Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

TÜFE'de hedef, gerçekleşme ve beklentiler

10 Ocak 2005

Türkiye'nin yüksek enflasyon tarihinde çok özel bir yılı bitirdik. 1970 yılından bu yana ilk kez yıllık tüketici enflasyonu 2004'te tek haneye indi. Bir enflasyon düşmanı olarak kutlanması gereken bir olay kabul ediyorum.Kısaca hatırlatalım. Ortalama tüketici enflasyonu 1971-2000 arasında yüzde 51,1990'larda ise yüzde 80'dir. Üç yıl önce, 2001'de yüzde 68,5'ti. 2004'de yüzde 9,3'e geriledi. Yedi buçukta biri eder. Enflasyonun kolayca indirilebileceğine kanıttır.Ayrıca üç yılda ekonomi yüksek büyüme hızları tutturmuştur. Böylece enflasyonu hızlı büyümenin sonucu zannedenlerin yanıldığı ortaya çıkmıştır. Enflasyon düştükçe büyüme hızlanmış, büyüme hızlandıkça enflasyon düşmüştür.Üstelik, dönem boyunca enflasyon hedefleri ıskalanmıştır. Ancak, aşağıdan ıskalanmıştır. Yani fiili enflasyon hükümet hedefinin altında çıkmıştır. Gelecek açısından bu konu çok önemlidir.Farklı bir bakışMutlak sayıların medyada yeterince analizi yapıldı. Farklı bir yaklaşım deneyeceğim. Son üç yılda gerçekleşen fiili enflasyonu hedeflenen ve beklenen enflasyonla karşılaştıracağım.Elimizde üç seri var. Biri hedef enflasyon. Son üç yılda sırası ile yüzde 35, yüzde 20 ve yüzde 12 idi. Diğeri fiili enflasyon. Aynı sıra ile yüzde 29,7, yüzde 18,4 ve yüzde 9,3 oldu. Üçüncüsü yılbaşında o yıl için beklenen enflasyon. Sırası ile yüzde 47,8, yüzde 24,9 ve yüzde 13,2 çıktı. Üç serinin kendi arasındaki ilişkilere bakabiliriz. Fiili enflasyonu hedef enflasyona bölünce, hedef gerçekçiliğine ulaşırız. Bekleneni hedefe bölünce hedefin inanılırlığını buluruz. Bekleneni fiiliye bölünce beklentilerin gerçekçiliğini elde ederiz. Sonuçlar gazetedeki köşemde yayımlanan tablodadır. "Fiili/hedef oranı" 100'den küçüktür. Yani fiili enflasyon hep hedefin altında kalmıştır. Ya da hedef yüksek tutulmuştur. En çok sapma da 22 puanla 2004 yılındadır."Beklenen/hedef oranı" 100'den büyüktür. Yani piyasa aktörleri enflasyon hedefine inanmamıştır. Ancak aradaki fark giderek azalmaktadır. 2005 için hedef ve beklenti çok yakın hale gelmiştir. Doğallıkla bu durumda "beklenen/fiili oranı" da 100'den büyüktür. En çok sapma bu oranda görülmektedir. Beklentiler hiç gerçekçi değildir. Daha da ilginci, beklentilerdeki yanılgı 2003'te azalmış fakat 2004'de tekrar artmıştır.Bazı çıkarsamalarTürkiye deneyimi enflasyonla ilgili pek çok önyargının yanlışlığını kanıtlamaktadır. Yukarıda enflasyon büyüme ilişkisine değindik. 2004'te milli gelirde rekor büyüme, enflasyonda hedeften rekor aşağı sapma ile beraber gerçekleşmiştir.Bir diğer önyargı, enflasyonun düşmesi için önce enflasyon beklentilerinin kırılması gerektiğidir. Sayılar açıkça enflasyonun beklentilere hiç aldırmadığını göstermektedir. Hatta, zorlarsak tersine bir ilişki bile bulabiliriz.Geriye enflasyon hedefleri kalıyor. Bu uzun konuyu başka bir yazıya bırakıyorum.

