Çarpıcı bir soru ile yola çıkalım. Kriz sonrası dönemin en şaşırtıcı ekonomik olayı nedir diye soralım. Cevapların iki konuda yoğunlaşacağını tahmin ediyorum. Biri döviz kurunun seyri olurdu. Çünkü Türkiye kurun aşağı da gidebileceğine ilk kez bu dönemde tanık oldu. Bu olayı hala içine sindiremeyenler var.Ya diğeri? Bence enflasyondaki hızlı ve sürekli düşüştür. Kimse böyle bir şey beklemiyordu. Bırakın sokaktaki vatandaşı, profesyonel iktisatçılar enflasyonun düşeceğine inanmıyordu.Daha da önemlisi, ekonomiyi yönetenlerin de bu konuda çok şaşırdıkları ortaya cıktı. Örneğin geçmiş dönem kotasyonlarının yüksekliği Merkez Bankası'nın enflasyonu çok daha yüksek öngördüğüne işaret ediyor.Velhasıl garip bir süreç yaşandı. Kimse düşeceğine inanmadı. Ama düştü. Üstelik ekonomide büyüme hızlandıkça enflasyon daha hızlı düştü. Sürekli hedeflerin altında kaldı. İkibuçuk yıl içinde tek haneye iniverdi.Trendleri okumakOkuyucularımızın enflasyon eğilimlerini daha iyi görmelerini sağlamak için basit bir grafik kullanıyoruz. Esas olarak nisbeten daha güvenilir bulduğumuz tüketici fiyatları endeksini - TÜFE - alıyoruz.Çubuklar son iki yıl boyunca yıllık enflasyonu ifade ediyor. Temmuz 2002'de yüzde 40'mış. Ocak 2003'te yüzde 26'ya düşmüş. Ama tekrar yükselmiş. Mayıs 2003'te yüzde 31'e çıkmış.Sonra Temmuz 2003'te yeni bir düşüş trendine girmiş. Onüç ay boyunca düşerek Haziran 2004'te yüzde 8.9'a inmiş. Ve geçen ay yeniden yüzde 9.6'ya yükselmiş.Gazetedeki köşemde yer alan grafikte biri kesikli diğeri kesiksiz iki çizgi bu verilere tekabül eden iki farklı trend ölçümünü gösteriyor. Kesikli çizgide basit bir üstel trend kullanıyoruz. Uzun dönem düşüş eğilimini çok iyi yakalıyor.Düz çizgi ele alınan dönem içi dalgalanmaları da kapsayan bir trend hesabıdır. Örneğin 2003 yılbaşında enflasyonun yüzde 30 civarında duraklamasını yakalıyor. Aynı şekilde, Mayıs-Temmuz 2004 döneminde yüzde 10 civarında bir duraklama derhal göze çarpıyor.Düşmekten yorulunca dinleniyorÖzetleyelim. Birincisi, enflasyonda çok güçlü bir düşüş trendi vardır. Görünürde bu eğilimi değiştirecek boyutta bir gelişme yoktur. Dolayısı ile geçmişte olduğu gibi gelecekte de orta dönemde enflasyondaki düşüş sürecektir.İkincisi, bu genel trend içinde küçük dalgalanmalar olmaktadır. Önümüzdeki aylarda yıllık TÜFE'nin bir süre yüzde 8-9 civarında kalacağı, hatta yüzde 10'u geçebileceği anlaşılmaktadır.Bir sonraki düşüş dalgası enflasyon yorgunluğunu attıktan sonra başlayacaktır.
