Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Enflasyon ve talep

5 Eylül 2005

Enflasyonun kamuoyunu ne kadar ilgilendirdiğini ölçmenin çeşitli yöntemleri olabilir. Enflasyonu analiz eden köşe yazısı sayısı bunlardan biridir. Kendi yazılarıma baktım. Yıllarca enflasyon verilerinin ayrıntılarına her ay girdiğimi gördüm.2004'de aralar uzamaya başladı. Bu yıl ise sadece bir kez, Şubat enflasyonu açıklanınca ele aldım. 2005 TÜFE enflasyonu için yılbaşında verdiğim yüzde 6.9'luk tahmini düşürdüm. Altı ay geçtiğine göre kısa bir değerlendirme yapılabilir.İki ay öncesini hatırlatalım. Merkez Bankası gecelik faizi sabit tuttu. Ben buna karşı çıktım. Uzun bir yazı dizisi sonunda tam tersini iddia ettim. "Ağır bir resesyon geliyor" dedim. Son iki ay verilerinin beni haklı çıkardığı kanısındayım.Enflasyonun anlamı ve dolayısı ile ölçüsü tek değildir. Örneğin vatandaş açısından güncel yaşamda karşılaştığı fiyatların değişimi önemlidir. Muhatabı ortalama tüketim sepetinin alım maliyetini ölçen TÜFE'dir. Firmalar girdi maliyetlerinin seyrini önemser. Onların ihtiyacına ÜFE cevap verir.Bu ikisinin dışında ayrıca enflasyonu para politikası açısından ölçmek gerekir.Bu amaçla arz-talep dengesini yansıtmayan fiyat hareketleri temizlenir. Bir: vergi oranlarında değişimin yarattığı fiyat hareketleri atılır, iki: enerji ve devletin ürettiği mal-hizmet fiyatları dışarı alınır. Üç: mevsimlik ve geçici fiyat hareketleri çıkartılır.Elde edilen enflasyon ölçüsüne "çekirdek enflasyon" deniyor. Yeni TÜFE serisinde DİE yedi ayrı endeks tanımlıyor. Mevsimlik ürünleri, enerjiyi, işlenmemiş gıda ürünlerini, alkollü içkileri ve tütün ürünleri ayırdediyor. Çeşitli bileşimlerini açıklıyor.Yedi çekirdek enflasyon ölçüsünü tek tek ele almaya yerimiz yetmiyor. Zaten gerek de yok. Üçünün son aylardaki seyri ana eğilimin anlaşılması için yeterli olacaktır. Gene Tramo-Seats yöntemi ile mevsimlik etkileri temizliyoruz. Enerji hariç fiyatlarda (DİE sınıflamasında C) Haziran-Ağustos dönemi (üç aylık) mevsimlik etkiden arındırılmış artış yüzde 1.5 tutuyor. Yıllandırılmışı yüzde 6.5'e tekabül ediyor. Enerji, alkollü içkiler ve tütün ürünleri, fiyatları yönlendirilen diğer ürünler ve dolaylı vergiler hariç fiyatlarda üç aylık artış yüzde 1.3 tutuyor. Yıllandırılmışı yüzde 5.4'e geliyor. Son kategoriye işlenmemiş gıda ürünleri eklenince (DİE sınıflamasında G) en kapsamlı çekirdek enflasyon ölçüsüne ulaşıyoruz. Üç aylık artiş yüzde 1.1 tutuyor. Yıllandınlmışı yüzde 4.6'ya geliyor. Manzara açıktır. Çekirdek enflasyon 2006 enflasyon hedefinin altına şimdiden gerilemiştir. Talep yetersizliği enflasyon sayılarına yansımaya başlamıştır.

