Dalgalı kur rejimi sonrasında Merkez Bankası'nın işleyişinde yenilikler yapıldı. Para Politikası Kurulu bunlardan biridir. Para politikası kararlarında şeffaflığı ve hesap verilebilirliği artırmak amacını güden bir kurumsallaşmadır. Maalesef 2002-2004 arasında bürokrasinin şeffaflık ve hesap verme korkusu kınlamadı. Kişiselleşmiş ve sorumsuz yetki üstüne kurulmuş yönetimle devam edildi. Dolayısıyla, "adı var kendi yok" göstermelik bir kurul olarak kaldı.Para politikasında şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kurumsallaşma maalesef 2005'te gerçekleşmedi. Geçiş dönemi diye 1 yıl geriye atıldı. Sadece kurul toplantılarının tarihi önceden açıklandı. Ama karar mekanizması değiştirilmedi.Şunu söylemek istiyoruz. Önümüzdeki günlerde para politikasında değişiklik olacaksa, bunun nedeni kurul değildir. Geçmişte uygulanan yanlış politikanın ekonomide kırılganlığı artırdığının çok net şekilde ortaya çıkmasıdır.Para politikası ve gecelik faizBir piyasa ekonomisinde herhangi bir anda çok sayıda faiz haddine raslanır. Nedeni vadelerdeki farklardır. Gözlenen faizlerin büyük çoğunluğu piyasanın risk algılaması ve beklentileri tarafından belirlenir. Birini doğrudan Merkez Bankası saptar. Kıstas vadedir. Çok kısa vade dışında tüm faizler piyasada oluşur. Buna karşılık Merkez Bankası gecelik faizin kayıtsız şartsız hakimidir. Sonuçlarına katlanmak koşulu ile istediği gibi tespit eder. Piyasanın yapabileceği bir şey yoktur.Gecelik faizin belirlenmesinde Merkez Bankası tek basınadır. Piyasa bu faizi kabul etmek, davranışlarını ona uydurmak zorunda. Bu özelliği gecelik faizi para politikasının en önemli aracı haline getirmiştir. Yüksek gecelik faiz para politikasının kısılması, düşük gecelik faiz para politikasın gevşetilmesi anlamına gelmektedir. Düşük enflasyonlu ülkelerde gecelik faiz nominal olarak izlenir. Çünkü nominal ve reel faiz aynı yönde hareket eder. Türkiye'de durum farklı. Enflasyon yüksektir ve düşmektedir. Para politikasının seyrini gecelik reel faizler gösterir.Reel faizin serüveniGazetedeki köşemde yayımlanan grafik 2002 Ocak ayından bu yana Merkez Bankası'nın gecelik vadeye ödediği yıllık reel faizi gösteriyor. Reel faiz hesaplanırken stopaj vergisi düşüldü ve tüketici enflasyonu kullanıldı. İlk ay Ocak 2003'ü örnek alalım. Bir önceki 12 ayda (Şubat 2002-Ocak 2003) gecelik duran paraya stopaj sonrası yüzde 15 reel faiz ödenmiş. Bunun fiilen ödenen net reel faiz olduğunu özellikle vurgulayalım. Ne görüyoruz? Dönem boyunca gecelik borçlanmanın reel faizi yüzde 8'in altına hiç düşmüyor. Grafikteki 26 ayın 16'sında reel faiz yüzde 10'dan fazla çıkıyor. Dönem ortalaması da yüzde 10'un üstündedir. Merkez Bankası grafikte izlenen yüksek reel faizin de tek başına sorumlusudur.
