Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Bayram hediyesi

2 Kasım 2005

Vatan'da haftada üç gün yazıyorum. Bayramın birinci gününün yazıma raslaması ihtimali üç bölü yedi oluyor. Yüksek sayılır. Ortalama iki bayramdan birinde tutar. Ona rağmen sevinirim. Uğurlu geleceğini düşünürüm.Artık yaşımız da geldi. Geçmiş özlemini daha sık ve yoğun duyar olduk. "Ah, üstadım, nerede o eski enginarlar!" diye hayıflanma eğilimleri iyice artmaya başladı. Hele Bayram'ın ilk gününde...Gene öyle planlamıştım. Kafamda nostaljik bir Bayram yazısı oluşturuyordum. Derken ilginç bir şey oldu. Sık sorulan bir soruyu cevaplarken, çok önemli bir veriyi atladığımın farkına vardım. Hemen dönüp baktım. Kelimenin tam anlamı ile bir Bayram hediyesi çıktı. Heyecanı okuyucularımla paylaşmaya karar verdim. Sanırım onlar da bu habere sevinecek.Tarihi bir olayÖnce özeleştiri yapmam gerekiyor. Beni bu kadar etkileyen, Bayram yazımı değiştiren veriler yeni değil. Ekim başında yayınlandı. Üstelik söz konusu verileri inceledim. Sonuçları yazdım. Ona rağmen esas haberi gözden kaçırmışım.Konu kamu borcudur. Hazine, haziran sonu kamu kesimi brüt ve net borç stoğunu açıkladı. 11 Ekim 2005 tarihli "İlk Yarıda Kamu Borcu" başlıklı yazımda borç oranlarını inceledim. Borç oranlarında düşüşü saptadım. Düşmeye devam edeceğini söyledim.Oranlarla uğraşırken neyi kaçırmışım? Nominal borç stoğunun değişimine bakmayı ihmal etmişim. Aslında şaşırtıcı değil. Geçmiş deneyimlerin yarattığı önyargının sonucu. Nominal borç stoğu geçmişte hep arttı. Artmasını doğal karşılamaya başladık. Halbuki bu kez öyle olmamış. 2005'in ilk yılında kamu kesimi net borç stoğu nominal olarak azalmış. Yakın tarihin en önemli gelişmelerinden biridir. Önemini ne kadar vurgulasak azdır. Sayıları verelim. 2004 sonu kamu kesimi net borç stoğu 272.2 milyar YTL imiş. Haziran 2005'te 265 milyar YTL'ye gerilemiş. 6.2 milyar YTL ya da yüzde 2,3'lük bir düşüşe tekabül ediyor.Açık fazlaya dönüşüyorSayıyı görünce önce döviz kurundan şüphelendim. TL'deki değer artışının dış borcun TL tutarına etkisini araştırdım. Yıl sonu dolar kuru 1.34535 iken haziran sonunda 1.34455 olmuş. Aradaki fark on binde 6'dan ibaret.İşsizlik Sigortası Fonu net varlıklarındaki artış etkili olabilirdi. Yıl sonunda 13.3 milyar YTL iken 2.1 milyar YTL artışla 15.3 YTL'ye yükselmiş. Net kamu borcundaki 6.2 milyar YTL düşüşün sadece üçte birini açıklıyor.Nominal kamu borç stoğunun inişe geçmesi kritik bir olaydır. Kamu kesiminde nominal açık döneminin bittiğine, tam tersine nominal fazla döneminin başladığına işarettir. Geleceğe daha umutla bakmaya olanak veren güzel bir hediyedir. Okuyucularımın Şeker Bayramı'nı kutlar, sağlık, refah ve huzur dilerim.

