Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Enflasyon düşecektir

21 Kasım 2004

Ekim enflasyonunun beklentilerin üstünde çıkması enflasyon tartışmasını alevlendirdi. Enflasyondaki düşüşü çok önemsediğimiz biliniyor. O nedenle konuyu irdelemek ihtiyacını duyduk.Önce enflasyondaki dalgaları trend değişikliğinden ayırdetmenin zorluğunu gösterdik. Ocak-Nisan 2003 arasında yıllık enflasyon yükseldi. Trend değişmiş gibi durdu. Mayıs 2003'te yükseliş sürdü. Ama ardından hızlı bir düşüş dönemi geldi.İkinci olarak enflasyon beklentilerindeki sistematik kötümserliği tespit ettik. 2003 ve 2004 yılında enflasyonda yaşanan büyük düşüş öngörülmemişti. 2004'ün ikinci yarısında bile enflasyon beklentileri açıklanamaz şekilde yüksekti.Bugün resmin tümüne bakıyoruz.Düşüş eğilimi çok güçlüdürGazetedeki köşemde yer alan grafik son iki buçuk yılın tüketici enflasyonunu özetliyor. Çubuklar fiili enflasyonu gösteriyor. Yıllık enflasyon Temmuz 2002'de yüzde 42 iken 27 ay sonra Ekim 2004'te yüzde 9.9'a geriliyor.Manzara çok nettir. Türkiye bu dönemde enflasyonla mücadelede müthiş başarılıdır. İmkansızı gerçekleştirmiştir. Üstelik, bunu piyasaların ve kamuoyunun hiç inanmamasına rağmen yapmıştır.Noktalı kesikli çizgi dönem için en basit üstel (logaritmik) trendi gösteriyor. Kesikli çizgi ise biraz daha karmaşık, 6'ncı dereceden polinom trendi veriyor. Şimdi bu işler çok kolaylaştı. Excel programında tek komut istediğimiz trendi hesaplıyoruz.Ne görüyoruz? Üstel trendle başlayalım. Enflasyonda düşüş eğilimi çok güçlüdür. Ancak, hızı hep aynı değildir. Kısa süreli yükselmeler de olabilmektedir. Yani bir yandan düşerken aynı anda enflasyon dalgalanmaktadır.Temmuz 2002'den Şubat 2003'e kadar enflasyon trend değerinin altında seyrediyor. Mart 2003'ten Ocak 2004'e kadar trend değerinin üstüne çıkıyor. Şubat 2004'ten Eylül 2004'e kadar gene altta kalıyor. Ekim 2004'te yukarı çıkıyor.Dalgalar eğilimi değiştirmezPolinom trendle devam edelim. Dalgaları izleyebildiği için fiili enflasyonu daha iyi yansıtmaktadır. Trend değeri Ocak-Şubat ve Ekim-Kasım 2003'te enflasyon üstünde, Mart-Haziran 2003'te altında kalmıştır. Ekim 2004'te altındadır.Mayıs-Eylül 2004 döneminde trend yükselmektedir. Ama Ekim'de tekrar düşüşe geçmektedir. Yukarı dalga bir yada iki ay daha devam etse bile tekrar düşüş ihtimali çok yüksek durmaktadır.Neticede, enfasyondaki düşüşün devam edeceğini yani yükselme dalgasının geçici kalacağını iddia ediyoruz. Sayıları bu şekilde okuyoruz.

Devamını Oku

Enflasyon yükselecek mi?

