Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

İyimser-karamsar sohbeti

11 Aralık 2005

Yaz başında uzun ve sistematik bir yazı dizisi ile ekonomik konjonktüre baktım. Politika uyumunu araştırdım. TL'deki değer artışının Türkiye'yi resesyona götürdüğünü söyledim. Nedeni Merkez Bankasının gecelik faizleri gereksiz yüksek tutmasıdır dedim.Doğrusu ya, kamuoyu pek etkilenmedi. Ekodiyalog ortaklanın Deniz Gökçe ve Taner Berksoy "ne oldu, hani resesyon geliyordu!" diye takıldılar. Ama ihracat ve üretim artışının ikinci yarıda hızlanacağı beklentileri sürdü.Geçen ay konuya dönme zamanının geldiğini düşündüm. Dış ticaret, istihdam, sanayi üretimi, kur, vs. temel göstergelerle başladım. Vurucu hamle 12 Aralık'ta (yarın) üçüncü çeyrek milli geliri verisinin yayınlanmasını beklemeye karar verdim.Evdeki hesap çarşıya uymadı. Pazar günü VATAN ekonomiyi birinci sayfaya taşıdı. Daha ne olduğunu anlamadan Salı günü kendimi manşette buldum: İyimser Hoca Bile Tedirgin!"Adımız iyimsere çıkmış"İyimser iktisatçı" sıfatını ben de epeydir kabullendim. Daha doğrusu herkesten duyunca kabullenmek zorunda kaldım. Bu kadar çok insan herhalde yanılmıyordur, demek ki iyimsermişim diye düşünmeye başladım.Mesafeli bakınca iki neden görüyorum. Biri fizyonomik duruyor. Asık suratlı değilim. Tersine, güleç sayılabilirim. Biraz müstehzi biraz muzip gülümserliğe müsaitim. Bunlarda kolayca iyimserlik okunabilir.Diğeri içerikle bağlantılı. Enflasyonla mücadelenin başladığı 2000 yılından bu yana yaptığım analiz ve tahminlerin kamuoyunda kabul gören görüşlerden sistematik şekilde aynı yönde sapmasını yansıtıyor. Bu uzun cümleyi açalım.2000'de başlayan kur çapalı IMF destekli dezenflasyon programını destekledim. Ekonomi büyür, enflasyon düşer dedim. 19 Şubat 2001'de bile devalüasyonu reddettim. İlk ikisinde haklı çıktım. İkincisi tam fiyasko oldu.Esas iyimser tahminlerim kriz sonrasında ortaya çıktı. Herkes dolar tırmanır derken ben geriler dedim. Herkes ekonomi büyümez derken ben büyür dedim. Herkes enflasyon düşmez derken ben düşer dedim. Son dört yılda adım böyle iyimsere çıktı.Sorun bende değilMaalesef sayılar öyle demiyor. 2002 sonrası tahminlerimi gerçekleşme ile karşılaştırıyorum. Her yıl büyüme, ihracat ve ithalatın benim tahminimden yüksek, enflasyon ve kurun ise düşük gerçekleştiği net şekilde ortaya çıkıyor.Sistematik olarak karamsar tahmin yapan bir iktisatçının adı nasıl iyimsere çıkar? Çok basit. Eğer kamuoyunu ülke gerçeklerini yansıtmayan bir karamsarlık kapsarsa gerçekçiler iyimser zannedilir. Bence olay bundan ibarettir.Özetleyelim. Dün ekonomi iyiye gider derken iyimser değil gerçekçi idim. Bugün kötüye gidiyor derken gene karamsar değil sadece gerçekçiyim. Konjonktür analizine devam edeceğiz.

