örtük enflasyon hedeflemesi miadını çoktan doldurmuştur. Formel enflasyon hedeflemesine geçme zamanı gelmiştir. 2005-2007 arası yıllık enflasyon hedefleri ve Merkez Bankası'nın yükümlülükleri aynı kanunla saptanır. Para politikasının "şeffaf hale getirilmesi ve müeyyidelerin açıklanması fevkalâde önemlidir.Bu iki hayati adım Türkiye'ye kendi ayakları üstünde durma olanağını sağlayacaktır. Bu önemli konuya geri döneceğiz.

Devamını Oku

Siyasete güvensizliğin anatomisi

3 Temmuz 2004

2005 sonrasında IMF ile ilişkileri tartışmaya açtık. Üç seçenek var. Bir uçta yeni bir stand-by anlaşması, öbür uçta IMF'siz yola devanı yer alıyor. Mali piyasalar ve işalemi ilkini savunuyor. Ben diğerini destekliyorum.IMF'ye iki nedenle ihtiyaç duyulabilir. Biri, IMF'den ek kaynak alınmasıdır. Mali disiplinin sürmesi halinde dalgalı kur rejiminde piyasa-dışı borçlanma gereği kalmadığını söyledik. Zaten IMF'nin ek kaynak vermesi söz konusu değildir.İkincisi, genelde siyasete ve özelde hükümete güven duyulmamasıdır. IMF, dışarıdan zorlama ile maliye ve para politikasına disiplin getirmesi umudu ile göreve çağırılır. Hükümete yeni stand-by baskısının gerisindeki esas amaç budur.Demokrasi korkusuBu ve benzer tezler açıkçası beni çok rahatsız ediyor. Duygusal tepkiler yaratıyor. Onuruma dokunuyor. Türkiye seçkinlerinde çok yaygın rastlanan demokrasi karşıtı zihniyetin sıradan bir tezahürü olarak algılıyorum.Açıkça ifade edilmese de ne söylendiğini aslında herkes biliyor. Seçkinlere göre, seçimle gelen meclis ve hükümet Türkiye'yi iyi yönetecek vasıflara sahip olamaz. Dolayısı ile iktidar mutlaka seçilmemiş güç odakları tarafından denetlenmelidir.Siyasi denetimin nihai ve muktedir kurumu askerdir. Birileri bir yerlerde sürekli hükümeti askere şikayet eder. Her fırsatta askeri göreve çağırır. Toplumsal gelişmenin olgunlaştırdığı reform ve değişimi engellemeye çabalarlar.Anlaşılan IMF de ekonomik denetim odağı olarak benimsenmiş. Meclis ve hükümet her an suç işlemeye hazır kötü çocuklardır. IMF ise onları suçtan kurtaran iyi polistir. Sopasını göstererek kötü yola düşmelerine mani olur.Korkunun ecele yararı yokSık tekrarlanan bir özdeyişi hatırlatalım. Her ülke layık olduğu şekilde yönetilir. Çarpıcı örneği Irak'tır. Bir ülkeye dışarıdan siyasi ya da ekonomik rejim zorlamanın imkansızlığını sanırım herkese bir kere daha kanıtladı.Lafı dolaştırmadan milyar dolarlık soruyu soralım. Türkiye'de toplum ve siyasi sınıf mali disiplinin önemini kavradı mı? Bu soruya verilecek her iki cevap için de IMF ile yeni bir stand-by anlaşması anlamsızdır."Evet" diyorsak zaten sorun yoktur. Mali disiplin ve reformlar Türkiye'nin kendi iç dinamikleri sonucu sürdürülecektir. Bu durumda IMF'ye ihtiyaç yoktur. IMF'siz yola devam edilmesi gerekir.Eğer "hayır" diyorsak, sorun IMF'nin Türkiye'de ilelebet kalamamasıdır. Eninde sonunda gidecektir. Gittiği anda popülizm, enflasyon, krizler, vs. geri gelecektir. Yeni stand-by'in Türkiye'nin mali disiplini içselleştirmesini geciktirmekten başka bir etkisi olmaz.Olay bu kadar basittir. Yazı da gelse, tura da gelse, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları 2005 sonrasında IMF'siz yola devam etmeyi gerektirmektedir. Bir sonraki yazıda yol haritası için ayrıntılı önerilerimi vereceğim.

Devamını Oku

IMF ne getiriyor?

