2005 sonrasında IMF ile ilişkileri tartışmaya açtık. Üç seçenek var. Bir uçta yeni bir stand-by anlaşması, öbür uçta IMF'siz yola devanı yer alıyor. Mali piyasalar ve işalemi ilkini savunuyor. Ben diğerini destekliyorum.
IMF'ye iki nedenle ihtiyaç duyulabilir. Biri, IMF'den ek kaynak alınmasıdır. Mali disiplinin sürmesi halinde dalgalı kur rejiminde piyasa-dışı borçlanma gereği kalmadığını söyledik. Zaten IMF'nin ek kaynak vermesi söz konusu değildir.
İkincisi, genelde siyasete ve özelde hükümete güven duyulmamasıdır. IMF, dışarıdan zorlama ile maliye ve para politikasına disiplin getirmesi umudu ile göreve çağırılır. Hükümete yeni stand-by baskısının gerisindeki esas amaç budur.
Demokrasi korkusu
Bu ve benzer tezler açıkçası beni çok rahatsız ediyor. Duygusal tepkiler yaratıyor. Onuruma dokunuyor. Türkiye seçkinlerinde çok yaygın rastlanan demokrasi karşıtı zihniyetin sıradan bir tezahürü olarak algılıyorum.
Açıkça ifade edilmese de ne söylendiğini aslında herkes biliyor. Seçkinlere göre, seçimle gelen meclis ve hükümet Türkiye'yi iyi yönetecek vasıflara sahip olamaz. Dolayısı ile iktidar mutlaka seçilmemiş güç odakları tarafından denetlenmelidir.
Siyasi denetimin nihai ve muktedir kurumu askerdir. Birileri bir yerlerde sürekli hükümeti askere şikayet eder. Her fırsatta askeri göreve çağırır. Toplumsal gelişmenin olgunlaştırdığı reform ve değişimi engellemeye çabalarlar.
Anlaşılan IMF de ekonomik denetim odağı olarak benimsenmiş. Meclis ve hükümet her an suç işlemeye hazır kötü çocuklardır. IMF ise onları suçtan kurtaran iyi polistir. Sopasını göstererek kötü yola düşmelerine mani olur.
Korkunun ecele yararı yok
Sık tekrarlanan bir özdeyişi hatırlatalım. Her ülke layık olduğu şekilde yönetilir. Çarpıcı örneği Irak'tır. Bir ülkeye dışarıdan siyasi ya da ekonomik rejim zorlamanın imkansızlığını sanırım herkese bir kere daha kanıtladı.
Lafı dolaştırmadan milyar dolarlık soruyu soralım. Türkiye'de toplum ve siyasi sınıf mali disiplinin önemini kavradı mı? Bu soruya verilecek her iki cevap için de IMF ile yeni bir stand-by anlaşması anlamsızdır.
"Evet" diyorsak zaten sorun yoktur. Mali disiplin ve reformlar Türkiye'nin kendi iç dinamikleri sonucu sürdürülecektir. Bu durumda IMF'ye ihtiyaç yoktur. IMF'siz yola devam edilmesi gerekir.
Eğer "hayır" diyorsak, sorun IMF'nin Türkiye'de ilelebet kalamamasıdır. Eninde sonunda gidecektir. Gittiği anda popülizm, enflasyon, krizler, vs. geri gelecektir. Yeni stand-by'in Türkiye'nin mali disiplini içselleştirmesini geciktirmekten başka bir etkisi olmaz.
Olay bu kadar basittir. Yazı da gelse, tura da gelse, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları 2005 sonrasında IMF'siz yola devam etmeyi gerektirmektedir. Bir sonraki yazıda yol haritası için ayrıntılı önerilerimi vereceğim.
Siyasete güvensizliğin anatomisi
2005 sonrasında IMF ile ilişki
Haberin Devamı