Devamını Oku

Eylül geldi

4 Eylül 2005

Eylül'ün ilk günlerinde gelen yağmuru çocukluğumdan hatırlarım. Yazları ailenin 1930'larda yaşadığı Yalova'daki evde geçirirdik. Sahilde yazlık siteler yerine tarlaların olduğu dönemden söz ediyorum.Eylül yağmuru sıcak yaz günlerinin sonudur. "Yazlıkçı kaçıran" denirdi. O nedenle olsa gerek hafızamda derin izi vardır. Havalar tekrar ısınsa da o yağmurla birlikte yaz biter. Yavaş yavaş da olsa yerini sonbaharın hüznü alır.Istanbul'lu okuyucularım yazıya bu girişi yadırmıyor. Gün boyunca gökyüzü boşalırcasına sağanaklar birbirini izledi. Bir gün önce kısa kollu gömlekle terliyorduk. Ceket ihtiyacı belirdi. Velhasıl Eylül geldi.Kriz bir türlü gelemiyorBir an için yakın geçmişe, ilkbahara hatta yaz başına dönelim. İnsanların en çok merak ettikleri konuların başında bir sonraki kur çalkantısının tarihi geliyordu. Her Ekodiyalog programında mutlaka soruluyordu: "Sizce kriz ne zaman olur?"Dikkatinizi çekerim. Vatandaşın bir ekonomik krizin geleceği konusunda hiç tereddütü yoktu. Zamanını merak ediyordu. Genel kanı yaz içinde en geç sonbaharda döviz kurlarının patlayacağı yönünde idi.Biz farklı düşünüyorduk. Döviz kurunda ani ve hızlı bir yukarı hareket beklemiyorduk. Ama vatandaşı ikna edemediğimizin de görüyorduk. "Bu Perşembe gelir! Hayır sonraki Perşembe gelir!" diyerek olayı hafifletme yolunu seçmiştik.Neden Türkiye'de her sonbahar için kriz tahmini yapılır? Ampirik bir bağlantı kuramıyoruz. Sert kur hareketleri 1994'de Ocak'ta, 2001'de önce Şubat sonra Temmuz'da, 2002'de Haziran'da, 2003'de Mart'ta, 2004 Mayıs'ta gerçekleşti.Buna rağmen her ilkbaharda sonbahar için bir kriz beklentisi güçleniyor. Az önce dışarıdaki yağmuru yazı masamda izlerken aklıma geldi. Galiba ilişkiyi yağmur, sonbahar ve kriz beklentisi arasında aramak en doğrusu...Yaşamın renkleriAdımız nasıl olsa iyimsere çıkmış. Eylül başı yağmuruna ve başını gösteren sonbahara rağmen iyimser takılabiliriz. Bütün kriz rivayetlerini, dış açık korkularını, mali piyasa çalkantılarını pekala yaşamın renkleri olarak kabul edebiliriz.Başka açılardan çok eksikleri olabilir ama bence Türkiye'de insan sıkılmıyor. Tam tersine, her an çok önemli bir şeyler olabilecekmiş duygusu ile yaşıyor. Hayatımızın bu kadar renkli geçtiğini bilseler AB vatandaşlarının bizi çok kıskanacaklarına eminim.Neyse, o kadar umut bağladığımız krizin maalesef bu yıl da bizi aldattığı anlaşılıyor. Olsun. Biz havlu atmayız. İlkbaharda gelecek krizi beklemeye başlarız. Olmazsa gelecek sonbahar var. Eylül başı sağanak yağmurlan seneye de yağacaktır.