15 Kasım 2004

Kriz sonrası dönemin en önemli ekonomik olayı enflasyonda yaşanan büyük düşüştür. Kamuoyu ve mali piyasalar böylesine sert bir düşüş beklemiyordu. Onlara rağmen gerçekleşti diyebiliriz. Nitekim, hâlâ inanmakta çok zorlananlara raslanıyor. En son temmuz enflasyon verilerini değerlendirmiştik. İki tahmin yaptık. Bir: Enflasyon birkaç ay yüzde 8-10 aralığında oyalanacak dedik. İki: Ancak, uzun dönemde düşüş trendinin süreceğini söyledik.Ağustos-ekim verileri ilk tezimizi doğruladı. Mayıs ve haziranda yüzde 8,9 olan yıllık TÜFE, temmuzda yüzde 9,6'ya, ağustosta yüzde 10'a çıktıktan sonra eylülde yüzde 9'a düştü ama ekimde tekrar yüzde 9,9'a yükseldi.Ne var ki, ekimde hem tüketici hem de toptan eşya fiyatlarında artış beklenenin üstünde gerçekleşti. Dolayısı ile bir kere daha "enflasyon yükseliyor mu?" tartışması başladı. Bu önemli konu üstünde durmak istiyoruz.Dalgalanma ve trendTahmin yapmanın en zor kısmı kısa dönemli dalgaları uzun dönemli eğilimlerden ayırt edebilmektir. Bu zorluk borsa, döviz kuru, faiz vs. mali piyasa göstergelerinde çok belirgindir. Ayıranı iyi yapabilenler genellikle çok kârlı çıkar.Aynı sorun makroekonomik göstergeler için de geçerlidir. Enflasyon, büyüme, işsizlik, dış açık vs. bir eğilim üstünde dalgalanma gösterir. Ne zaman dalga, ne zaman trend kınlıyor, ayırt etmek çok zordur. Yanılma ihtimali yüksektir.Şöyle diyelim. Enflasyondaki her yükseliş kalıcı yükseliş, her düşüş de kalıcı düşüş değildir. Geçmişte bunun çok sayıda örneğini bulmak mümkündür. En yakınına, 2003 ilkbaharında yaşananlara ayrıntılı bakacağız.Gazetedeki köşemde yayımlanan grafikte Temmuz 2002-Ağustos 2003 arası yıllık tüketici enflasyonu veriliyor. Temmuz-ocak döneminde hızlı bir düşüş var. Şubat-mayıs arasında tekrar yükseliyor. Hazirandan sonra gene düşüşe geçiyor.Soru basit: Nisan sonunda mayıs-ağustos için nasıl bir tahmin yapardınız? Kesikli çizgiler, temmuz-nisan verilerinden elde edilen iki farklı trende işaret ediyor. Üstel trend düşüş, ikinci dereceden polinom trend ise yükseliş gösteriyor.Yanılgının anatomisiPolinom trend eldeki data ile daha uyumlu duruyor. Hem temmuz-ocak arası düşüşü hem de şubat-nisan arası yükselişi kapsıyor. Buna bakarak polinom trendi tercih ediyoruz. Enflasyondaki düşüşün bittiğini, yani tekrar yükseleceğini ilan ediyoruz.Mayıs verileri çıkınca çok seviniyoruz. Aynen beklediğimiz gibi enflasyon yükseliyor. Ama haziran, temmuz ve ağustos verileri bizi çok üzüyor. Çünkü enflasyon tekrar hızla düşmeye başlıyor. Sorun nedir? Polinom trende güvenenler şubat-mayıs dönemindeki geçici yukarı dalgayı trendin kınlma noktası şeklinde algılıyorlar. Yanılıyorlar. Bu önemli kominin analizini sürdüreceğiz.