28 Haziran 2004

2005 sonrasında IMF ile kurulacak ilişkiyi tartışıyoruz. Üç seçenek var. Bir: Yeni bir standby anlaşması yapılması. İki: Daha gevşek bir ilişki. Üç: IMF'siz yola devam. Mali piyasalar ve iş alemi standby istiyor. Hükümet net bir tavır açıklamadı. Ben üçüncüsünden yana olduğumu söyledim.Seçeneklerin içerikleri de biliniyor. Yeni standby IMF'ye borç geri ödemelerini daha uzun vadeye yayıyor. Gevşek anlaşmada bir sorun halinde IMF'den kaynak kullanılabiliyor. IMF'siz devam edince kaderimizle baş başa kalıyoruz.Kaynak sorunuKolaylık için iki uç seçeneğe bakabilir, yani yeni bir standby anlaşması ile IMF'siz devam durumunu karşılaştırabiliriz. Sorunun özü, IMF'nin bu noktadan sonra Türkiye ekonomisine neler getirebileceğini doğru saptamaktadır.1999'dan bu yana süregelen enflasyonla mücadele sürecine IMF'in en önemli katkısı Türkiye'ye sağladığı uzun vadeli ve ucuz kaynaktır. Bunlar olmadığı takdirde ekonominin çok daha büyük bir bedel ödemek zorunda kalacağı çok açıktır.1999'dan bu yana IMF'den ne kadar kaynak geldi? Sorunun cevabını ödemeler dengesi verilerinden izliyoruz. Nisan sonu itibanyla Hazine'ye 14 milyar dolar, Merkez Bankası'na 6 milyar dolar, toplam 20 milyar dolar net kaynak girişi görülüyor.Bu para ne oldu? Cevabını aynı yerde buluyoruz. 8 milyar dolar mali sistemin dövizdeki açık pozisyonunu kapattı. 5 milyar dolar portföy yatırımı şeklinde yurt dışına gitti. Gerisi Merkez Bankası döviz rezervlerine eklendi. Soruna ödemeler dengesi ve kamu borçları düzeylerinde bakmalıyız. Ekonominin dış açık nedeni ile dövize ihtiyacı var mıdır? Hazine'nin kamu borçlarını çevirmek için dış kaynağa ihtiyacı var mıdır? Varsa, döviz ve dış kaynağı tek sağlayabilecek IMF midir?Dalgalı kur rejiminde ilk soru abestir. Döviz arzı yetersiz kalınca kur yükselir. İkinci soru, yani borcun çevrilmesi esas olarak faiz-dışı fazlaya bağlıdır. Ayrıca, ek dış borçla gelen dövizi kimin satın alacağı sorusu da cevapsızdır.Demek ki, 2005 sonrasında enflasyonla mücadeleyi ve yapısal dönüşümünü sürdürdüğü takdirde Türkiye'nin IMF kaynaklarına ihtiyacı yoktur. Zaten IMF de ek borç vermeyecektir. Sadece borç geri ödemelerini öteleyecektir.Güven sorunuKaynak dışında IMF'in bir katkısı daha olabilir. İktisat politikalarını yakından denetleyerek güven ortamını güçlendirebilir. Bu arada, şubat krizinin bu katkının ciddi sınırları olabileceğine işaret ettiğini hatırlatalım. Bence, yeni standby anlaşması talebinin gerisinde, hükümete ve uygulayacağı iktisat politikalarına güvensizlik yatmaktadır. Yani IMF kaynak yetersizliğinden ziyade maliye ve para politikasına disiplin getirmesi umudu ile göreve çağrılmaktadır.Esas sorun hükümete ve siyasete karşı güvensizliktir. Mali disiplinin ancak dışarıdan bir zorlama ile sağlanabileceği inancı yaygındır. Dolasıyı ile yeni standby güven sorununu çözemez. Sadece öteler. Bu önemli konuya devam edeceğiz.