Devamını Oku

İstihdamda durağanlık

27 Ağustos 2005

Bu köşede iki aydır savunulan iki iç içe temayı hatırlatalım. Son bir yıl boyunca gecelik faizler bütçe disiplinine ve TCye dönüş olgusuna kıyasla yüksek kalmıştır. Bu hatanın yol açüğı "düşük kur-dış açık" ikilemi ekonomiyi resesyona götürmektedir.Bu konulan önce teorik düzeyde açıkladık. Makro politika uyumsuzluğunu tanımladık. Kamuoyunda yaygın kabule göre, kur çalkantısı beklentisinin gerçekçi olmadığını anlattık. Düzeltmenin talep ve üretimde durgunluk yolu ile gerçekleşeceğini belirttik.Ardından konjonktür analizimizi yılın ilk yarısı için sanayi üretimi, ihracat ve ithalat verilerine uyguladık. Mevsimlik etkiden arındırınca, her üçünde durağanlık yaşandığı net şekilde ortaya çıkb.İstihdam verileriPerşembe günü DiE Mayıs ayı istihdam ve işsizlik verilerini açıkladı. Tam adı Hanehalkı işgücü Anketi'dir. 2000-2004 arasında üç ayda bir yayınlanıyordu. Bu yıl aylık baza çekildi.Mayıs verileri Mart-Haziran arasını yani yılın ikinci çeyreğini kapsıyor. Dolayısı ile bir önceki yılla karşılaştırılabiliyor. Sanayi üretimi ve dış ticaret gibi istihdamın da konjonktür açısından değerlendirmesine olanak sağlıyor.Önce ham sayıları verelim. 2004'ün ikinci çeyreğinde toplam istihdam 22.2 milyon kişi iken bu yıl 22.7 milyon kişiye yükseliyor. Yani toplam istihdam 534 bin kişi ya da yüzde 2.4 artıyor. Bu, olumlu bir gelişmedir. Katılım oranı da 0.1 puan yükseliyor.Ancak bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırma konjonktür analizi için fazla bilgi taşımıyor. Bizi daha çok ilgilendiren o bir yıl içinde, özellikle son altı ayda istihdamın ne yönde geliştiğidir.Bu amaçla yine Tramo-Seats yöntemini kullanarak mevsimlik etkileri düzeltme yoluna gidiyoruz. Böylece son çeyrekle daha önceki çeyrekler karşılaştınlabilir hale geliyor.İstihdam artışı durduBulgular sanayi üretimi ve dış ticarette görülen durağanlığı birebir yansıüyor. Daha açık söyleyelim, istihdam verileri de konjonktür analizinin işaret ettiği resesyon eğilimlerini doğrular yönde çıkıyor.Okuyucuyu sıkma pahasına sayıları vermek istiyorum. Mevsimlik etkiden arındırılmış toplam istihdam 2004'ün son çeyreğinde 22.2 milyon kişi, 2005'in ilk çeyreğinde 22.3 milyon kişi, ikinci çeyrekte ise 22.1 milyon kişi bulunuyor.İstihdam, geçen yılın son üç ayında tarihi zirvesine tırmanıyor. Yılın ilk çeyreğinde 100 bin kişi artıyor. Sonra ikinci çeyrekte 200 bin kişi azalıyor. 2004 sonundaki istihdamın altına iniyor. Velhasıl ekonomi artık istihdam üretmiyor.Bu arada istihdamın yapısında da çok ilginç dönüşümler yaşanıyor. Bugün konumuz o değil. Bir başka yazıda onlara bakacağım.

Devamını Oku

"Net hata noksan" tartışmaları

22 Ağustos 2005

Ödemeler dengesinin "net hata noksan kalemi" bu sütunun favori konuları arasında yer alır. Dış denge sonuçlarını değerlendirirken mutlaka ele alırız. Anlam vermeye çalışırız. Ekonominin dış dünya ile tüm döviz işlemleri ödemeler dengesine girer. Döviz gelir ve giderleri cari işlemler hesabına, gelir ya da gider olmayan döviz hareketleri sermaye hesabına, Merkez Bankası döviz pozisyonundaki değişim rezerv hesabına konur. Bir yere yazılamayan döviz hareketlerine "net hata noksan kalemi" denir."Net hata noksan" dikkatimi ilk kez 1998 sonbaharında çekti. Vergi yasası ile Eylül 1998 "mali milat" ilan edilmişti. O ay net hata noksan kaleminde 4.5 milyar dolar fazla, ertesi ay (Ekim 1998) ise 4.8 milyar dolar açık oluştu.Bu durum net hata noksan kalemi ile kayıt-dışı dövizlerin giriş-çıkışları arasında bir ilişkiye işaret ediyordu. Sermaye kaçağının yönünün anlaşılmasında yararlı olacağını düşünerek yakın takibe aldım.Bazı özellikleriHer ölçmede hata yapılabilir. Ölçülen büyüklük karmaşıklaştıkça ve zaman dilimi kısaldıkça hata ihtimali de yükselir. Ancak, normal olarak hatalı ölçüm iki yönde de olur. Yani yeterince uzun dönem alırsak hata önemsizleşir.Hatanın uzun dönemde bile önemli büyüklüklere ulaşması sistematik bir soruna işaret eder. Çünkü hep aynı yönde hata yapılmaktadır. Ölçme metodolojisinin yeniden gözden geçirilmesini gerektirir.Bu tanımlan Türkiye'ye uygulayabiliriz. Elimizde Merkez Bankası'nın yayınladığı 30 yıllık net hata noksan kalemi verileri var.1975'ten bugüne bu kalemin seyrini izleyebiliyoruz.1975-2001 arasında yıllık net hata noksan kalemi + 2.4 milyar dolar (1995) ile - 2.8 milyar dolar (2000) arasında dalgalanıyor. Kümülatif alınca sayılar güdük kalıyor. Çünkü artılar eksileri götürüyor. Nitekim 1975-2001 arası net hata noksan toplamı .6 milyar dolar açık veriyor.2002'den itibaren trend değişiyor. 2002'den Haziran 2005'e (üç buçuk yıl) net hata noksan kaleminde toplam 14 milyar dolar fazla oluşuyor. Böylece 1975'den bugüne toplam net hata noksan 13.4 milyar dolar artıya dönüşüyor.Farklı tefsirler2002 sonrası için iki gözlem yapıyoruz. Bir: Hatanın boyutu çok büyümüştür. İki: Hata sistematik hale gelmiştir. Bence bu durum son dönemde ödemeler dengesi verilerinin ekonominin gerçeklerini yansıtmadığı anlamına gelmektedir.Kamuoyu ve profesyonel iktisatçılar ise hatanın ödemeler dengesinin iki ana hesabından hangisinden kaynaklandığı ile ilgileniyorlar. Döviz gelirleri eksik ölçülüyorsa dış açık gerçekte görünenden daha küçüktür. Finansal girişler düşük ölçülüyorsa ülkeye giren sıcak para açıklanandan daha büyüktür.İki tefsirin ekonomik konjonktür açısından sonuçları birbirine zıttır. Devam edeceğim.