Devamını Oku

Güneşli günün içinden

13 Kasım 2004

Yazım için bilgisayarın başına oturmadan önce güneşlendim. Boğazı seyrettim. İstanbul'un en güzel mevsimi sonbahardır. Boğucu ve rutubetli yaz sıcakları biter. Ama lodos yumuşak yumuşak esmeye devam eder. Ilık ve güneşli günler birbirini izler.Bu yıl da öyle oldu. Kasım ortasına geldik. Daha soğuk görmedik. Meteoroloji hafta sonu için yağmur, fırtına, soğuk, yani kış öngörüyordu. Onların da işi bizimki kadar zor. Tahminleri her zaman tutmuyor. Vatandaş gene de dinliyor.Bayramın başına yazı günüm denk gelince iktisat yazmayı sevmiyorum. Nostaljik ve duygusal takılmayı tercih ediyorum. Üstüne hava da güneşli olunca, enflasyon, dış açık ve büyüme verileri ile boğuşmak iyice anlamsızlaşıyor.Umutlu bir bayramYazının başlığı ve ilk paragrafı bugün dünyaya pembe gözlüklerle baktığımı gösteriyor. Eminim bazıları "Bırak hoca, sen zaten hep iyimsersin!" diyor. Onlara şuna sorardım. Kim daha çok haklı çıktı? İyimserler mi yoksa kötümserler mi?Şeker Bayramı'nın ilk gününde bu soruya ayrıntılı cevap aramak istemiyorum. Nasıl olsa, bazen doğrudan, bazen dolaylı cevaplıyoruz. Ekonomik ve siyasi tahmin ve beklentilerin gerçekleşmesini yakından izliyoruz.Buna karşılık bir genel değerlendirme yapabiliriz. Söyle soralım. 14 Kasım 2004 Pazar sabahı Şeker Bayramı'na girerken Türkiye kendini nasıl hissediyor? Kötü mü? İyi mi? Umutlu mu? Umutsuz mu?Doğal olarak cevaplamak için bir referans noktası gerekiyor. Bundan önceki birkaç yılın, örneğin 2001, 2002 ve 2003'ün Şeker Bayramları ile karşılaştırma sanırım makul olurdu.Ben hiç tereddütsüz bu yıl daha iyiyiz diyorum. Geleceğe daha umutla bakıyoruz. Siyasi istikrar sürüyor. AB üyeliği yolunda çok önemli adımlar atıldı. Büyük reformlar gerçekleşti. Ekonomi büyüyor. Enflasyon düşüyor.Üstüne, arefe günü güzel ve güneşli bir gün geçirdik.Çok sıfırlı son bayramBu bayramın tarihi bir özelliği daha var. Birbuçuk ay sonra YTL geliyor. Milyonlar, milyarlar ve trilyonlar günlük hayatımızı terkedecek. Çok uzak değil, Kurban Bayramı'nda onlar, yüzler, binlere muhatap olacağız.Kalıcı olur mu? Enflasyon belasından bir daha geri gelmemek üzere kurtulduk mu? Madem ki iyimser bir günümüz, "Evet, yapabiliriz, yapacağız" diyeceğiz. Nefesimizi tutup sonucu bekleyeğiz. Bu vesile ile değerli okurlarıma refah, huzur ve mutluluk diliyorum.