Devamını Oku

Köylü ve esnaf zorda

8 Aralık 2005

Ekonomik rakamlarla sokaktaki gerçek birbirini tutuyor mu? Pazar günü VATAN'in birinci sayfasında ortadireğin bu soruya cevabı yer alıyordu. Cevap net şekilde "hayır" yönünde çıkmıştı.Toplumun çok farklı kesitlerini sık sık dinleme fırsatım oluyor. Aynı olguyu ben de uzun süredir gözlüyorum. Olumlu verileri birbiri ardına dizince dinleyicilerin küçümsenmeyecek bölümü sinirleniyor. Tepki gösteriyor.Pazar günü Güngör Mengi bu ilginç durumu çok iyi özetlemiş. Tüketim artarken beraberinde vatandaşın mutsuzluğu da artıyor. Nedenlerini araştırırken benim istihdamla ilgili bir gözlemime değinmiş. Ayrıntılarına girmekte yarar gördüm.İstihdamın yapısıİstihdam verileri anketle derleniyor. Bir işte çalıştığını ifade eden vatandaştan ek bilgiler isteniyor. Örneğin iş yerindeki statüsü soruluyor. Beş cevap var: Ücretli-maaşlı; yevmiyeli; işveren; kendi hesabına çalışıyor; ücretsiz aile çalışanı.Bunlan aslında iki ana kategoriye ayırabiliriz. Bir işverenden ücret-maaş-yevmiye alanlara "ücretli", ücret-maaş-yevmiye karşılığı çalışmayanlara da "diğer" diyebiliriz. Sanayi ülkelerinde istihdamın büyük bölümünü (yüzde 90'a kadar) ücretliler oluşturur. Yani gelişme ve "diğer" istihdamın küçülmesi eşanlamlıdır.Türkiye'ye gelelim. Ücretliler 1990 yılında toplam istihdamın yüzde 39'unu oluşturuyordu. 2000'de bu oran ancak yüzde 48'e ulaşmıştı. Yani şubat krizi geldiğinde istihdamın yandan fazlası "diğer" statüsünde yer alıyordu.Bu durum Türkiye ekonomisinin yapısal özelliklerini yansıtıyor. Bir: Geçmiş yavaş büyüme yüzünden tarımda yüksek nüfus var. İki: Tanm işletmeleri çok küçük. Üç: Hizmet kesimlerinde, özellikle ticaret ve ulaştırmada küçük işletme (esnaf) çok yaygın.Büyük dönüşüm2000'den bu yana üç aylık istihdam verilerini kullanıyoruz. "Ücretli" ve "diğer" şeklinde ikiye bölüyoruz. Mevsimlik etkileri düzeltiyoruz (Tramo-Seats). İki kategorinin zaman içinde evrimini aşağıdaki grafikte gösteriyoruz.Ücretli istihdamında 2001 krizi büyük bir düşüş yaratıyor. Tam toparlanırken erken seçim ve Irak savaşı yaşanıyor. 2003 sonundan itibaren ücretli istihdamda hızlı artış başlıyor. Bu yıl artış iyice ivme kazanıyor.2003'ün üçüncü çeyreğini 2000 başı ile karşılaştırınca ücretli istihdamda 2 milyon kişi artış çıkıyor. Toplam istihdam ise 300 bin kişi artıyor. Dolayısı ile "diğer" istihdam 1.7 milyon kişi azalıyor. Toplam istihdamda ücretli payı yüzde 57'ye tırmanıyor.Veriler çok açıktır. Yeni düzende küçük işletmelerin yaşaması çok zorlaşmıştır. Köylü ve esnaf sürekli kan kaybetmektedir. İstihdamın ağırlığı hızla kendi hesabına çalışanlardan bir işveren yanında ücretli çalışanlara kaymaktadır.Yaşanan yapısal dönüşüm gözlenen mutsuzluğun tümünü açıklar mı? Hayır. Ama bir bölümünü açıklar. Ayrıca bu değişimin siyasi anlam ve sonuçlarının da yakından izlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz...

