Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Konjonktürün neresindeyiz?

4 Temmuz 2005

Geçen yazıda 2005 ilk çeyrek milli gelir sayılarına bakük. Üretimin sektörler ve harcamaların ana kalemler arasında dağılımını 2004'le karşılaştırdık. Düşük enflasyon sayesinde ilk kez cari fiyatlarla milli gelir verilerini de kullandık.Milli gelir sayılan ekonomik konjonktürün değerlendirilmesinde çok önemli girdilerdir. Aslında soru basittir ama basit olduğu ölçüde önemlidir. Ekonomi ne yöne doğru hareket etmiş? Ekonomik aktivite durgunlaşmış mı? Yoksa hızlanmış mı?Dikkatinizi çekerim. Sorular geçmişle, olmuş bitmiş bir dönemle ilgilidir. Ama cevabı bugünün ve yakın geleceğin analizine katkı yapar. Kısa dönemli trendleri doğru okumaya olanak sağlar.İki farklı yöntemİlk bakışta sorunu cevabını bulmak kolay durur. O çeyrek üretimini bir önceki çeyrek üretimi ile karşılaştırmak yeterlidir. Ancak, her zaman olduğu gibi uygulamada çok önemli bir sorunla karşılaşılır. Başta tarım, turizm ve inşaat, pek çok kesimde üretim mevsimlerden etkilenir. Yani birbirini izleyen çeyrekler eşdeğer değildir.Bir çözüm, her çeyreği daha önceki yılın aynı çeyreği ile karşılaştırmaktır. Büyük avantajı kolaylığıdır. Ayrıca bir işlem yapmayı gerektirmez. En yaygın kullanılan yöntemdir. Üretimde bir yılda gerçekleşen değişimi ölçer.Bu bilgi yararlıdır ama konjonktür analizi açısından yetersizdir. Bir yıl biraz fazla uzun bir süredir. Geçen yıla kıyasla daha çok üretim yapılmış olması ekonominin eğilimi konusunda bizi aldatabilir.İkinci çözüm çeyrek milli gelirinden mevsimlik etkileri arındırmaktır. Mahzuru, verilerin ancak bir başka işlem yapıldıktan sonra kullanılır hale gelmesidir. Buna karşılık bir önceki döneme kıyasla üretimdeki değişimi ölçme olanağını verir.Ekonomi yavaşlıyor mu?Aşağıdaki grafikte iki yöntemin sonuçlan 2003 sonrası için veriliyor. 2002'yi krizden çıkış yılı olduğu için dışarıda bıraktık. Kesikli çizgi bir yıl önce aynı çeyreğe kıyasla üretimdeki değişim gösteriyor. Yani bilinen büyüme hızıdır.Düz çizgi mevsimlik etkiden arındırılmış (Tramo-Seat yöntemi kullandık) milli gelir serisine göre bir önceki çeyreğe göre değişimin yıllandırılmış değeridir. Son çeyrekteki büyüme daha sonraki üç çeyrekte devam etse yıllık büyüme ne olur sorusuna cevaptır.2005 ilk çeyrek için iki farklı sonuç çıkıyor. Bir önceki yıla göre büyüme hızı 2004'ün son çeyreğinden 2005'in ilk çeyreğine düşüyor. Bunu ekonomi durgunlaşıyor diye okuyabiliriz.Halbuki bir önceki çeyreğe göre büyüme 2004'ün son döneminde yüksek olmasına rağmen 2005'in ilk döneminde tekrar yükseliyor. Bunu da ekonomide canlılığın sürdüğü şeklinde okuyabiliriz.Son olarak 2004'ün üçüncü çeyreğine dikkat çekelim. Bir önceki çeyreğe göre ekonomi kazık fren yapıyor. Halbuki yıllık veri sadece büyümede bir düşüş diyor. Böylece konjonktür analizinde doğru ölçünün önemi belirginleşiyor.