Devamını Oku

Tekstil kotaları, siyaset ve Çin

11 Kasım 2004

Dünya ekonomisinin en önemli parametrelerinden birisi, Çin ekonomisindeki işçi ücretleri. Bu maliyetler inanılmaz derecede düşük ve birçok ana sanayi dalında Çin'le fiyat bakımından rekabet etmek adeta imkânsız. Bunların başında tekstil ürünleri var. Şu anki gidişata göre tekstil ürünlerinde dış ticaret koşullan 31 Aralık gece yansında aniden değişecek. Tekstil kotaları bir anda sıfırlanacak. Ve eğer tedbir alınmazsa ortalık birbirine girecek.Türkiye'nin durumuTekstil sanayii aslında çeşitli sektörlerden oluşuyor. Ana ürünleri toplayın, Türkiye 2003 yılının ocak-eylül döneminde 10 milyar dolan aşan bir ihracat gerçekleştirmiş. Bu yılki gidişat bunun ciddi biçimde üstünde ve 12 milyar dolan aşıyor.Bu yıl tekstil ürünleri ihracatında kabaca yüzde 13-14'lük bir artış gözleniyor. Toplam ihracattaki artışın altında, ama bu boyuttaki bir sanayi için yine de epey sağlıklı bir büyüme.Tekstil sanayiinin toplam ihracat içindeki payını azaltan en önemli etken otomotiv sanayiinin bu yıl dramatik bir ihracat performansı sağlamış olması. Ocak-eylül döneminde 6 milyar dolara yakın otomotiv ihracat gerçekleştirilmiş. Bu kalemdeki artış oranı yüzde 56!Türkiye'nin ihracatı gelecek yıllarda bu yöne kayacağa benziyor. Tekstil kotalarından söz ederken işin bu tarafının unutulmamasında yarar var.Ancak tekstil yine de kritik bir öneme sahip. Sözünü ettiğimiz kalemleri toplayın, 2003 yılı ihracatının üçte biri ediyor... Bu yıl diğer kalemlerdeki hızlı artış nedeniyle bu oranda küçük bir gerileme olsa da tekstil önemini koruyor.Çin'de emek maliyetiBiz Türkiye'de tekstil sanayiinde çalışan işçilerin ortalama maliyetini araştırmış değiliz. Öte yandan Çin'deki emek maliyetini yakından biliyoruz.Çin'in tekstil üretimi açısından kritik bölgelerinde bir işçi ayda 50 dolar para kazanır.Haftada 7 gün çalışır. Günde de 12 saatten fazla... Sigortası, emekliliği...Sağlık sigortası vs. yoktur. Fabrikanın bir köşesindeki yatakhanelerde yatar kalkar. Kendisine verilen yemekleri yer. Ayda bir-iki gün otobüsle 24 saat uzaklıktaki memleketine gider, ailesini ziyaret eder. Ve bu koşullara rağmen çok da iyi çalışır.Türkiye ile bilimsel bir kıyaslamasını yapmak mümkün değil. Ama kaba rakamlar şunu gösteriyor. Çin'de tekstil işçisinin patrona toplam maliyeti 70-80 dolar arasında bir yerdedir. Biz 100 dolar diyelim...Türkiye'de bütün maliyetleri toplayın, çalışma saatleri için gerekli olan düzeltmeleri yapın, modern bir fabrikada işçinin bir aylık maliyeti 700 doları geçecektir. (Bu bir alt sınır.)Biri 100 dolar... Diğeri 700. Kotalar 31 Aralık'ta aniden kalkarsa Çin tekstil ihracatını birkaç yıl içinde neredeyse üçe katlayabilecek ve bu arada Türkiye'nin ihracatı da ciddi bir darbe yiyebilecektir.GörüşmelerElbette Avrupa Birliği de, Amerika da kotaların kalkmasının ne anlama geldiğini biliyor. Başkan Bush'un seçimleri kazanması ile ABD bu konuda fazla aktif bir rol izlemeyebilir.Avrupa Birliği ise yapısı icabı bu konuda daha duyarlı. Türkiye de öyle... Bu nedenle Çin'le görüşülüyor ve 31 Aralık'tan önce bir anlaşmaya varılmaya çalışılıyor. Buna göre Çin önümüzdeki yıllarda bazı kotalan kabullenecek ve kotalar kademeli olarak kalkacak...Eğer anlaşma olmazsa Avrupa Birliği bu sefer tek başına hareket edip Çin tekstil ürünlerinin ihracatını engelleyecek.Elbette serbest ticarete aykırı ama... Bu gibi işlerde siyaset de önemli.SonuçBiz Çin yönetimini iyi tanırız. Böyle bir anlaşma sanırız sonunda gerçekleşecektir. Kotaların kalkması zamana yayılacaktır.Zamanla da Çin'de ücretler artacak... Türkiye ihracatı da otomotiv gibi sektörlere kayacaktır.En azından umulan bu.