Temmuz ayı enflasyonu DİE tarafından açıklandı. Bir kez daha ay içinde yapılan tahminlerin bile sorunlu olabileceği görüldü. Sonuç genelde beklentilerden daha iyi şeklinde karşılandı.Temmuz ayında TÜFE, TEFE ve Özel İmalat Sanayi (Ö1S) sırası ile yüzde 0,2, yüzde - 1,5 ve yüzde 0,3 gerçekleşti. TÜFE beklentiye yakın çıktı. Buna karşılık TEFE'de beklenen yüzde + 0,1 ve ÖİS'de beklenen yüzde 0,9 ciddi şekilde karamsar kaldı. Temmuz sonu itibariyle yıllık enflasyon da, aynı sıra ile, yüzde 9,6, yüzde 9,4 ve yüzde 10 olarak gerçekleşti. Dikkatinizi çekerim. Üç ana enflasyon ölçütü de yüzde 10 ve altındadır.Kalıcı tek haneli enflasyon2004 Türkiye'de enflasyonun tarihinde önemli bir yıl olmaya adaydır. Çünkü 1970'lerin başından bu yana, yani şöyle böyle 35 yıl sonra, enflasyon kalıcı şekilde tek haneye bu yıl düşmektedir.Yıllık bazda önce TEFE ve ÖİS'in, sonra TÜFE'nin bu yıl yüzde 10'un altına ineceği 2003 sonbaharında ortaya çıkmıştı. Yılbaşından itibaren en tedbirli meslektaşlar bile kabul etmeye başladılar.Geriye bir sorun kalıyordu. 2004 yılında yakalanan tek haneli enflasyon geçici bir olay mıydı? Yoksa kalıcı mıydı? Gene karamsarlar ve iyimserler şeklinde bir bölünme yaşandı.Geçici diyenlerin aritmetik nedenleri vardı. 2003 yazında kurla birlikte enflasyon da çok düşük seyretmişti. Dolayısı ile baz etkisi bu yaz enflasyonun tekrar yükselmesine yol açacaktı.Kalıcı diyenler son iki yılın eğilimlerine bakıyordu. Enflasyondaki düşüş eğilimi son derece güçlü duruyordu. Ufukta bu eğilimin kırılmasına neden olabilecek bir gelişme görülmüyordu.Benim ikinci grupta yer aldığım biliniyor. Yaz aylarında enflasyonda yeni bir yükselme yaşanacağı senaryolarına iltifat etmedim. Yıllık enflasyon raslantısal nedenlerle yüzde 10'u geçse bile orada çok kalamayacağını düşündüm. Veriler bu beklentimi doğrular yönde gelmeye devam ediyor.Yüzde 8 platosuYerden tasarruf etmek için analizi TÜFE ile sınırlıyorum. Ocak 2002'de yıllık TÜFE yüzde 73,2 idi. İki buçuk yıl boyunca sürekli düştü. Bu düşüş sırasında pek çok gözlemci yeni platolar bekledi. Ama beklenen olmadı.Yüzde 30'da bir süre oyalanır dendi. Oyalanmadı. Yüzde 20'de durur dendi. Durmadı. Yüzde 10 çok zordur dendi. Yağdan kıl çeker gibi geçti. Velhasıl enflasyon tek nefeste yüzde 73'den yüzde 9'a iniverdi.Sanırım soru açık. Acaba o beklenen plato yüzde 8 civarı olabilir mi? Yani bir süre enflasyon yüzde 7-9 arasında dalgalanabilir mi? Ben bu soruya evet deme eğilimindeyim. Ayrıntılarını daha sonra ele alacağım.
