Herkesin kafasında aynı soru var. Bugünkü hızlı büyüme sağlıklı ve sürdürülebilir mi? Yoksa geçmişte çok kez olduğu gibi dış kaynak girişinin şişirdiği yapay bir balon mu?İlk yarı milli gelir verileri fırsat oluşturdu. Bir süredir bekleyen konulara o sayede giriyoruz. Önce büyümenin tarihi rekora gittiğini belirttik. Sonra talebin ayrıntılarına baktık. İç talebi özel tüketim ve yatırımdaki canlanmanın taşıdığını saptadık.Ardından tasarruf-yatınm dengesini ele aldık. 2004 ve 2000'in ilk yarılarını karşılaştırdık. 2004'de iç tasarruflar yatınmdan düşük çıktı. Yani bir kaynak fazlası bulduk. Bugün iç tasarruf-yatırım ilişkisinin zaman içinde seyrini göreceğiz.Tasarruf-yatırım özdeşliğiİktisada Giriş derslerinde mutlaka okutulan temel makro özdeşliği iktisat eğitimi alan herkes bilir. Milli gelir muhasebesi, tanım icabı, bir ekonomide toplam tasarrufun toplam yatırıma eşit olmasını zorunlu kılar.Toplam tasarruf, iç tasarruf ve dış (yabancı) tasarruftan oluşur. Dış tasarruf cari işlemler dengesini yansıtır. Milli gelirden toplam tüketimi düşünce iç tasarruf elde edilir. Özel kesim tasarrufu ve kamu kesimi tasarrufu şeklinde ikiye aynlır.Tasarruflar yatırım için kullanılır. Milli gelir muhasebesinde gayrisafi sermaye birikimi denir. Kamu ve özel kesim yatırımları ayrılır. Kendi içinde makina-teçhizat, bina inşaatı (kamuda bina-dışı inşaat da vardır) şeklinde bölünür.Ancak, tasarruf kullanan bir kategori daha vardır: stoklardaki değişim. Mantık basittir. Stok artışı yatınm gibi kaynak (tasarruf) gerektirir. Stok düşüşü ise kaynak serbest bıraktığı için yatırıma kalan tasarrufun yükselmesi anlamına gelir.Büyümenin kaynağı iç tasarruflardır. Bunların esas kullanım yeri yatırımlardır. Dolayısı ile yatırımların iç tasarruflardan karşılanması hızlı büyümenin sürdürülebilmesini sağlar.Kriz sonrası yapısal dönüşümİç tasarrufun yaünmları karşılama oranına bakıyoruz. Yüzde 100'ün altında ise yatırımlar için dış kaynak kullanılıyor. Yüzde 100'ün üstünde ise iç tasarruflar yatırımlardan fazla, yani yatırım için dış kaynak ihtiyacı yoktur.1998'la 2004 (ilk yarı) arasında iç tasarrufun yatırımı karşılama oranları gazetedeki köşemde yer alan grafikte gösterilmektedir. 1998-2000 döneminde oran 100'ün altında kalıyor. Yani ekonomi yatırım için dış kaynak gerektiriyor. 2001'de oran 100'e, 2002'den sonra, bu yıl dahil, 100'ün bayağı üstüne çıkıyor. Kriz sonrasında dış kaynak ihtiyacında gerçekleşen yapısal dönüşüm grafikte çok net görülüyor.Çok ilginç bulguya ulaştık. 2004'ün ilk yarısında Türkiye'nin iç tasarrufu yatırımlardan ciddi şekilde yüksek. Ama aynı dönemde büyük miktarda dış kaynak kullanılıyor. Dış kaynak nereye gidiyor? Stoklara gömülüyor. Devam edeceğiz.