Devamını Oku

Kayıt dışı ekonomi tuzağı

8 Kasım 2004

Bir süredir kısa dönemli konjonktür analizleri yapmaktan sıkılıyordum. Neyse ki imdadıma OECD tarafından yayınlanan son Türkiye raporu yetişti. Sayesinde yapısal sorunlara girme fırsatı oluştu.Hareket noktamız raporda 2003-2015 arası için gerçekleştirilen büyüme simülasyonu oldu. İyimser senaryoda, yüksek büyüme hızları dönem sonunda AB ortalamasına yaklaşmayı sağlıyordu.Ancak, rapor aynı anda üç temel tuzağa dikkat çekiyordu. Birincisi, iktisat politikalarına güven duyulması şarttı. İkincisi kamu yönetimindeki zafiyetin giderilmesi gerekiyordu. Pazartesi ve perşembe günü çıkan yazılarımızda bunlara baktık.Hızlı büyümenin önündeki üçüncü engel ekonomik faaliyetlerin önemli bölümünün kayıt dışında sürdürülmesidir. Rapor Türkiye'nin mutlaka "enformellik tuzağından" kaçmasının gerektiğini söylüyor.Kayıt dışının nedenleriTürkiye'nin genel zihniyet yapısı içinde kayıt dışı ekonomi olgusuna da polisiye mantığı ile yaklaşılır. Vatandaş kanunlara uymaz. Bürokrasi kanunları uygulamaz. Geri planda rüşvet ve yolsuzluk yatar. "Asacaksın birkaç tanesini" muhabbeti sürer.Rapor farklı bir tavır benimsiyor. Kayıt dışı ekonomiye iktisatçı gözü ile bakıyor. Üretici için bir yanda kayıt dışında kalmanın sağladığı yararlar var. Vergi, sigorta vs. ödemiyor. Bu şekilde rekabet gücü kazanıyor. Kârlılığı yükseliyor.Ancak kayıt dışında kalmanın üreticiye maliyetleri de var. Kamu hizmetlerinin bir bölümüne ulaşamıyor. Kredi kullanması çok zorlaşıyor. Verimliliği artıracak ölçek ekonomilerinden yararlanacak şekilde firmasını büyütemiyor.Buna göre, üreticilerin kayıt dışında kalmasının sebebi ekonomiktir. Kayıt içine geçmenin maliyetinin, sağladığı yarardan daha büyük olmasıdır. Yani kayıt dışı aslında teşvik edilmektedir. Rapordan küçük bir alıntı yapalım."Vergilerle, sosyal güvenlikle, emek ve ürün piyasaları ile ilgili düzenlemeler çok maliyetlidir ve sık değiştirilmenin belirsizliğini taşırlar. Bu durum çok sayıda işletmenin ve çalışanların çoğunluğunun kayıt dışını tercih etmesine yol açmaktadır. Belli ki, kayıt içine terfi etmenin külfetleri yararlarından daha fazladır" (s.26).Kayıt dışı fasit dairesiÜretici kayıt dışına kaydıkça, devlet formel kesime daha fazla yüklenmek zorunda kalır. Yani formel kesimde yer almanın maliyeti yükselir. Bu olgu daha çok üreticiyi kayıt dışına geçmeye teşvik eder. Maalesef bu fasit daire Türkiye ekonomisinde uzun süredir geçerlidir. Ekonominin önemli bir bölümünün son derece düşük verimlilik düzeyinde kalmasının en önemli nedenidir.Hızlı büyüme, yüksek verimlilik artışı gerektirir. Kayıt dışı ekonomiyi küçültemeden, bunu sağlamak mümkün değildir. Fasit daire mutlaka bir yerinden kırılmalıdır.

Devamını Oku

Zayıf yönetişim tuzağı

4 Kasım 2004

Seçimi George Bush'un kazandığı anlaşılıyor. Sonuçlar resmi değil ama sürpriz ihtimali de yok. Kerry'nin ipi göğüsleyeceğini zannedenler yanıldı. Havlu attı. Bush'un oyların yarıdan fazlasını aldığına da dikkatinizi çekelim.OECD tarafından yayınlanan Türkiye raporuna bakıyoruz. Önce tanıttık ve methettik. Uzun dönem büyüme simülasyonunu özetledik. İyimser senaryonun AB ortalamasına yaklaşma öngördüğünü söyledik.Ardından başarının koşullarına girdik. Rapor üç temel tuzağa dikkat çekiyordu. Pazartesi günü ilkini ele aldık. Hızlı büyüme için mutlaka iç ve dış aktörlerin iktisat politikalarına güven duyması gerektiğini vurguladık. Güvenilirlik ile enflasyon arasındaki ilişkiyi hatırlattık.İkincisi aslında ilkinin doğal bir çıkarsamasıdır. Güçlü güven için düşük enflasyon gerekiyor. Düşük enflasyonun kalıcılığı ancak kamu yönetimine çeki düzen verilmesi halinde mümkündür. İkinci tuzak, kamu yönetimindeki zafiyetlerdir.Zafiyetin resmiRaporun ilgili paragrafını olduğu gibi okuyucularıma aktarmak istiyorum. Bence bugünkü yapıyı belirleyen geçmiş uygulamalara son derece berrak bir teşhis getiriliyor. Net bir resim ortaya çıkıyor."Devletin esas görevi çekirdek kamu kurum ve hizmetlerini sağlamaktır. Devlet bu görevi yerine getirememektedir. Nedeni, geçmişte kamu kaynaklarının önemli bir payının özel çıkar gruplarına aktarılması ve kamu kesiminin işsizliğe karşı tampon olarak kullanılmasıdır.Vasıflı kamu yöneticilerinin gelirleri ile birlikte kalitesi de düşmüştür. Vergi idaresi, kamu harcamalarının yönetimi, yargı, eğitim, sağlık, kırsal gelişme ve altyapı gibi temel kamu hizmetlerinin miktar ve kaliteleri çok olumsuz etkilenmiştir.Dolayısı ile, kamu hizmetlerinde kalite düşüşü ekonomik büyümeyi durdurmuş, böylece bu hizmetlerin kalitesini arttırmak için gerekli kaynakların seferber edilmesi de olanaksız hale gelmiştir.AB'ye uyum süreci içinde (acquis communautaire) kamuda yönetişimi iyileştirecek reformlar yapılmaktadır. Esas sorun, bu reformların fiilen uygulanmasının da gerçekleştirilmesidir" (sayfa 26).Darbeler, popülizm ve kötü yönetimHem resmedilen durum hem de nedenleri iyi biliniyor. Üst üste askeri darbelerin yarattığı yapay siyaset kurumları popülizmin kolay yeşerdiği bir ortam oluşturdu. Zaten tarihi-yapısal sorunları olan kamu yönetimi zaman içinde iyice çöktü.Özellikle 12 Eylül darbecilerinin bıraktığı kötü miras çok ağırdır. Son yirmi yılda kamu yönetimindeki bozulma hızlanmış ve bugünkü hale gelmiştir. Kötü yönetilen, kaynak israf eden, zorunlu kamu hizmetlerini sağlayamayan bir devlet yapısı ile hızlı büyüme hayaldir.