Devamını Oku

İstihdam, konjonktür ve yapısal değişim

4 Aralık 2005

İktisatçılık zor meslektir. Ortada dolaşan iktisatçı fıkralarının bolluğu kanıttır. İktisatçılar da haklarında fıkra yazanları mahcup etmezler. Geçen pazar günü VATAN benim ve sevgili Seyfettin Gürsel in yazılarını yayınladı. İkimiz de önceki cuma günü yayınlanan istihdam sayılarına bakıyoruz. Birbirine 180 derece zıt sonuçlara ulaşıyoruz.Seyfettin gelir dağılımı, emek piyasası, istihdam ve işsizlik üzerinde çalışıyor. İstihdama o gözle bakıyor. Yaşanan yapısal değişime heyecanlanıyor. Bense konjonktür sorunları ile cebelleşiyorum. İstihdamdaki durağanlığa takılıyorum. Karamsarlık saçıyorum.İşte size aynı sayılara bakıp biri pembe diğeri kara senaryolar yazan iki iktisatçı... Ne oluyor? Neden oluyor? Konuyu biraz açabiliriz.Miktar ve kalite sorunlarıTürkiye'nin istihdam ve işsizlik sorunları öncelikle demografiktir. Nüfus yılda 1.1 milyon kişi, çalışabilir yaşlardaki nüfus da l milyon kişi artıyor. Artan nüfusun iş bulması ancak istihdamın da artması ile mümkün olabiliyor.Üstüne, istihdamın yapısal sorunları vardır. Bir: Tarımda istihdam çok yüksektir. İki: Kendi hesabına çalışan ve ücretsiz aile işçisi sayısı çok fazladır. Her ikisini azaltmak, yani hem tarım-dışı ve hem de ücretli istihdamı artırmak gerekir.İlkine istihdamın miktar sorunu, ikincisine kalite sorunu diyebiliriz. İlki büyüme ve konjonktür tarafından belirlenir. İkincisi yapısal dönüşümü yansıtır. Ekonomik başarı ikisini beraberce çözmeyi gerektirir.İhtimallere kısaca bakalım:Bir uçta düşük büyümeli durağan bir ekonomi yer alır. Ne çalışan sayısı artar ne de istihdamın yapısı değişir. Diğer uçta hızlı büyüyen dinamik ekonomi yatar. Çalışan sayısı nüfustan hızlı artarken istihdamın yapısı da değişir.Üçüncü ihtimal yukarıdaki iki ucun arasında kalır. Bir yandan uygulanan yanlış konjonktür politikaları sonucu ekonomi yeterince hızlı büyümez ve çalışan sayısı sabit kalır. Aynı anda doğru reformlar istihdamın yapısında değişimi sağlar. Ağustos verilerine göre Türkiye'de olan aynen budur.İşsizliği büyüme çözerNe diyoruz? Bir ekonomide istihdam artışı nüfus artışının altında kalıyorsa o ekonomi yeterince hızlı büyümüyordur. Bu bir özdeşliktir. İstihdam ve işsizlik sorunlarının ancak ve ancak hızlı büyüme ile çözüleceğinin ifadesidir. Tersini kim, nasıl söyleyebilir ki?Türkiye ile devam edelim. İstihdam yaratamayan düşük büyüme hızına rağmen istihdamın yapısında büyük bir değişim yaşanıyor. Yani düşük büyüme yapısal faktörlere atfedilemez. Büyümedeki yavaşlamanın yapısal darboğazlardan değil, konjonktür politikasındaki hatalardan kaynaklandığı açıktır.Nasreddin Hoca'ya döndük: Seyfettin haklı; ama ben de haklıyım. Elbette ben daha haklıyım. Hoş, Seyfettin'in de kendisi için öyle düşündüğüne eminim...