Devamını Oku

Nihayet YTL

8 Ocak 2005

Türkiye yeni yıla yeni para birimi YTL ile başladı. TL'den altı sıfır atıldı. Milyon bire, milyar bine, trilyon milyona, katrilyon milyara indi. Böylece milyarların zengin olmak için yetersiz kaldığı bir dönem tarihe gömüldü.Yeni para birimi ile bir hafta geçirdikten sonra birkaç gözlem yapabiliyorum. Günlük yaşamda kağıt banknotları ya da fiyatları karıştırmadım. Çok karıştıran olduğunu sanmıyorum. Bence uyum sağlamak kolaydı.Buna karşılık hesap birimi olarak beynim hala milyonu kullanıyor. Yıllar boyunca milyonu bir gibi görmeye alışmış. Vazgeçmiyor. Kasiyer 15 YTL deyince hızla bunun 15 milyon lira olduğunu çıkartıyor. Rahatlıyor.Beynimiz milyonu bir almaya ne zaman gerek duymayacak? Bu işi bilenler iki üç ay diyor. Herhalde öyledir. Geçmiş çabuk unutulur. Rahata çabuk alışılır. Sıfırlarla dolu o dünyayı özleyeceğimizi sanmıyorum.Değişim korkusuİnsanoğlu aslında tutucudur. Değişiklik önerilerine daima şüphe ile yaklaşır. Öngörülemeyen sonuçlara yol açmalarından korkar. Durumunun daha da bozulmasından çekinir. Mevcudu be-ğenmese de daha güvenli bulur.Üstüne Türkiye'nin özgül koşulları gelir. Vatandaş genelde ülkeyi yönetenlere güvenmez. Her yaptıklarında gizli gündemler arar. Komplolar saptar. Değişim bahanesi ile kendisine zarar vereceklerine inanır.Aylardır YTL hakkında ortalıkta dolaşan felaket senaryolarını hatırlayalım. Ne deniyordu? 50 YTL ve 100 YTL banknotlar bir tür devalüasyondu. Dolar mutlaka patlayacaktı. Tüm fiyatlar yuvarlanırken zamlanacaktı.Ne oldu? Bırakın devalüasyonu, doların düşüşü ancak Merkez Bankası'nın günlük döviz alım ihaleleri ile engellenebiliyor. KDV indirimi ve petrol fiyatının gerilemesi sayesinde pek çok malın fiyatı düşüyor.Türkiye para birimi reformunu çok daha önce, 1990'ların ikinci yarısında yapabilirdi. Siyasi iktidarın niyeti vardı. Ama bürokrasinin ezeli ve ebedi tutuculuğu ona da engel oldu. Boş yere zaman kaybedildi."Avro" hakkındaEuronun Türkçe adı üstüne tartışmaları dikkatle izliyorum. Nedenlerim var. Yedi küsur yıl önce, 28 Eylül 1997'de Sabah gazetesinde çıkan köşe yazımın başlığı şöyle: "En İyisi Yeni Lira = Avro".Yazıda para birimi reformu ile TLnin mutlaka terk edilmesi gerektiğini söylüyorum. Yeni para birimine yeni bir ad verilmesini öneriyorum. Mantıklısı euronun Türkçesi olan "avro" olur diyorum.Euro için avro karşılığını ben mi buldum?Hayır. Hürriyet gazetesi köşe yazarı sevgili dostum Hadi Uluengin'in bir yazısında rastlamıştım. Onu zikrederek kullandım. Patenti Hadi'ye aittir. Kayda geçmesi için yazıyorum.