Devamını Oku

Enflasyon mucizeyi engeller

1 Kasım 2004

Bugün ABD'de başkanlık seçimi yapılıyor. Bence bu seçimin sonucu ve ekonomiye etkileri hakkında geçmişe kıyasla daha çok spekülasyon yapıldı. Nedenleri başlı başına bir yazı konusu olurdu.Bir an için ben de bu katara katılayım dedim. Geçmişte ABD seçimlerine hiç taraf olmadığımı da fark edince vazgeçtim. Onun yerine Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşüm konusuna devam etmeye karar verdim.Geri planda OECD'nin yayınladığı Türkiye raporu var. Önce raporu tanıttık ve methettik. Sonra rapordaki uzun dönem büyüme simülasyonuna baktık. İyimser senaryoda önümüzdeki 10 yılda Türkiye'nin AB ile arasındaki farkı kapatmaya başlaması öngörülüyordu.Hemen sorma ihtiyacını duyuyoruz. Bu performans hangi koşullara bağlıdır? Ya da tersinden gidersek, riskler hangi alanlarda yoğunlaşmaktadır? Rapor bunlara üç temel tuzak adını veriyor. Bugün ilkini ele alacağız.Güven tuzağıGündemin bir numaralı maddesi güven sorunudur. Makro-ekonomik açıdan, tüm ekonomik işleyiş güven kavramında düğümlenir. Sanıyorum artık herkes iktisat politikalarına güven duyulmasının önemini kavradı.Güven sözcüğü yerli ve yabancı ekonomik aktörler arasında bir ayırım yapmıyor.Türkiye deneyiminde çok net görüldüğü gibi, yerlilerin kendi yönetimlerine güveni yabancılardan az olabiliyor.İktisat politikalarının gelecekteki seyrine güven yoksa bir fasit daire devreye giriyor. Yüksek faiz-sermaye kaçağı-devalüasyon-enflasyon sarmalı kendi kendini besliyor.Güven büsbütün zedeleniyor. Reel ekonomi çok hırpalanıyor.İktisat politikalarına güven duyulunca da bir fazilet dairesinden söz edebiliyoruz. Faiz düşüyor, kaçan sermaye geri dönüyor, yatırımlar artıyor, kur istikrar kazanıyor, ve neticede reel ekonomi bundan yararlanıyor.Düşük enflasyon şarttırBu süreçlerde temel zafiyet noktası enflasyondur. Güvenilirlik için enflasyona izin verilmediğinin geçmişte kanıtlanmış olması yetmez. Gelecek için de taahhüt edilmesi gerekir.Aksi takdirde ekonomik aktörlerin iktisat politikalarına güven duymazlar.Başarının birinci ve en önemli koşulu bu şekilde ortaya çıkıyor: Düşük enflasyon. Daha açık söyleyelim. Türkiye son üç yılda enflasyonu indirmek konusunda büyük başarıya imza attı. Ancak burada duramaz. Enflasyonu AB ülkeleri düzeyine, yani yüzde 2-3'lere düşürmelidir.Önümüzdeki dönemde enflasyonun tekrar başını kaldırması Türkiye'nin karşısındaki için en ciddi tuzaktır. AB ile arasındaki mesafeyi kapatma şansını ortadan kaldıracaktır. Bu gerçeği çok iyi kavramak gerekmektedir.