2004 ilk yarı milli gelir verilerini değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Tekrar etmekte yarar var. Türkiye ekonomisi kelimenin tam anlamı ile tarihi rekora gidiyor. Gerçekleşen büyüme son dönemin en önemli ekonomik olayıdır. Mutlaka çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.İç talepte ciddi bir büyüme görülüyor. Çünkü özel tüketim ve özel yatırım harcamaları artıyor. Öte yandan kriz sonrasında kamu tüketimi ve kamu yatıranlarında beliren düşüş trendi bu yıl da devam ediyor. Türkiye'de hızlı büyüme tedirgin eder. Gerisinde geçmiş deneyimler yatar. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Geçmişte tüketim ve yatırımlardaki patlamalar hep döviz ve kur krizleri ile sonuçlanmıştı.Bugün, 2004'ün ilk yansında tüketim, tasarruf ve yatırım arasındaki ilişkilere bakacağız. Karşılaştırmayı 2003 yerine 20001c yapmayı tercih ediyoruz. Nedenini tahmin etmek zor olmamalı.Tasarruf yüksekTüketim, tasarruf ve yatırım verileri gazetedeki köşemde yayımlanan tabloda yer alıyor. İlk iki sütunda 2000 ve 2004 sayılan cari döviz kuru ile milyar dolar olarak ifade ediliyor. Son iki sütunda ise GSYÎH'nin yüzdesi olarak gösteriliyor. Meraklılar için: "İstatisti-ki hata" düzeltilmemiş veriler kullanılıyor. Birincisi, biri hariç tüm kalemler mutlak dolar olarak 2004'te daha yüksek. Örneğin özel tüketim 2000'te 65 milyar dolardan 2004'te 91 milyar dolara, özel yatırım ise 15 milyar dolardan 20 milyar dolara çıkıyor. Tek istisnası 4 milyar dolardan 3 milyar dolara düşen kamu yatırımlarıdır.Oranlarda farklı bir manzara ile karşılaşıyoruz. Özel tüketimin GSMH'deki payı yüzde 71'den yüzde 67'ye düşüyor. Kamu tüketimi yüzde 13'te sabit kalıyor. Toplam tüketim yüzde 85'den yüzde 80'e geriliyor. Dolayısı ile iç tasarruf yüzde 15'den yüzde 20'ye yükseliyor. Bu son derece önemli bir bulgudur. 2000'e kıyasla 2004'ün ilk yarısında hem özel tüketimin hem de toplam tüketimin GSMH'ye oranı düşmüştür. Yani Türkiye bu yıl gelirinin daha az bölümünü tüketmekte, daha fazla bölümünü tasarruf etmektedir.Ama yatırım düşükGSMH'ye oranlar itibarıyla özel yatırımlar 2000'de yüzde 16 iken 2004'te yüzde 15'e, kamu yatırımları yüzde 5'ten yüzde 2'ye, dolayısı ile toplam yatırımlar yüzde 20'den yüzde 17'ye düşüyor.Önemli bir bulguya ulaşıyoruz. 2004'ün ilk yarısında Türkiye gelirinin yüzde 20'si kadar (28 milyar dolar) tasarruf yapıyor. Yüzde 17'sini (23 milyar dolar) yatırıyor. Geriye yüzde 3 (5 milyar dolar) tasarruf fazlası kalıyor.Sonra ne oluyor? Türkiye GSMH'nin yüzde 8'i tutarında (11 milyar dolar) dış tasarruf alıyor. Böylece elde edilen yüzde 12'yi (16 milyar dolar) stoklarda biriktiriyor. Ne kadar ilginç, değil mi? Bu konu daha çok muhabbet kaldırır. Bizi izlemeye devam ediniz.