Hazine'nin brüt borcuna "konsolide bütçe borç stoku" deniyor. Toplam kamu borcunun takriben yüzde 95'ini oluşturuyor. Geçen yazıda haziran sonu verilerine baktık. 2002 sonu ile haziran 2004 arasındaki bir buçuk yılda reel borç artışının yüzde 3'te kaldığını gördük.Bugün devletin net borcunu ele alacağız. Maalesef net borç verileri biraz daha geriden geliyor. Örneğin brüt borçta haziran sayılan, net borçta ise birinci çeyrek, yani mart sonu verileri var.Bu yıl Hazine net borç veri setinde düzeltmeler yaptı. Bence daha kullanışlı oldu. Yayınlanma zamanını da kıstı. Çeyreğin brüt borcu ile birlikte bir önceki çeyrek net borcunu açıklamaya başladı. İlgilileri kutluyor ve teşekkür ediyorum.Net borcun hesabıYukarıda da ifade ettik. Doğrudan Hazine'ye ait borçlar toplam brüt borcun yüzde 95'ine ulaşmaktadır. Geri kalan yüzde 5 diğer kamu kesiminin iç ve dış borcundan oluşmaktadır.Aslında kamu borcunun hangi kamu kuruluşuna ait olduğu ikincildir. Borcun içeriden mi dışarıdan mı alındığı daha önemlidir. Hazine bu ayırımı kullanıyor. İç ve dış borcu ayırt ediyor.Kamunun borcu dışında menkul varlıkları da vardır. Varlıklar üç ana kalemde toplanıyor. Biri Merkez Bankası'nın net dış rezervleri ve iç varlıklarıdır. İkincisi Hazine'nin ve diğer kamu kuruluşlarının mevduatlarıdır. Üçüncüsü İşsizlik Sigorta Fonu'nda biriken kaynaklardır.Brüt borçtan menkul varlıkları çıkartınca net kamu borcuna ulaşıyoruz. Ayrıca, iç ve dış borcu ayrı ayn net olarak izleyebiliyoruz. Kamunun gerçek borçluluğunu en doğru net borç miktarı göstermektedir.Net borcun seyriBorç analizi mutlak miktar yerine milli gelire oranı ile yapılıyor. Böylece kamu borcunun ekonomiye yükü görülüyor. Gazetedeki köşemde yer alan tabloda 2000-2003 arası yıllık ve 2004'ün ilk çeyreği için GSMH'ye oran şeklinde borç bilgileri yer alıyor.Önce brüt borç, sonra varlıklar hesaplanıyor. Brüt borçtan varlıklar çıkınca net borca ulaşılıyor. 2001'de bir patlama yaşanıyor. Sonra hem brüt hem de net borç oranı düşüşe geçiyor.Dalgalı kurdan kaynaklanan ölçme sorunları net borç için de geçerliliğini koruyor. Bir başka sorun, borcun stok, milli gelirin ise akım büyüklüğü olmasıdır. IMF'in önerdiği çözümde milli gelir daha sonraki iki çeyreği kapsayacak şekilde ölçülüyor."Merkez GSMH" (center GNP) ile ölçülen net borç oranının Mart 2004 sonunda kritik yüzde 60 sınırına iyice yaklaştığı görülüyor. Nedeni açıktır. Büyük faiz-dışı fazlalar, düşen TL faizleri ve yatay giden döviz kurları milli gelirde hızlı büyüme ile birleşince borç oranlarında sert düşüşler kaçınılmazdır.
2004 yılı ilk yarı temel büyüklükleri birbiri ardına ortaya çıkıyor. Haziran ayı enflasyonu ay başında yayınlanmıştı. Maalesef değerlendirme fırsatını bulamadık. Salı günü Temmuz enflasyonu çıktıktan sonra ikisini birden gözden geçireceğiz.Haziran sonu bütçe gerçekleşmesi açıklandı. Son yazımızda kısaca baktık. Geçen hafta Haziran dış ticaret verileri geldi. Haziran ödemeler dengesi ve sanayi üretimi önümüzdeki hafta bekleniyor. Ayrıntılı analiz edeceğiz.Geçtiğimiz hafta Haziran sonu kamu borcu istatistikleri Hazine'nin web sitesine yerleştirildi. Kamuoyu ve mali piyasalar borcun çevrilmesi konusundan eskisi kadar korkmuyor. Ama geri planda hala önemli bir güvensizlik unsuru olarak devam ediyor.Doğallıkla, bütçe gerçekleşmesi ile kamu borcunun seyri arasında çok yakın bir ilişki var. Diğer koşullar aynı iken, bütçedeki faiz-dışı fazla miktarı büyüdükçe, borç artışı yavaşlıyor. Hatta durabiliyor. Son yazı ile buradan bağlantı kurabiliriz.Konsolide Bütçe Borç StoğuBilinenleri kısaca tekrar edelim. Devlet borcunun çok önemli bir bölümü Hazine'nin üstünde. Buna "Konsolide Bütçe Borcu" deniyor. Toplam kamu borcunun yüzde 95'den fazlasını oluşturuyor. Üç ana kaleme ayırabiliriz. Birinci bölümde Hazine'nin iç piyasaya olan tahvil ve bono borçları yer alıyor. Küçük bir bölümü döviz ya da dövize endeksli, gerisi sabit getirili kağıtlar.İkinci bölümde piyasa-dışı yani diğer devlet kurumlarına borçlar yer alıyor. TMSF başta geliyor. Gene ağırlık TC.de. Üçüncü bölümde ise Hazine'nin dış borçları var. Tümü döviz cinsinden borçlar. Haziran 2004 itibariyle, borçların takriben yüzde 55'inin TL, yüzde 45'inin döviz cinsinden olduğunu görüyoruz.İki hususu hatırlatalım. Birincisi, Hazine'nin toplam borcu döviz kurundan çok etkileniyor. Kur dalgalanmaları borç dalgalanmalarına dönüşüyor. Dolayısı ile bizim açımızdan ölçme sorunları ortaya çıkıyor.İkincisi, konsolide bütçe borç stoğu Hazine'nin brüt borcunu ifade ediyor. Tefsir ederken bu hususu mutlaka dikkate almak gerekiyor. Örneğin brüt borç artarken net borcun azalması (ya da tersi) mümkün olabiliyor.Brüt borç sabit kalıyorGazetedeki köşemde yer alan grafikte konsolide bütçe borç stoğunun Aralık 2002'den bu yana seyri gösteriliyor. Kesik çizgi ile gösterilen fiili borç 243 ktr. TL'den 303 ktr. TL'ye yükseliyor. Birbuçuk yılda yüzde 25 artıyor.Ancak, aynı dönemde TÜFE de yüzde 22 yükseliyor. Dolayısı ile birbuçuk yılda reel artış yüzde 3'den ibaret kalıyor. Grafikteki kesintisiz çizgi borç stoğunu reel (Haziran 2004 fiyatları ile) olarak izliyor. Borcun yatay seyrettiği hemen görülüyor. Şaşırtıcı mı? Hayır. Döviz kurunda istikrar var. TL faizleri sürekli düşüyor. En önemlisi bütçe rekor faiz-dışı fazla veriyor. Üçü birleşince brüt borç reel olarak sabit kalıyor. Bu kadar basit. Net borcun seyrine bir sonraki yazıda bakacağız.
Irak savaşının sona ermesinden bu yana Türkiye ekonomisi olumlu bir konjonktür yakaladı. İktisat politikalarına ve hükümete güven arttı. Kur istikrar kazandı. Faizler ve enflasyon düştü. Tüketim ve yatırım harcamaları ile birlikte büyüme yükseldi.Bu olumlu konjonktürün nedenleri hakkında çok farklı tefsirler yapıldı. Bazı meslektaşlar düzelmeyi uluslararası mali piyasalardaki gelişmelere atfetti. ABD'de faizlerin çok düşük olmasının yarattığı sıcak para hareketlerine bağladı.Benim de savunduğum diğer bir görüş ise ağırlığı içeride uygulanan iktisat politikalarına, özellikle maliye politikasına verdi. Toparlanmanın gerisinde hükümetin program tarafından öngörülen bütçe disiplinine uymasının yattığını söyledi.Maliye Bakanlığı 2004'ün ilk yansı için bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Sonuçlar, son dönemde uluslararası mali piyasalarda havanın bozulmasına rağmen neden Türkiye ekonomisinde istikrarın devam ettiğini açıklar niteliktedir.Kemer sıkma üstüneGazetedeki köşemde yer alan tabloda 2003 ve 2004 yıllan için Ocak-Haziran dönemi bütçe gerçekleşmeleri karşılaştırılıyor. İlk iki sütun cari (fiili) sayıları veriyor. Sonraki iki sütunda enflasyon etkisi temizleniyor. Reel bütçe büyüklükleri Haziran 2004 fiyatları ile ifade ediliyor. Son sütunda reel değişim gösteriliyor.Bütçe gelirleri reel olarak çok az da olsa (yüzde 0.3) artıyor. Alt kategorilere bakıyoruz. Vergi gelirlerinde küçük (yüzde 3.3) bir reel azalma var. 2003'te çok düşük çıkan vergi-dışı gelirlerledeki hızlı artış bunu telafi ediyor.Esas iyileşme harcamalarda görülüyor. Faiz-dışı harcamalar reel olarak yüzde 9.4 geriliyor. Bütçe gelirleri sabitken faiz-dışı harcama azalınca, doğal olarak faiz-dışı fazla miktarında bir patlama (yüzde 33.2 artış) yaşanıyor.Bu gelişmeyi çok önemsiyorum. Geçmiş dönemlerde, faiz-dışı fazla hedefi bütçe gelirlerinin (yani vergilerin) artması ile tutturuluyordu. Mali disiplin devletin büyümesi ile sağlanıyordu.Konuşmalarımda bu durumu "devlet vatandaşın kemerini sıkıyor" şeklinde özetlerdim. Bu kez tersi oluyor. Bütçe gelirleri artmadığı halde faiz-dışı fazla yükseliyor. Yani devlet kendi kemerini sıkmaya başlıyor.Bütçe açığı küçülüyor2004'te en büyük tasarruf faiz harcamalarında (yüzde 23.5) gerçekleşiyor. Ne kadarının nominal faizlerdeki enflasyona paralel düşüşten, ne kadarının reel faizlerdeki gerilemeden kaynaklandığını tam bilmiyoruz. Tefsir ederken bu unutulmamalıdır.Faiz-dışı fazla artarken faiz harcamaları düşünce bütçe dengesinde çok büyük bir düzelme kaçınılmazdır. Nitekim yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine kıyasla bütçe açığı neredeyse yarı yarıya (yüzde 46.8) geriliyor.Ekonomide istikrarlı gidişin mali disiplinin kararlı şekilde sürdürülmesi sayesindedir. Somut kanıtı açıklanan bütçe sayılarındadır. Mali disiplini böylesine tavizsiz uyguladığı için hükümeti kutluyoruz.
Temel makro değişkenler için sistematik tahminleri sadece yılbaşında açıklardık. Bu yıl bir yenilik yaptık. Yazın da vermeye başladık. Bunlara yıl ortası tahminleri dedik. İlk iki yazıda büyüme, enflasyon ve döviz kuruna baktık.İlginç bir durum gözledik. Her üçünde de, gerçekleşme hem program hedeflerinden hem de piyasa beklentilerinden daha iyi gidiyor. Ekonomi karamsarları utandıran bir seyir izliyor.Bugün dış dengeyi ele alacağız. Bir yandan hızlı büyüme, diğer yandan kurun yatay seyri, dış açık korkularını besliyor. Yayınlanan dış ticaret ve ödemeler dengesi sayıları da dış açıkta büyüme eğilimlerine işaret ediyor.Neye bakacağız?Kamuoyunda yaygın kanı Türkiye'nin büyük bir dış açık sorunu olduğudur. Her ay Devlet İstatistik Enstitüsü -DİE- tarafından yayınlanan dış ticaret verileri bu inancı sürekli besler.Türkiye gerçekten büyük dış ticaret açıkları verir. Gerisinde ekonominin bazı yapısal özellikleri yatar. En önemlisi, başta turizm ve işçi dövizleri olmak üzere ekonominin hizmet ve faktör ihracatından döviz geliri elde etmesidir.Olağan koşullarda, dış denge tüm döviz gelir ve giderlerini kapsayan cari işlemler hesabı ile izlenir. Cari işlemler açığı dış borçlanma ihtiyacını tekabül eder. Cari işlemler açığının milli gelire oranı önemli bir istikrar işareti kabul edilir.2001 krizi sonrası gibi olağandışı dönemlerde, ödemeler dengesinin net hata noksan kalemi de devreye girer. Yerleşiklerin döviz/TL arasındaki pozisyon değiştirmeleri bu kaleme yansır. Bu durumda dış açık cari işlemler dengesi artı net hata noksan kalemi toplamı şeklinde tanımlanabilir.Ne idi? Ne olur?Geçen yıl tahminleri açıklarken bir hata yaptık. Sadece cari işlemler dengesi tahmini verdik. Net hata noksan kaleminden söz etmedik. Yani işleri karıştırdık. Bu yıl aynı hataya düşmüyoruz.2003 yılında cari dengede 6.9 milyar açık, net hata noksan kaleminde 5 milyar dolar fazla oluştu. Yani dış açık 1.9 milyar dolarda kaldı. 