Devamını Oku

Risk analizine giriş

3 Ocak 2005

Türkiye yeni yıla iyimserliğin ağır bastığı bir ortamda girdi. 2005 tahminleri bunu yansıtıyor. Genelde ekonomik istikrarın süreceği düşünülüyor. Yani temel makroekonomik büyüklüklerde sürpriz ya da büyük çalkantı beklenmiyor.Ancak, bu iyimserlik hiçbir risk kalmadığı anlamına gelmiyor. Yaşamın her anında risk vardır. Hint Okyanusu'nda deprem ve tsunami doğa karşısında çaresizliğin kanıtıdır. Anlaşılmaz toplumsal süreçler de büyük felâketlere yol açabilir.Risklere nasıl yaklaşabiliriz? Bir iki iyimser sözcüğün ardından uzun uzun riskleri sayan üslûbu sevmiyorum. Mahcup karamsarların ya da aşırı temkinlilerin tercih etmesini anlıyorum. Kendime yakıştırmıyorum.Doğrusu, ekonomideki olumlu gidişatın nedenlerine bakmaktır. Böylece risklerin nerelerde yoğunlaşabileceği de görünürlük kazanır. Gerçekçi bir değerlendirme mümkün olur.Sağlam reel temellerBugünü geçmişten ayırt eden temel fark nedir? Hiç tereddütsüz cevap verelim. Üst üste beş yıldır sürdürülen bütçe disiplinidir. Bugünkü (ve dünkü) ekonomik istikrarın temelinde verilen yüksek faiz dışı fazlalar yatmaktadır.İki türlü test edebiliriz. Bir an için Türkiye'nin son beş yılda daha gevşek maliye politikası uyguladığını varsayalım. Diğer koşullar aynı kalsın. Bugünkü iyimser ortama asla ulaşılamayacağı çok açıktır.Tersine bakalım. Son beş yılın maliye politikası aynı kalsın. Diğer koşullar daha olumsuz olsun. Örneğin daha yüksek dolar faizleri düşünebiliriz. Kısa dönemde karamsar dönemler yaşanabilirdi. Ama uzun dönemde bugünküne benzer bir yere gelinirdi.Geri dönüp kriz öncesi ve sonrası karamsarlığı analiz edebiliyoruz. Bir tek konu karamsarlığın ana nedeni olarak öne çıkıyor. Sıkı maliye politikasının sürdürülebileceğine inanılmıyor. Arkası çorap söküğü gibi geliyor.Ekonominin maliye politikası karşısındaki kırılganlığı bugün de aynen devam etmektedir. Bütçe disiplininde en küçük bir gevşeme ihtimali bile ekonomik dengelerin kalıcı şekilde ve hızla bozulması için yeterlidir. Tek gerçek risk maliye politikasındadır.Oynak mali piyasalarBu noktada reel ekonomi ile mali piyasalar arasında riske bakış açısından farkları belirtmek gerekiyor. Reel ekonominin belirlenmesinde reel olaylar (reel ücretler, verimlilik, teknoloji, reel faizler, bütçe açığı vs.) birincildir. Psikoloji ve beklentiler ikincildir.Mali piyasalar için de reel büyüklükler önemli, hatta uzun dönemde belirleyici olabilir. Ancak kısa dönem çok farklıdır. Kısa dönemde mali piyasalar öznel değerlendirmeler, psikolojik faktörler yani beklentiler tarafından belirlenir.Dolayısı ile maliye ve para politikası, rekabet gücü vs. velhasıl ekonomik temeller aynı iken mali piyasalar dalgalanır. Aniden riskler belirir. Sonra fırsat oldukları anlaşılır. Hareket ve heyecan devam eder. Bu ayırım çok önemlidir.