Rekor büyümeyi analiz ediyoruz. Geçen yazıda iç talebin ayrıntılarına baktık. Son çeyrekteki büyümeyi son yarı yıl, son yıl ve 2003 yılı ile karşılaştırdık. Özel tüketim ve özel yatırım harcamalarında çok güçlü artış eğilimleri saptanıyor.Olumlu konjonktür Irak savaşının bitmesi ile 2003 yaz başında başlamıştı. Birinci yılın sonunda güven ortamının ve hızlı büyümenin gerçekten bir "fazilet dairesine" dönüştüğü açıktır.Buna karşılık kamu tüketiminde ve kamu yatırımında aynı ölçüde net bir daralma eğilimi görülüyor. Maliye politikasında giderek artan disiplinin milli gelir sayılarına da yansıdığı anlaşılıyor.Dış talepGazetedeki köşemde yayımlanan tablo aynı dönemleri kullanıyor. Ancak basit büyüme hızlarını göstermiyor. Onun yerine her kalemdeki harcama değişiminin büyüme hızına yaptığı katkıyı ifade ediyor.Neden yöntem değiştirdik? Ele alınan kalemlerden üçü, dış talep, stok değişimi ve dış alem faktör geliri çok dalgalanır. İşaretleri değişir. O nedenle basit büyüme hızı anlamsızdır. Büyümeye katkı hesabı tercih edilir. Ayrıca milli gelir muhasebesinde ihracat ve ithalat verileri hizmet ticaretini de kapsar. Dolayısı ile turizm, navlun, sigorta vs. hizmet gelir ve giderleri de dahildir.İhracatın büyümeye katkısı yüzde 6-7 aralığında istikrar kazanmış. Tabloda yer almayan daha önceki dönemlere kıyasla önemli bir artışa tekabül ediyor. Kendi içinde de küçük bir artış eğilimi var.İthalatta ise büyük ve hızlanan bir artış saptıyoruz. Örneğin son çeyrekte ithalat artışı milli gelir büyüme hızını yüzde 15,1 aşağı çekiyor. İç talep artı ihracatın sağlayacağı yüzde 27,1 büyüme böylece yüzde 12'ye geriliyor.İhracatın büyümeye katkısı sabit iken ithalatınki hızla artınca net dış talebin büyümeden götürdüğü de hızla yükseliyor. Ona rağmen iç ve dış talebi toplayarak bulunan stok hariç, toplam talepte güçlenen bir artış eğilimi net şekilde görülüyor.Stoklar ve faktör geliriKriz sonrası dönemin ilginç olayı ekonominin büyük miktarda stok biriktirmesidir. Zaman içinde azaldığı görülüyor. Son çeyrekte bile stok değişimi büyümeye yüzde 1 katkı yapıyor. Stoklar üstünde ileride ciddi şekilde duracağız.Net faktör gelirlerinde son bir yılda ciddi iyileşme var. 1999'dan 2002'e net faktör gelirlerinin büyümeye etkisi hep eksi ya da sıfır olmuştu. 2003 ortasından itibaren artıya dönmesi fevkalâde anlamlı ve önemlidir.Olumlu konjonktürün büyümede neden olduğu hızlanma GSYİH ve GSMH verilerinde görülmektedir. Son 12 ayda GSMH'nın yüzde 9,5 büyüdüğüne dikkat çekelim. 2004'te büyümenin yüzde 10'u aşması ihtimali yüksek durmaktadır.
Siyaset-mali piyasa ilişkisi oturmuşa benziyor. Özetleyelim. Mali piyasa hep siyasi kriz bekliyor. Arada bir siyaset bunu sağlıyor. Derhal borsa çöküyor, dolar ve faiz yükseliyor. Sonra siyaset normalleşiyor. Piyasalar rahatlıyor.Bu sürecin çevriselliğini daha herkes kavramadı. 2001 krizinin yarattığı travma hala devam ediyor. Bazıları korkuyor. Gerginlik anında borsa ve bonodan çıkıp döviz alıyorlar. Zarar ediyorlar. Kimi de tersini yapıyor. Kâr ediyor.Bu tür siyaset kökenli çalkantıları ciddiye almadığımız biliniyor. Sanıldığının tersine, ekonominin olağan işleyişi içinde mali piyasa dalgalanmalarının etkisi çok sınırlıdır. Hatta sıfırdır diyebiliriz.Velhasıl biz işimize dönelim. İlk yarı milli gelir verilerine bakıyoruz. Genel bir giriş yaptık. 