Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

İlginç bir tablo

1 Mayıs 2005

Aşağıdaki tabloyu konferans ve sunumlarda bir süredir kullanıyorum. Okuyucularımla paylaşmak için tüm verilerin kesinleşmesini bekledim. Geçenlerde son veri olan net kamu borcu da açıklandı. Ben de yazıya döktüm.Aslında basit bir fikirden hareket ettim. Temel makroekonomik göstergeler için 2004'ü 2000'le karşılaştırdım. Neden 2000? Örneğin 1999 ya da 2001 değil? Bunlar ekonominin küçüldüğü kriz yıllarıdır. Karşılaştırma anlamlı olmazdı.2000'le karşılaştırmanın başka bir yararı daha olacağını düşündüm. Genel kanı 2001'de çok ağır bir ekonomik krizin yaşandığı yönündedir. Kriz yılının karşılaştırılan dönemin içinde kalması krizle ilgili teşhislere de yardımcı olabilecektir.Göstergeler olumluSıradan görelim. Cari döviz kuru ile milli gelir (GSMH) 2000 yılında 201 milyar dolar iken 2004'de yüzde 50 artışla 301 milyar dolara yükseliyor. Kişi başına gelir ise 2.981 dolardan 4.191 dolara yüzde 41 artıyor.Milli geliri cari kurla dolar cinsinden ölçmenin sorunları biliniyor. Bu dönemde hem dünyada hem de Türkiye'de dolar değer kaybetti. Milli gelirde görülen büyük artış bunu da yansıtmaktadır.O nedenle milli gelire satınalma gücü paritesi ile (SGP) de bakıyoruz. 2000 yılında 421 milyar dolar iken 2004'de yüzde 32 artışla 554 milyar dolara çıkıyor. Kişi başına gelir de 6.250 dolardan 7. 700 dolara yüzde 23 yükseliyor.Ekonomideki büyüme dış ticarete daha da güçlü yansıyor. Dört yılda ihracat 28 milyar dolardan 63 milyar dolara yüzde 128, ithalat ise 55 milyar dolardan 97 milyar dolara yüzde 79 artıyor. Uzun dönem ihracat artış hızının ithalatın üstünde kaldığını özellikle vurguluyoruz.Cari işlemler açığı 10 milyar dolardan 15 milyar dolara yüzde 57 büyüyor. Buna karşılık dış borçlanma gereği 13 milyar dolardan 9 milyar dolara yüzde 25 geriliyor. Dış borç gereğinin milli gelire oranı ise yüzde 6.3'den yüzde 3.2'ye yarı yarıya düşüyor.Üstelik, bu arada enflasyon da yüzde 39'dan yüzde 9.3'e yani dörtte birine iniyor. Ortalama dolar kuru yüzde 128 artıyor. Nihayet kamu net borcunun milli gelire oranında yüzde 57'den yüzde 63'e yüzde 10'luk artiş gerçekleşiyor.Bilmece gibi sorularTablodaki verilerin ait olduğu ekonominin tarihini bilmediğinizi kabul edelim. Verilere bakıyorsunuz. Sonra size soruluyor. Sizce bu ekonomi 2000'le 2004 yıllan arasında büyük bir ekonomik kriz yaşamış olabilir mi?Tersinden de sorabilirdik. Dört yıl içinde milli gelirini, ihracatını ve ithalatını bu kadar artıran, buna karşılık dış açığının milli gelire oranını ve enflasyonunu bu kadar düşüren bir ülke büyük bir ekonomik kriz geçirmiş olabilir mi?Bilmeceleri severim. İnsanı çıplak gözle görünenin gerisinde yatan derin nedenlere inmeye zorlarlar. Onları çözmeye çalışırken bilgi hazinemizi geliştiririz. Böylece dünyayı daha iyi anlama olanağına kavuşuruz.