Devamını Oku

İstihdamdan al haberi

27 Kasım 2005

Konjonktür analizi için hazırlıkları sürdürüyoruz. Önce dış ticarette ve cari işlemler hesabındaki çok tehlikeli gidişatı saptadık. Sermaye hesabındaki olumlu gelişmenin sorunu çözmeyeceğini belirttik. Ardından imalat sanayi üretimine baktık. Yıllık büyümenin yüzde 4'e gerilediğine dikkat çektik.Cuma günü DİE Temmuz-Eylül dönemi (üçüncü çeyrek) istihdam ve işsizlik verilerini yayınladı. İstihdam en önemli makro-ekonomik göstergedir. Konjonktür politikasının nihai amacıdır. Üstüne siyasi ve sosyal anlamı çok yüksektir.Üretimdeki durgunluğun istihdamı olumsuz etkilediğini, dolayısı ile istihdam artış hızının yavaşladığını düşünüyorduk. Ancak istihdamda düşüş beklemiyorduk. Yani o kadar karamsar değildik. Maalesef sonuç kötü geldi.İstihdam düşüyorİstihdam ve işsizlik verileri DİE tarafından Hanehalkı İşgücü Anketi ile derleniyor. 2000 yılına kadar altı aylık açıklanırdı. 2000'de üç aylık verilere geçildi. Yılbaşında aylık izlenme başladı.Yeni sistemde her ayın verisi önceki ve sonraki ayı da kapsayan üç aylık ortalama olarak hesaplanıyor. Temmuz-Eylül dönemi Ağustos verisini oluşturuyor. Bir önceki yılın üçüncü çeyreği ile karşılaştırabiliyoruz.Bir yılda nüfus sayısında 1.1 milyon kişi, çalışabilir (15 ve daha yukarı yaştaki) nüfus sayısında l milyon kişi artış var. Buna karşılık çalışanlar artı işsizlerden oluşan işgücü sayısında 46 bin kişi, çalışan sayısında 36 bin kişi, işsiz sayısında 9 bin kişi azalma var. Evet, doğru okudunuz. Geçen yazdan bu yaza nüfus ve çalışabilir yaş grubundaki nüfusta l milyon kişi artışa karşılık istihdam az da olsa düşmüş durumdadır. Bırakın yeni gelenlere iş bulmayı, ekonomi bir önceki yıl çalışanların bile hepsini istihdam edememiştir.Konjonktür analizinde zaman serilerinin mevsimlik etkiden arındırarak izlenmesi daha gerçekçidir. Ben Tramo-Seats yöntemini kullanıyorum. Yılın ilk çeyreğine kıyasla istihdamda yüzde 2.8 oranında bir düşüş (700 bin kişi ediyor) ortaya çıkıyor.Haber çok kötüdürVeriler çok açıktır. Lafı dolaştırmanın bir yaran yoktur. Bir yıldan ötekine istihdam artmamış, mevsimlik etkiden temizleyince işe yılbaşına kıyasla ciddi şekilde azalmıştır. Şapkamızı önümüze koyup değerlendirmemiz gereken bu gerçektir.İstihdamın artıştan düşüşe geçmesi özellikle konjonktür açışından çok kötü bir haberdir. Önümüzdeki aylarda bu eğilimin tersine dönmesi için bir neden görmüyorum. Tersine, daha da güçlenmesi olasılığı giderek artıyor.Buraya nasıl gelindi? Geçmiş yazılarımdan cevabım biliniyor. Para politikasında yapılan vahim hatalar sonucu gelindi. Yüksek gecelik faizler TL'ye değer kazandırdı. İhracatçı zorlandı. Sanayi üretimi durağanlaştı. İthalat patladı. Ekonomi yavaşladı. İstihdam artışı durdu.Başka ne olabilirdi ki?