Devamını Oku

Tahminlerde revizon

20 Ağustos 2005

Temel makroekonomik büyüklükler için ilk tahminleri yılbaşında veriyoruz. Genellikle yaz ortasında revizyona gidiyoruz. Birincisi, büyüme dışında ilk yan gerçekleşmeleri yayınlanıyor, ikincisi, veriler üstünde çalışmaya zamanımız oluyor. Her tahmin bir dizi varsayıma dayanır. Bir bölümü petrol fiyatları, AB'de talep gelişmeleri, euro-dolar paritesi vs. dünya konjonktürü varsayımlarıdır. Diğer bölümü bütçe ve gecelik faizler yani içeride uygulanan iktisat politikaları üstünedir.Yıl ortasında hem dış konjonktürün hem de iç iktisat politikalarının seyri belirginlik kazanır. Yeni tahminler yeni varsayımlarla yapılır. Biraz daha gerçekçi olurlar.Büyüme ve enflasyon2 Ocak 2005 tarihli yazımda 2005 yılı için büyüme hızını GSYİH ve GSMH'da sırası ile yüzde 6.8 ve yüzde 7.7 öngörmüştüm. Hükümet yüzde 5 hedefliyordu. Diğer tahminler yüzde 5-6 aralığında yer alıyordu.Bugün çok farklı düşünüyorum. Kısa süre önce ekonominin ciddi bir resesyon tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu yazdım. Neden olarak para politikasının çok sıkı tutulmasını gösterdim. Bu durumda 2005 yılı büyüme hızını GSYİH için yüzde 4.2'ye, GSMH için yüzde yüzde 5.1'e indiriyorum. Büyümenin özellikle son çeyrekte iyice düşeceğini hesaplıyorum.Gelelim enflasyona. 2 Ocak'ta yıl sonu tüketici enflasyonunu yüzde 6.9 verdim. Hükümetin hedefi yüzde 8'in bir puan altında kaldım. Daha ocak ayı çıkmadan enflasyonu yüzde 5 civarına düşürdüm. Çarpıcı olmak için yüzde 4.7 dedim.Yılbaşında 2005 için ortalama petrol fiyatını 45 dolar tahmin ediyordum. 60 dolara doğru gidiyor. Ona rağmen yıl sonu TÜFE artışı tahminimi yüzde 5 civarında tutuyorum. Bu sonuç resesyon beklentimle tutarlıdır.Dış dengePara politikası ve petrol fiyatı varsayımlarındaki hatalar en çok dış denge tahminlerini etkiliyor. Üstüne, yılbaşında 2005 için ortalama euro-dolar paritesini 1.30 almıştım, ilk yedi ay ortalaması 1.27 oldu. Yıl sonu herhalde 1.24'e geriler.Yılbaşında ihracatı 78 milyar dolar, ithalatı 110 milyar dolar, cari işlemler açığını 11.5 milyar dolar ve net hata noksan kalemini 3.2 milyar dolar öngördüm. Benim tanımıma göre dış açık 8.3 milyar dolar olacaktı.Son tahmine göre ihracat 74 milyar dolar, ithalat 116 milyar dolar, cari işlemler açığı 20 milyar dolar ve net hata noksan kalemi 9 milyar dolar. Benim tanımıma göre dış açık 11 milyar dolara yükseliyor. Aradaki farkı petrol fiyatı ve TLnin değer kazanması bence açıklıyor.Döviz kuru için yılbaşında "yatay seyreder" demiştim: Yıla dolar l .34 YTL, euro 1.83 YTL ile girmişti. Gecelik faizler yüksek kalınca ilk yedi ayda TL değer kazandı. Parite etkisi dışında yılın son günü kurları ilk günü kurlarına yakın olacaktır.