Devamını Oku

Gene "net hata noksan"

31 Ekim 2005

Ölçme sorunlarını irdeliyoruz. İstatistikleri değerlendirirken bilerek ya da bilmeden yapılabilecek hatalan arıyoruz. Geçen yazıda büyümede baz yıl etkisine baktık. Bugün ödemeler dengesinin meşhur "net hata noksan kalemi" ile devam ediyoruz.Son üç yılda net hata noksan kaleminde sistematik artılar oluştu. Bunlar ekonomideki gelişmeleri doğru analizi zorlaştırıyor. Ekonomi yönetimi ile yapılan bir toplantıda bu sorunları ifade ettim, ilgili kurumların ayrıntılara girmesini önerdim. Yapıcı olmaya, yönetime yardım etmeye çalışıyordum. Ama bürokraside kendini koruma içgüdüsü güçlüdür. Anlaşılan önerim eleştiri gibi algılandı. Merkez Bankası, başka ülkelerle karşılaştırınca net hata noksanın normal hatta düşük olduğunu açıkladı.Doğru hesap hangisi?Kolay pes etmediğim biliniyor. Üstelik uluslararası veri bulmak çok kolaylaştı. Bilgi Üniversitesi kütüphanecisi Serdar Katipoğlu sayesinde Dünya Bankası veri tabanına online ulaşıyoruz. World Development Indicators CD'si zaten elimde var.Önce yöntemle ilgili iki noktayı açalım.Bir: Net hata noksan kalemini neyle kıyaslamalıyız?Merkez Bankası milli geliri kullanıyor. Döviz gelirleri daha doğrudur. Çünkü dış ticaretin gelirdeki payı ülke büyüklüğüne ve dışa açıklığa göre değişir.İki: Nasıl hesaplayacağız?Bir örnek gerekiyor. Yıllık mal-hizmet ihracatı 120 milyar dolar olan A ve B ülkeleri varsayalım. Ada net hata noksan kalemi tek aylarda 2 milyar dolar eksi, çift aylarda 2 dolar artı, B'de ise her ay l milyar dolar artı veriyor.Hangisinde net hata noksan daha önemlidir? Merkez Bankası net hata noksanın mutlak değerlerini topluyor. Ada 24 milyar, B'de 12 milyar dolar net hata noksan buluyor. Ada B'nin iki katı net hata noksan olduğuna karar veriyor.İşaretlere dokunmadan toplarsak çok farklı bir manzara ile karşılaşıyoruz. Ada yıllık net hata noksan kalemi sıfırdır. B'de ise 12 milyar dolar yani ihracatın yüzde 10'udur. Birikimli net hata noksan kaleminin B'de çok daha yüksek olduğu açıktır.Hatanın bilerek yapıldığını sanmam. İnsanoğlu kulağına hoş gelen sözleri daha kolay duyar. Savunma içgüdüsü ile birleşince hata yapılıverir. Ama hata hatadır.Ortada sorun varBulgularım aşağıdaki tabloda yer alıyor. Türkiye gibi büyük ülkelere baktım. Dünya Bankası verilerinden 1999-2003 dönemi (beş yıl) için toplam mal-hizmet ihracatını, toplam net hata noksan kalemini buldum. Birbirine oranladım. Net hata noksan kaleminin ihracata oranı iki ülkede (ters işaretlerle) yüzde 2'nin üstünde çıkıyor: ABD ve Almanya. Mısır ve Fransa yüzde 1-2 aralığına giriyor. Diğerlerinde yüzde l'in altında kalıyor. Türkiye de yüzde 0.9'la bu grupta.Sonra ödemeler dengesi verilerinden Türkiye'nin son üç yılına, Temmuz 2002-Haziran 2005 arasına baktım. Net hata noksan kaleminin mal-hizmet ihracatına oranı yüzde 5.3'e tırmanıyor. Tabloda yok ama Ocak 2003-Ağustos 2005 için de yüzde 5.5'tir.Bence resim nettir. Yakın geçmişle mukayesede son dönemde net hata noksan kaleminde açıklanması gerekli bir artış vardır. Ayrıca Türkiye uluslararası ligden kopmuştur. Oran ABD ve Almanya'nın bile iki katinin üstüne çıkmıştır. Böyle biline...