Köşe yazarlığına 1994 ilkbaharında başladım. "Sıfır Enflasyon İstiyorum" başlıklı yazım 19 Haziran 1994'te yayınlandı. O tarihten itibaren çok önemsediğim bu temayı sık sık tekrarladım.Bence 90'lı yıllarda Türkiye ekonomisinin bir numaralı sorunu yüksek enflasyondu. TL'yi "dandik para" haline getirdi. Tasarruflarını enflasyona karşı koruma çabası ise vatandaşı dövize yöneltti.Enflasyon ve dolarizasyon ekonominin kırılganlığını artırdı. AİDS virüsünün vücutta yaptığına benzer şekilde bağışıklık sistemini çökertti ("AİDS Nasıl Öldürüyor? -17/9/1995). 1998 sonrasında yaşanan krizleri hazırladı.Bu nedenle enflasyonu düşürecek bütün politikaları destekledim. Yüksek enflasyonun Türkiye için bir kader olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Türkiye'nin, başka ülkeler gibi enflasyonu kolayca düşürebileceğine daima inandım.Ocak-Şubat enflasyonuPerşembe günü Şubat enflasyon verileri açıklandı. Tüketici (TÜFE) ve üretici (ÜFE) fiyat endeksleri sırası ile yüzde 0.02 ve yüzde 0.11 yükselmiş. Böylece yıllık fiyat artışı aynı sıra ile yüzde 8.7 ve yüzde 10.6 oldu.Piyasa ikisini de daha yüksek bekliyordu. Benim tahminlerim ise piyasanın altında idi. Ama gerçekleşmenin üstünde kaldı. Özetle Şubat'ta enflasyonun olumlu bir sürpriz yaptığını söyleyebiliriz.Üstelik, Ocak enflasyonu da düşük çıkmıştı. Dolayısı ile iki aylık birikimli Ocak-Şubat enflasyonu TÜFE'de yüzde 0.6'da çıkıyor. ÜFE'de ise yılın ilk iki ayında fiyatlar yüzde 0.3 düşüyor.Hemen eski sayılara döndüm. 1995-2004 arasında yılın ilk iki ayında gerçekleşen enflasyonun yıl sonu enflasyonuna oranını hesapladım. ÜFE ve TEFE farklı endeksler olduğu için onları bir kenera bıraktım. TÜFE'de yüzde 16.6 buldum.Ne demek? Son 10 yılda yıllık enflasyonun yüzde 16.6'sı ilk iki ayda gerçekleşmiş. Zaten tam altıda bir ediyor. Aynı oranı 2005'e uyguluyoruz. Yıl sonu enflasyonu yüzde 3.4 çıkıyor.10 yıl ortalaması yerine bu yıla daha çok benzemesi gereken 2004'e bakıyoruz. TÜFE'de Ocak-Şubat artışı yüzde 1.2 iken yıl sonu yüzde 9.4 olmuş. Oranı yüzde 12.6 çıkıyor. Onu kullanınca da 2005 yıl sonu enflasyonu yüzde 4.5 bulunuyor.Yıl sonu tahminleri2005 enflasyon tahminimi yılın ilk yazısında (2/1/2005), Aralık verileri açıklanmadan verdim. Hükümetin TÜFE hedefi yüzde 8'di. Ben yüzde 7'nin altı dedim. Nokta tahmin isteyenler için yüzde 6.9'u telaffuz ettim."Ocak'ta veriler üstünde çalışma zamanım oldu. Ciddi revizyon gereği duydum. 13 Ocak'ta Sermaye Piyasası Kurulu için yaptığım sunumda yıl sonu TÜFE artışını yüzde 5'in altına çektim. Nokta tahmin olarak (sıkı durun) yüzde 4.7 verdim.Doğrusu Şubat sayılan biraz tedirgin etti. Ya daha aşağı inerse? Geçmişte de oldu. Herkes beni iyimser zannediyordu. Halbuki aslında ben de karamsarmışım!