Devamını Oku

Sanayi üretimi gelişmeleri

21 Kasım 2005

Kapsamlı bir konjonktür analizi için hazırlıkları sürdürüyoruz. Ödemeler dengesi ile başladık. Cari işlemler hesabındaki yapısal değişimi tehlikeli, sermaye hesabındakini ise olumlu bulduk. Net hata noksan kalemi konusunda uyardık.Dış ticaret açığı ile devam ettik. Parite oynamalarına karşı döviz sepetini (doleur = 0.5 dolar + 0.5 euro) kullandık. Eylülde 41 milyar dolar olan yıllık dış ticaret açığının 2006 yazında 48 milyar dolara tırmanabileceğim söyledik.Bugün gözümüzü içeriye çeviriyoruz. Milli gelir, büyüme, konjonktür vs. makroekonomik açıdan hayati önem taşıyan sanayi üretimine bakıyoruz. Sanayide gözlenen gelişmelere anlam vermeye çalışıyoruz.Sanayi üretimi endeksiSanayi sektörü faaliyetlerini sanayi üretim endeksi yansıtır. Endeksi DİE aylık ve üç aylık bazda açıklar. Endeks 2005 farklı sanayi maddesinin üretim bilgilerinden oluşur. Bazı yılı 1997'dir (1997=100).Endekste üç alt sektör vardır: Madencilik, imalat sanayi ve elektrik-gaz-su. Türkiye hammadde ihracatçısı ülke değildir. İmalat sanayi önemlidir. O nedenle toplam sanayi üretimini ve imalat sanayi üretimini ayrı ayrı gösterdik.Endeksin on iki aylık ortalamalarını karşılaştırarak yıllık yüzde değişimi hesaplıyoruz. 2001 krizinin sanayi üretimi üzerindeki olumsuz etkisinin ortadan kalktığı Ağustos 2002'den bugüne sonuçlar aşağıdaki grafiktedir.Dört belirgin dalga var. İlkinde sanayi üretimi hızla artıyor. Şubat 2003'te yıllık artış imalat ve toplam sanayide sırası ile yüzde 14'e ve yüzde 12'ye yükseliyor. İkincisinde büyüme yavaşlıyor. Ocak 2004'te her iki endekste yüzde 8'e iniyor.Üçüncüsünde büyüme hızı Temmuz 2004'te aynı sıra ile yüzde 13 ve yüzde 12'ye çıkıyor. Son düşüş dalgası Ağustos 2004'te başlıyor. Ağustos 2005'te aynı sıra ile yüzde 3,8 ve yüzde 4,4'e iniyor. Eylülde sanki bir kıpırdanma beliriyor.Bazı gözlemler2003'teki nispi yavaşlama Irak savaşına geliyor. Bir önceki yılın yüksek büyümesinin baz etkisinden kaynaklanmıyor. Savaş çabuk sonuçlanınca sanayi üretimi tekrar hızlı büyüme temposuna geri dönüyor.2004 yazında gelen yavaşlama dalgası ciddi durmaktadır. Sanayi üretiminde durağanlık eğilimine yaz başında dikkat çektik. İlginç bir başka gelişme var. Uzun süre imalat sanayi büyüme hızı toplam sanayiye kıyasla yüksek seyrediyor. Ama 2005'te altına iniyor. Orada kalıyor.Böylece anahtar soruya geliyoruz. Eylülde toplam sanayide görülen kıpırdanma yeni bir büyüme dalgasına mı işaret ediyor? Yoksa özel koşulların yol açtığı geçici bir durumdan mı kaynaklanıyor? Daha açık soralım: Sanayi üretiminde, özellikle imalat sanayi üretiminde, önümüzdeki aylarda hızlı büyüme gerçekleşecek mi? Yoksa tekrar durağanlık sürecek mi? Zor soruların cevabını konjonktür analizi verecektir.

Devamını Oku

Dış ticaret açığı nereye?