Devamını Oku

Merkez Bankası'nın zararı

25 Nisan 2005

Konu bir ay önce gündeme geldi. Merkez Bankası'nın 2004 yılı zararı 0.5 milyar YTL olarak açıklandı. 22 Mart 2005 tarihli yazıma "Merkez Bankası Neden Zarar Ediyor?" başlığını koydum.Merkez Bankası vatandaşa tuttuğu para için faiz ödemez. Ama elindeki devlet tahvillerinden faiz alır. Dolaşımdaki paranın faiz maliyeti eksi bankanın genel giderleri, para basma tekelinin rantıdır. Beylik hakkı (seignorage) denir. Vatandaş bunu öder. Merkez Bankası'nın zararı beylik hakkının başkalarına transferidir. Yazımda açık piyasa işlemleri (AH) ve bankalara-rası para piyasası işlemleri (BPPI) kalemini zararın temel kaynağı olarak gösterdim. Zararı gecelik faizlerin yüksek tutulmasına bağladım. Sevgili dostum Deniz Gökçe itiraz etti. Esas zarar nedeninin işçi dövizi hesaplan olduğunu önerdi. 20 Nisan 2005'te Akşam Gazetesi'nde "Tez doğru mu?" başlıklı yazısında ayrıntılarını anlattı.Kâr-zarar hesabıAşağıdaki tablonun ilk üç sütununda 2002, 2003 ve 2004 yılları için Merkez Bankası kâr/zarar hesabının analitik bir sunumu yer alıyor. Son sütun ise her kalem için üç yıl toplamlarını veriyor.İlk sıra yukarıda tanımlanan beylik hakkı olarak düşünülebilir. Bankanın portföyündeki devlet iç borçlanma senetlerinden (DİBS) aldığı faiz gelirini gösteriyor. Faizle birlikte gelir de düşüyor. Hazine üç yılda bankaya 12.3 milyar YTL ödüyor. Bankanın kısa vadeli para piyasalarında borçlanma karşılığında mali piyasalara ödediği faizler ikinci sırada yer alıyor. En yüksek faiz gideri 2003'te oluşuyor. 2004'te düşüş var. Banka mali piyasalara üç yılda toplam 7.7 milyar YTL ödüyor.Deniz Gökçe'nin dikkat çektiği döviz hesapları zararı üçüncü sütunda yer alıyor. Nedeni biliniyor. Banka işçilere yüksek faiz ödüyor. Ama rezervine düşük faiz alıyor. Üç yılda bu şekilde 2.5 milyar YTL zarar oluşuyor. Bir alttaki sıra bu iki kalemin toplamıdır. Üç yılda bu iki kalem aracılığı ile banka dışına transfer edilen beylik hakkı 10.1 milyar YTL tutuyor. Hazine'den alınan 12.3 milyar YTL faiz gelirinin yüzde 82'sini oluşturuyor.Ne oluyor?2004 yılını alalım. Hazine bankaya 3 milyar YTL faiz ödüyor. Bankanın 0.3 milyar YTL genel gideri var. Beylik hakkını kendinde tutabilse bankanın 2.7 milyar YTL kâr edeceğini anlıyoruz. Ama fiilen 0.5 milyar YTL zarar ediyor. Demek ki 3.2 milyar YTL'nin mukadderatını araştırıyoruz. 1.5 milyar YTL (yüzde 46) faiz olarak para piyasasına, 0.7 milyar YTL (yüzde 21) faiz farkı olarak işçi dövizlerine gidiyor, ikisi dışında 1.1 milyar YTL (yüzde 33) çeşitli zararlar var.Deniz Gökçe haklıdır. İşçilerin döviz hesaplarına ödenen yüksek faiz bankaya ciddi maliyet yüklüyor. Ben de haklıyım. Bankanın zararında para piyasasının payı çok daha yüksektir.