Piyasa ekonomilerinde maliye politikasının özel bir önemi vardır. Beklenmeyen şokların yarattığı olumsuz konjonktürlere karşı kullanılması en iyi bilinen işlevidir. Hatta makroiktisat teorisinin bu arayış çerçevesinde geliştirildiğini söyleyebiliriz. Diğer uçta bütçe disiplininden uzaklaşma ile ekonomik istikrarsızlık arasındaki yakın bağ yer alır. Sorumsuz maliye politikaları (büyük bütçe açıkları) eninde sonunda ekonomik dengeleri bozar. Enflasyon,resesyon, kriz vs. çalkantılara yol açar. Ancak maliye politikasının etkisi konjonktürle sınırlı değildir. Vergiler ve kamu harcamaları aynı zamanda devletin ekonomideki ağırlığını gösterir. Bunların milli gelirden daha hızlı artması halinde devletin büyümesinden söz edebiliriz.Vergi yüküDevletin ekonomideki ağırlığı farklı yöntemlerle ölçülebilir. Biri kamu tüketiminin milli gelir içindeki payıdır. Doğrudan kullanılan kaynakları gösterir. Transfer harcamalarını yani faiz, sosyal güvenlik ve sübvansiyonları kapsamaz.Diğer ölçü, bütçe gelirlerini milli gelire oranlar. "Vergi yükü" adı verilir. Sözcüğün ortaya çıkışında büyük devlet karşıtlığı etkili olmuştur. Çünkü vatandaştan alınan verginin bir bölümü transfer harcamaları ile vatandaşa iade edilir. Gerçek vergi yükü vergiden transferlerin düşülmesi ile bulunur.Gazetedeki köşemde yayımlanan grafikte 1987'den 2004'e bütçe gelirlerinin milli gelire oranı kesintisiz çizgi ile gösteriliyor. 1990 öncesinde vergi yükü yüzde 13-14 civarında seyrediyor. 1990'dan bu yana devamlı yükseliyor. 2001'de yüzde 29'a tırmanıyor.Aynı dönemde bütçe faiz-dışı harcamasının milli gelire oranını kesikli çizgi gösteriyor. Bu kalem 1990'lı yıllarda sorunludur. Başta görev zararları olmak üzere, hükümetler bütçe dışında harcama yapmışlardır. 2001 sonrasında gerçekçidir.Doğallıkla, bütçe gelirleri ile faiz-dışı harcamalar arasındaki mesafe bütçenin faiz-dışı dengesidir. 1991-1993 arasında faiz-dışı dengenin eksiye döndüğüne dikkat çekelim. 1994 ve sonrasında ise 1997 yılı dışında faiz-dışı fazla vardır.Eğilimin yönüDönemin tümüne bakınca durum çok açıktır. 1990'lardan bugüne vergi yükü anlamında devlet sürekli büyümüştür. 10 yıl içinde vergi yükü iki katına çıkmıştır. Devletteki büyüme özellikle 1995 sonrasında çok belirgindir.Devam edelim: Dikkatli olmak koşulu ile grafiği başlıktaki soruyu cevaplandırmak için kullanabiliriz. Önce 2002 yılında vergi yükü azalırken faiz-dışı harcamanın artmasını açıklayalım. Nedeni çok basittir: 2002 seçim yılıdır.Bizi esas ilgilendiren AKP'nin iktidarda olduğu 2003 ve 2004 yıllarıdır. Ne görüyoruz? Vergi yükü 2003'te az da olsa artıyor. 2004'te az da olsa geriliyor. Buna karşılık faiz-dışı harcama her iki yılda yine az da olsa geriliyor.Bence devlette denetimsiz büyüme 1990'ların sonunda yaşanan çalkantıların temel nedenleri arasında. Kriz sonrasında devletin büyüme eğiliminin durduğu da açık. Bundan sonra küçülüp küçülmeyeceğini ise zaman gösterecek.
Açıklanan 2004 verilerini değerlendirmeye devam ediyoruz. Maalesef biraz geriye düştük. Kamuoyunun yoğun ilgisini göz önünde tutarak dış dengenin ayrıntılarına zaman harcadık. Biz daha 2004 bütçesini göremeden Ocak 2005 bütçe sonuçları çıktı. Bütçenin iki ilkesi vardır. Bir: Devlet bütçede olmayan harcamayı yapamaz. İki: Devlet bütçeye kaydetmeden gelir elde edemez. Hukukun üstünlüğü yoksa ikisi de ihlal edilir. 