14 Kasım 2005

Kapsamlı bir konjonktür analizine girmeden önce dış dengenin ayrıntılarına bakıyoruz. Nedenlerini tahmin etmek zor değildir. Dış dünya ile ilişkilerdeki dengesizlik ekonominin en önemli zafiyetine dönüştü.Sonuçlarımızı hatırlatalım. Bir: Dış ticaret açığı büyürken görünmeyen fazlasının küçülmesi cari işlemler hesabını tehlikeli şekilde bozuyor. İki: Borç-dışı finansmandaki artış sayesinde büyük dış açığa rağmen sermaye hesabı fazla veriyor. Üç: "Net hata noksan" kaleminin finansmandaki payı büyüyor.Bunlar arasında konjonktür açısından en önemlisi, dış ticaret açığındaki büyümedir. Hizmet, yatırım ve transfer gelirlerinde (görünmeyenler) kısa dönemde ciddi bir değişim olmaz. Dolayısı ile dış denge bire bir dış ticaret açığını izleyecektir.Yöntem ve hesaplarDış ticaret verileri DİE tarafından her ay açıklanır. İhracat FOB (Free on Board - navlun ve sigorta yok), ithalat CIF (Cost Insurance Freight - navlun sigorta var) yayınlanır. Veriler bavul ticaretini ve altın alım-satımını kapsamaz. Para birimi dolardır. Türkiye dış ticaretinin takriben yarısını AB ile gerçekleştiriyor. Dolayısı ile euro/dolar paritesindeki değişim dış ticaret sayılarını etkiliyor. Bu sorunu verileri yarım euro ve yarım dolardan oluşan bir döviz sepetine (doleur!) dönüştürerek çözüyoruz.İki seriye bakıyoruz. İlki sepet cinsinden on iki aylık dış ticaret açığıdır. Eylülde 36 milyar dolar doleur'e ulaşmıştır. Bir yıl önce 29 milyar doleur idi. Yıllık artış 7 milyar doleur'dür. Diğeri için önce sepet cinsinden dış ticaret açığı serisinde mevsimlik düzeltme (Tramo-Seats) yapıyoruz. Sonra son üç ayın sayılarını yıllandırıyoruz. Son üç ayın temposuna denk gelen yıllık dış ticaret açığını buluyoruz. Eylül için 44 milyar doleur çıkıyor. Fiili açıktan 8 milyar doleur daha yüksektir. Ticaret açığı büyüyecektirYıllandırılmış açığın fiili açığı önceden çok iyi tahmin ettiği aşağıdaki şekilde izleniyor. 2004 yılında yıllandırılmış açık 30 milyar doleur civarında seyrediyor. Fiili açık yıl sonunda o düzeye geliyor. 2005'de yıllandırılmış tırmanmaya başlıyor.Bugünkü eğilimde 2006 ortasında dış ticaret açığı 44 milyar doleur olacaktır. Bugünkü paritede 49 milyar dolar eder. 41 milyar dolarlık eylül sonu dış ticaret açığının 8 milyar dolar üstündedir. Buradan cari işlemler dengesine ulaşabiliriz. Bakkal hesabı ile dış ticaret açığında 8 milyar dolar büyüme cari işlemler açığını 6.5 milyar dolar artırıyor. Buradan eylül sonunda 21.4 milyar dolar olan açığın 2006 ortasında 28 milyar dolara tırmanacağını hesaplıyoruz. Milli gelirin yüzde 8'ine yakın bir sayıdır.Bir hususa dikkat çekmek istiyoruz. Mevcut eğilimin devamı halinde ne olacağını hesaplıyoruz. Devam eder ya da etmez demiyoruz. Diyemiyoruz. Çünkü onu ancak konjonktür analizinden sonra söyleyebiliriz.

Devamını Oku

Sermaye hesabının yapısı

13 Kasım 2005

Konjonktür analizine geri dönmeden önce ödemeler dengesine yakından bakmak ihtiyacını hissettik. Geçen yazıda cari işlemler dengesindeki çok önemli yapısal değişimi saptadık. Kısaca hatırlatalım.Son yıllara kadar mal ticaretindeki büyük açık hizmet ve transfer kalemlerindeki daha büyük fazla ile karşılanırdı. Son dönemde hizmet-transfer fazlası hızla küçülürken ticaret açığı aynı kaldı. Faiz-dışı açık sürdürülmesi zor düzeye tırmandı.İlginç bir durumla karşı karşıyayız. Dış dengede kötüleşmeye rağmen döviz kuru kıpırdamıyor, ödemeler dengesinin sermaye hesabında da yapısal bir değişim söz konusu olabilir mi?Yöntemle başlayalım. Bugünü geçmişle karşılaştırmak istiyoruz. Ama kriz yıllarının verileri kirletmesini de istemiyoruz. Geçmiş için 1996-2000 döneminin toplamlarını aldık. Eylül 2005 itibariyle son yıllık sayılarla karşılaştırdık.Cari denge toplam dış finansman ihtiyacını verir. Dolayısı ile her finansman kalemini cari işlemler dengesine oranladık. O kalemin dış açığın finasmanındaki payını bulduk. Sonuçlar tablodadır.Üç ana kalem tanımladık. İlki borçlanma olmayan dış finansmandır. Net hata noksan kalemi, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve İMKB'ye gelen (net) hisse yatırımlarından oluşur. Cari dengeden düşülerek dış borçlanma gereği elde edilir.1996-2000 döneminde borç dışı finansmanın cari işlemler açığına oranı yüzde 10, borçlanma gereği de yüzde 90 olmuş. Son yılda borç dışı finansmanın cari açığa oranı yüzde 71'e çıkarken borçlanma gereği yüzde 29'a düşüyor.Son dönemde cari işlemler açığının borç dışı finansmanında en önemli kalem hangisi? Yüzde 29'le net hata noksan kalemi. Yabancı sermaye ve hisse senedi geri kalan yüzde 41'i oluşturuyor.Borçlanmanın yapısıİlk gözlemi yapabiliriz. Dış açıktaki yapısal kötüleşmeye karşılık dış finansmanda iyileşme saptıyoruz. Dış borç ihtiyacı düşüyor. Buna karşılık net hata noksan kaleminin büyüklüğü bizi rahatsız ediyor.İkinci kalem toplam dış borçlanmadır. Kamu kesiminin cari işlemler açığım fınansmanındaki payı 2001 öncesinde yüzde 24 iken son yıl yüzde 5'e iniyor. Dış açığın finansmanında kamunun devreden çıktığını söyleyebiliriz.Özel kesim içinde, banka-dışı kesimin dış borcuna dikkat çekeriz. Hem 2001 öncesinde hem de son yılda üretici kesimler toplam borçlanma gereğinin üstünde dış borçlanmaya gidiyorlar. Dış açığı onların finanse ettiğini söyleyebiliyoruz.Üçüncü kalem rezerv değişimidir. Tabloda eksi işareti rezerv artışı anlamına geliyor. Geçmişle son dönem arasında eğilim değişmiyor. Türkiye dış borçlanma ihtiyacının çok üstünde dış borç alıyor. Fazla dövizi rezervlere koyuyor. 2001 başında bol döviz rezervinin krizi engelleyemediğini hatırlatırım.