Devamını Oku

IMF ile anlaşma

27 Haziran 2004

Mayıs 2001'de Kemal Derviş IMF ile üç yıllık bir Standby Anlaşması imzaladı. Anlaşma 2004 sonuna kadar sürecekti. O bunalım günlerinde anlaşmanın bitiş tarihi üç yüzyıl kadar uzak duruyordu.Ama zaman çabuk geçiyor. Irak, kur dalgalanmaları, dış açık, tek haneli enflasyon falan derken kendimizi 2004 yazında bulduk. O arada mevcut anlaşmanın bitiş tarihi de Şubat 2005 olarak kesinleşti.Altı aydır konu gündemin en tepesinde yer alıyor. Başka mali piyasalar, ekonomik kamuoyu IMF ile yeni ilişkileri tartışıyor. Her gün, hükümet ya da piyasa cephesinden açıklamalar geliyor.Ben de birkaç kez yazmaya niyetlendim. Ama konunun biraz daha ısınmasında yarar görerek bekledim. Galiba artık IMF ile ilişkileri büyüteç altına alma zamanı geldi.Altenatifler nedir?Menüyü bilmeden yemek ısmarlamak yanlış olacağına göre, önce hükümetin önündeki alternatifleri görelim. Medyada bu konu çok işlendi. O nedenle kısa bir özetle yetineceğim. En sıkı ilişkiden en gevşeğine doğru sıralama yapıyoruz.Birinci alternatif, hükümetin IMF ile yeni bir Standby Anlaşması imzalamasıdır. Bizim yakından tanıdığımız bir formattır. Özü mevcut programla aynı kalacaktır. Ayrıntılarda küçük farklar olabilir.Anlaşmanın gene üç yıl için yapılması halinde, 2005-2008 döneminde IMF bugün olduğu gibi hükümeti denetleyecektir. Karşılığında alınan krediler fiilen IMF'ye borç geri ödemelerinin daha sonraki yıllara ertelenmesi anlamına gelecektir.İkinci alternatif hükümetin IMF ile daha gevşek bir anlaşma yapmasıdır. Alışık olmadığımız bir anlaşma türüdür. IMF denetimi biraz hafifleyecektir. Ancak özel ihtiyaç halinde kullanılabilecek bir kredi açılacaktır. Gene erteleme olsa bile ilkine kıyasla daha çok borç geri ödenecektir.Üçüncü alternatif hükümetin IMF ile bir anlaşma yapmamasıdır IMF denetimi kalkacaktır. Ancak, IMF heyetleri iktisat politikalarını izlemeye devam edecektir. Çünkü Türkiye'nin IMF'ye çok borcu vardır. Doğallıkla en çok borç bu durumda geri ödenecektir.Piyasalar Standby istiyorMali piyasaların ve iş aleminin ilk alternatifi savundukları biliniyor. Bu arzularını kamuoyuna, IMF heyetlerine ve hükümete her fırsatta iletiyorlar. Yeni bir Standby Anlaşması'na gidilmesi yönünde çok güçlü bir lobinin varlığını gözlüyoruz. Profesyonel iktisatçılar arasında da bu alternatifi destekleyenler çoğunlukta duruyor.Buna karşılık hükümet şimdiye kadar niyetini açıklamadı. Farklı hükümet üyelerinden farklı mesajlar geldi. Bence hükümet kararı geciktirmekte yarar görüyor. Başta AB üyeliği, diğer koşulların belirginleşmesini bekliyor. Doğrusu ya, ben yeni bir Standby Anlaşması'nı gereksiz görüyorum. Yani IMF ile yeni bir anlaşma yapılmamasından yanayım. İkinci tercihim gevşek bir anlaşma olurdu. Nedenlerini önümüzdeki yazılarda açıklayacağım.

Devamını Oku

Sanal ortamda nostalji

23 Haziran 2004

Internetin sağladığı olanakları daha iyi kulllanmak için çaba gösteriyoruz. Sabah/VATAN gazetelerinde ve Para dergisinde çıkan köşe yazılarını sanal kitaplara dönüştürdük. Web sayfamıza koyduk.Hazır başlamışken devam ettik. Biri yirmi bir, diğeri on üç yıl önce basılmış iki kitabımız vardı. Sanal ortamda yeniden bastık. Sonra bir adım daha attık. Sağda solda yayınlanmış eski makale ve söyleşileri de iki sanal kitaba topladık.Onları web sayfasına yerleştirince kendimi aniden kitap zengini hissettim. Atasözü "eskiye ilgi olsa bit pazarına nur yağardı" diyor. Doğru ama yaş ilerledikçe insan eski enginarları özlermiş. Ben de nostaljik takılmış oluyorum böylece.Yeni baskılarAlternatif Büyüme Stratejisi (İletişim yay. 1983) 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başında Türkiye ekonomisine bakışımı yansıtıyor. İktisat politikası tarihi açısından ilginç bir kırılma dönemidir.1950'ler ortasında devreye giren ithal ikamesi politikası 1970'lerde iflas etmişti. En büyük zafiyeti, yüksek koruma duvarları gerisinde kurulan sanayinin ihracat yapmakta zorlanmasıdır. Dönem giderek büyüyen döviz açıkları ile noktalandı.Dolayısı ile piyasa-planlama, devlet mülkiyeti-özel mülkiyet, korumacılık-dışa açılma gibi konular tartışıldı. Hem geçmişe yönelik değerlendirmelerimi hem de gelecek için önerdiğim çözümleri kitapta izlemek mümkündür.Sosyal Demokrasi Gündemi (Armoni yay.1991) on yıl sonra yazıldı. 1980'lerin sonunda sosyal demokrat hareket içinde kendime göre siyaset yapıyordum. Büyük bir zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmediği takdirde sosyal demokrasinin çok ciddi siyasi sorunlarla karşı karşıya kalacağını düşünüyordum. Haklı çıktım.Yeni kitaplarİdris Küçükömer'in Mirası ilk sanal kitabımdır. Yani daha önce hiç yayınlanmadı. İlk adımları 2000'de attım. Amacım Toplum ve Bilim, Birikim ve Yeni Gündem gibi sosyalist dergilerde 1970'lerde yayınladığım teorik (Marksist) yazıları bir araya getirmekti.Yazılar bilgisayara geçirildi. Hataları düzeltildi. Rahmetli İdris hocamın erken vefatı üzerine yaptığım bir değerlendirmeyi ve yöntem üstüne bir yazı eklendi. Benim açımdan duygusal değeri çok yüksek bir kitap oluştu.Akıntıya Karşı diğer sanal kitabın adıdır. 1985-1994 arası on yıldaki siyasi mülakatları kapsıyor İçinde iktisat yok. Sosyalizm ve sol, Kemalizm, Kürt sorunu, İslam ve laiklik, liberalizm vs. hakkında görüşlerimi yansıtıyor.Web sayfama koyarken tereddüt ettim. Konular ve söylenenler siyasi konjonktüre fazla bağımlı geldi. Ama sonunda narsisist eğilimlerim sağduyuma galip geldi. Böylece nostalji döngüsünü tamamlamış oldum.İlgilenenler http://akat.bilgi.edu.tr web sayfasının kitaplar bölümünden Acrobat dosyası (.pdf) formatında indirebilir.