Devamını Oku

2005 tahminleri

1 Ocak 2005

2004'ün analizi yarım kaldı. Tahminleri fiili durumla karşılaştırdık. Nitel değerlendirmeyi yılın son yazısına bıraktık. Ama elimizde olmayan nedenlerle yazamadık. Çünkü sıra yeni yılla ilgili tahminlere geldi.Bir gözlemle başlamak istiyorum. Çok uzun süredir Türkiye ekonomisini profesyonelce izlerim. Gazete, dergi ve köşeyazarlarını okurum. Farklı toplum katmanları ile konuşurum. Böylesine yaygın ve güçlü bir iyimserliğe ilk kez şahit oluyorum. Yanlış anlaşılmasın. Türkiye'nin yaşadığı büyük dönüşümde yerini bulamayan hatta ondan zarar gören toplum kesimleri var. Siyasi ya da ideolojik köklerden beslenen karamsarlık da var. Ancak kesinlikle çoğunluğu iyimserler oluşturuyor.Büyüme ve enflasyonKüçük bir belirsizliği hatırlatalım. Bu yıl DİE enflasyon ve sabit fiyat milli gelir serilerini yeniliyor. Yeni serilerin ilk dönemleri tahminciler için daima sorunludur. Sürprizler olabilir. İyi yönde sürpriz ihtimalini daha yüksek görüyorum.Türkiye ekonomisi üç yıl üst üste ortalamadan daha hızlı büyüyerek bir rekora doğru yürüyor. Bu eğilimin 2005'te de sürmesi bekleniyor. GSMH için resmi büyüme hedefi yüzde 5'in aşılacağına kesin gibi bakılıyor.Ben de katılıyorum. GSMH ve GSMH için büyümeyi sırası ile yüzde 6.8 ve yüzde 7.7 tahmin ediyorum. 2004'te olduğu gibi 2005'te de iç talebi özel kesim yatırımlarının çekeceğini düşünüyorum.Tüketici enflasyonunda beklentilerin hükümetin yüzde 8 hedefine çok yaklaştığını izliyoruz. Tahminler yüzde 8-10 aralığında yoğunlaşıyor. Ben son üç yıldır enflasyon konusunda genel beklentiye kıyasla hep iyimser kaldım. Bu yıl da öyleyim.Yıl sonu itibarıyla tüketici fiyat artışının yüzde 7'nin altında kalacağını öngörüyorum. Nokta tahmin isteyenler için yüzde 6.9 diyelim. TEFE 2004 yılında sona erdi. Yerine gelen üretici fiyat endeksini yıl içinde tanımaya çalışacağız.Dış denge ve döviz kuru İhracat, ithalat ve dış ticaret açığını sırası ile 78 milyar dolar, 110 milyar dolar ve 32 milyar dolar olarak tahmin ediyorum. Dış ticaret açığı bu yılın biraz altına iniyor. Görünmeyen gelirler artıyor. Cari işlemler açığı 11.5 milyar dolara geriliyor. 3.2 milyar dolar net hata noksan fazlası dış açığı 8.3 milyar dolara indiriyor.Döviz kurunda bu yıl bir düzeltme olur mu? Enflasyon tahmininden bu soruya cevabımızın hayır olduğu anlaşılıyor. Nominal kurların yatay seyredeceğini, belki birkaç puan aşağı ya da yukarı oynayabileceğini sanıyorum.Gelelim pariteye. Nokta tahmin sevmiyorum. Kendi hesaplarımda euro/dolar paritesinin yıl ortalamasını 1.30 almaya karar verdim. 2004'te 1.24 olmuştu. Doların euro karşısında yüzde 5 değer kaybetmesi anlamına geliyor.2005'te para politikasında şeffaflık ve hesap verilebilirlik artıyor. Ne anlama geldiği ve faiz, kur, büyüme, vs. temel büyüklükler üzerinde muhtemel etkisi çok önemlidir. Önümüzdeki günlerde ele alacağız.

Devamını Oku

Herkesi şaşırtan 2004

27 Aralık 2004

Yılın son yazılarında geçmiş yılı değerlendiriyoruz. Sıra Türkiye ekonomisine geldi. Sonucu baştan söyleyelim: 2004 Türkiye ekonomisi için olağanüstü bir başarı yılıdır. Sanırım Türkiye'nin son 20, 30 hatta belki 40 yılın en iyi performanslarından birini tutturduğunu kolayca söyleyebiliriz.Üstelik, siyaseten de 2004 çok iyi geçti. İstikrar sürdü. Hükümette bakan bile değişmedi. Kıbrıs konusunda tarihi bir adım atıldı. Zorlu pazarlıklar sonucu da olsa AB'den üyelik müzakereleri için tarih alındı. Bu gelişmeler ne ölçüde bekleniyordu? Sorunun cevabını, yılbaşında yapılan tahminleri gerçekleşme ile karşılaştırarak vermeye çalışacağız.Tahminler karamsar kaldıHer yılın ilk yazılarında temel ekonomik büyüklükler için tahminlerimi açıklıyorum. Yıl sonunda fiili duruma bakıyorum. Böylece kendime not verme olanağım oluyor. Gazetedeki köşemde yayımlanan tablonun ilk sütununda bunlar yer alıyor.Bu yıl kapsamı biraz genişlettim. İki tahmin anketini de ekledim. İkinci sütunda Merkez Bankası'nın ayda iki kez yaptığı beklenti anketinin Ocak 2004 sonuçları var. Eastern Europe Consensus Forecasts'ın 19 Ocak 2004 tarihli tahminleri üçüncü sütunda. Son sütun ise bugün itibariyle 2004 veri ve tahminlerini yansıtıyor.Tüketim, yatırımlar, milli gelir, enflasyon ve dış ticaret tahminlerinde ben anketlerden daha iyimserim. Ama gerçekleşme beni bile karamsar kılıyor. Dolayısı ile anketlere yansıyan beklentilerin aşırı karamsar oldukları anlaşılıyor.Milli gelirde beklenen büyüme anketlerde yüzde 5'in altında. Ben yüzde 6 civan diyorum. Yüzde 8 -9 çıkacak. Enflasyon anketlerde yüzde 13'ün üstünde. Ben yüzde 12 diyorum. Yüzde 10 çıkacak. Yıl sonu dolar kurunu herkesin 1,6 milyon TL tahmin ettiğine dikkatinizi çekerim. Tek tersi durum cari işlemler dengesinde yaşanıyor. En iyimser tahmin benimki: 5 milyar dolar açık. Anketler de iyimser: 8 milyar dolar açık. Gerçekleşen açık herhalde 14 milyar dolar civarında olacak.Bir çelişki, bir raslantıİlginç bir gözlem yapalım. Merkez Bankası gecelik faizi doğru tahmin ediliyor (yüzde 18). Buna göre piyasa para politikasını doğru analiz ediyor. Halbuki piyasa enflasyon tahmininde çok yanılıyor. Ortada ciddi bir çelişki var. Son olarak parite tahminine değinelim. 2004 için ortalama euro/dolar paritesini 1,21 tahmin etmişim. Ortalama parite 1,24 civannda gerçekleşti. Bu kadar yakın çıkması bence tamamen raslantıdır. Sayıları gördük. Bir sonraki yazıda nitel değerlendirmesini yapacağız.

Devamını Oku

Dünya ekonomisinde gerilim

26 Aralık 2004

Zaman hızla geçiyor. Bir yılı daha deviriyoruz. Her yılın son üç yazısında çıkan yılı değerlendiriyoruz. Önce dış dünyadaki gelişmeleri ele alıyoruz. Türkiye ile devam ediyoruz.Aslında 2004 dünya ekonomisinin son dönemdeki en parlak yılı oldu. Kriz ya da resesyon yaşayan, milli geliri küçülen ya da aynı kalan ülke yoktu. Ülkeden ülkeye farklar olmasına rağmen 2004'te ekonomiler büyüdü.Buna karşılık enflasyon bir tehdit oluşturmadı. Talep artışına rağmen dış ticarete konu mallarda rekabetin yoğunlaşması fiyat artışlarını kısıtladı. Gelişmiş ekonomilerde emek piyasalarında arz fazlası sürdü.Çin'deki hızlı büyümenin yarattığı talep artışları ise hammadde fiyatları üstünde baskı yarattı. Petrolde uzun dönem fiyat dalgası yükselme yönünde geçmişti. Dolayısı ile petrol fiyatları rekor düzeylere tırmandı.ABD'nin açıklarıOlumlu gidişata rağmen bir gelişme mali piyasalarda ve iktisatçılar arasında ciddi şekilde tedirginliğe yol açtı. Sözcüğün her iki anlamı ile önemli miktarda spekülasyona neden oldu. Üstelik, çözümü yolunda pek adım atılamadı.Sorun, ABD'nin normal insanın havsalasını aşan boyutlara ulaşan dış açıklarıdır. Halen açık 600 milyar dolar civarındadır. Yakın gelecekte 800 milyar dolara, hatta 1 trilyon dolara tırmanabileceği iddia ediliyor.Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. Türkiye'nin 2004 yılı milli geliri 300 milyar dolar civarında hesaplanıyor. Yani ABD altı ayda bizim bir yılda ürettiğimiz mal ve hizmetler toplamı kadar dış açık veriyor.ABD'nin esas açığı mal ticaretinden kaynaklanıyor. Görünmeyenler (hizmetler ve sermaye gelirleri) kısmında küçük bir fazlası var. Mal ticaretindeki açıkta en büyük pay Çin ve diğer Asya ülkelerinin. Türkiye bile ABD ile küçük bir ticaret fazlası veriyor.Dış açık bir tasarruf açığıdır. Ülke kendi tasarrufundan fazla yatırım yaptığı zaman oluşur. Tanım icabı yabancılara varlık satışı ile finansmanı yapılır. Yani ülkenin yabancılara karşı yükümlülüklerinin artmasına yol açar.Asya ülkelerinin fazlalarıDünya ekonomisi sıfır toplamlı bir oyundur. Yani her açığın bir fazlası vardır. ABD dış açığının karşısında Çin ve diğer Asya ülkelerinin dış fazlaları yer alıyor. Bunlar ithalat yapmak için ABD'nin verdiği dolarları Merkez Bankaları'nda biriktiriyor.Mantık aynıdır. Dış fazla bir tasarruf fazlasıdır. Fazla veren ülke çalışıp ürettiklerini tüketmiyor ve yatırmıyor. Ne yapıyor? ABD'ye borç veriyor. Dolayısı ile dış varlıklarını artırıyor.Bu durumun yarattığı gerginlikleri kısaca belirtelim. Bir: Asya ülkeleri ABD'ye borç vermeyince mal satamıyor. Halbuki ekonomilerini ihracat taşıyor. İki: ABD sadece kendi parası ile borçlanmayı kabul ediyor. Yani iflas riski borçverenin üstünde kalıyor. Üç: Bu düzen fazla süremez. Ama nasıl değişeceğine karar vermek hiç de kolay değil.Bu konuyu daha çok tartışacağımız kesindir.

Devamını Oku

Para politikası değişiyor

20 Aralık 2004

Gündem hızlanınca yetişmekte zorlanıyoruz. Son on günü hatırlayalım. Önce Katılım öncesi Ekonomik Program (KEP) tanıtıldı. Sonra IMF ile yeni Standby Anlaşmasının ana hatları ortaya çıktı.Birbirini tamamlayan iki metin hakkında yazma fırsatını bulamadık. İçlerinde önümüzdeki dönemde para politikasında bazı değişikliklere gidileceğinin ipuçları vardı. Bunları Merkez Bankası Başkanı dün açıkladı.Bir zamanlama karışıklığı da oldu. Eylül başından bu yana Merkez Bankası gecelik borçlanma faizini yüzde 20'de sabit tutuyordu. Dün 2 puan indirim yapıldı. Gecelik borç verme faizi yüzde 18'e indi. İki olay arasında bir bağlantı olmadığını özellikle vurgulayalım. Dün yapılan faiz indirimi yılbaşından itibaren terk edilecek para politikasının parçasıdır. Para politikasındaki gerçekleşecek değişmenin sonucu değildir.Örtük (!) enflasyon hedeflemesiKüçük bir hatırlatma ile başlayalım. Şubat 2001'de dalgalı kur rejimine bir günde geçiverdik. Zor bir gündü, sonraki yıl da zor geçti ama oldu. O arada, dalgalı kur rejimi para politikası yöntemini değiştirmeyi gerektirdi.Para arzını denetleyen yöntemler gözden düşmüştü. Enflasyon hedeflemesi popülerdi. Türkiye'nin de enflasyon hedeflemesine geçmesi kararlaştırıldı. Ancak, kur rejiminden farklı olarak, para politikasında uzun bir geçiş dönemi tercih edildi.Enflasyon hedeflemesinin avantajı, Merkez Bankası'na aynı anda hem yetki hem de sorumluluk verilebilmesidir. Hükümet enflasyon hedefini saptar. Merkez Bankası şeffaf para politikası uygular. Hedefi tutturmadığı taktirde hesap sorulur.Türkiye'nin geçiş döneminin ilk üç yılında şeffaflık toptan rafa kaldırıldı. İngilizce "implicit" karşılığına "örtük" sözcüğü tam oturdu. Üç yıldır para politikası kararlarının üstü resmen örtüldü. Gizlilik perdesi arkasına saklanıldı.Dolayısı ile enflasyon hedeflemesinin diğer önemli avantajı da yok oldu. Şeffaflıkla birlikte hesap verilebilirlik ortadan kalktı. Üç yıldır para politikasında yetki vardı. Ama sorumluluk ve hesap sorulabilirlik yoktu.Şeffaflığa doğruGeçiş döneminin bu kadar uzun sürmesinin gerisinde bu basit gerçek vardır. Bürokrasi yetkinin en çok sorumluluk getirmeyen ve hesap sorulamayanını sever. "Örgütlenmiş sorumsuzluğun" getirdiği imtiyazlara özellikle sahip çıkar.Ama koşullar değişiyor. IMF, AB, kamu reformu, vs. her yandan şeffaflık ve hesap verme talepleri geliyor. Bunlara direnmek zorlaşıyor. Daha çok şeffaflık ve hesap verilebilirliği sağlayacak adımlar mecburen atılıyor.Öyle oldu. Şu sıralar talih bize gülüyor. Gene biz kazandık. 2005 yılında para politika kararlarını şeffaflaştırmak zorunda kaldılar. Örtünme, gizlilik, sorumsuzluk azaldı. Yetki sahiplerinden hesap sorma olanakları genişledi.Karar gecikmiştir ve yetersizdir. Gene de çok önemlidir. Çünkü yetkili ama sorumsuz bürokratik yapılardan birinin daha terbiye edilmesini simgelemektedir.

Devamını Oku

''Tarih bitti''

18 Aralık 2004

Özal hükümeti 1987 ilkbaharında o zamanki adı ile AET'den tam üyelik istedi. Talebi iletme görevi aile büyüğümüz Devlet Bakanı Ali Bozer'e kısmet oldu. İlk 'Tarih Bitti!" yazımı yazdım. İfadeyi Fukuyama'dan üç yıl önce ve aynı içerikte kullanmıştım. 1995'e geldiğimizde eski ortak pazar AB'ye dönüşmüştü. Çiller hükümeti Gümrük Birliği anlaşmasını imzaladı. Bu tarihi olayı büyük bir coşku ile ve gene aynı başlıkla karşıladım. Aralık 2002 Kopenhag zirvesinde Türkiye'ye tam üyelik için ilk yeşil ışık yakıldı. Cuma günü Brüksel'deki müzakere maratonu ile noktalanan süreç başladı. Ben de ifadeyi üçüncü kez kullanma olanağına kavuştum. Bugün son kez kullandığımı zannediyorum. Sonuç hasıl olmuş, Türkiye amacına ulaşmıştır. Gerisi ayrıntıdır. Bundan sonra tam üyelik şekil şartından ibarettir. Zaten 10 yıl sonra hala yazı yazabileceğim şüphelidir.Türkiye tercihini yaptıHaklı olarak "Biten nedir?" diye soracaksınız. Kastedilen, uzun süren bir arayış döneminin bitmesi, yani Türkiye'nin siyasi, ekonomik, toplumsal, kimlik, vs. temel konularında kalıcı tercihlerini yapmasıdır. Türkiye'nin son iki yüzyılı arayış dönemidir. Osmanlı imparatorluğu çok-uluslu ve çok-dinli bir tarım toplumu üstüne inşa edilmiş militarist bir devletti. Çağa ayak uyduramadı. Gerilemesi ile birlikte müslüman-Türk toplumunun büyük arayışı başladı.Tarımdan sanayiye, imparatorluktan ulus devlete, militarizmden demokrasiye geçiş kolay olmuyor. Son yüzyılda benzer süreçleri yaşayan toplumların başına gelen felaketleri biliyoruz.Türkiye için de kolay olmadı. Eskinin güçlüleri, bazen beklenmedik desteklerle, demokrasinin ve piyasa ekonomisinin gelişmesini engellemeye çalıştılar. Zihniyetler direndi. Laiklik ve milliyetçilik etrafında kimlik sorunları oluştu.AB üyeliği kesin tercihlerin yapılmasıdır. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü yani demokrasi seçilmiştir. Özel mülkiyet ve dışa açık piyasa ekonomisi seçilmiştir. Çoğulcu toplum seçilmiştir. Müslüman Avrupalı kimliği seçilmiştir.Biz kazandıkHedefe doğru atılan her adımdan sonra hatırlatıyorum. Biz kazandık, onlar kaybetti diyorum. Biz kimiz? AB projesini destekleyenleriz. İlk başlarda sayımız azdı. Yavaş yavaş arttı. Daha da artacak.Kazananlar demokrasiyi, açık piyasa ekonomisini, kültürel-toplumsal hoşgörüyü, devletin vatandaşın inancı ile barışmasını savunuyor. Türkiye'yi yarına çekmeye çalışıyor. Ya kaybedenler? Yukarıdaki tanımın tersini almanız yeterlidir. AB içinde Türkiye'yi istemeyenlerle kurdukları ittifak başarısız oldu. Kaybettiler. Ancak özdeyişi unutmayın. Mağlup pehlivan güreşe doymazmış. Gürültü yapmaya devam edeceklerdir.Türkiye'yi kutluyorum. Başta Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül olmak üzere, bu sonucun alınmasına katkı yapan herkese minnettarım.

Devamını Oku