Devamını Oku

Baz yıl etkisi

30 Ekim 2005

Saptanması en zor yalan nasıl söylenir? İstatistiklerle söylenir. Bunu ya da benzerini daha önce duyduğunuza eminim. İstatistiki verileri kendi ihtiyacına göre şekillendirmenin cazibesine kapılan çok olur.Makroekonomik veriler birden fazla dönemi kapsar. Bunlara zaman serileri denir. Makroikti-satta göstergelerin zaman içinde değişimi araştrılır. Dolayısı ile karşılaştırmanın hangi dönemler arasında yapılacağı önem kazanır.Daha açık söyleyelim. Karşılaştırmayı bir tarihten başlatmak gerekir. Başlangıç tarihi baz yıldır. Baz yılın özellikleri serinin daha sonraki değişimini çok etkileyecektir. Örneğin aynı seriyi iki farklı tarihten başlatınca farklı sonuçlar elde edilebilir.Krizin etkilerini temizlemekBir örnek yapalım. Bir ödev veriliyor. Konusu Türkiye'nin son dönemdeki büyüme performansı. Hoca baz yıl tercihini öğrencilere bırakıyor. Farklı baz yıl seçen iki öğrencinin ödevlerine bakalım.İlk öğrenci 2001'i baz yıl alıyor. 2001'de sabit (1987) fiyatları ile GSMH 107.8 trilyon TL iken 2005'in ikinci çeyreğinde 137.9 trilyon TLye yükselmiş. Üç buçuk yılda toplam büyüme yüzde 27,9, ortalama yıllık büyüme yüzde 7,3 çıkıyor.İkinci öğrenci 2000'i baz yılı alıyor. 2000'de sabit fiyatlarla GSMH 119.5 trilyon TL olduğundan dört buçuk yılda toplam büyüme yüzde 15,7, ortalama yıllık büyüme ise yüzde 3,3 çıkıyor.İlk öğrenciye göre rekor büyüme vardır. İkincisine göre büyüme sürünmektedir. Aradaki fark nereden kaynaklanıyor?İlki ölçmeye ekonominin en büyük krizinden başlıyor. Ekonominin 2000'deki düzeyine geri dönmesine de büyüme diyerek abartıyor.İkincisi ise en kötü dönemi de kapsadığı için kriz sonrasındaki büyümeyi küçültüyor.Alternatif nedir? Krizin iki yönlü etkisini temizlemek için GSMH'nin 2000'i yakaladığı dönemden başlayabiliriz. GSMH bu noktaya 2003'ün ikinci çeyreğinde (121.1 trl.TL) ulaşıyor. Son iki yılda toplam büyüme yüzde 13,9, ortalama yıllık büyüme yüzde 6,7 çıkıyor.Kriz gibi istisna dönemleri baz yıl almanın yanlış sonuçlara götüreceği açıktır. Maalesef bu hata resmi açıklamalarda bile yapılıyor.Büyümenin baz yıl etkisiSon günlerde bir başka baz yıl etkisi sık seslendiriliyor. 2004'ün ilk iki çeyreğinden 2005'e GSMH büyüme hızı yüzde 13,9 ve 15,7'den yüzde 5,3 ve 3,4'e geriledi. Kriz için söylenenin simetriğini hızlı büyümeye uygulayabilir miyiz? Daha açık soralım:Büyüme hızında bu yıl yaşanan düşüşü baz yıl etkisine atfedebilir miyiz?Hayır. Kriz ve hızlı büyüme dönemleri arasında simetri yoktur. Teorik olarak, bir yılın hızlı büyümesi bir sonraki yılın hızlı büyümesine engel olmaz. Tersine, destekleyebilir. Ampirik gözlemler de aynı yöndedir.Çin, Hindistan, Kore, İrlanda, Tayland, vs. yıllarca üst üste yüksek büyüme hızı tutturan ekonomi örneği çoktur. 2005'in ilk yarısında büyüme hızında görülen gerileme baz etkisine atfedilemez. İç üretime talep yetersizliğine işaret ermektedir.