Devamını Oku

Birinci çeyrekte milli gelir

2 Temmuz 2005

2005 yılı Ocak-Mart dönemi (birinci çeyrek) milli gelir verileri DİE tarafından yayınlandı. Hemen belirtelim. Hazırlanan yeni milli gelir serisi yetişmedi. Sonbahara kaldıği söyleniyor. Dolayısı ile 1987 yılını baz alan eski seri ile devam edildi.Milli gelir sayılarını çok önemsediğim biliniyor. Elbette sorunları var. Gecikmeli yayınlandığı için bugüne değil geçmişe bakıyor. Ciddi ölçme hataları olabiliyor. Gene de ekonomik konjonktürün en kapsamlı göstergesi olma vasfını koruyor. Yakın gelecekle ilgili tahminlerin oluşmasında çok işe yarıyor.Herkesi en çok ilgilendiren soru ile başlayalım. Birinci çeyrek sayıları ekonominin bugün ve yarını hakkında ne gibi ipuçları taşıyor? Önce verilere bakacağız. Analizi daha sonraki yazılara kalacak.Birinci çeyrekte üretimDüşük enflasyon cari fiyatlarla milli gelir verilerini anlamlı kıldı. İlk kez cari fiyatlarla milli gelire bakıyoruz.Ocak-Mart 2005 döneminde cari fiyatlarla yurt-içi katma değer (GSYİH) 93.5 milyar YTL, ülkeye kalan katma değer (GSMH) 93.1 milyar YTL olmuş. Aradaki 0.4 milyar YTL fark Türkiye'nin dış dünyaya ödediği net faktör geliridir.Üretilen katma değerin dağılımını verelim. Tarımda 4.2 milyar YTL (yüzde 4.5), sanayide 25.7 milyar YTL (yüzde 27.5), inşaatta 3.5 milyar YTL (yüzde 3.8), ticaret ve otel-lokanta hizmetlerinde 18.7 milyar YTL (yüzde 20) ve ulaştırma-haberleşmede 14.1 milyar YTL (yüzde 15.1) üretilmiş.Geçen yılın aynı dönemine kıyasla GSYİH'da tarımın payı 0.5 puan, ulaştırma-haberleşmenin payı 0.3 puan azalmış. Sanayi ve ticaretin payları 0.4 puan, inşaatın payı 0.6 puan artmış.Bu durum sabit 1987 fiyatları ile hesaplanan reel büyüme verilerine yansımış. GSMH yüzde 4.8 büyümüş. Payı azalan kesimlerin büyüme hızı daha düşük, artan kesimlerin daha yüksek olmuş: tarımda sıfır, ulaştırma-haberleşmede yüzde 1.6 buna karşılık sanayide yüzde 5.5 ve inşaatta yüzde 16.5.İlk çeyrekte harcamalarMilli gelir muhasebesine göre üretilen katma değer tanım icabı harcamalara eşittir. Uygulamada "istatistiki hata" denen bir fark oluşur. Bu yıl - 4.3 milyar YTL hesaplanıyor. Harcamalar toplamı 97.8 milyar YTL çıkıyor.Harcamaların dağılımını verelim. Özel tüketim 67.6 milyar YTL (yüzde 69.1), kamu tüketimi 13.2 milyar YTL (yüzde 13.5), yatırım 15.9 milyar YTL (yüzde 16.3), stoklardaki değişim 9.6 milyar YTL (yüzde 9.8), mal-hizmet ihracat 27.7 milyar YTL (yüzde 28.3) ve mal-hizmet ithalatı (eksi) 36.3 milyar YTL tutuyor.Geçen yılın aynı dönemine kıyasla toplam harcamalarda özel tüketimin ve stokların payları 0.3 puan azalıyor. Kamu tüketiminin payı sabit kalıyor. Yaünmlann payı 0.6 puan, ihracatın ve ithalatın payları 2.6 puan artıyor.Bu durum sabit 1987 fiyatları ile hesaplanan reel değişime yansıyor. Büyüme hızı özel tüketimde yüzde 4, kamu tüketiminde yüzde 4.3, yaünmlarda yüzde 6.9, ihracatta yüzde 11.3 ve ithalatta yüzde 9.3 hesaplanıyor.Yerim bitti. Sayıların tefsiri daha sonraya kaldı.