2004'ün ikinci çeyreğinde ve ilk yarısında kelimenin tam anlamı ile büyüme rekorları kırıldığını anlattık. Bugün iç talebin analizi ile devam edelim.Bütçe disiplini ve tüketim artışıİç talep dört ana kalemden oluşur: Özel nihai tüketim, kamu tüketimi, yatırımlar ve stok değişimi. Bunlar içinde miktar olarak en önemlisi özel tüketimdir. Milli gelirin takriben üçte ikisini oluşturur.Gazetedeki köşemde yer alan tabloda karşılaştırma için dört zaman boyutu kullanılıyor. İlk sütunda ikinci çeyrek, ikinci sütunda ilk yarı, üçüncü sütunda son yıl (oniki ay) ve son sütunda 2003 yılı büyüme hızları var. Bu yöntemle değişimin değişimi hakkında bilgileniyoruz.Tabloyu okuyalım. Özel tüketim harcamaları 2003 yılında yüzde 6.6 artmış. Son oniki aya bakınca artışın güçlendiğini yüzde 10.5 a yükseldiğini görüyoruz. Son altı ayda artış yüzde 13.5'a ve son çeyrekte yüzde 16.4'e tırmanmış.Geçmişten bugüne yaklaştıkça özel tüketim daha hızlı artıyor. Bu durum şaşırtıcı değil. Şirket ve sektör satışlarından zaten biliniyordu. Ayrıca, eski sayılar 2003'ün ilk yarısını yani reddilen muhtıra ve Irak savaşı dönemini kapsıyor.Kamu tüketiminde ise tam tersi bir eğilim saptıyoruz. Bugüne yaklaştıkça, kamu tüketimindeki düşüş hızlanıyor. İkinci çeyrekte yüzde 7.9 azalıyor. Geride hükümetin zaman geçtikçe bütçede harcama disiplinini daha iyi sağlaması yatıyor.Özel yatırım patlamasıDaha da çarpıcı artış yatırımlarda görülüyor. Toplam yatırım harcamaları 2003'te yüzde 10, son oniki ayda yüzde 29.7, son alt ayda yüzde 52.1 ve son çeyrekte yüzde 51.7 artmış. Yatırım harcaması da giderek ivme kazanıyor.Tüketimde olduğu gibi, yatırımda da kamu ve özel sektör zıt davranıyor. Kamu yatırımlarında düşüş biraz yavaşlamakla beraber sürüyor. Buna karşılık özel yatırımlarda kelimenin tam anlamı ile bir patlama yaşanıyor. Son çeyrekte özel kesim makina-teçhizat yatırımlarındaki artış yüzde 100'e dayanıyor.Özel inşaat yatınmlarında eğilimin küçülmeden büyümeye geçtiğini özellikle vurgulayalım. 2003'te yüzde 11.4 küçülmekten ikinci çeyrekte yüzde 6.1 büyümeye geçiş, konjonktür ve işsizlik açısından önemli bir işarettir.Bir sonraki yazıda dış talebi ve stok değişimini ele alacağız.
Niyetim pazar günü başladığım büyüme analizini sürdürmekti. Ama elim gitmiyor. Çünkü aniden ufukta kara bulutlar belirdi. Borsa düştü, döviz ve faiz yükseldi. Türkiye bitmez tükenmez mali çalkantılarından birine daha giriyor. Aslında TCK konusunda yazmak istemiyordum. Okuyucularım dikkat etmiştir. Son günlerde ekonomi dışına çok ender çıkıyorum. Siyasi-toplumsal olaylara çok istisnai koşullarda taraf oluyorum.Maalesef olay büyüdü. Nasıl büyüdü, neden büyüdü, kim büyüttü sorularına cevap aranıyor. Ben de yazılan çizilen ve söylenenleri dikkatle izlemeye, anlam çıkartmaya çalışıyorum.Reform zordurGeçmişte Türkiye reform yapmakta çok zorlandı. Gerisinde bürokrasinin her değişimi hakimiyetine karşı tehdit olarak algılaması yatıyordu. Seçimle gelen iktidarlar bunu biliyordu. Ufak yamalarla eski yapıyı idare etmek işlerine geldi.Son dönemde çok yol alındı. İki etken öne çıkıyor. Biri AB üyeliğidir. Kamu yönetiminin her alanında reform gerekiyor. Diğeri AKP'nin bürokrasi ile göbek bağınını olmamasıdır. İmtiyazların üstüne yürüyebiliyorlar. Gene de reform kolay olmuyor.Yeni ceza yasası fevkalâde önemli bir değişimdi. Maalesef hiç beklenmedik bir yerde takıldı. Hükümetin evlilik dışı ilişkilerin bazı koşullarda ceza yasası kapsamına alınması teklifi yasama sürecini kilitledi.Cinsellik ve kadın-erkek ilişkileri hakkındaki yasal düzenlemelere modern toplumlar çokduyarlıdır. Eşcinsel evliliği ve kürtajın ABD'de büyük bir kutuplaşma nedeni olduğu unutulmamalıdır.