Devamını Oku

Küresel rekabet gücü

27 Ekim 2005

Davos toplantıları ile ünlenen World Economic Forum tarafından hazırlanan rekabet gücü endekslerine bakıyoruz. Büyüme ağırlıklı ilk endeksin 2005 sonuçlarını geçen yazıda ele aldık. 117 ülke arasında Türkiye genel sıralamada 66'ıncı sırada yer alıyordu. Alt endekslerde ise teknoloji transferinde 29'uncu çıkmasına karşılık makroekonomik istikrarda 111'inci idi. Yüksek enflasyonun Türkiye'nin rekabet gücünü nasıl aşağı çektiğini vurguladık.Bugün ilk kez açıklanan Küresel Rekabet Gücü endeksini ele alıyoruz. Yeni endekste mali piyasaların etkinliği, emek piyasası esnekliği, eğitim kalitesi, sağlık sistemi, kamu ve özel kesimde etik değerler vs. ekonomik performansı doğrudan etkileyen etkenler de kapsanıyor. Türkiye'nin yeriEndeks üç kategoride toplanmış dokuz alt endeksten oluşuyor. Alt endekslerde altı ülke birincilik alıyor. ABD, Japonya ve Singapur ikişer alt endekste, Danimarka, Şili ve Finlandiya birer alt endekste birinci çıkıyor. Genel endekste ilk üç sırada ABD, Finlandiya ve Singapur görülüyor.Türkiye 117 ülke arasında 71'inci geliyor. Daha iyi durumdaki ülkeler arasında Mısır (52), Azerbaycan (62), Romanya (67), Ukrayna (68) ve Endonezya (69) dikkatimizi çekiyor. Nedenlerini arama ihtiyacını duyuyoruz.Birinci kategori "temel gereksinimler:" Türkiye 89'uncu. Alt endekslere bakıyoruz: Kurumlar 56, altyapı 64, sağlık ve ilk eğitim 93 ve makroekonomi 116. Makroekonomide sadece Malavi Türkiye'nin altında... İkinci kategori "etkinlik zenginleştiricileri:" Türkiye 54'üncü. Alt endekslere bakıyoruz: Yüksek öğrenim ve eğitim 55, piyasa etkinliği 57, teknolojik hazırlık 50. Türkiye tümünde yukarıdaki beş ülkeden daha iyi çıkıyor.Üçüncü kategori "yenilik unsurları:" Türkiye 44'üncü. Alt endekslere bakıyoruz: İş alemi gelişmişlik derecesi 41, yenilik 51. Gene Türkiye tümünde yukarıdaki beş ülkeden daha iyi çıkıyor.Bilinen zafiyetlerKüresel rekabet gücü endeksinde Türkiye'yi hangi etkenlerin aşağı çektiği çok açıktır. En önemli zafiyet ilk endeksle aynıdır ve bu kalemde Türkiye sondan ikincidir: Yüksek enflasyon ve beraberinde gelen makroekonomik istikrarsızlık. Diğer sorunlu alan sağlık ve ilk eğitimdir. Endeksin kullandığı göstergeler arasında çocuk ölümleri, yaşam beklentisi, sıtma ve veremin yaygınlığı yer alıyor. Türkiye'nin özellikle ilk ikisinde verilerinin çok kötü olduğu bilinmektedir.Bütçe disiplini ve enflasyondaki düşüş önümüzdeki dönemde makroekonomik istikrar endeksinde Türkiye'nin hızla yükselmesini mümkün kılacaktır. Sıra temel sosyal göstergeleri düzeltmek için benzer bir kararlılığın ortaya çıkmasına gelmektedir.