1990'lı yıllar Türkiye'si iyi örnektir.Türkiye'de son beş yılın en büyük dönüşümü bütçede gerçekleşmiştir. Devletin bütçe-dışı gelir ve harcamalarının bütçeye alındı. Bütçenin hazırlanmasında gerçekçilik arttı. Hükümetler bütçenin harcama kısıtlamalarına uydu. Bu üçlü maliye politikasında hakiki bir devrimdir. Ekonomideki toparlanmanın nihai ve esas nedeni odur. Enflasyon ve faizdeki düşüş, kur istikran, YTLnin cazibesi, gelir ve istihdamdaki hızlı artış, vs. tüm olumlu göstergeler bütçe disiplini sayesindedir.Konsolide bütçe verileriNeden konsolide bütçe deniyor? Bütçenin önemli bölümü merkezi idarenin gelir-harcamasını kapsıyor. Üniversiteler, özerk kurumlar, vs. gibi merkezi idare dışında kalanlar katma bütçelerle yönetiliyor. Toplamına konsolide bütçe deniyor.Gazetedeki köşemde bulunan tabloda 2003 ve 2004 yıllan için temel bütçe büyüklükleri karşılaştırılıyor. İlk iki sütunda fiili sayılar var. Ancak bir uyan gerekiyor. Maliye Bakanlığı 2004 yılında tanım değişiklikleri yaptı. Diğer gelirler ve faiz-dışı harcamalardan bazı kalemleri çıkardı.Buraya kadarı olağan ama sonrası karışık. Çünkü Maliye Bakanlığı tanım değişikliğini 2003 yılı verilerine uygulamadı. Dolayısı ile 2003'le 2004 elma-armut misali karşılaştırılamaz hale geldi.Hesaplarını bizimle paylaşan Dışbank Ekonomik Araştırmalar Yöneticisi Haluk Bürümcekci'ye teşekkür ediyorum. İşimizi zorlaştırdığı ve bütçe serilerinde kesintiye yol açtığı için Maliye Bakanlığını kınıyorum. Sonraki iki sütun enflasyonun etkisini arındırıyoruz. Basit bir yöntem kullanıyoruz. Fiili değerleri Aralık 2004 fiyatları ile ifade ediyoruz. Onları karşılaştırarak hesaplanan yıllık reel değişim de son sütunda yer alıyor.Maliye politikasında ilklerTürkiye yıllar boyunca bütçe ödeneklerinin yıl içinde yetersiz kalması ile ek bütçe çıkartmıştır. 2004'de harcamalar ödenek sınırlan içinde kalmıştır. Gelirlerde bir olumsuz sürpriz yaşanmamıştır.2003'de 40 milyar YTL olan bütçe açığı 2004'te 30 milyar YTLye gerilemiştir. Herhalde benim neslimde ilk kez bütçe açığında nominal düşüş yaşanmaktadır. Tek başına ekonomideki düzelmeyi açıklayabilecek çapta bir gelişmedir.Nominal faiz dışı fazla 19 milyar YTL'den 26 milyar YTL'ye çıkarken (reel artış yüzde 26) nominal faiz harcaması 59 milyar YTL'den 56 milyar YTL'ye düşmüştür (reel düşüş yüzde 13). Doğrusu ya nominal faiz harcamasının en son ne zaman gerilediğini hatırlamıyorum. Faiz-dışı harcama reel artışı yüzde 3'te kalmış. 2004'te milli gelirin yüzde 8-9 büyümesi bekleniyor. Buradan 2004'te devletin küçülmesi yolunda bir adım atıldığını anlıyoruz. Gelecek açısından çok olumlu buluyoruz.
Şubat krizinden 2003 yazına kadar süren iki buçuk yıllık dönemi hatırlayalım. Bütün dikkatler kamu borcuna çevrilmişti. Her gün borç konsolidasyonu, moratorium, hiperenflasyon vs. kâbus senaryoları yazılıyordu. Vatandaşa döviz alması, kendisini gelecek felâketten koruması tavsiye ediliyordu.Ben farklı düşünüyordum. Kimileri iyimserliğimle alay etti. Başkaları hükümetin ya da IMF'nin adamı olmakla suçladı. Aldırmadım. Faiz dışı fazla hedefi tutar, borç rahatlıkla çevrilir dedim. Okuyuculanmı döviz almak yerine TLde kalmaya ikna etmek için uğraştım.Bizim meslekte doğruyu yanlıştan ayırt etmenin hakemliğini zaman yapar. Nitekim son bir buçuk yıldır kamu borcu yavaş yavaş gündemin tepesinden en altlarda bir yerlere geriledi.Konsolide bütçe borç stokuHazine geçtiğimiz hafta başında konsolide bütçe borç stoku için 2004 sonu verilerini yayınladı. Bunlar Hazine'nin doğrudan brüt menkul yükümlülükleridir. Dolaylı menkul yükümlülükleri (KİT'ler vs.) ve doğrudan/dolaylı menkul varlıkları hariçtir.Doğallıkla onların eklenmesi ile elde edilen net borç stoku daha önemli bir veridir. Ancak halen eylül sonu için açıklandı. Yıl sonu için yayınlanınca onu ayrıca inceleyeceğiz.Gazetedeki köşemde yayımlanan tablo para birimi olarak YTL'yi kullanıyor. Sadece son iki sırada bilgi için dolar cinsinden toplam borç ve dolar kuru veriliyor. İlk dört sütunda 2001'den 2004'e konsolide bütçe borç stoku milyar YTL olarak, sonraki üç sütunda ise tüketici