Özel yaşam nerede biter? Kamu özel ilişkilere ne zaman müdahale edebilir? Özel ilişkinin hangi tarafı hangi koşulda kamu tarafından korunmalıdır? Bugünkü dünyamızda bu soruların kolay cevapları olmadığını söyleyebiliriz.AB kötü niyetliTürkiye'de tartışmanın muhatapları muhafazakârlar ve muhafazakâr olmayanlardır. Ben ikinci kesimde yer alıyorum. Dolayısı ile hükümetin teklifini benimsemiyorum. Evlilik dışı ilişkilerin ceza yasasında yer almasına karşı çıkıyorum.Buraya kadar tamam. Sonrası karışık. Çünkü aniden AB bu tartışmaya muhatap oluyor. Neden? Evlilik kurumunun düzenlenmesi Kopenhag kriterleri arasında yer alıyor mu? Hayır. Zaten hiçbir siyasi metinde yer alamaz.Ne oluyor? AB'deki Türkiye karşıtları bu olayı fırsat biliyor. Türkiye'nin üyeliğini engellemek için açtığı kampanyaya malzeme yapıyor. Türklerin ne kadar ilkel olduklarının nihai kanıtı olarak pazarlıyor. AB yetkililerine de yansıyan bu tavır bana dokundu.AB'nin Türkiye hakkında kötü niyetli olduğunu az çok biliyordum.Bu kadar kötü niyetli olduğuna doğrusu inanmıyordum. İnanmak istemiyordum. Çuvaldız ve iğne misali, AB'nin terbiyesiz tepkisini, karşı duracak yerde içeride hükümeti yıpratmak için kullanmaya çalışanlara da teessüflerimi ifade ediyorum.
Bir soru: Son birkaç yılın en önemli ekonomik haberi nedir? Hiç tereddüt etmeden geçen ay yayınlanan 2004 ilk yarı büyüme verileri derim. Zaten sayılara meraklı olduğum biliniyor. Yeni sezona onlarla başlamak istiyorum.Bu yıl Türkiye ekonomisi kimsenin hayal bile edemediği bir performans gösteriyor. En iyimserleri bile mahçup ediyor. Geçmiş eğilimlerinden çok farklı davranıyor.Bu konjonktür Irak savaşının sona erdiği 2003 ortasında devreye girdi. 2002'nin başında ilk işaretler gelmişti. Yazın alınan erken seçim kararı ekonomiyi tekrar kötü dengeye taşıdı. Gereksiz yere bir yıl kaybedildi.Kriz sonrasında sürekli bir "fazilet dairesinden" söz ettik. Güvenin tesisi ile birlikte ekonominin kalıcı bir iyi dengeye yöneleceğini iddia ettik. İnsanlar inanmakta zorlandı. Hala kabullenemeyenler olduğunu biliyoruz.Rekor rekor üstüneYılın ikinci çeyreği Nisan-Haziran dönemine tekabül ediyor. Bu yıl ikinci çeyrekte milli gelir artışı tüm zamanların rekorlarını kıran bir tempoda gerçekleşti. Kısaca özetleyelim.İkinci çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla - GSYİH - büyüme hızı yüzde 13.5 oldu. Mevcut milli gelir serisi 1987 yılına gidiyor. Bu sayı serinin en yüksek büyüme hızıdır. Bundan önce iki kere GSMH'da büyüme bu düzeye gelmiştir. Ama çok farklı koşullarda.1990'ın ikinci çeyreğinde GSYİH yüzde 13.3 büyümüş. Ama bir önceki yıl yüzde 1.7 küçüldükten sonra. 1995'in ikinci çeyreğinde yüzde 13.5 büyümüş. Gene bir önceki yıl yüzde 7.8 küçüldüğü için. Halbuki geçen yıl ikinci çeyrekte yüzde 3.9 büyüme var.Aynı durum Gayrisafi Milli Hasıla - GSMH - için de geçerli. Bu yıl büyüme yüzde 14.4 geçen yılın yüzde 3.6 büyümesinin üstüne geliyor. 1990 ve 1995'te bir önceki yılın eksi büyümeleri ile ancak bu düzey tutturuluyor.Yılın ilk yarısı için büyüme hızı gene rekor kırıyor. GSYlH'da büyüme hızı yüzde 12.9, geçen yılın yüzde 5.8'lik büyümesinin üstüne geliyor. 1990'ın ilk yarısında yüzde 12.1 büyüme ise bir önceki yılın yüzde 2 küçülmesini izliyor.Yılın ilk yarısında GSMH'de büyüme hızı yüzde 13.5 geçen yılın yüzde 5.3'lük artışına ekleniyor. 1990'un ilk yarısındaki yüzde 13.5 büyüme ise bir önceki yılın yüzde 1.1 küçülmesini takip etmişti.Rekorlar devam edecekEkonomiyi süper tankerlere benzetebiliriz. Harekete geçirmek zaman alır. Ama hareket ettikten sonra durdurmak da o ölçüde zordur. Üstelik şu anda ekonomide yavaşlamaya yol açabilecek bir neden de ortalıkta görülmüyor.Yavaş yavaş 2004 yılında büyümenin tarihi bir rekor kırmasına alıştırmak gerekiyor. Bütün işaretler o yönde geliyor. Yılbaşına yüzde 5'in altında başlayan büyüme tahminleri giderek yüzde 9'lara 10'lara yükseldi bile.Önümüzdeki yazılarda milli gelir verilerinin ayrıntılarına gireceğiz.