Devamını Oku

Kamu borcunda gerileme

27 Haziran 2005

Sanırım Mayıs ayı Türkiye'nin iktisat tarihine geçecektir. Çünkü Mayıs'ta aylık konsolide bütçe küçük de olsa bir fazla verdi. Yani devletin faiz dahil giderleri gelirlerinin altında kaldı.Bütçe fazlasını değerlendirirken bütçe dengesi ile kamu borcu arasındaki ilişkiyi hatırlattık. Tanım icabı, bütçe dengesi kamu borcundaki değişime eşittir. "Açık halinde borç artar, fazla halinde azalır" dedik.Mayıs sonu itibarıyla konsolide bütçe borç stoğu verileri Hazine tarafından yayınlandı. Normal olarak borç stoğunu çeyrek sonunda ele alıyoruz. Bu özel durum nedeni ile bir istisna yaptık.Mayıs borç stoğuKamu borcu iki şekilde izleniyor. En önemlisine konsolide bütçe borç stoğu deniyor. Doğrudan Hazine'nin brüt borç miktarını gösteriyor. 2004 sonunda bu kalem toplam brüt kamu borcunun yüzde 95'ini oluşturuyordu.Toplam brüt kamu borcundan kamu kesimi mevduatını, Merkez Bankası net varlıklarını ve işsizlik Sigortası Fonu varlıklarını düşünce net kamu borcuna ulaşılıyor. 2004 sonunda kamu varlıklarının brüt konsolide bütçe borç stoğuna oranı yüzde 19'du.Bu ayırıma dikkat edilmelidir. Örneğin Hazine aldığı borç kadar mevduatını artırabilir. Yani brüt borç artarken net borç sabit kalabilir. Ayrıca iki verinin yayınlanma sıklığı farklıdır. Konsolide bütçe borç stoğu aylık, net borç stoğu ise üç aylık açıklanır.Mayıs'ta konsolide bütçe borç stoğu Nisan'a göre 4.2 milyar YTL düştü. 324.9 milyar YTL oldu. Yılbaşında 316.5 milyar YTL idi. Beş ayda 8.7 milyar YTL ya da yüzde 2.7 arttı. Yüzde 2.5 TÜFE değişimini çıkartınca reel artışı yüzde 0.3 hesaplıyoruz.Mayıs'taki 4.2 milyar YTL düşüşün ayrıntılarına girelim. Dolar kuru da 1.384'den 1.366'ya gerilemiş. Hazine'nin Mayıs sonu döviz ve dövize endeksli borcunu Nisan kuru ile değerlendiriyoruz. Hazine'nin kur kazancı 1.8 milyar YTL bulunuyor. Borçtaki düşüşün geri kalan 2.8 milyar YTL'sinde kur etkisi yoktur. Bütçe fazlasının konsolide bütçe borç stoğuna olumlu etkisi diye düşünebiliriz. Tekrar hatırlatalım. Kesin sayı için Hazine mevduatındaki değişimi de görmek gerekiyor.Dış borç düşüyorSon olarak Hazine'nin dış borcunun seyrine bakalım. Yılbaşında konsolide bütçe dış borç stoğu 68.5 milyar dolar. İlk dört ayda 1.1 milyar dolar azalarak Nisan'da 67.4 milyar dolara iniyor. Mayıs'ta dış borç 1.6 milyar dolar azalıyor, 65.8 milyar dolara geriliyor. Yılın ilk beş ayında Hazine dış borcu 2.7 milyar dolar düşüyor.Dış borçtaki düşüş Hazine'nin bilinçli bir tercihini yansıtıyor. İki önemli nedeni vurgulayalım. Bir: Kamunun dövizle borçlanması güçsüz-istikrarsız ekonomilerin özelliğidir. İki: Döviz arzındaki büyük fazla Hazine'ye dış borçlanma halinde dövizini satıp TL borç ödeme olanağını tanımıyor.Hazine'nin net dış borç ödeyicisi durumuna gelmesinin bir olumlu sonucuna gecen hafta şahit olduk. Euro ile yapılan son ihalede faiz yüzde 5'in altına indi.

Devamını Oku

Gene kur ve döviz bilmeceleri

25 Haziran 2005

Ekonomide neler olup bittiğini anlamak için verilere bakarız. Genellikle farklı makroekonomik göstergeler birbirini destekler. Bazen böyle olmaz. Tam tersine veriler birbiri ile çelişkili durur. Bilmeceler oluşur.Bunlardan birine geçen yazımda değindim. The Economist dergisinin hamburger fiyatların ile oluşturduğu BigMac reel kur endeksini kullandım, isviçre, Danimarka, İsveç ve euro bölgesi için aşırı değerli kura rağmen büyük cari işlemler dengesi fazlaları gözleniyordu.Bence Türkiye'de de döviz kurunun ve dış dengenin seyrinde birbiri ile çelişen verilere rastlıyoruz. Bugün iki tanesine bakacağım.Reel kur ve ihracatİktisat teorisi reel döviz kuru ile ihracat arasında yakın bir ilişki olduğunu söyler. 1990'lara kadar Türkiye'de pek çok insan farklı düşünürdü. Ama daha sonraki gelişmeler bu ilişkinin kamuoyu tarafından da kabul görmesini sağladı.Nasıl bir ilişki? Bir ülkenin parası değerlendikçe ihracatçı sektörlerin rekabet gücü azalır. Dolayısı ile ihracat düşer. En azından ihracat artış hızı yavaşlar. Tersine, para değer kaybettikçe ihracat artış hızı yükselir.Önce reel kuru ele alalım. Merkez Bankası'nın yayınladığı 1995 yılını 100 alan reel kur endeksini kullanıyoruz. 2000 yılında ortalama endeks 136.5 iken Nisan 2005 itibariyle son 12 ay için ortalama endeks 144.3 çıkıyor. Yani TL yüzde 6 değer kazanmış.Parite etkisini düşünerek ihracata dolar ve euro cinsinden bakıyoruz. 2000'de ihracat 27.8 milyar dolar ya da 30.1 milyar euro iken Nisan 2005 itibariyle son 12 ay ihracatı ise 67.6 milyar dolar yada 53.2 milyar euro olmuş.İhracat artışı dolarla yüzde 143, euro ile yüzde 76 bulunuyor. İkisinin ortalamasını alırsak yüzde 110 ediyor. İlk bilmece budur. TL'de yüzde 6 değer artışı varsa nasıl ihracat bu kadar artabiliyor?Dış açık ve kur2002 başından Nisan 2005'e kadar geçen 40 ayda Türkiye'nin birikimli cari işlemler dengesi açığı 35 milyar dolar tutuyor. Aylık ortalama 2 milyar dolara geliyor. Çok büyük bir rakam olduğu ortadadır.Öte yandan 2003 başından bu yana Merkez Bankası olağan döviz ihaleleri ve müdahalelerle 25 milyar dolar döviz aldı. Cari işlemler açığı ile toplayınca 59 milyar dolar ediyor.İnsan merak ediyor. Söz konusu 59 milyar dolar finansman nereden geliyor? Daha da ilginci, cari işlemler açığı ve Merkez Bankası tarafından çekilen 59 milyar dolara rağmen neden TL hâlâ değer kazanıyor?

Devamını Oku

Hamburger fiyatı, döviz kuru ve dış açık

20 Haziran 2005

Dalgalı kur rejiminin çok ilginç sonuçları var. Euro/dolar paritesini örnek alalım. AB ve ABD'nin enflasyon oranlan arasında neredeyse hiç fark yok. Ona rağmen paritede bilinen dalgalanma yaşanıyor.Bu durum kur hareketlerinin rekabet gücüne etkisine kamuoyunun ilgisini artırıyor. Dolayısı ile reel kurun en doğru şekilde hesaplanması önem kazanıyor. Teoride bu kolay bir iş. Pratikte çok ciddi sorunlar çıkıyor.Reel kur hesabına getirilen çok ilginç ve yaratıcı bir çözüm var. The Economist dergisi dünyanın her yerinde aynı vasıfta üretilen Big-Mac fiyatlarını karşılaştırıyor. Hamburger fiyatlarından ülke paralarının değerine ulaşıyor.Son veriler derginin geçen hafta çıkan sayısında yayınlandı. Gazetelerin ekonomi sayfaları bunlara yer verdi. BigMac endeksinde TLnin yüzde 5, örneğin Çin parası Yuan'ın ise yüzde 59 düşük değerli çıktığı vurgulandı.Gene bilmecelerle uğraşıyoruzBen olayın farklı bir cephesine bakmaya karar verdim. Okuyucularım ekonomik bilmecelere merakımı biliyor. Toplumsal bilimlerde istisnaların açıklanması daima öğreticidir.BigMac endeksine göre parası aşırı değerli ülkelerden yola çıktım. Genel kanıya göre bir ülkenin parası aşın değerli ise o ülkenin cari işlemler dengesinin açık vermesi gerekiyor. Bu manük özellikle Türkiye'de çok yaygındır.Parası değerli ülke liginin tepesinde İsviçre yer alıyor. ABD'de 3.06 dolar olan BigMac cari döviz kurunda İsviçre'de 5.05 dolara satılıyor. İsviçre frangı yüzde 65 aşın değerli çıkıyor. Onu Danimarka yüzde 50, İsveç yüzde 36 ve Euro bölgesi yüzde 17 ile takip ediyor.Bundan sonrası çok şaşırtıcı. Dört ekonomi de cari işlemler dengesinde fazla veriyor. 2005 yılında İsviçre'nin dış fazlasının milli gelirine oranı yüzde 11.1 tahmin ediliyor. Cari işlemler fazlası Danimarka'da yüzde 2.1, İsveç'te yüzde 6.9 ve Euro bölgesinde yüzde 0.5 öngörülüyor.İşte size bir bilmece. Dört ülkenin paraları yüzde 15 ve daha fazla aşın değerli. Ama dördü de, cari işlemler dengesi fazlası veriyor.Tasarruf ve dış dengeBu ilginç durumu nasıl açıklayabiliriz? Makroiktisat derslerinde uzun anlatılır. Bir ekonominin cari işlemler dengesinin belirlenmesinde rekabet gücü geri plandadır. Önemli olan tasarruf ve yatırım büyüklükleridir.Cari işlemler dengesi daima ve her yerde tasarruf-yatırım dengesini birebir yansıtır. Tasarrufu iç yatırandan yüksek ekonomiler reel kur ne olursa olsun cari işlemler dengesinde fazla verir. Tersine, tasarrufu iç yatırımından düşük ekonomiler de reel kur düzeyinde bağımsız olarak cari işlemler dengesinde açık verir.Buna göre ortada şaşırtıcı bir durum yoktur. İsviçre, Danimarka, İsveç ve Euro bölgesi ekonomileri yatırımlarından çok tasarruf yapıyorlar. O nedenle kur aşın değerli olsa bile cari işlemler fazlası veriyorlar.

Devamını Oku

Yoksulluk ve eğitim

13 Haziran 2005

DİE'nin yayınladığı yoksulluk çalışmasına bakıyoruz. 2003 yılı verilerini kullanıyoruz. Önce kır-kent, aile büyüklüğü ve istihdam türü ile yoksulluk arasındaki ilişkiye baktık.Kırsal bölgede 5 kişi ya da daha kalabalık hanede yaşayan ve kendi hesabına çalışan kesimde yoksulluk olgusunun kentlerde 4 kişiden küçük hanede yaşayan ve ücretli kesimden gözle görülür şekilde daha yaygın olduğunu saptadık.Böylece yoksulluğun en önemli nedenlerinden birine ulaştik: Yavaş büyüme ve ücretli istihdam artışının yetersizliği. Verimsiz yani çok az katma değer ve gelir üreten faaliyetler milyonlarca vatandaşı yoksulluğa mahkûm etmektedir.Tanım icabı, yoksulluk düşük gelir demektir. Çalışan bir insanın düşük gelir elde etmesinin iki ana nedeni olabilir. Biri, o kişinin üretiminin (katma değerinin) yüksek olması fakat ürettiklerine başkalarının el koymasıdır. Çözümü bölüşüm ilişkilerinden geçer.İkincisi, o kişinin üretiminin düşük olmasıdır. Ürettiklerinin tümü kendisinde kalsa bile yüksek gelir elde etmesi olanaksızdır. Çözümü çok daha karmaşıktır. Üretim sürecine dönmek, verimliliği belirleyen faktörlere eğilmek gerekir.İktisat teorisinde düşük verimin iki temel nedeni vardır. Biri sermaye birikimi yetersizliğidir. İlkel araçlarla yapılan üretim verimsizdir. Diğeri insan sermayesi yani eğitimdir. Karmaşık araçlan kullanarak yüksek verimle üretim yapma yeteneği eğitimle elde edilir.Dolayısı ile eğitimin dağılımı ile yoksulluk arasında çok yakın bir ilişki görülür. Ekonominin gelişmişlik düzeyinin gerektirdiği vasıflardan yoksun olanlar yoksul kalır. Eğitim düzeyi yoksulluğun temel belirleyicilerinden birine dönüşür.Türkiye verileriVeriler aşağıdaki tabloda yer alıyor.Neler görüyoruz? Bir: Eğitim düzeyi yükseldikçe yoksulluk oranı anlamlı şekilde düşmektedir. İki: Okuma yazma bilmeyen ve okuma yazma bilse bile okul bitirmeyen kategorilerin yoksulluk oranı kentsel kesimde bile ülke ortalamasının çok üstündedir. Üç: Bu kategorilerde kırsal kesim yoksulluk oranı yüzde 50 ve yüzde 44'dir.Yetersiz eğitim, düşük verim ve yoksulluk arasındaki bu güçlü ilişkinin doğru kavranması son derece önemlidir.

Devamını Oku

Yoksulluk nedenleri

12 Haziran 2005

Makroekonomik göstergeler çok olumlu çıkıyor. Enflasyon ve faiz düşüyor. Bütçe Mayıs'ta fazla veriyor. Merkez Bankası'nın alımlarına rağmen kur kıpırdamıyor, ihracat ve turist sayısı artıyor. Tek olumsuz haber dış açıktan geliyor. Bu sükunet bize reel ekonomiye bakma fırsatını veriyor. Salı günü DiE'nin yeni yayınladığı yoksulluk çalışmasını tanıttık. Verilerden hareketle yoksulluğun profilini anlamaya çalıştık.Maalesef bir de hata yapmışız. Toplamları 2002 yılı, alt dağılımları ise 2003 yılı için vermişiz. Okuyucularımdan anlam değiştirmeyen bu dikkatsizliğim için özür diliyorum.Kır-kent, aile ve istihdam türüKısaca verileri tekrarlayalım. 2003 nüfusu 69.2 milyon. 19.5 milyonu (yüzde 28.2) yoksulluk sınırının altında. Kentlerde nüfus oranı yüzde 61, yoksulluk oranı yüzde 22. Kırsal kesimde nüfus oranı yüzde 39, yoksulluk oranı yüzde 37.19.5 milyon yoksulun 13.8 milyonu (yüzde 71'i) 5 kişi ve daha kalabalık ailelerde yaşıyor. 5.6 milyonu (yüzde 29'u) bir işte çalışıyor. 13.9 milyonu (yüzde 71'i) çalışmıyor. Çalışanların 1.4 milyonu (yüzde 25'i) ücret karşılığı, geri kalan 4.2 milyonu (yüzde 75'i) kendi hesabına, ücretsiz aile işçisi ya da işveren olarak çalışıyor.Yukarıda üç kriter kullandık: Kır-kent, aile büyüklüğü ve ücretli-ücretli olmayan. İki vatandaş alalım. Biri kırsal kesimde 5 kişiden büyük ailede yaşıyor ve ailesinde işçi ya da memur olarak çalışan yok. Diğeri kentte 5 kişiden küçük ailede yaşıyor ve ailesinde işçi ya da memur var.Bence ayrıntılı olasılık hesaplarına hiç ihtiyaç yok. Durum açıkça ortada. İlk vatandaşın yoksulluk sınırı içinde kalması ikincisine kıyasla daha yüksek olduğu çıplak gözle de görülüyor. Ortalama yoksulun kırda oturduğunu, büyük ailede yaşadığını ve kendi hesabına çalıştığını zorlanmadan söyleyebiliriz.Enflasyon, istihdam ve yoksullukPolemiğe açık ama hayati bir soru ile yola çıkalım. Bu veriler ışığında yoksulluğun temel nedeni düşük ücret midir yoksa yetersiz ücretli istihdam mıdır? Başka türlü de sorabiliriz. Bugünkü ücret düzeyinde ücretli istihdamda artış yoksul sayısını azaltır mı yoksa yükseltir mi?Böylece uzun süredir savunduğum bir teze geldim. Türkiye'de gelir dağılımındaki bozuklukların ve yoksulluğun temel nedeni ekonominin yeterince ücretli istihdam yaratmama-sıdır. Bunun gerisinde ise yüksek enflasyon ve düşük büyüme hızlan vardır.Olay sadece işsizlik değildir. Yüksek enflasyon- düşük büyüme milyonlarca vatandaşı iş bulamadığı için verimsiz yani çok az katma değer ve gelir üreten ekonomik faaliyetlere mahkum etmektedir. Velhasıl onlan yoksul bırakmaktadır.Başka yapısal boyutlarına da bakarak bu önemli konuya devam edeceğim.

Devamını Oku

Bütçe disiplini sürüyor

10 Haziran 2005

Mayıs sonu itibarıyla bütçe sonuçları dün Maliye Bakanı Unakıtan tarafından açıklandı. Niyetim maliye politikasını Haziran verileri ile birlikte yılın ilk yarısı için ele almaktı. Ancak, simgesel değeri yüksek bir gelişme fikrimi değiştirdi. Hemen söyleyelim. Mayıs ayında bütçe fazla verdi. Dikkatinizi çekerim. Söz konusu olan faizdışı fazla değildir. Beş yıldır sistematik şekilde bütçe faizdışı fazlası veriyor. Yenilik, faiz ödemelerinden sonra, yani bütçenin toplamında fazla oluşmasıdır. Bir ay için bile olsa bütçede gelirlerin giderlerin üstüne çıkması fevkalade önemli bir olaydır. Türkiye'nin katettiği mesafenin çok anlamı bir göstergesidir. Ekonomide yaşananolumlu havanın tek başına en temel nedenidir.VerilerGünlük dilde bütçe diyoruz. Resmi dilde adı konsolide bütçedir. Merkezi devlet artı katma bütçe ile yönetilen kamu kuruluşlannı (üniversiteler, vs) kapsar.Konsolide bütçenin Mayıs ayı gelirleri 13.9 milyar YTL, giderleri 12.2 milyar YTL tutuyor. Dolayısı ile bütçe 1.7 milyar YTL fazla veriyor. Giderlerin 8.0 milyar YTLsi faiz-dışı, 4.2 milyar YTLsi faiz gideri. Yani 5.9 milyar YTL faiz-dış fazla var.Mayıs ayında bütçe açığı yerine bütçe fazlası oluşması doğallıkla Ocak-Mayıs dönemini de çokolumlu etkiliyor.Bütçe dengesi ile toplam kamu borcu arasında birebir ilişki vardır. Tanım icabı, Hazine bütçe açığına eşit miktarda net borç alır. Yani bütçede açık sürdükçe kamu borcunun miktarı yükselir.Bütçede fazla oluşması halinde mekanizma tersten çalışır. Tanım icabı Hazine bütçe fazlası kadar net borç öder. Yani bütçede fazla oluşunca kamu borcunun miktarı azalır.Bir ayın sonuçlanndan genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir. Gene de, aylık bazda bütçe fazlası önemli bir göstergedir. Maliye politikasında disiplinin sürdüğüne işarettir. Önümüzdeki dönemde ekonomik istikrara çok olumlu etki yapacaktır.

Devamını Oku