enflasyonu ile hesaplanan reel değişim oranları gösteriliyor.Borcu önce para birimine göre ikiye ayırıyoruz: TL borcu ve döviz borcu. Nominal verilerde TL borçta hızlı artış, buna karşılık döviz borcunda istikrar var. Dolayısı ile döviz borcu reel olarak azalıyor.Sonra döviz borcunu tekrar ikiye bölüyoruz: İç döviz borcu ve dış döviz borcu. En hızlı düşüş dövizle iç borçta gerçekleşiyor. Yani dövizle iç borç azalırken TL borcu artıyor.Reel artış düşükToplam borç 2001'de 178 milyar YTL'den 2004'te 316 milyar YTL'ye yükseliyor. Ancak, enflasyonu temizleyince, üç yılda toplam borçtaki birikimli reel artış yüzde 5.8'de kalıyor. 2002'den bu yana (iki yıl) birikimli reel artış yüzde 0.8'e geriliyor. 2004 yılında kamu borcunda reel artış yüzde 2.2 oluyor.Borcu dolarla ölçünce çok farklı bir manzara çıkıyor. Dolarla bir borç patlaması yaşanıyor. Örneğin 2001-2004 arasında dolarla toplam borç 124 milyar dolardan 236 milyar dolara yükseliyor. Yani yüzde 90.6 artıyor. Borç ve milli gelir gibi göstergelerin dolarla ifade edilmesindeki sorunları sürekli anlatıyoruz. Doların hem TL hem de euro karşısında düşüşü yukarıda borçta artış gibi görünüyor. Dönem içinde dolar kurundaki reel değişme son sırada izleniyor.Borç tartışmalarının neden bittiği tablodan kolayca anlaşılmaktadır.
2004 ödemeler dengesi üstüne yazıların sonuna geldik. Bugün ödemeler dengesinin sermaye hesabını inceliyoruz. 2000 ya da başka bir yılla karşılaştırmayı ya da para birimini değiştirmeyi finansman açısından anlamlı bulmuyoruz. Gazetedeki köşemde yer alan tabloda 2001'den ve 1994'ten bugüne birikimli sayıları veriyoruz.Borçlanma gereğiÖdemeler dengesinin belkemiğini cari işlemler ve sermaye hesapları oluşturur. Bunun dışında iki dengeleyici kalem yer alır: Net hata noksan ve resmi rezerv hareketleri. Ders kitaplarında son ikisi ihmal edilir. Cari işlemler dengesi ile sermaye hesabının eşit olması zorunluluğu vurgulanır.Bir ülkenin dış finansman ihtiyacı tanım icabı cari işlemler açığına eşittir. Ancak biz cari işlemler açığını net hata noksan kalemi ile düzeltiyoruz. Bulunan değere dış denge diyoruz. Yabancı sermaye ve borçlanma ile finanse edilecek büyüklük budur.Ekonomi açısından iki borç-dışı dış finansman olanağı vardır. Biri doğrudan yabana sermaye girişleridir. Diğeri borsaya gelen hisse senedi yatırımlandır. Tabloda her ikisi de net değerlerdir. Toplamı dış dengeden çıkartılınca toplam borçlanma gereği hesaplanmaktadır.2004'te borçlanma gereği 9 milyar dolardır. İlginç olan, 2001-2004 dönemi birikimli borçlanma gereğinin daha düşük (6 milyar dolar), 1994-2001 dönemi borçlanma gereğinin ise sadece 3 milyar dolar yüksek (12 milyar dolar) çıkmasıdır.Tekrarlayalım. Son 11 yılda Türkiye'nin toplam dış borç alma gereği 12 milyar dolar tutmaktadır. Bunun 9 milyar doları 2004'den kaynaklanmaktadır.İlginç sayılarGazetedeki köşemde yer alan çok öğretici tabloya zaman ayırmanızı öneriyorum. Bazı bulguları vurgulayalım. 2004'te yabancılar TL tahvillere 6 milyar dolar yatırıyor. Halbuki 1994-2004 arasında bu kalem eksidir (-3 milyar dolar). 2004'te bankaların döviz rezervleri 6 milyar dolar artıyor. 11 yıllık dönemin tümü son yıldadır. Dış açığın (9 milyar dolar) neredeyse tümü (8 milyar dolar) banka dışı özel kesim tarafından finanse ediliyor. 2001-2004 ve 1994-2004 arasında da banka dışı özel kesimin borçlanması dış açıktan ciddi şekilde daha yüksektir.IMF'ye borç ödeyen kamu kesiminin 2004'te 2 milyar dolar net borçlanma (borçlanma artı rezerv) yapması yabancıların TL tahvil yatırımları sayesindedir. Nihayet, alınan dış borcun önemli bölümü döviz rezervlerinde tutulmaktadır. Yani Türkiye'nin döviz rezervi biriktirmek üzere borçlandığı net şekilde görülmektedir.