Uzun süredir şüpheleniyordum. Bu kez kesinleşti. Bana karşı komplo var.Yıl boyunca haftada üç kez yazıyorum. İlginç konu bulmakta zorlandığım oluyor. Yaz sonunda iki hafta tatil yapıyorum. İnadına müthiş bir konu bolluğu yaşanıyor.Geçmişte buna canım sıkılırdı. Tam yazı zamanı imiş nereden çıkardım bu tatili diye kendime kızardım. Artık alıştım. Üstüme bir kadercilik çöktü.Ne yapalım, tatil bitince hepsini yazarız diye sükûnet içinde bekliyorum.O arada okuma temposunu biraz hızlandırdım. Çok makale ve kitap birikmişti. Hepsi olmadı ama önemsediklerimi bitirdim. Bazılarının etkileri önümüzdeki günlerde bu sütuna yansıyacaktır.VerilerYayınlanan verilerle başlayalım. Ağustos sonunda temmuz ayı dış ticareti, hemen ardından temmuz ödemeler dengesi açıklandı.Temmuzda dış dengede bir sürpriz yoktu. Beklentilerle uyumlu gerçekleşti.Kamuoyunda döviz kuruna ve dış dengeye aşırı duyarlılık var. O nedenle son dönemde en uzun ve ayrıntılı analizleri dış denge hakkında yaptık. Bundan sonra da aynı özeni göstereceğiz.Ağustos enflasyonu beklentilere kıyasla daha yüksek geldi. Yıllık TÜFE enflasyonu tekrar yüzde 10 düzeyine çıktı. Çekirdek enflasyon kabul edilen özel imalat sanayi fiyatlarında yukarı hareketlenme görüldü.Enflasyonda hızlı düşüş döneminin bitip bitmediği zaten tartışılıyordu. TÜFE'nin birkaç ay yüzde 8-10 aralığında dinlendikten sonra tekrar düşüşe geçmesi ihtimalini yüksek görüyordum. Analiz edeceğiz.İkinci çeyrek için rekor milli gelir büyümesi açıklandı. Yüzde 12 diyenlere iyimser muamelesi yapılıyordu.Aslında karamsar oldukları anlaşıldı. 2004 yılında GSMH'nın yüzde 10'un üstünde büyümesi gündeme geldi. Ayrıntılarına bakacağız.Politikalarİktisat politikası açısından bir tek önemli olay var. Merkez Bankası gecelik faizde hiç beklenmeyen bir indirim yaptı.Borç alma faizini yüzde 22'den yüzde 20'ye düşürdü. Bu karar pek çok gözlemciyi şaşırttı. Ama ekonomiyi etkilemedi...Bir süredir para politikası ve gecelik faizler konusunda bir polemik yaşanıyor.Sevgili dostum Ege Cansen daha düşük gecelik faiz için tam saha pres yapıyor. Önümüzdeki dönemde bu konulara gireceğiz.Üç yıllık hazırlanan yeni ekonomik program hakkında çok az somut bilgi var. Ekim ayı içinde kesinleşeceği anlaşılıyor. IMF heyeti yarın İstanbul'da temaslarına başlıyor.Yakından izleyeceğiz.Ağustos ortasında ABD Merkez Bankası faizi 0,25 puan yükseltti. Önümüzdeki hafta yapılacak toplantıda aynı oranda yeni bir artış bekleniyor.Tüm tersine rivayetlere rağmen, Türkiye bunlardan pek etkilenmemiş duruyor. Etkilenmez demiştik.