2002'de dış açık 1.5 milyar dolar idi.2004'de 60 milyar dolar ihracat, 93 milyar dolar ithalat, 33 milyar dolar dış ticaret açığı öngörüyoruz. Bavul, turizm, navlun, işçiler, faiz, vs. 23 milyar dolar net görünmeyen gelir hesaplıyoruz. Cari işlemler açığını 10 milyar dolar tahmin ediyoruz.Ya net hata noksan? Mayıs sonu itibarıyla 2.5 milyar dolar fazla var. Yıl sonunda fazla 6 milyar dolara çıkar diyoruz. 10 milyar dolar cari açıkla toplayınca 4 milyar dolar dış açık bulunuyor. Bu da milli gelirin yüzde 1.5'u ediyor.Kısaca yılbaşı tahminlerini de hatırlatalım. İhracata 56 milyar dolar, ithalata 85 milyar dolar, dış ticaret açığına 29 milyar dolar, cari işlemler açığına 8 milyar dolar demiştik. Dış ticaret açığında 4 milyar dolar, cari işlemler açığında 2 milyar dolar artışı büyümenin beklenenden daha güçlü çıkmasına atfediyoruz.
Uzun süredir, hatta köşe yazarlığına başladığımdan bu yana diyebilirim, temel ekonomik büyüklüklerin tahminlerini sistematik şekilde sadece yılbaşında veriyordum. Yıl içinde gerek duydukça tek tek göstergelerde revizyona gidiyordum.Bu yıl bir yenilik yapmak istedim. Yıl ortasında aynen yılbaşı formatında tahminler verebileceğimi düşündüm. Temmuzun ilk bir-iki yazısı ideal olurdu. Maalesef araya IMF yazıları girdi. Kendime koyduğum tarihi kaçırdım.Küçük bir gecikme ile de olsa, yeni yöntemi uygulamaya karar verdim. Zaten son üç yazıda birinci çeyrekte milli gelirde gerçekleşen yüksek büyüme incelenmişti. Oradan devam edelim.Tahminlerin seyri2004 yılı için hükümetin GSMH büyüme hedefi yüzde 5 saptanmıştı. Merkez Bankası'nın ocak ayı anketinde GSMH için ortalama büyüme beklentisi yüzde 4,8 çıkmıştı. Concensus Forecasts'da Ocak ayı GSYİH büyüme tahmini yüzde 4,7 idi.Ben ise 1 Ocak 2004 tarihli yazımda GSMH ve GSMH büyüme hızı tahminlerini sırası ile yüzde 5,5 ve yüzde 6,3 olarak vermiştim. Yılbaşında tahminci meslektaşlarıma kıyasla aşırı iyimser kaldığım görülüyor.Merkez Bankası ve Consensus Forecasts anketlerinde tahminler dönem boyunca aynı düzeyde kaldı. Ancak, yüksek birinci çeyrek büyümesi yayınlandıktan sonra Merkez Bankası temmuz anketinde büyüme bir puan artışla yüzde 5,8'e yükseldi.Ben nisan başında milli gelir tahminimi gözden geçirdim. Ve büyümenin benim yılbaşında beklediğimden daha güçlü seyrettiğini anladım. Bu tarihten sonraki sunuşlarımda GSYÎH için yüzde 6,4, GSMH için yüzde 7,5 büyüme hızını kullandım.Yüzde 8 büyüme!Birinci çeyrekte ekonomi herkesin beklediğinin çok üstünde bir tempoda büyüdü. Sanayi üretimi, dış ticaret ve gelen turist verileri ikinci çeyrekte de güçlü büyümeye işaret ediyor. Ayrıca 2003'ün ikinci çeyreği Irak savaşının olumsuz etkileri taşıdığından baz yıl etkisi var.Lafı uzatmayalım. İçeride büyük bir siyasi kriz ya da dışarıda olağandışı bir ekonomik duraklama olmazsa, 2004'te ekonomi yakın tarihinin en parlak yıllarından birini yaşamaya adaydır.Temmuz ortası itibariyle, bu yıl GSYİH'de yüzde 7'nin, GSMH'da yüzde 8'in üstünde büyüme öngörüyorum. 12 aylık verilere bakınca, üçüncü çeyrek sonunda GSMH'de büyüme hızının yüzde 9'a ulaşabileceğini hatta aşabileceğini düşünüyorum.Önemli bazı sorular kalıyor. Yakalanan olumlu konjonktür 2005'e taşınabilir mi? Hangi koşullarda taşınabilir?Bu kez de hızlı büyüme dönemi dış denge sorunları yüzünden kesintiye uğrar mı? Soruları başka yazılarda cevaplayacağız.
Milli gelirin açıklanması daima heyecan yaratır. Üçayda bir yayınlanması bir nedeni olabilir. Diğer makroekonomik ve mali piyasa verileri aylık, haftalık hatta günlüktür. Arzı azalan malın değerinin artması iktisadın temel kuralıdır.Ocak-Mart 2004 (birinci çeyrek) milli gelir verilerinden hareketle ekonomik konjonktürün özelliklerini saptamaya çalışıyoruz. Son bir-iki yıl ile karşılaştırmalar kısa dönemle ilgili ipuçları verdi.Örneğin 2003 yazında başlayan "fazilet dairesinin" 2004 başında güçlenerek sürdüğünü gördük. Stoklar ve dış ticaret (sermaye kaçağı) sorunlarına değindik. Sıra konjonktüre daha uzun bir zaman aralığı içinden bakmaya geldi.Eğilim hesabıBütün zaman serilerinde kısa dönemli dalgalanmalar ve uzun dönemli eğilimler çakışır. Döviz kurunu (yada borsa endeksini) düşünelim. Günlük bakınca sürekli aşağı yukarı oynayan bir kur (endeks) görürüz .Albaylık, yıllık, birkaç yıllık bakınca mutlaka bir tarafa yöneldiği ortaya çıkar. Milli gelir de öyledir.Uzun dönem eğilimleri kısa dönem dalgalanmalardan ayırdetmek için çok sayıda yöntem vardır. Biz de bunlardan birini kullanacağız. Okuyucuyu sıkmadan ne yaptığımı kısaca özetlemek istiyorum.1987'de başlayan üçaylık sabit fiyatlarla milli gelir verilerini kullanıyoruz. 17 yıl artı bir çeyrek 69gözlem ediyor. Tramo-Seats yöntemi ile mevsimlik etkileri, Hodrick-Prescott filtresi ile kısa dönem dalgalanmaları temizliyoruz.Bulunan seriden her çeyreğin bir önceki çeyreğe göre trend büyümesi hesaplanıyor. Yıllandırarak her çeyrekteki büyümenin yıllık temposuna ulaşıyoruz. Gazetedeki köşemde yer alan grafikte bulgular gösteriliyor. Kesikli çizgi GSYİH'yı, düz çizgi GSMH'yı ifade ediyor.Büyüme, kriz ve krizden çıkışKısa dönem dalgaları temizlenince, 1987-1997 arasında milli gelirin yüzde 4-4.5 arasında büyüdüğü gözleniyor. Bu dönemde GSMH'nın GSYİH'dan biraz daha hızlı büyümesi dikkat çekiyor.1998'den itibaren trend büyüme hızı hızla düşmeye başlıyor. Grafik Türkiye ekonomisinde krizin 1998'de başladığını çok net gösteriyor. 2001'den sonra büyüme tekrar toparlanıyor. 2004 başında kriz öncesi düzeye ulaşıyor.Uzun dönem eğilimler bize konjonktürle ilgili ne söylüyor? 2003 sonunda ekonomi krizden çıkmıştır. Daha önceki dönem büyüme hızlarına ulaşmıştır. Ortalama büyüme hızının daha da yükselip yükselmediği bundan sonra görülecektir.Son olarak kriz döneminde GSMH'nın GSYİH'dan daha yavaş büyüdüğüne dikkat çekelim. Kriz bitince ilişki de normalleşiyor. Bu durumun kriz döneminde yoğunlaşan sermaye kaçağını yansıttığı kanısındayım.