2004 cari işlemler açığı tarihi bir rekordur. Bir önceki rekor yılı 2000'den 2004'e açık 6 milyar dolar (ya da yüzde 60) büyüdü. Ayrıntısına girmek ihtiyacını duyduk. Hem 2000-2004 hem de dolar-euro karşılaştırmasını yapıyoruz.Genellikle dış açığın büyümesi ithalat patlamasına atfediliyor, o da aşırı değerli TL'ye bağlanıyor. Veriler bu görüşü desteklemiyor. Dolar cinsinden mal ticaretinde açık 2 milyar dolar artıyor ama euro cinsinden 5 milyar euro azalıyor.Esas kötüleşme hizmet ve transfer gelirlerine yaşanıyor. Dolar cinsinden sabit kalıyor. Hesabı euro ile yapınca 7 milyar euro azalma çıkıyor. Dolayısı ile hizmet ve transfer dengesi 2 milyar dolar ya da 6 milyar euro bozuluyor.Bugün cari işlemler dengesinin bütününe bakıyoruz. Gazetedeki köşemde yayımlanan tabloda milyar dolar ve milyar euro olarak 2000 ve 2004 verileri ve aralarındaki fark gösteriliyor.Cari işlemler dengesiCari işlemler dengesi üç ana kalemden oluşuyor. Biri ihracat ve ithalatı ifade eden mal ticareti dengesi. İkincisi hizmet ticareti ve transferler dengesi. Üçüncüsü de faiz, temettü vs. yatırım gelir ve giderlerinin dengesi.Dolar cinsinden, cari işlemler dengesindeki 6 milyar dolar bozulmaya üçünün de 2 milyar dolar eşit katkısı var. Mal ticareti reel kura karşı duyarlıdır. Ama hizmet, transfer ve yatırım gelir-giderlerini reel kurla ilişkilendirmek çok zordur.Euro cinsinden durum daha ilginç hale geliyor. Cari işlemler açığında 2 milyar euro artış var. Halbuki hizmet ve transfer dengesi 6 milyar euro bozulmuş. Durumu 5 milyar euro düzelen mal dengesi kurtarmış. Yatırım dengesi de sabit kalmış.2000-2004 farkını en iyi görünmeyen gelir ve giderler özetliyor. Dolar cinsinden gelirler 25 milyar dolar düzeyinde sabit kalıyor. Giderler 4 milyar dolar artışla 16 milyar dolara yükseliyor. Dolayısı ile görünmeyenlerdeki fazla 4 milyar dolar geriliyor.Euro ile görünmeyen gelirler 8 milyar euro düşüyor. Giderler 2 milyar euro artıyor. Neticede görünmeyenler fazlası 6 milyar euro geriliyor. Bunun tümünün hizmet ve transfer gelirlerinden kaynaklandığını özellikle hatırlatmak istiyoruz.Net hata noksan kalemiSıra net hata noksan kalemine geldi. Ekodiyalog ortağım Ege Cansen net hata noksan kalemi ile cari işlemler dengesinin toplanmasını kabul etmiyor. "Net hata noksan sıcak para eşdeğeridir, yeri sermaye hesabıdır" diyor. İtirazına itirazımı bir başka yazıya bırakarak devam ediyorum.Dolar cinsinden net hata noksan kalemi eksi 3 milyar dolardan artı 3 milyar dolara geçiyor: fark 6 milyar dolar. Dolayısı ile dış denge her iki yıl 13 milyar dolar düzeyinde sabit kalıyor. Euro ile ise 2000'den 2004'e dış açık 4 milyar euro küçülüyor. 14 milyar eurodan 10 milyar euroya geriliyor.Gelecek yazıda dış açığın finansmanını ele alacağız.
Cari işlemler dengesinde rekor 15.6 milyar dolar açığı inceliyoruz. Bir önceki rekorun kırıldığı 2000'le karşılaştırıyoruz. Paritedeki değişimin etkisini görebilmek için ayrıca euro cinsinden de hesaplıyoruz.Genellikle açığın büyüklüğü ile döviz kurunun düşük seyretmesi arasında ilişki kuruluyor. Mantık bilinen şekilde işliyor. Parada aşırı değerlenme ithalat teşvik ediyor. Dış ticaret açığındaki patlama cari işlemler dengesine yansıyor.Maalesef mal ticareti bu analizi doğrulamıyor. 2000'e kıyasla mal ticareti açığındaki artış 2 milyar dolarda (yüzde 9) kalıyor. Euro cinsinden ise mal ticareti açığı 5 milyar euro (yüzde 20) küçülüyor.Hizmet ticareti ve transferlerDış ilişkilerin muhasebeleştirilmesinde mal ticaretini hizmet ticareti izler. Turizm, yük ve insan taşımacılığı; inşaat hizmetleri, mali hizmetler, ticari hizmetler, resmi hizmetler vs. bu kategoride yer alır.Son dönemde yapılan iki değişikliği hatırlatalım. İşçilerin içerideki harcamaları transfer (işçi dövizi) kabul edilirdi, turizm gelirlerine alındı. Gene işçilerin bedelsiz ithalatı bir kalem olarak kaldırıldı. O nedenle turizm gelirleri ve transferleri toplayıp karşılaştırmak gerekiyor.Turizm+transfer gelirleri2000'den 2004'e dolarla yüzde 37 artıyor ama euro ile sabit kalıyor. Bence en ilginç bulgu budur. Aynı dönemde gelen turist sayısının yüzde 68 arttığını hatırlatalım.Aynı şekilde, dış ticaret hacminde iki katına çıkıyor ama taşımacılık gelirleri dolarla yüzde 10 artıyor ve euro ile yüzde 19 azalıyor. Ticari hizmet gelirleri ise kelimenin tam anlamı ile çöküyor. Dolarla yüzde 72, euro ile yüzde 79 düşüyor.Toplam hizmet ve transfer gelirlerinin 2000'den 2004'e 25 milyar dolar düzeyinde sabit kaldığını görüyoruz. Euro ile ise 27 milyar eurodan 20 milyar euroya yüzde 26 geriliyor. Yani Türkiye'nin hizmet ve transfer geliri 7 milyar euro azalıyor.Nerede bu para?Dikkatinizi çekerim. Hizmet giderleri euro ile sabit kalıyor. Dolayısı ile hizmet ve transfer fazlası 7 milyar euro geriliyor. Dış açık bilmecesinin anahtarı bu şekilde ortaya çıkıyor. Hizmet ve transfer gelirlerindeki 7 milyar euro düşüşü nasıl açıklayacağız?Basit bir hesap yapalım. 2000'den 2004'e hizmet+transfer gelirleri euro ile sabit tutalım. 34 milyar dolar buluyoruz. 9 milyar dolar farkı ekleyince cari işlemler açığının 6.6 milyar dolara ineceğini kolayca çıkartıyoruz.Bu konuyu uzun süredir vurguluyorum. Bir hipotezim var. Siyasi ve ekonomik belirsizlik sonucu oluşan sermaye kaçağının görünmeyen gelirlerde kayıt sorunları yarattığını söylüyorum.Dış açığın ayrıntılarına bakmaya devam edeceğiz.