Devamını Oku

Bir hikâye anlatıyorum

18 Nisan 2005

Milli gelir verilerini büyüteç altına alınca ilginç bulgulara ulaştık. Örneğin Türkiye'nin iç kaynaklarının tüketimine ve yatırımlarına yettiği ortaya çıktı. Bu durum bizi ekonominin neden rekor düzeyde dış açık verdiğini araştırmaya itti. Analiz derinleştikçe garipleşti. Türkiye'de firmaların ürettikleri malları satacak yerde stoklarda biriktirdiği anlaşıldı. Üç yılda stok artışının 51 milyar dolara ya da yıllık mal üretiminin yüzde 45'ine ulaştığı görüldü.Bu bilmeceyi burada bırakmayacağımı sanırım tahmin ettiniz. Bir hikâye yazdım. Sıradan olaylar anlatıyorum. İlişkisiz gibi duran olayları bir araya getirip anlam kazandırmaktan keyif aldığımı itiraf ederim.Bir halı satılıyorAlman turist Hans Berger Türkiye'ye tatile geliyor. Yıyiyor, içiyor, denize giriyor. Bir ara alışverişe çıkıyor. Bir halı dükkânından uzun pazarlıklar sonucu 2 bin euroya halı alıyor. Nakit ödüyor. Halıyı bavulunda Almanya'ya götürüp salonuna seriyor.Halıcı 2 bin euroyu döviz büfesinde bozdurup eşini ameliyat eden operatöre ödüyor. Operatör o sıralarda gazetelerde sürekli ekonomik felâket senaryoları okuyor. Halıcının parası ile döviz büfesinden 2 bin euro aldırıyor. Kasasına koyuyor.Bu noktada tespiti yapabiliriz. Halı Türkiye'de üretildi ama şimdi Almanya'da, Hans Berger'in evinde. Karşılığında alınan 2 bin euro Türkiye'de operatör doktorun kasasında. Böyle olayların binlercesi her gün Türkiye'de yaşanıyor.Şimdi işin muhasebe boyutuna bakalım. DİE halının üretildiğini görüyor. Milli gelir 2 bin euro artıyor. Ancak, halının satıldığını göremiyor. Neden? Çünkü halı ne içeride satıldı ne de resmen ihraç edildi. Çaresizlikten halıyı stoklara yazıyor.Dış denge hesaplarını tutan Merkez Bankası ise turistin ödediği 2 bin euroyu görmüyor. Dolayısı ile 2 bin euroyu döviz gelirlerine yazamıyor. Ceteris paribus cari işlemler dengesinde 2 bin euro açık çıkıyor.Kayıt durumuna bakalım. Almanya'daki halı Türkiye'de stoklarda gözüküyor. Türkiye'deki 2 bin euro ise gözükmediği için o kadar dış kaynak kullanılmış oluyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?Net hata noksanDerken doktora biraz güven geliyor. Paranın yansını (1.000 euro) bankadaki döviz hesabına yatırıyor. Banka ihracatçı, turizmci, nakliyeci, turistik eşya satıcısı vs. döviz kazanan bir firmadan gelmeyen 1.000 euroyu Merkez Bankası'na bildiriyor.1.000 euro bankaya tasarruf mevduatı olarak yatıyor. Cari işlemler hesabına gelir yazılamaz. Yurtdışından değil içeriden yatıyor. Sermaye hesabına döviz girişi yazılamaz. Ama döviz girmiştir. Neticede net hata noksan kalemi 1.000 euro fazla verir.Duruma son kez bakalım. Hans'ın evindeki 2 bin euroluk halı hâlâ Türkiye'de stoklarda kayıtlı. Türkiye'deki 2 bin euro hâlâ cari işlemler dengesinde kayıtlı değil. Net hata noksan kaleminde ise ne yapacağımızı bilmediğimiz 1.000 euro fazla var.Ne diyebilirim? Buyrun, bir tane de buradan yakın...

Devamını Oku

Nerede bu stoklar?

16 Nisan 2005

Böylece kriz sonrası dönemin en ilginç ekonomik bilmecesine geliyoruz. Bir yandan herkes iç talepteki durgunluktan şikayet ediyor. Halbuki aynı anda devasa bir dış açık görülüyor. Yakından bakınca dış açığın stoklara gittiği anlaşılıyor.Bilmece ile uzun süredir uğraşıyorum. "Gizli gündem" sahibi olduğumu düşünenler var. Özetle, durgun iç talebe rağmen büyük dış açıklar ve devasa stok artışları oluşmasını sermaye kaçağına atfediyorum. Lafı dolaştırmayacağım. Aslında dış açık görünenin çok altında, hatta belki de hiç yok demeye getiriyorum.Stokta 51 milyar dolarYöntemi açıklayalım. 2002 başından itibaren üç aylık milli gelir verilerini dönem ortalama kuru ile dolara çeviriyoruz. Sonra stok değişimi kalemini topluyoruz. Bu şekilde 2002-2004 arası dönemde üretilmiş ya da ithal edilmiş ama satılmayarak stoklarda tutulan malların değerine ulaşıyoruz.Gazetedeki köşemde yer alan grafikte üstteki düz çizgi, birikimli stok miktarını milyar dolar cinsinden ifade ediyor. Son üç yılda firmaların depolarında biriktirdikleri mal miktarının 51 milyar dolara ulaştığı görülüyor.Bu çok büyük bir meblağdır. 2004 yılında stoğu yapılabilecek toplamlar üreten sektörlerin (tarım, sanayi ve inşaat) cari fiyatlarla yarattıkları katma değerin 113 milyar dolar olduğunu hatırlatalım. Biriken stok yıllık mal üretiminin yüzde 45'ine gelmektedir.Grafikte altta yer alan kesikli çizgi, birikimli cari işlemler açığını ifade etmektedir. Cari işlemler açığının üç yıllık toplam değeri 21 milyar dolardır. Yani toplam dış açık stoklardaki değişimden 30 milyar dolar daha küçüktür.Resmin tümüne bakıyoruzBütün bu sayıların anlamı nedir? Daha açık anlatmaya çalışalım. Son üç yılda iç kaynaklar toplam tüketim ve yatırıma yetiyor. Üstüne, biriktirilen 51 milyar dolar tutarındaki stokların da yüzde 60'ı (30 milyar doları) iç kaynaklardan finanse ediliyor. Dış kaynak için sadece biriken stokların geri kalan yüzde 40'ı (21 milyar dolar) gerekiyor. İsteyen sayılan kontrol eder. Üç yılın GSMH toplamı 731 milyar dolardır. Aynı dönemde tüketim harcamaları (özel ve kamu) 585 milyar dolar, yatırım harcamaları 122 milyar dolar, ikisinin toplamı 707 milyar dolar yani milli gelirin 24 milyar dolar altındadır. Tasarruf yetersizliğinin tek nedeni 51 milyar dolarlık stok birikimidir.Sayıların bize söylediği çok açıktır. Türkiye kriz sonrası dönemde rekor düzeyde dış kaynağı rekor düzeyde stok biriktirmek için kullanmıştır. Sormadan edemiyorum. Neden bu kadar çok stok tutuluyor? Nerede tutuluyor?

Devamını Oku

İç tasarruf yatırıma yetmiyor mu?

13 Nisan 2005

Milli gelirde rekor büyümenin anlamını araştırmaya devam ediyoruz. Önce tüketim, yatırım ve ihracatın büyümeye az çok eşit katkı yaptığını saptadık. Sonra milli gelirden tüketime giden payın azaldığını, stoklara gidenin ise yükseldiğini gördük.Bugün bir başka soruna bakıyoruz. Büyük dış açık, yüksek büyüme hızının ne ölçüde sağlıklı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Büyümenin sürdürülebilirliği hakkında korkuları güçlendiriyor.Daha açık soralım. 2004 yılı hızlı büyümesi sağlıklı ve sürdürülebilir mi? Yoksa geçmişte çok kez olduğu gibi dış kaynak girişinin şişirdiği yapay bir balon mu?Tasarruf-yatırım özdeşliğiİktisada Giriş derslerinde mutlaka okutulan temel makro özdeşliği iktisat eğitimi alan herkes bilir. Milli gelir muhasebesi, tanım icabı, bir ekonomide toplam tasarrufun toplam yatırıma eşit olmasını zorunlu kılar.Toplam tasarruf, iç tasarruf ve dış (yabancı) tasarruftan oluşur. Milli gelirden toplam tüketimi düşünce iç tasarruf elde edilir. Özel kesim tasarrufu ve kamu kesimi tasarrufu şeklinde ikiye ayrılır. Dış tasarruf ise cari işlemler dengesini yansıtır.Tasarruflar yatırım için kullanılır. Milli gelir muhasebesinde gayrisafi sermaye birikimi denir. Kamu ve özel kesim yatırımları ayrılır. Kendi içinde makine-teçhizat, bina inşaatı (kamuda bina-dışı inşaat da vardır) şeklinde bölünür.Ancak, tasarruf kullanan bir kategori daha vardır: Stoklardaki değişim. Mantık basittir. Stok artışı yatırım gibi kaynak (tasarruf) gerektirir. Stok düşüşü ise kaynak serbest bıraktığı için yatırıma kalan tasarrufun yükselmesi anlamına gelir.Büyümenin kaynağı iç tasarruflardır. Bunların esas kullanım yeri yatırımlardır. Dolayısı ile yatırımların iç tasarruflardan karşılanması hızlı büyümenin sürdürülebilmesini sağlar.Kriz sonrası yapısal dönüşümİç tasarrufun yatırımları karşılama oranını kullanıyoruz. Oran yüzde 100'ün altında ise yatırımlar dış kaynak gerektiriyor. Yüzde 100'ün üstünde ise iç tasarruflar yatırımlardan fazladır. Yani yatırımlar için dış kaynak ihtiyacı yoktur.1998'le 2004 arasında iç tasarrufun yatırımı karşılama oranları gazetedeki köşemde yayımlanan grafikte gösteriliyor. 1998-2000 döneminde oran 100'ün altında yani yatırım için dış kaynak gerekiyor. 2001'de oran 100'e, 2002'den sonra, 2004 dahil, 100'ün üstüne çıkıyor. Kriz sonrasında dış kaynak ihtiyacında gerçekleşen yapısal dönüşüm grafikte çok net görülüyor.Çok ilginç bir bulguya ulaştık. 2004'te Türkiye'nin iç tasarrufu gayrisafi sermaye oluşumundan yüzde 12 daha fazla olmasına rağmen ülke büyük miktarda dış kaynak kullanıyor.Dış kaynak nereye gidiyor? Stoklara gömülüyor. Bilmecenin çözümünü aramaya devam.

Devamını Oku

Milli gelirin bileşimi

11 Nisan 2005

Milli gelirde rekor büyümenin anlamını araştırıyoruz. İlk yazıda talep açısından büyümenin kaynaklarına baktık. Tüketim ve yatırım harcamalarının eşit katkı yaptığını saptadık. Mal-hizmet ihracatının katkısı biraz daha düşüktü.Bugün milli gelirin harcamalar açısından bileşimine bakıyoruz. Birkaç hedefimiz var. Biri kamuoyunda çok tartışılıyor. Rekor büyümeyi tüketim patlamasına bağlayan analizlere sık rastlanıyor. Hakikaten öyle mi? Sayılara bakmak gerekiyor.Diğeri benim favori konularım arasında yer alıyor. Şubat krizi sonrasında stok değişmelerine bir hal oldu. Milli gelir verilerine göre satılmayan yani stoklara eklemek üzere yapılan üretim çığ gibi büyüyor. Gelinen noktayı iyi saptamak gerekiyor.Tüketim, yatırım ve iç talepGazetedeki köşemde yayımlanan tabloda 1998-2004 arasında gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) ana kalemler itibarıyla yüzde olarak bileşimi gösteriliyor. Meraklılarına yöntemle ilgili iki hususu hatırlatalım.Birincisi, hesaplar dolar üstünden yapılıyor. Çeyrek verileri çeyrek ortalama kurundan dolara çevriliyor, toplamı ile yıllığa ulaşılıyor. İkincisi, harcama kalemlerinde istatistiki hata düzeltmesi yapılmıyor. İstatistiki hata ayrı bir kalem olarak veriliyor.Toplam tüketim özel ve kamu tüketim harcamalanndan oluşuyor. 1998-2001 arasında milli gelirde tüketimin payı her yıl yükseliyor. 2002'den bu yana sürekli düşüyor. En önemlisi 2004'te en düşük değere (yüzde 79) iniyor.Toplam yatırım özel ve kamu yatırım harcamalanndan oluşuyor. 1998-2003 arasında milli gelirde yatırımın payı her yıl düşüyor. 2004'te tekrar yükselişe geçiyor. Yatırımlar milli gelirin yüzde 18'ine ulaşıyor.1998-2001 arasında stok hariç iç talep milli gelirin yüzde 7-10 arasında üstünde seyrediyor. 2002'den sonra iç talep milli gelirden düşük seyrediyor. Bu özellik 2004 yılında da sürüyor (yüzde 97).Dış talep, stoklar ve istatistiki hataİhracatın milli gelirdeki payı 1999'da düşüyor. 2000'de biraz artıyor. 2001'de yüzde 34'e tırmanıyor. Sonra yüzde 29 düzeyine yerleşiyor. İthalat biraz daha dalgalı seyrediyor. 2004 yılında rekor düzeye (yüzde 35) ulaşıyor.İhracatla ithalat arasındaki farka dış talep diyoruz. 2000'de, milli gelirin yüzde 8'i ile en yüksek dış açık veriliyor. 2004'te dış açık milli gelirin yüzde 6'sı düzeyinde oluşuyor.Stok değişiminin milli gelirdeki payı 1998-2001 arasında ihmal edilir düzeylerde (yüzde - 1 ile + 2 arasında) ve iki yönlü seyrediyor. Ancak 2002'den itibaren hızlı bir artış görülüyor. Stoğa yapılan üretim 2004 yılında milli gelirin yüzde 8'ine ulaşıyor.İstatistiki hata 1998-2001 arasında hep eksi çıkıyor. Bu dönemde üretimden hesaplanan milli gelirden fazla harcama yapılıyor. 2002'den sonra istatistiki hata artıya geçiyor. Yani harcamalar üretimden hesaplanan milli gelirin altında kalıyor.2004 bulgularını özetleyelim. Milli gelirde tüketimin payı düşmüştür. İç talebin milli gelire oranı gerilemiştir. Stoğa üretim rekor düzeye çıkmıştır. Toplam harcama milli gelirin altında kalmıştır. Devam edeceğiz.

Devamını Oku

Büyümenin kaynakları

9 Nisan 2005

Milli gelir verilerini önemseriz. Mümkün olduğu kadar ayrıntılara girmeye, temel eğilimleri yakalamaya çalışırız. İlk yarı sonunda bir önceki yılla karşılaştırma yapmıştık. Bu kez kuşbakışı son beş yıla bakacağız.Bir hususu öncelikle belirtelim. Konjonktür analizi talep ağırlıklıdır. Kısa dönemde üretim miktarlarının taleple birlikte değişeceği varsayımına dayanır. Milli gelirin hangi sektörlerde üretildiği ile ilgilenmez.Talebin bileşimiBir ekonomide üretilen mal ve hizmetlere yönelik toplam talebi üçe ayırabiliriz. En önemlisi, özel ve kamu tüketimi artı yatırım harcamalarından oluşan iç taleptir. Sonra yurt dışı kökenli talep yani mal ve hizmet ihracatı gelir. Sonuncusu firmaların stoğa üretimleridir.Bu talebi karşılayacak olan toplam mal ve hizmet arzını da ikiye ayırabiliriz: yerli üretim ve ithalat. Mantıken, toplam mal-hizmet talebinden mal-hizmet ithalatını düşünce iç üretim miktarına yani yurtiçi milli hasılaya ulaşırız.Karşılaştırmayı kolaylaştıran bir yöntem kullanıyoruz. Her talep kaleminin üretimde ne kadar artışa olanak sağladığını hesaplıyoruz. Bu yönteme "büyümenin kaynakları" deniyor.Gazetedeki köşemde yer alan tabloda 2000-2004 arası için ana talep kalemlerinin o yılın büyümesine yaptıkları katkılar gösteriliyor.Dengeli büyüme2004'te özel tüketim ve yatırımlar büyümeye aynı oranda, yüzde 6.4 katkı yapıyor. 2000'e kıyasla ciddi bir artış anlamına geliyor. Sıkı maliye politikası kamu tüketiminin büyümeye katkısını sıfırlıyor.Özellikle yatırımların büyümeye katkısının özel tüketimle aynı düzeyde seyretmesini çok önemsiyoruz. Bugünün yatırımı yarının üretimidir. Büyümenin sürdürülmesini kolaylaştırır.2002 ve 2003'te büyümenin önemli bölümünü açıklayan stok değişimi kalemi de 2004'de yüzde 1.1'e geriliyor. Hâlâ yüksek olduğunu belirtelim. Stoklar konusuna geri döneceğiz.2004'te ihracatın büyümeye katkısı yüzde 5.4 düzeyinde bulunuyor. 2000'in ve 2003'ün altındadır. 2001 ve 2002'nin üstündedir. Böylece toplam talep rekor düzeyde yüzde 19.3 yükseliyor.Ama üretim o oranda artamıyor. Devreye ithalat giriyor. Büyümeye yüzde -10.3 katkı yapıyor. Yani iç üretimi o ölçüde küçültüyor. Böylece GSYİH yüzde 8.9 büyüyor. Net faktör gelirlerinin büyümeye katkısı da yüzde 1 oluyor. GSMH yüzde 9.9 artıyor. Milli gelir verilerinin analizini sürdüreceğiz.

Devamını Oku

Kamu borcu nasıl oluştu?

29 Mart 2005

Kamuoyu Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı TESEV'i yakından tanıyor. Başkanı Dr. Can Paker kadim dostumdur. Zor, karmaşık dolayısı ile polemiğe açık konuları sever. TESEV'i önemli bir düşünce üretim merkezi (think-tank) yaptı. Son dönemde TESEV'in çalışmaları üç alanda yoğunlaştı: Demokratikleşme süreci, dış politika-AB ilişkileri ve kamu yönetimi. İlgilenenler daha ayrıntılı bilgiye www.tesev.org.tr web sayfasından ulaşabilirler.Doğallıkla Türkiye'de kamu yönetimi denince ilk akla gelen sorunlardan biri kamu borçlarıdır. Borçlar sürekli gündemdedir. Her gün birileri bu konuda yalan yanlış bir şeyler söyler. Havada birbiri ile tutmayan sayılar uçuşur.Çok önemli bir araştırmaKamu borçları konusunda da en kapsamlı ve yararlı araştırma TESEV'e aittir. İlk sonuçlar web sitesine yerleştirildi. Yayınlar başlığında kamu yönetimi bölümüne girince Aralık 2004 tarihli biri Türkçe diğeri İngilizce iki metne ulaşılıyor."Turkish Debt: 1990-2002 -How Did We Get Here?" başlıklı çalışmanın müellifi Caroline van Rijckeghem. Eski IMF uzmanı ve halen Sabancı Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapıyor."Kamu Borcu Nasıl Oluştu? Bu Noktaya Nasıl Gelindi" ise M. Ferhat Emil ve H. Hakan Yılmaz tarafından kaleme alınmış. İkisi de kamuyu ve kamu maliyesini iyi bilen araştırmacılardır. Emil Hazine, Yılmaz ise DPT kökenlidir.Projede tanınan başka genç nesil iktisatçılar da yer almış. Şerif Sayın, Murat Üçer (van Rijckeghem'in eşi), İzak Atiyas ve Zafer Yükseler yönetici, danışman vs. olarak katkı yapmışlar.Van Rijckeghem'in çalışması iktisatçılara yönelik. Hem yabancı dilde hem de teknik bir yaklaşımı var. Emil ve Yılmaz daha genel bir okuyucu kitlesini hedefliyor. Kolay okunuyor ve anlaşılıyor.Gizli açıklar bulunuyorAraştırmayı okumak yerine benden özet bekleyenleri üzeceğim. Bu kadar güncel ve önemli bir konuda 77 sayfalık göz nurunu iki kısa paragrafta özetlemeyi gereksiz ve yanlış buluyorum.Kısaca bir noktayı vurgulamak istiyorum. Araştırma kamu maliyesinde özellikle 1990'lı yıllarda yaşanan çözülmeyi belgeliyor. Devletin bütçe dışında yaptığı yani toplumdan gizlediği harcamaların kamu borcundaki artışa etkisini saptıyor.Çok önemli bir sonuca ulaşıyor. Bütçedeki (görünen) kamu açığı borç artışının sadece yarısını açıklıyor. Geri kalan yarısı ise görev zararları, kamuya geçen bankalar ve Hazine garantili projeler gibi bütçede görünmeyen (gizli) kamu açıklarından kaynaklanıyor. Araştırmanın mutlaka edinilmesi ve okunması gerektiğini düşünüyorum. TESEV'İ bu hayati konuda kamuoyunu aydınlattığı için kutluyorum.

Devamını Oku