Devamını Oku

İlk yarıda ödemeler dengesi

15 Ağustos 2005

Geleneğimizi sürdürüyoruz. Yayınlanan her Haziran verisinden sonra yılın ilk yarısını değerlendiriyoruz. Geçen yazıda dış ticarete baktık. Ödemeler dengesini bu yazıya bıraktık. Dış denge ve döviz kuru gelişmeleri kamuoyunu çok meşgul ediyor. Son günlerde döviz rezervleri de ilgi odağı olmaya başladı. Bu konuların kafalarda eskisi gibi net olmadığını söyleyebiliriz.Ekonomi son beş yılda hem nitel hem nicel çok köklü dönüşümler yaşadı. Dış dünya ile mal-hizmet-finansman ilişkileri bu değişimin merkezinde yer aldı. Dolayısıyla verilerin ele alındığı optik de farklılaştı.Cari işlemler açığı büyüyorÖdemeler dengesi iki işlevsel kategoriden oluşur: cari işlemler ve sermaye hesapları, ilki döviz gelir ve giderlerini yansıtır, ikincisi finansman tarafını ele alır. Bunlar dışında net hata noksan kalemi ve rezerv değişimi vardır. Cari işlemler hesabında en önemli kalem mal hareketleridir. İhracat, bavul ticareti, ithalat ve altin alt gruplarından oluşur, ithalattan navlun ve sigorta düşülür. Toplamına mal dengesi denir. Türkiye'nin mal dengesi daima açık verir. Ocak-Haziran döneminde mal dengesi açığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla 4 milyar dolar (yüzde 36) artarak 15.1 milyar dolara tırmandı. Dış ticaretle birlikte analiz ermiştik. Hizmetler dengesi turizm, taşımacılık, inşaat, vs. kalemlerini kapsar. Türkiye'nin hizmet dengesi daima fazla verir. Bu yıl turist sayısındaki ve dış ticaret hacmindeki artışa rağmen hizmetler fazlası 0.4 milyar dolar (yüzde 12) artışla 3.9 milyar dolara yükseldi.Transfer kalemi özünde işçi dövizleridir. Eski önemi kalmadı. Bu yıl 0.6 milyar dolar tutuyor. Yatırım dengesi faiz ve temettülerdir. Daima açık verir. 0.3 milyar dolar (yüzde 11) artişla 3.2 milyar dolara ulaştı. Toplamı cari işlemler dengesidir. Üç yıldır açıklan giderek büyüyor. İlk 6 ayda 3.8 milyar artışla (yüzde 38) bir rekor kırdı. 13.7 milyar dolar açık verdi. Özetle, ithalat artışının hizmet gelirlerindeki artişın çok üstünde seyretmesini yansıtıyor.Borçlanma gereği küçülüyorBu noktada veriler ilginçleşiyor. Büyük ölçüde vatandaşın Tüye dönmesini yansıtan net hata noksan kalemi ilk yanda 4.4 milyar dolar (yüzde 294) artışla 6 milyar dolar fazla veriyor. Cari işlemler açığının yüzde 44'ü bu dövizlerle karşılanıyor. Yabancı sermaye yatırımları, gayrimenkul ve borsada yabancı alımlarından oluşan borç-dışı finansman 1.5 milyar dolar (yüzde 100) artişla 2.9 milyar dolara çıkıyor. Böylece borçlanma gereği 2.1 milyar dolar (yüzde 30) azalarak 4.8 milyar dolara geriliyor.Buna karşılık 1.6 milyar dolan kamu kesimi, 9.6 milyar dolan özel kesim, toplam 11.2 milyar dolar dış borçlanma yapılıyor. Borçlanma gereği ile aradaki 6.3 milyar dolar fark döviz rezervlerine gidiyor.İşte ilginç bir resim: büyüyen açık, küçülen borçlanma gereği ve artan rezervler...