Devamını Oku

OECD'den büyüme senaryoları

30 Ekim 2004

OECD Türkiye raporunu geçen yazımızda tanıttık. Rapordaki analizlerin kalitesini ve bilgilerin önemini özellikle belirttik. Ortalığın sakin olmasından yararlanarak rapordan ilginç bölümleri okuyucularımıza aktaracağız.Ekonomik başannın uzun dönemde nihai göstergesi büyüme hızıdır. Gelişmiş ülkelerle aradaki gelir ve refah farkını kapatmanın ve işsizlik sorununu çözmenin bir tek yolu vardır. O da hızlı büyümedir.Son 30 yıl itibanyla Türkiye bu açıdan vasat performans göstermiştir. Örneğin satın alma gücü paritesi ile kişi başına geliri, ABD'nin beşte biri (yüzde 20'si) civarında sabit kalmıştır.Benzer durum AB için de geçerlidir. 1990'lardan bu yana AB ile aradaki mesafe sabit kalmış, hatta biraz genişlemiştir. Raporda 2003 yılında Türkiye'nin satın alma gücü paritesi ile kişi başına geliri AB ortalamasının yüzde 27'si olarak veriliyor.Varsayımlar ve sonuçlarRapor her fırsatta enflasyonla mücadele ve yapısal reform konularında son dönemde atılan olumlu adımları methediyor. Bunların Türkiye'ye tarihi bir 'fırsat penceresi' açtığını vurguluyor. Ortalama büyüme hızında ciddi bir yükselme bekliyor.Bu amaçla 2003-2015 dönemini kapsayan bir simülasyon yapılmış (sayfa 25). Üç senaryo hazırlanmış: Zayıf büyüme, orta-güçlü büyüme ve güçlü büyüme. Ortadakini bir kenara bırakalım. Kısaca iki uç hale bakalım.İlki 1990'lardaki trendin devamı, yani tekrar yüksek enflasyon, popülizm, krizler, vs. geçmişe geri dönülmesi anlamına geliyor. Dolayısı ile yatırımlar ve istihdam çok yavaş artıyor. GSMH ve kişi başına gelirde büyüme sırası ile yüzde 3.1 ve yüzde 1.4'de kalıyor. Kişi başına gelir 2015'te AB'nin yüzde 25'ine geriliyor.Son senaryo reformlann hızlanarak devam ettiğini kabul ediyor. Yeni ortam yatırımları, istihdamı ve toplam faktör verimliliğini olumlu etkiliyor. GSMH ve kişi başına gelirde büyüme sırası ile yüzde 7.4'e ve yüzde 5.6'ya ulaşıyor. 2015'te Türkiye'de kişi başına gelir, AB ortalamasının yüzde 41'ine çıkıyor.'Yakalama dönemi'Birkaç kısa gözlem yapalım. Gelişen ülkelerin gelişmişlerle aradaki farkı kapamalarına iktisat literatüründe 'yakalama'(catch-up) deniyor. Son 30 yıldaki yüksek enflasyon macerasının Türkiye'ye esas bedeli kaybedilen büyümedir.13 yıl boyunca GSYİH'da yüzde 7.4 büyüme tutturmak abartılı durabilir. Örnekler çoktur. OECD raporu İrlanda'nın 1993-2001 arasında ortalama yüzde 8.1, Kore'nin ise 1982-1991 arasında yüzde 8.9 büyüdüğünü hatırlatıyor.2002 ilkbaharında TÜSİAD için AB üyeliği, yabancı sermaye ve büyüme arasındaki ilişkileri inceleyen bir araştırma yapmıştım. (İnternet sitemde var.) İyimser senaryoda 2003-2012 için büyüme hızını yüzde 7.3 hesaplamıştım. Aklın yolu bir derler.

Devamını Oku