Türkiye'de kamuoyu birbiri ile yakından ilişkili iki göstergeye, döviz kuruna ve dış dengeye çok duyarlıdır. Bu duyarlılığın bir nedeni toplumun müşterek hafızasında yer etmiş geçmiş döviz ya da kur krizleridir. Anlayışla karşılanmalıdır.İkinci neden farklıdır. Türkiye'ye döviz kazandıran ve harcatan faaliyetlerin yapısal özelliklerden kaynaklanan "görüntü" sorunları vardır. Tipik örnek dış ticaret açığının dış açık zannedilmesidir.Daha önemlisi, son 10 yılda dış denge hesaplarının "dandik TL" darbesini yemesidir. Para ikamesinde (sermaye kaçağında) her iki yönde hareket, kazanılan dövizle hesaba geçen döviz arasında fark oluşturur. Net hata noksan kaleminin içeriği değişir.Dış dengenin ayrıntılarının iyi anlaşılmasını bu nedenle çok önemsiyorum. Nisan ayında son 10 yılın ödemeler dengesine beş yazı ayırdım. Şu anda 2004'ün ilk yansına bakan bu dizinin sekizinci (ve sonuç) yazısını okuyorsunuz.Sorular ve cevaplarSoru 1: 2004 yılında dış ticaret açığı büyüyor mu? Kesinlikle evet. 2003 yazında başlayan olumlu konjonktür yatarım ve dayanıklı tüketim harcamalan üstünden ithalatı patlatmıştır. Hangi geçmiş dönemle karşılaştırırsak karşılaştıralım, dış ticaret açığı büyüyor.Soru 2: Dış ticaret açığı ile TL'nin değer kazanması arasında bir ilişki var mıdır? İlke olarak evet. Fiili etki zannedildiği kadar yüksek olmayabilir. Ceteris paribus, TL'nin daha düşük değerli kalması halinde dış ticaret açığı biraz inebilirdi.Soru 3: Görünmeyen fazlası neden küçülüyor? Bilmece buradadır. Turizm sektöründeki olumlu gelişmeye rağmen diğer hizmet gelirleri ve işçi dövizleri düşüyor. Görünmeyenlerdeki fazla azalıyor. Bu ters gelişmede sermaye kaçağı kokluyoruz.Soru 4: Dış açık tehlikeli düzeye geldi mi? Bence hayır. Kamuoyunu yanıltan yıllık bazda cari işlemler açığının 11.7 milyar dolara (GSMH'nin yüzde 4.3'ü) çıkmasıdır. Halbuki net borçlanma gereği 3.4 milyar dolar (GSMH'nin yüzde 1.2'si) düzeyindedir.Soru 5: Borçlanma gereği sayısına güvenebilir miyiz? Bence açığı büyük gösteriyor. Görünmeyen gelirlerde gizlenen sermaye çıkışı net hata noksana yansıyan girişten daha büyüktür. Aslında borçlanma gereği daha da küçüktür.Bundan sonrasıYıl sonu dış denge tahminini yeni vermiştik. Gayrimenkul yatırımı net hata noksan kalemini 1.5-2 milyar dolar aşağı çeker. Buna karşılık yıl sonu için borçlanma gereği tahminini değiştirmeye gerek görmüyoruz.Son 10 yıl ve 2004'ün ilk yarısı ödemeler dengesi üstüne yazılanınla ilgilenenler için tam metni web sayfama (adresi sayfa üstünde) koydum. Yazılanma iki hafta ara veriyorum. Eylül ortasında tekrar sizlerle birlikte olacağım.Dostluğuna, kişiliğine ve iktisatçılığına büyük değer verdiğim Prof. Dr. Merih Celasun u kaybettik. Kendisine rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum.