Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

İhracatta durağanlık

30 Temmuz 2005

Ekonomiye geniş perspektiften bakan yazı dizisini bitiriyoruz. Kısaca hatırlatalım. Dış açık sorunundan yola çıktık. Makro politika uyumunu araştırdık. "Bütçe dengesine ve TL'ye dönüş olgusuna kıyasla gecelik faizlerin yüksek tutulmasının yarattığı 'çifte kıskaç' ekonomiyi resesyona götürüyor" dedik.Teorik sonuçlarımızı verilerle kontrol ettik, önce sanayi üretimine bakük. Mevsim etkilerini temizleyince sanayi üretiminin yılbaşından bu yana yatay seyrettiğini gördük. Ciddiye alınması gereken bir gelişme olduğunu vurguladık.Resesyon sözcüğü mutlaka ekonominin küçülmesi anlamına gelmez. Daha genel tanımı ekonomik aktivitenin yavaşlaması ve giderek büyümenin durmasıdır. Doğallıkla başka göstergelerde de izlenebilmesi gerekir.Dış ticaret verileriEkonomide canlılığın ya da durgunluğun bir başka önemli göstergesi dış ticaret verileridir. Bugün onları ele alıyoruz. Sanayi üretimi için yaptığımız işlemi ihracat ve ithalat sayıları ile tekrarlayacağız.Sanayi üretimi bir endekstir. İhracat ve ithalat ise dolar cinsinden mutlak sayılardır. Dolayısı ile ikisi de euro/dolar paritesinden etkilenir. Örneğin euro, dolara karşı değer kazanırken ihracat ve ithalat daha hızlı artar.Bu sorunu çözmek için basit bir yöntem kullanıyoruz. "0.5 dolar+ 0.5 euro" şeklinde bir döviz sepeti tanımlıyoruz. Her ayın ihracat ve ithalatını o ayın paritesi ile döviz sepetine dönüştürüyoruz.Dış ticaret de mevsimlerden çok etkilenir. Tramo-Seat yöntemi ile mevsimlik etkilerini temizliyoruz. 2003 yılı ortalama aylık ihracat ve ithalat tutarlarını baz (100) kabul eden bir endeks hazırlıyoruz.Aşağıdaki grafikte son oniki ay için düz çizgi ihracatın, kesikli çizgi ithalatın seyrini gösteriyor. Ekim ve Ocak aylarında Şeker ve Kurban Bayramları nedeni ile dış ticarette özel bir gerileme olduğunu belirtelim.İhracat yerinde sayıyor2004'te hem ihracatta hem de ithalatta büyük bir artışın gerçekleştiği derhal görülüyor. Yıl sonunda ikisi için de aylık değer 2003 ortalamasının yüzde 40 üstüne çıkıyor. 2004'te ithalat artışı biraz daha yüksek olsa bile ihracatın da hızlı arttığı anlaşılıyor.2005 yılında aniden manzara değişiyor. Şubat ayında Kurban Bayramı sonrası trendle uyumlu bir artış oluyor. Ama Mart'tan itibaren ihracat yerinde sayıyor. Mart, Nisan ve Mayıs ihracattan Şubat'in alünda kalıyor. Haziran'da çok küçük bir hareket oluyor.İthalat bu yıl da yükseliyor. 2004'ün ikinci yansında ihracata paralel giden ithalat endeksi yılbaşından sonra arayı açıyor. Ne var ki, Şubat sonrasında ithalat artışının da yavaşladığı hatta durduğu dikkatimizi çekiyor.Sanayi üretiminde ve dış ticarette yaşanan durağanlık, resesyon riskinin uçuk bir iktisatçının marazi muhayyelesinden kaynaklanmadığının yeterince kanıtlandır.

Devamını Oku

Sanayi üretiminde durağanlık

28 Temmuz 2005

İki haftadır güncel gelişmeleri bir kenara bıraktık. Ekonomiye daha geniş perspektiften bakar uzun bir yazı dizisine giriştik. Özellikle dış açıktaki artışın yaratabileceği sorunları araştırdık, Amacımız konjonktür açısından makro politikaları ve aralarındaki uyumu değerlendirmekti. İlginç bir sonuca ulaştık. Gecelik faizler bütçe dengesine ve TL'ye dönüş olgusuna kıyasla yüksek kalmıştı. Oluşan çifte kıskaç ekonomiyi bir resesyona götürüyordu.Bu ana kadar sayılara hiç girmedik. Halbuki konjonktür analizlerinde verilerin doğru değerlendirilmesi fevkalâde önemlidir. Dolayısı ile ekonomideki duraklamanın yayınlanan verilerde gözlenip gözlenmediğine de bakmak gerekir.Sanayi üretim endeksleriSanayi üretim endeksleri Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından hesaplanır ve her ay açıklanır, En son mayıs ayı sonuçlan yayınlandı. Çeyrek bazında (üç aylık) bir seri de vardır. Milli gelirin hesaplanmasında ağırlık taşır.Sanayi üretim endeksi üç ana kalemden oluşur: Madencilik, imalat sanayii ve elektrik, gaz, su, imalat sanayiinin toplam endeksteki ağırlığı yüzde 87'dir. İçinde 22 ayrı sanayi dalı yer alır.Aylık sanayi üretim endeksleri mevsimlik etkilerden, o ayın iş günü sayısından, bayram gibi tatillerden etkilenir. Bu nedenle bir ya da birkaç ay-öncesine göre sanayi üretiminin değişimini yansıtmaz. Ancak bir yıl öncesi ile karşılaştırma yapılabilir. Konjonktür analizi yakın geçmişteki birkaç ayın eğilimlerini yakalamayı gerektirir. O nedenle mevsimlik etkilerin temizlenmesi zorunludur, Bu amaçla geliştirilen istatistik! yöntemler kullanılır,Son dönemde en çok Tramo-Seats yöntemi kullanılıyor. Biz de öyle yaptık. Toplam sanayi üretimi ve imalat sanayi üretimi için mevsimlik etkiden arındırılmış serileri bulduk. 2003 yılı ortalamasını 100 kabul ettik. Son yılı (Haziran 2004 -Mayıs 2005) için aşağıdaki grafikte gösteriyoruz.Üretimde artış yokGrafikte ne görüyoruz? Bir yıl önce, Haziran 2004'te iki endeks de 112-114 aralığına yükselmiş. 2004 yılının ilk yansında sanayi üretiminde adeta bir patlama yaşandığı zaten biliniyor. Grafik de bunu doğruluyor.Ancak 2004'ün yaz ve sonbahar aylarında sanayi üretimi hızla düşüyor. Ekim-Kasım 2004'te endeksler 108-110 aralığına geriliyor. Sonra tekrar 114 civarına tırmanıyor. Bir hususu hemen belirtelim. Ocak 2005'teki düşüş Kurban Bayramı'ndan kaynaklanıyor.Dikkat ederseniz, endeks 2004 sonunda 114'e çıkıyor. Buna karşılık bu yılın ilk beş ayında 114-115 aralığında sabit kalıyor. Grafik çok açık şekilde yılbaşından bu yana hem toplam sanayi hem de imalat sanayii üretimininde artışın durduğunu gösteriyor. Sanayi üretiminde saptadığımız durağanlık resesyondan söz etmek için yeterli midir? Olmasa bile çok önemli bir işarettir. Başka verilere bakmaya devam edeceğiz.

Devamını Oku

Baklayı ağzımdan çıkarıyorum

26 Temmuz 2005

Güncel gelişmeleri ihmal etme pahasına ekonomiye geniş bir perspektiften bakan dizi sürüyor. Bugün yedinci yazıdayız. Değişimi, eski krizleri, makro politika uyumunu anlattık. Lafı dolandırma eleştirisi geldi. Biz de cepheden giriştik.Ekonominin temel sorununun "değerli para-dış açık" ikilisi olduğunu kabul ettik. Önce geleceği araştırdık. Kurda düzeltme beklentisine karşı çıktık. Eski çözümün, bütçeyi kısıp gecelik faizi yükseltmenin ise bir yandan ekonomiyi resesyona götüreceğini diğer yandan da paranın değer kazanmasının süreceğini saptadık.Böylece milyarlarca dolar değerindeki esas soruya ulaştik. Türkiye ekonomisi bu garip duruma nasıl geldi? Hangi politikalar sonunda geldi? Baklayı ağzımdan çıkartırken daha önce tanımladığım makro politika uyumu sorunsalını kullanıyorum.Makro politika matrisiMaliye politikası ile başlayalım. 2000 ve sonrasında maliye politikasının tek hedefi vardır: Tehlikeli sınıra tırmanan kamu borcunun çevirilmesi. Aracı da yüksek faiz-dışı fazladır. Bu durum maliye politikasında esnekliği bitirdi. Bütçe katılaşti.Bir başka deyişle, maliye politikasının konjonktürel işlevinden vazgeçildi. Ekonomi resesyona da girse, büyük talep yetersizliği de oluşsa, borç sorunu yüzünden yüksek faiz-dışı fazla devam edecekti.Döviz dengesine geçelim. Geçmiş dönem sermaye kaçağı büyük bir döviz stoğu yarattı, istikrarla yerleşikler döviz bozdurmaya başladı. Böylece döviz kuru cari işlemler dengesi akımlarına duyarlılığını kaybetti. Bu da döviz piyasasını katılaştırdı.Maliye politikasında ve döviz piyasasında katılık para politikasını makro uyumun tek aracı yaptı. Ekonomik konjonktür bu tahditlerin para otoritesi tarafından algılanmasına ve yol açtıkları darboğazlara zamanında müdahale edebilmesine kilitlendi. Açık söyleyelim. Gecelik faizler konjonktürün tek belirleyicisi haline dönüştü.Hatırlatalım. Her yüksek faiz, sıkı para politikası değildir. Maliye politikasını ve döviz piyasası koşullarını bilmek gerekir. Son iki yılın sorunu, gecelik faizlerin faiz-dışı fazla hacmine ve döviz stoğuna kıyasla yüksek seyretmesidir.Çifte kıskaçBugünkü politika açmazı para politikası uyumsuzluğundan kaynaklanıyor. Bizi para otoritesinin niyeti, becerisi, modelleri vs. değil sonuç ilgilendiriyor...Gelinen noktaya "çifte kıskaç" diyorum. Birinci kıskaçta hem bütçe hem de faiz iç talebi kısıyor. İç talebin çektiği bir büyüme ihtimali kalmıyor. Normal olarak bu noktada dış talep devreye girebilir. Ekonomi, büyümesini ihracatla sürdürebilir.İkinci kıskaç bunu engelliyor. TL'nin değer kazanması ihracatçıyı vuruyor. Ucuz ithalatın yerli üretimle ikamesi hızlanıyor. Neticede ihracat da ekonomik büyümenin motoru olamıyor. Talep yetersizliği ekonomiyi boğmaya başlıyor.Gene ters bir pozisyona düşmenin rahatsızlığını yaşıyorum. Merkez Bankası son enflasyon raporunda "ekonomide talebin canlanmaya başladığını ve enflasyonun düşüş ivmesinin azaldığını" söylüyor. Ben "Ağır bir resesyon geliyor" demeye getiriyorum.Sanırım yeniden sayılara dönme zamanı geldi. Bizi izlemeye devam ediniz...

Devamını Oku

Makro politika uyumsuzluğu

19 Temmuz 2005

Güncel gelişmeleri ihmal ederek ekonomiye geniş bir perspektiften bakan yazı dizisi sürüyor. Yeni makro politika ortamını sıkı maliye ve para politikaları ve dalgalı kur rejimi üçlüsü ile tanımlayarak yola çıktık.Toplumsal hafızada derin izler bırakan 1950-2000 dönemi krizleri ile devam ettik. Kur ve enflasyonu patlatan krizleri gevsek maliye ve para politikalarının sabit kur rejimi ile sürdürülmesine bağladık. Dış ticaret açığı neden değil sonuçtur dedik.Oradan teoriye geçtik. Makro politikalar arasındaki uyumsuzluğun istisna hallerde krize yol açtığını, kural olarak ekonomiyi resesyona soktuğunu söyledik. Bugünkü durum krize kapalıdır ama resesyona açıktır diye bitirdik.Para politikası krizleriAnalizi derinleştirelim. Sabit kur rejiminde denk hatta fazla veren bütçeye rağmen kriz oluşabilir mi? Teorik olarak "evet" diyoruz. Kore, Tayland vs. eski Asya Kaplanlarının 1997-98'de yaşadığı mali krizler teoriyi doğruluyor.Bir konuya açıklık getirelim. Politika uyumsuzluğunun krizle sonuçlanmasında konvertibilite ikincildir. Sadece krizin biçim ve yoğunluğunu etkileyebilir. Örneğin konvertibilite yoksa döviz önce karaborsaya düşer sonra devalüasyon yapılır.Fazla veren bütçe ile kriz çıkması Türkiye'de yadırganır. Geçmiş popülist uygulamalar tüm sorunların bütçeden kaynaklandığı inancını pekiştirmiştir. Halbuki uyumsuz para politikası en çok raslanan kriz nedenidir.Anahtar "uyum" sözcüğünde gizlidir. Her makro politika tek başına boşluktadır. Ancak diğerleri ile birlikte anlam kazanır. Tek başına bütçe verilerine bakarak maliye politikası, tek başına gecelik faizlere bakarak para politikası hakkında karar veremeyiz.Bir gecelik faiz düzeyinde sıkı maliye politikası anlamına gelen bütçe dengesi bir başka faiz düzeyinde gevşek kalır. Keza bir bütçe dengesinde sıkı para politikası anlamına gelen gecelik faiz bir başka bütçe dengesinde gevşek kalır. Uyum denklemine dövizde arz-talep koşullarını ve kur rejimini ayrıca eklemek gerekir.2001 kriziKore, Tayland, vs. bütçe fazlalarına güvendi. Oluşan talep balonlarına rağmen faiz ve kur sabit tutuldu, isterseniz o kur ve faiz düzeyinde bütçe fazlası az kaldı, isterseniz o kur ve bütçe fazlasında faiz düşük kaldı, isterseniz o bütçe ve faiz düzeyinde kur değerli kaldı diyebilirsiniz. Makro politika uyumsuzluğu kriz getirdi. Analiz 2001 krizine de ışık tutuyor. 2000'de toplam kamu kesimi faiz-dışı fazlasında milli gelirin yüzde 4.5'u kadar artişla maliye politikası sıkıldı. Para arzı (dolayısı ile gecelik faiz) ise para kurulu benzeri rijit bir sisteme bağlandı. Kur sabitlendi.Kriz, para politikasının 2000 sonrasında başta maliye politikası olmak üzere borç düzeyi, bankacılık kesimi sorunları, toplumun programa güveni vs. diğer koşullara kıyasla hem tasanmda hem de uygulamada uyum sağlayamadığının kanıtadır.

Devamını Oku

Kriz analizini inceltiyoruz

16 Temmuz 2005

Güncel gelişmeleri ihmal ediyoruz. Ekonomiye geniş bir perspektiften bakan yazı dizisini sürdürüyoruz. Önce eski dönemle bugünü ayırdeden iki köklü farka işaret ettik: Bütçe disiplini ve dalgalı kur rejimi. Sonra algılama sorunlarına girdik.Kamuoyunun kur ve enflasyon çalkantılarını kriz kabul ettiğini söyledik. Bütçenin gevşemesi ile başlayan popülist konjonktürü tanımladık. Aynı anda para politikasını gevşek ve kuru sabit tutmanın dış açıklar yolu ile krizi tetiklediğini gösterdik. Geçmiş krizlerin analizinden çok önemli bir sonuca ulaştık. Krizlerin nedeni dış açık değildi. Maliye, para ve kur politikaları arasındaki uyumsuzluktu. Dış açık uyumsuzluk göstergelerinden sadece biri, olsa olsa görünülürlüğü en yüksek olanı idi.Kriz ve resesyonBulguları bugünün koşullarına uygulamadan önce bir başka soruyu cevaplandırmalıyız. Makro politikalar arasındaki uyumsuzluk daima ve her yerde kur ve enflasyon patlaması anlamında bir krizle sonuçlanır mı?Türkiye'yi düşünelim. Geçen yüzyılın ikinci yarısına kısa bir dönem (1960'lar) dışında popülizm hakim olmuş. Üç büyük kriz yaşanmış. Yüzyılın son 30 yılı yüksek ve dalgalı enflasyonla geçmiş. Toplumun soruya "Evet" demesi çok doğaldır. İktisat teorisinin cevabı farklıdır. Teoriye göre makro politika uyumsuzluğu sadece özel koşullarda kur ve enflasyonda patlama ile sonuçlanır. Bunlar piyasa ekonomileri için istisnadır. Makro iktisat derslerinin de ana gövdesinde yer almazlar.Kural nedir? Makro politikalar arasında bir uyumsuzluk halinde ekonomik büyüme durur yani ekonomi resesyona girer. Beraberinde mutlaka istihdam azalır ve işsizlik artar. Ama enflasyon ve kurda bir hareketlilik ve çalkantı yaşanmaz. Kur ve enflasyon patlamasına yol açan özel koşul da açıktır. Gevşek maliye ve para politikalarının sabit kur rejimi ile sürdürülmesidir. Diğer faktörler, örneğin kronik yüksek enflasyon, dolarizasyon ve mali kesim sorunları ikincildir.Bugüne ilk yaklaşımTürkiye deneyiminde kur ve enflasyonda paflama anlamında bir krizin koşulları bellidir. Bütçede yüksek ve büyüyen açıklar olacak. Para otoritesi açıkların finansmanını doğrudan/dolaylı destekleyecek. Döviz kuru arz ve talep dengesini sağlayacak şekilde hareket edemeyecek. 2005 yaz ortasında üç koşul da Türkiye için geçerli değildir. Kamu kesimi açığı küçüktür ve düşmektedir. Para politikasının tek hedefi enflasyonla mücadeledir. Döviz kuru piyasada arz-talep tarafından belirlenmektedir. Geçmişe bakan kırılganlık analiz ve beklentilerinin nesnel tabanı olmadığını söyleyebiliriz.Analiz bu noktada ilgincleşiyor. Aynı anda ekonomi tarihinin en büyük dış açığını veriyor. Onu nasıl tefsir edeceğiz? iki gözlemle yetinelim. Bir: Makro politikalar arasında eski anlamda uyumsuzluk olmaması onlan uyumlu kılmaz, iki: Kur ve enflasyon anlamında kriz koşullarının yokluğu resesyon olasılığını ortadan kaldırmaz. Sayılara dalmadan açıklanması gereken başka teorik konular var. Örneğin 2001 krizini bu çerçeveye nasıl yerleştiriyoruz? Bizi izlemeye devam ediniz.

Devamını Oku

Değişimin bilançosu

11 Temmuz 2005

Dün Merkez Bankası gecelik faizleri sabit tutarak yedi aylık faiz indirimi dönemini bitirdi. Maalesef bugün ele alamıyoruz. Pazar günü ekonomiye geniş bir perspektiften bakan yeni bir yazı dizisine başladığımızı haber verdik. İlk günden güncel gelişmelere kapılmak yanlış olurdu. Para politikası dizi içinde yeterince yer alacaktır.Başlangıç noktası, ekonominin son beş yılda geçirdiği büyük dönüşümün çok iyi anlaşılmasıdır. Bugünü ve geleceği doğru tahlil edebilmenin olmazsa olmaz koşuludur. Soruyu şöyle sorabiliriz: Türkiye ekonomisinin bugününü dününden ayırt eden en önemli yapısal farklar nelerdir? Cevap ararken ayrıntılar içinde kaybolmamak gerekiyor. İki temel fark derhal öne çıkıyor: Bütçe disiplini ve dalgalı kur rejimi.Bütçe disiplininin tesisiSoruyu tersinden sorabilirdik. 1970'ler ortasından 2000'e kadar süren dönem boyunca Türkiye ekonomisinin en büyük yapısal zafiyeti nedir? Hiç tereddütsüz "Bütçe açıkları ve diğer kamu maliyesi sorunlarıdır" diyebiliriz.Dönem boyunca bütçe kanunu ciddiyetini kaybetmişti. Bir kanıtı neredeyse her yıl hükümetlerin ek bütçe çıkartmak zorunda kalmalarıdır. Anlamı açıktır. Bütçeye konan harcama sınırlan hükümeti bağlamıyordu. Yüksek enflasyonun yarattığı sis ortamı da hükümetlerin keyfi harcama alışkanlıklarını güçlendiriyordu.Diğer kanıtı bütçe dışı harcamaların ulaştığı boyuttur. Görev zararları bunlar içinde önemli bir yer tutuyordu. Ancak başkaları da vardır. Hükümetler bütçede hiç göstermeden de harcama yapabiliyordu.2000'den bugüne bu manzarada köklü bir değişiklik yaşandı. Bütçe dışı harcamalar sona erdi. Bütçe Kanunu kamu harcamaları üstünde gerçek bir kısıtlamaya dönüştü. Düşen enflasyon keyfi hareketi sınırladı.2000 sonrasının en başanlı performansı maliye politikasında gerçekleşmiştir. 2005 sıkı maliye politikası uygulandığı, yani kamu kesiminin faizdışı dengesinde büyük fazla verildiği altıncı yıldır. Gelinen noktada maliye politikasında sorumsuzluk ve belirsizlik yerine disiplin ve öngörülebilirlik hakim olmuştur.Dalgalı kur rejimiSokaktaki vatandaş güncel yaşamında en yoğun başka bir değişimi hissetti. Bir nesil dövizin hep yukarıya gidişini neredeyse yerçekimi gibi bir doğa kanunu halinde algılamıştı. Dolarizasyonun gerisinde bu yatıyordu.Dalgalı kur rejimi toplumda büyük bir travma yarattı. Dövizin iki yönlü hareket edebileceğini kabullenmek kolay olmadı. Nesnel gerçekliğin değişmesine rağmen eski paradigma içinde döviz alma ve saklama sürdürüldü.Dalgalı kur rejimi hükümetten döviz kurunu doğrudan belirleme yetkisini alır. Doğallıkla, para otoritesi ve hükümet dolaylı şekilde kuru etkileme olanaklarına sahiptir. Ancak, araya mutlaka piyasa süzgeci girer.Dalgalı kur iktisat politikası ortamını değiştirir. Özellikle sıkı maliye politikası ile birleşince para politikasının etkinliği ve para otoritesinin sorumluluğu nitelik değiştirir. Konjonktürün yönetiminde inisiyatif para otoritesine geçer.

Devamını Oku

Yaz sezonunu açıyoruz

9 Temmuz 2005

Bilgi Üniversitesi'nde Mayıs sonunda dersler, Haziran ortasında sınavlar bitiyor. Mezunların diplomaları geçen hafta törenle verildi. Yani ders ve öğrenci işleri Ekim başına kadar sakinleşti.NTV'de Deniz Gökçe ve Taner Berksoy'la beraber yürüttüğümüz Ekodiyalog da yaz tatiline girdi. Stüdyoda çekilen programlar çok zaman almıyor. Ama ilkbaharda kendimizi Anadolu yollarına attık. Seyahatler ne de olsa insanı yoruyor.Sıcaklarla birlikte toplantı ve konferans sezonu da kapandı. Ekonomi anlatmak aslında hoşuma gidiyor. İtiraf ediyorum. Yoksa o kadar çok konuşma çekilmez. Ne var ki konuşma için hazırlanmaya da çok zaman gidiyor.Uzun bir diziye doğruBöylece ekonomiye daha uzun soluklu bakma olanağına kavuştum. Son günlerde giderek yoğunlaşan bir tempo ile ekonomik göstergeleri inceliyorum. Tahminlerimi gözden geçiriyorum. Senaryolar yazıyorum.Yılın ortası veri takvimi açısından da çok zengindir, iki hafta içinde ilk çeyrek milli geliri ve kamu net borcu, Mayıs ayı konsolide bütçe brüt borcu, dış ticareti, ödemeler dengesi ve sanayi üretimi, Haziran ayı Hazine nakit gerçekleşmesi yayınlandı.Bu arada olumlu ve olumsuz çok sayıda gelişme de yaşanıyor. Telekom ihalesinde yüksek fiyat çıktı. Sosyal Güvenlik Kanunu Meclis'tengeçmeyince IMF yeni kredi dilimini serbest bırakmadı. FED faizi tekrar arttırdı. Terör Londra'yı vurdu.Geçen yıl bir yenilik yapmıştım. Yılbaşı tahminlerinde revizyonları yaz ortası tahminleri diye yayınlamıştım. Bu yıl kapsamı genişliyor. Veriler, gelişmeler ve tahminler tek tek yerine uzun bir yazı dizisinde toplanıyor.Değişimi yakalamakTürkiye ekonomisi son beş yılda yakın tarihin en büyük değişimini yaşadı. En önemlisi, kamunun ekonomi ile ilişkisinde köklü dönüşümler gerçekleşti. Üreticisinden tüketicisine, tüm ekonomik aktörlerin algılama, karar ve davranış biçimlerinin yeni koşullara uyum sağlaması gerekti. Bu gözlem iktisatçılar için de geçerlidir. Kimi 20 yıllık kimi daha da eski önyargı, analiz ve perspektiflerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Kullanmayı pek sevmediğim bir deyim var: "ezberler bozuluyor". Ya yenisi de ezber olursa?Dolayısı ile bu çalışma sırasında sürekli kendi sorunsalımı sorguluyorum. Her adımda bazı sorulan sorma ihtiyacını hissediyorum. Acaba yanılıyor muyum? Tersi doğru olamaz mı? Bilmecenin başka açıklaması yok mu?Önce genel bir değerlendirme yapacağım. Oradan verilerin ve iktisat politikası uygulamalarının analizine geçeceğim. Sonunda yıl ortası tahminlerimi vereceğim. Böylece okuyucularım için yararlı bir rehber oluşturmayı umut ediyorum.

Devamını Oku

Uzun dönemde büyüme

7 Temmuz 2005

Ocak-Mart 2005 (birinci çeyrek) milli gelir verilerinden hareketle ekonomik konjonktürü anlamaya çalışıyoruz. Ekonomide yavaşlama olup olmadığı konusunda kesin bir yargıya ulaşamadık. Bir önceki yılla karşılaştırınca büyüme hızında düşüş görülüyor. Ama bir önceki çeyrekle karşılaştırınca büyüme güçlü çıkıyor. Bugün son verileri daha uzun bir zaman aralığı içinde ele alıyoruz. Amacımız Türkiye'de büyümenin uzun dönem eğilimleri hakkında bilgi sahibi olmaktır.Zaman serilerinde kısa dönemli dalgalanmalar ve uzun dönemli eğilimler çakışır. Borsa endeksini düşünelim. Günlük bakınca endeks sürekli aşağı yukarı oynar. Altı aylık, yıllık, birkaç yıllık dönemlerde mutlaka bir yöne gider. Milli gelir de öyledir.Eğilim hesabıUzun dönem eğilimlerini kısa dönem dalgalanmalardan ayırt etmek için çok sayıda yöntem vardır. Biz de bunlardan birini kullanacağız. Okuyucuyu sıkmadan ne yaptığımı kısaca özetlemek istiyorum.1987'de başlayan üç aylık sabit fiyatlarla milli gelir verilerini kullanıyoruz. 18 yıl artı bir çeyrek 73 gözlem ediyor. Tramo-Seats yöntemi ile mevsimlik etkileri, Hodrick-Prescott filtresi ile kısa dönem dalgalanmaları temizliyoruz.Bulunan seriden her çeyreğin bir önceki çeyreğe göre trend büyümesi hesaplanıyor. Yıllandırılarak her çeyrekteki büyümenin yıllık temposuna ulaşıyoruz. Bulgular aşağıdaki grafikte. Kesikli çizgi GSMH'yi, düz çizgi GSMH'yi ifade ediyor.Kriz ve sonrasıBirkaç gözlem yapabiliriz. Birincisi, 1987-1997 arasında milli gelir yüzde 4-4.5 arasında büyüyor. Aynca GSMH'de büyüme GSYÎH'den daha yüksek seyrediyor. 1997'den itibaren büyüme hızla düşüyor.Grafik esas krizin tarihini de netleştiriyor. 1997'den 1999'a trend büyüme hızı sürekli düşerek yüzde 1'e iniyor. 2000'de tekrar yükselmeye başlıyor. Yani ekonominin büyük krizi 1997-1999 arasına raslıyor.Kriz döneminde çok ilginç bir başka gelişme ortaya çıkıyor. GSMH ile GSMH büyümesi arasındaki ilişki tersine dönüyor. Kriz sırasında GSYÎH'nin büyüme hızı GSMH'nin üstüne çıkıyor. Bu durumun kriz döneminde yoğunlaşan sermaye kaçağını yansıttığını düşünüyorum.Kriz sonrasında çok önemli bir gelişme oluyor. Trend büyüme hızı 1987-1996 ortalaması olan yüzde 4'e gelince duraklamıyor. Yükselmeye devam ediyor. Yüzde 5.5'e ulaşıyor.Bu ne anlama geliyor? Mevcut veriler ekonominin uzun dönem büyüme hızında ciddi bir artışa işaret ediyor. Ekonomik konjonktürü değerlendirirken uzun dönemli büyüme hızındaki bu artışın göz önünde tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Devamını Oku