Devamını Oku

İlk yarıda dış ticaret

8 Ağustos 2005

Konjonktür analizini son yılın dış ticaret verilerine bir hafta önce uyguladık. "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepeti ile ölçüp mevsimlik etkiden arındırınca dış ticarette yılbaşından itibaren sanayi üretimine paralel bir duraklama saptadık.Analizin genel bulgularını hatırlatalım. Aynı anda hem ihracatın hem de iç talebin duraklamasına "çifte kıskaç" dedik. Neden olarak gecelik faizlerin bütçe dengesine ve Tüye dönüş olgusuna kıyasla çok yüksek tutulmasını gösterdik. Resesyon uyarısı yaptık. Bu durum kısa-orta vadede kur volatilitesi ihtimalini azaltıyor. Daha anlaşılır şekilde söyleyelim. Mevcut politika ile dış açık sorunu kurun yükselmesi ile değil, ekonominin yavaşlaması ile çözülür. Gelen resesyon dış açığı önemsizleştiriyor.Dış ticaret verilerini değerlendirirken iki hususu önemsiyoruz. Biri euro/dolar paritesindeki dalgalanmanın düzeltilmesidir. Diğeri Gümrük Birliği ve tam üyelik perspektifi çerçevesinden AB ile ticaretin ayrıştirılmasıdır.Bu amaçla uzun süredir basit bir yöntem kullanıyoruz. Dış ticareti dolar yerine euro cinsinden izliyoruz. Böylece ihracatın yarısını oluşturan AB ticaretini daha sağlıklı izleyebiliyoruz. Karşılaştırmalarda dönem tercihine de dikkat etmek gerekir. Sadece 2004-2005 karşılaştırması yapmak yetersiz. Mutlaka 2000'i referans yılı olarak dahil etme ihtiyacını duyuyoruz. Sonuçlar aşağıdaki tablodadır.İlginç sonuçlarEn çarpıcı sonuç euro cinsinden AB'den yapılan ithalatın iki yıldır 17 milyar euro düzeyinde sabitlenmesidir. 2004'e göre artış sadece yüzde l'dir. AB'ye ihracat ise yüzde 10 artmış, AB ticaretinde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 80'e çıkmıştir. Hem 2000'den (yüzde 58) hem de 2004'ten (yüzde 73) ciddi şekilde büyüktür. AB dışına yapılan ihracat artışı daha yüksektir (yüzde 20). Buna karşılık AB dışından yapılan ithalat rekor düzeyde (yüzde 28) artmıştır. Dolayısı ile AB dışı ile ticarette ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 53'e düşmüştür. 2000'den (yüzde 51) biraz yukarıda ama 2004'ün (yüzde 57) altındadır.Bu verileri nasıl tefsir edebiliriz? Biri iç konjonktürle, diğeri sanayinin yapısal dönüşümü ile, üçüncüsü dünya konjonktürü ile ilgili üç gözlem yapmak istiyorum.Bir: AB'den ithalattaki duraklama ekonomideki yavaşlama ile tutarlıdır. Değişimin giderek eksiye dönmesi beklenmelidir.İki: AB'ye ihracat artışı AB dışından ithalat artışının bir kısmını açıklamaktadır. Türkiye AB dışı firmalar için AB iç pazarına yönelik bir üretim merkezi olmaktadır.Üç: Enerji fiyatlarında son yılda yaşanan büyük artiş AB dışından ithalattaki büyük artışın diğer nedenidir. Bir sonraki yazının konusu ilk yarıda dış denge olacak.

Devamını Oku

İlk yarıda bütçe

1 Ağustos 2005

Dışarıdan bakan biri için Türkiye ekonomisinin bugününü dününden ayırdeden en temel fark nedir? Mali göstergelerde istikrarın sağlanmasıdır. Geçmiş yıllarda yaşanan büyük dalgalanma ve çalkantıların ortadan kaybolmasıdır.Bu gerçeği en karamsarlar bile kabul ediyor. Elbette istikrarın nedeni ve geleceği konusunda farklı hipotezlere rastlanıyor. Örneğin istikran olumlu dış mali konjonktür sonucu gelen sıcak para açıklayanlar gelecekte yeni bir çalkantı ihtimalini yüksek görüyor.Ben önceliği iktisat politikalarına veriyorum. Bunlardan birini, maliye politikasını özellikle vurguluyorum. İstikrarın temel nedeni hükümetin bütçe disiplinine kararlı şekilde uymasıdır diyorum. 2005 yılı ilk yansı için bütçe gerçekleşmesi yayınlandı. Sayılar, değerlenen TEye ve büyüyen dış açığa rağmen mali göstergelerdeki istikrarı açıklıyor.Bütçe disiplini sürüyorAşağıdaki tabloda 2004 ve 2005 yılları için Ocak-Haziran dönemi bütçe gerçekleşmeleri karşılaştırılıyor. İlk iki sütun cari (fiili) sayılan veriyor. Sonraki iki sütunda enflasyon etkisi temizleniyor. Reel bütçe büyüklükleri Haziran 2005 fiyatları ile ifade ediliyor. Son sütunda reel değişim gösteriliyor.Bütçe gelirleri reel olarak yüzde 15 artıyor. Alt kategorilere bakıyoruz. Vergi gelirleri yüzde 14, vergi-dışı gelirler yüzde 21 yükselmiş.Gelirlerdeki bu güçlü artiş hükümetin vergileme konusunda rehavete kapılmadığını gösteriyor.Faiz-dışı harcamalar reel olarak yüzde 12 artıyor. Bu oran hem bütçe gelirlerindeki hem de vergi gelirlerindeki artışın altında kalıyor. Doğal olarak, gelir artişı harcama artışının üstünde seyredince faiz-dışı fazla da yüzde 21 büyüyor.En büyük tasarruf faiz harcamalarında gerçekleşiyor. Nominal sayılarla başlayalım. Geçen yılın ilk yansında 30 milyar YTL olar faiz harcamaları bu yıl yüzde 21 azalarak 23 milyar YTLye iniyor. Faiz harcamalarındaki reel düşüş yüzde 26'ya çıkıyor. Faiz-dışı fazla artarken faiz harcamalan azalırsa ne olur? Bütçe açığında büyük bir düşüş gerçekleşir. Öyle oluyor. Geçen yılın ilk yansında 15 milyar YTL olan bütçe açığı bu yıl 4 milyar YTL'ye iniyor. Reel daralma yüzde 75'e ulaşıyor.Kamu açığı uzatmaları oynuyorGelinen nokta ile ilgili iki küçük gözlem yapmak istiyorum. 2004'ün ilk yarısında bütçe açığının dönem milli gelirine oranı yüzde 8,3 idi. 2005'te bu oranın yüzde 1,9'a gerilediğini hesaplıyoruz. Yanlış okumadınız. İlk yarı bütçe açığı milli gelirin yüzde 2'sine ancak ulaşıyor.Bütçe dışındaki kamu kesimini de kapsayan "Konsolide Kamu Dengesi" verileri bir ay gecikme ile yayınlanıyor. Elimizde Ocak -Mayıs dönemi sonuçlan var. Beş aylık kamu genel dengesi 1.6 milyar YTL fazla veriyor. Haziran sonunda fazla çıkacağı kesindir. Yani kamu kesimi ilk yarıda açık vermedi. İşte, ekonomide bir dönemi kapatan ve yenisi başlatan esas gelişme budur.

Devamını Oku