Devamını Oku

Sanal yayıncılığa ilk adım

21 Haziran 2004

Bilgisayar ve internet meslek ve günlük hayatımızı çok etkiledi. Örneğin eskiden ekonomik verilere ve makalelere hızlı ulaşmak olanaksızdı. Şimdi yayınlandığı anda internetten çekiyoruz.Bizim nesil bilgisayara uyum sağlamakta zorlandı. Yaşlı kaldığımız söylenebilir. Ben o bakımdan şanslı sayılırım.Çok erken, 1985'te, bir Commodore 64 sayesinde bilgisayar korkumu aştım. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.Örneğin ilk özel web sayfam (homepage) Bilgi Üniversitesinin internet sitesinde 1998'de hizmete girdi.Sevincimi "Sanal Kitaplar" (26 Mart 1998) başlıklı yazı ile okuyucularıma duyurmuştum.Aradan altı yıl geçti. Teknoloji gelişti. İnternet yayıncılığında devrim yaratan Acrobat programı ortaya çıktı. Ben de internet sayfamı yeniden gözden geçirdim. Kendime göre yenilikler yaptım.Eski yazılarBu yıl köşe yazarlığında onuncu yılımı devirdim. "On yıl Bilançosu" (4 Mart 2004) başlıklı yazımda istatistiklerini vermiştim. Sadece günlük gazetelerde binin üstünde köşe yazımın yayınlandığını söyleyebilirim.Köşe yazarları arasında yazıları kitaba dönüştürme eğilimi yüksektir. Bu yöntem Batı'da da sık kullanılır. Gazete ve dergi yazısı kalıcı değildir. Atılır ve unutulur. Halbuki okuyucu biraz eskimiş de olsa sevdiği yazarın yazılarını bir arada görmeyi sever.Köşe yazarlığımın ilk yılından sonra ben de bu fikirle flört ettim. Yaz tatilinde yazıları tematik olarak sınıflandırdım ve sıraladım. Kitaba benzer bir ürün ortaya çıktı. Bilgisayar çıktısını bile aldım. Ama yayınlamak içime sinmedi.Derken 1998'de web sayfam devreye girdi. Gazete ve dergi yazılarımı internete taşıdım. Böylece ilgilenenlerin yazılara tek tek ulaşması mümkün oldu. Maalesef html formatı bazı sınırlar getiriyordu. O kadar hata kadı kızında da olurdu.Yeni kitaplarBu kez formatı değiştirdim. Acrobat'a geçtim. Böylece dosya (A4) kağıdına iki yazı sayfası konacak şekilde düzenlemek mümkün oldu. Başına kapak ve içindekiler sayfası ekleyince kitap havası geldi.Gazete yazılarını her takvim yılı için yayınlanma tarihine göre sıraladım. On kitap etti.Gazete Yazıları diye birden ona kadar numara verdim. Para Dergisi'nde çıkan yazıları gene kronolojik sıra ile iki kitaba böldüm. Haftalık Yazılar adını verdim.Web sayfa adresim http://akat.bilgi.edu.tr köşenin başlık bölümünde bir süredir zaten yayınlanıyordu. Sayfada "Arşiv" kısmına girmek gerekiyor, pdf yazan satırdaki indir komutu tıklanınca sanal kitap bilgisayarınıza geliyor.Doğrusu ya, sonuçtan mutluyum. Yardımcım Neslihan Tali kitapların son şekline çok emek verdi. Bilgi Üniversitesi web siteleri sorumlusu Nevzat Arı güler yüzü, bilgisi ve heyecanı ile beni yüreklendirdi. Müteşekkirim.

Devamını Oku