Devamını Oku

Rekabet gücü endeksleri

25 Ekim 2005

İsviçre'nin Davos kayak merkezinde her kış yapılan toplantılar Türkiye'de iyi tanınır. Buna karşılık, toplantıları düzenleyen World Economic Forum adlı kuruluş az bilinir. Son derece önemli başka faaliyetleri de vardır.Bunlardan biri Küresel Rekabet Gücü Endeksidir. 117 ülkeyi karşılaştıran geniş kapsamlı bir çalışmadır. 2005 sonuçları yeni yayınlandı. Rapor, kullanılan metodolojiyi de açıklıyor. Ana endeksi oluşturan alt endekslerle ilgili bilgi veriyor.Maalesef "rekabet gücü" kolay ölçülebilir bir kavram değildir. Ölçmede teorik ve pratik sorunlar vardır. Örneğin Türkiye'de rekabet gücünü döviz kuruna indirgeme eğilimi yüksektir. O nedenle endeksin ayrıntılarına girmekte yarar görüyoruz.Türkiye'nin yeri2005 yılında iki ayrı endeks hesaplanıyor. Birincisi ile başlayalım. Türkiye 117 ülke içinde rekabet gücünde 66'ıncı sırada yer alıyor. 2004'te 104 ülke arasında aynı sırada imiş. Yeni ülkelerden 3'ü Türkiye'nin üstüne geçtiğinden geçen yıla kıyasla aslında 3 sıra yukarı çıktığını anlıyoruz.Ana endeks üç alt endeksten oluşuyor: Teknoloji, kamu kurumları ve makroekonomik ortam. Üç alt endekste sekiz başka alt endeks yer alıyor. Bunlara bakarak Türkiye'nin güçlü ve zayıf yanlarına ışık tutma olanağını buluyoruz.Türkiye teknoloji endeksinde 53'üncü sırada, yani genel sıralamadaki yerinden 13 ülke yukarıda çıkıyor. Alt endeksler daha da ilginç. Teknolojik yenilikte (innovation) 56'ıncı, bilgi ve haberleşme teknolojilerinde 54'üncü, teknoloji transfer gücünde 29'uncu sırada yer alıyor.Kamu kurumları endeksinde 61'inci, yani genel sıralamanın 5 ülke üstünde çıkıyor. Alt endekslerden hukuk ve sözleşmeler endeksinde 59'uncu, yolsuzluk endeksinde 64'üncü sırada yer alıyor.Makroekonomik ortam endeksinde ise 87'inci, yani genel sıralamadaki yerinden 21 ülke aşağıda çıkıyor. Alt endekslerden makroekonomik istikrar endeksinde (sıkı durun) 111'inci, devlette israf endeksinde 74'üncü, kredi değerlendirme endeksinde 69'uncu sırada yer alıyor.Yüksek enflasyonun ağır bedeliTürkiye'yi 117 ülke içinde 111'inci sıraya oturtan makroekonomik istikrar alt endeksinde hangi göstergeler bulunuyor? Tahmin etmek çok kolay: Enflasyon, bütçe açığı, kamu borcu, mevduat ve kredi faizleri arasındaki fark, reel döviz kuru ve tasarruf-yatırım dengesi. Bence ince hesap yapmaya hiç gerek yoktur. Enflasyon ve enflasyonla ilgili zafiyetler Türkiye'ye küresel rekabet gücü endeksinde en az 10 sıraya mal olmuştur. Aynı şekilde, enflasyonun düşmesi ile birlikte önümüzdeki yıllarda Türkiye küresel rekabet sıralamasında hızla yükselecektir. İkinci endekse yer kalmadı. Bir başka yazıya bırakıyoruz.

Devamını Oku

Üçüncü çeyrekte kamu borcu

22 Ekim 2005

Üç yıldır bütçe disiplinine uyuluyor. Milli gelirin yüzde 6.5'i olarak saptanan kamu kesimi faiz-dışı fazla hedefi tutturuluyor. Bu sayede kamu borcundaki nominal ve reel artış çok yavaşladı. Borcun çevrilmesi sorunu gündemin çok gerilerine düştü.İki hafta önce yayınlanan ilk yan (Haziran 2005) kamu kesimi brüt ve net borç stoğunu bu sütunda değerlendirdik. Brüt borcun milli gelire oranının yüzde 75'e, net borcun yüzde 58'e gerilediğini gördük. Düşüş eğiliminin süreceğini söyledik.Hazine Cuma günü üçüncü çeyrek (Eylül 2005) konsolide bütçe toplam borç stoğunu açıkladı. Bu kalem doğrudan Hazine'nin borcunu gösterir. Toplam kamu brüt borcunun takriben yüzde 95'ini oluşturur. Borcun seyrine çok iyi bir göstergedir.Reel artış durduKısa bir özetini aşağıdaki tabloda verdik. 2004 sonunda 316 milyar YTL olan konsolide bütçe borç stoğu Eylül'de 330 milyar YTLye yükselmiş. Artış 14 milyar YTL (yüzde 4.2) çıkıyor.Ancak borcun TL ve dövizle artışı farklı eğilimler gösteriyor. TL borcu 185 milyar YTL iken 19 milyar YTL (yüzde 10.5) artışla 204 milyar YTLye tırmanıyor. Döviz borcu ise 131 milyar YTL iken 6 milyar YTL (yüzde 4.6) azalışla 125 milyar YTLye geriliyor.Tablonun son sırasında döviz kurlan var. Yıl başından bu yana dolar kuru sabit kalmış. Dolayısı ile döviz borcundaki azalış kurdan kaynaklanmıyor. Dokuz ayda Hazine TL borçlanıp döviz ödeme yoluna gitmiş. Bu noktaya dikkat çekiyorum.Bunlar nominal değerler. Dokuz aylık enflasyonu çıkartarak reel değişime ulaşırız. Tablonun son iki sütununda TÜFE ile hesaplanan reel değişim yer alıyor. Reel borç artışı 2005'te yüzde 0.3 düzeyinde kalmış.Aynı karşılaştırmayı 2001'le de yapıyoruz. Bu kez kur etkisi var. Çünkü TL dolar karşısında 2001'den Eylül'e yüzde 6.8 değer kazanmış. Neticede üç yıl dokuz ayda reel borç artışın sadece yüzde 2.1 olduğunu buluyoruz.Milli gelire oranı düşüyorVerileri üçüncü çeyrek itibarıyla yıllık nominal GSMH tahminimizle (473 milyar YTL) bölünce konsolide bütçe borç stoğunun milli gelire oranına ulaşıyoruz.2001'de konsolide bütçe borç stoğu milli gelirin üstüne çıkmıştı (yüzde 101). Daha sonra yüksek faiz-dışı fazla, TL'nin değer kazanması ve milli gelirde hızlı büyüme sonucu düşüşe geçti. 2004 sonunda yüzde 74'e indi.Son çeyrekte bu oranın yüzde 69.6'ya gerilediğini memnuniyetle izliyoruz. Konsolide bütçe borç stoğunun milli gelire oranında yüzde 70'in az da olsa altının görülmesi çok önemlidir. Düşüş temposunun önümüzdeki dönemde hızlanmasını bekliyoruz.

Devamını Oku

Futbol yazısı

18 Ekim 2005

Kadim dostum ve Ekodiyalog ortağım Deniz Gökçe'ye sık sık takılırım. Beni kıskanıp taklit ediyorsun derim. Deniz'in son dönemde zayıflamasını örnek gösterebilirim. Sayemde inceldiğini her fırsatta söylüyorum.Madalyonun bir de öteki yüzü var. Benim de futbol merakım arttı. Uzun bir aradan sonra maçlara gitmeye ve futbol hakkında ahkâm kesmeye başladım. Bu gelişmede Deniz'e öykünmenin payı olabileceğini kabul ediyorum.Elbette aramızdaki seviye farkları hâlâ sürüyor. Ağırlık ve hacimde Deniz aradaki farkı kapatamıyor. Futbolda ise ben aynı sorunla karşı karşıyayım. Belli ki ikimiz de denemeye devam edeceğiz. Rakibin kalesine girdikŞeceresi mükemmel bir "cimbom" taraftarıyım. Galatasaray Lisesi mezunuyum. 43 yıldır kulübe aidat ödüyorum. 13 yıldır Divan Kurulu'ndayım. Bütün kongrelere katıldım ve oy kullandım.Dolayısıyla iflah olmaz bir Fenerbahçe karşıtıyım. Yabancı takımlar dahil, tüm maçlarında Fenerbahçe'ye karşı oynayan takımı desteklerim. Fenerbahçe yenilince mutlu, yenince mutsuz olurum.Son iki sezon sıkıntılı geçti. Geçmiş güzel günlere sığındık. UEFA'yı, Süper Kupa'yı hatırladık. Rakibin Avrupa'daki başarısızlığı ile teselli bulduk. Ama içten içten Fenerbahçe'nin arayı açmasından çekinmeye başladık.Fenerbahçeli dostlarım Saracoğlu Stadı'nı anlata anlata bitiremiyorlardı. Türkiye'deki maç deneyimim İnönü'nün eski hali, Ali Sami Yen ve Olimpiyat Stadı ile sınırlı idi. Sonunda merakım taraftarlığıma baskın çıktı. Ankaragücü maçına gittim.Beklentimin çok üstünde bir manzara ile karşılaştım. Düzeni, temizliği, hizmet kalitesi, teknolojisi vs. ile en zengin toplumları bile kıskandıracak bir tesis buldum. Bir tek büyük sorun gördüm. Maalesef seyirciler Fenerbahçeli idi. Bir gözlemProfesyonel futbolu iktisadi açıdan hangi sektöre koyabiliriz? Spor mu? Yoksa eğlence mi? Doğrusu ikincisidir. Eskiler "temaşa" der. Gidenler için sinema, tiyatro, konser vs. gibidir. Uzaktan seyredenler için televizyondaki diğer programlara rakiptir.Koltuğu kırık, tuvaleti dökük, havalandırması çalışmayan, damı akan, kalitesiz yiyecek-içeceği fahiş fiyatla satan, otoparkı olmayan vs. bir sinema (tiyatro, konser vs.) salonu seyirci çekebilir mi? Halbuki Türkiye'de futbol stadında bu koşullar garipsenmez. Şimdi Saracoğlu Stadı'na bu açıdan bakalım. Ben en pahalı bölüme davetliydim. O sayede stadın altındaki özel otoparka kartla girdik. Gayet hoş bir asansöre binip tribün katına çıktık.Tribün arkasında Divan Lokantası açılmış. Mönüsü nispeten geniş. Havalandırma çalışıyor. Ortalığa ızgara kokusu sinmemiş. Ben döner ve pilav yemeyi tercih ettim. Memnun kaldım. Servis iyi. Tuvaletler hem bol hem de tertemiz. Devre arasında bile kuyruk beklenmiyor.Yerde kaliteli seramikler. Duvarlar temiz boyalı. Tribünde oturma yerleri rahat. Çok tıkış tıkış değil; insanlar üst üste oturmak zorunda kalmıyor. Ses sistemi kaliteli. Üstelik sadece futbol sahası olduğu için saha tribüne çok yakın.Daha uzatmama gerek yok. Stadın sektöre çok önemli bir yenilik getirdiği açıktır. Popülizmin (garibanizmin) yerini piyasa mantığının almaya başladığının göstergesidir. Örnek olacaktır. Diğer kulüpleri benzer tesislere geçmeye teşvik edecektir. Ya futbol? Onu yarın akşam göreceğiz. Schalke'yi kesinlikle daha büyük bir coşku ile destekleyeceğim. Umutluyum.

Devamını Oku

Maliye politikası ve istikrar

15 Ekim 2005

Bir soru ile yola çıkalım. Türkiye ekonomisinin geçmişte yaşadığı büyük sorunların kaynağında hangi neden yatar? En yaygın cevabın tereddütsüz "bütçe açıkları" olacağını söyleyebiliriz.Sorumsuz maliye politikalarının oluşturduğu devasa kamu kesimi açıkları geçmişte Türkiye ekonomisini gerçekten çok hırpaladı. İç ve dış piyasadan borçlanma ihtiyacı reel faizleri yükseltti. Merkez Bankası'ndan finansman enflasyonu tırmandırdı.Kamu açıkları bir süre sonra son derece tehlikeli kısır döngüler yarattı. TL "dandik para" haline dönüşünce para ikamesi (dolarizasyon) yaygınlaştı. Sıcak para hareketleri ekonomiyi iyice kırılgan hale getirdi. Mali krizler birbirini izlemeye başladı.2000'de devreye giren enflasyonla mücadele programı kamu maliyesine büyük bir değişim getirdi. Faiz dışı fazla borç yükü ile tutarlı düzeye yükseltildi. Bütçe disiplini tesis edildi. Olumlu sonuçları yavaş yavaş da olsa görülüyor.Üçüncü çeyrekte bütçeGeçen yıla kadar bütçe gerçekleşmelerini her ay ele alma gereğini duyuyorduk. Çünkü kamuoyunda bütçeye disiplin geldiğine inanmıyordu. Ay ay izleyip durumu okuyuculara yansıtmak gerekiyordu.Geçen yıl zaman aralığını çeyreklere (üç ay) çektik. Yani yılda oniki yerine dört bütçe yazımız çıkıyor. Bütçe disiplini böyle devam ederse önümüzdeki yıl yarıyıla (altı ay) indirme olanağına kavuşacağımızı sanıyorum.Maliye Bakanlığı Eylül sonu itibarıyla konsolide bütçe gerçekleşmesini açıkladı. Ben iyimser diye bilinirim. Özellikle bütçe açığı sayısının benim beklentilerimden bile daha olumlu geldiğini kabul etmek zorundayım.İlk dokuz ayda konsolide bütçede gelirler 95.5 milyar YTL, faiz-dışı giderler 68.5 milyar YTL, dolayısı ile faiz-dışı fazla 27 milyar YTL olmuş. 35.2 milyar YTL faiz ödemesi yapılınca bütçe 8.2 milyar YTL açık vermiş.2004'le karşılaştırma için enflasyonu temizleyerek reel değişimi buluyoruz. Geçen yıla kıyasla gelirler yüzde 11.7, faiz-dışı giderler yüzde 14.7, faiz-dışı fazla yüzde 4.7 artmış. Faiz ödemeleri yüzde 27.3, bütçe açığı yüzde 63.8 küçülmüş.2005 bütçesi 29.1 milyar YTL açık öngörüyor. Dokuz aylık gerçekleşme yüzde 28'dir. En kötü ihtimalle son çeyrekte bütçe açığı geçen yılla eşit gerçekleşse yıllık açık 17 milyar YTL'ye ulaşır. Milli gelire oranı yüzde 3.5 civarındadır.Disiplin istikrar getiriyorSon günlerde dış dünyada tatsız gelişmeler oluyor. Örneğin yüksek petrol fiyatları sadece Türkiye'nin dış açığını büyütmüyor. Amerika'da enflasyonu artırıyor. Amerikan faizlerinin yükselmesi gündeme geliyor.Bugün dış olumsuz koşullar Türkiye'de büyük bir mali çalkantıya yol açar mı? Bu soruya "Hayır" cevabı veriyorsak, nedeni bütçede yakalanan disiplinde yatmaktadır. Kararlılıkla sürdürülen sıkı maliye politikası Türkiye ekonomisinin temel kırılganlığını gözle görülür şekilde azaltmıştır.

Devamını Oku