Devamını Oku

Dış dengede yapısal değişme

8 Kasım 2005

Son dönemde temel makroekonomik göstergelerin önemli bir bölümünde etkileyici düzelmeler yaşandı. Özellikle kamu maliyesi ve onunla doğrudan ilgili alanlardaki iyileşme ile ekonominin mali kırılganlığı azaldı.Enflasyon, nominal ve reel faizler, nominal-reel kamu açığı ve nominal-reel kamu borcu hızla geriledi. Döviz kuru istikrar kazandı. Özelleştirme hızlandı. Sosyal güvenlik gibi kemikleşmiş yapısal sorunlara el atıldı.Buna karşılık kamuoyu bir konuda hâlâ çok tedirgin. Dış açık giderek tahayyül etmesi dahi zor düzeylere tırmanıyor. Üstelik bu olay üretime yönelik talepte ve dolayısıyla üretimde durağanlığa rağmen gerçekleşiyor.İkincisi bizi konjonktür analizine götürür. Yaz başında konjonktüre bakmıştık. Gene sırası geldi. Ancak, ondan önce dış dengede yapısal değişimi araştırmakta yarar gördük. Bugün cari işlemler dengesini, bir sonraki yazıda sermaye hesabını inceliyoruz.Yöntemi tanıtıyoruzİşlevsel açıdan cari işlemler dengesi dörde bölünür: Mal dengesi, hizmet dengesi, transferdengesi ve yatırım geliri dengesi. Yatırım geliri dengesi dışında kalanlar toplamına bütçeden bilinen ölçü uygulanabilir: Faiz-dışı (birincil) denge. Dış dengede uzun dönem sürdürülebilirliğin en önemli göstergesidir. Mutlak değerleri kullanarak yapılan karşılaştırmalar yeterli bilgi vermez. O nedenle zaman içinde değişimi görmek için kalemlerin milli gelire oranını kullanıyoruz. Üç dönem seçtik: On bir yıllık (1994-2004) ortalamalar, yakın tarihin sorunlu yılı 2000 ve Haziran 2005 için yıllık. Böylece son 12 aylık dönemi hem uzun dönem ortalaması hem de sorunlu 2000 yılı ile karşılaştırdık. Sonuçlar tablodadır.Birincil denge uzun dönem ortalamasında milli gelirin yüzde 0.4'ü kadar fazla veriyor. Çünkü mal dengesindeki açıktan daha büyük hizmet-transfer fazlası var. 2000'de yüzde 2.9 açık veriyor. Son yılda ise açık yüzde 4.1'e yükseliyor. Neden?2000'deki açık mal dengesi açığının büyümesinden, son yıl ise hizmet-transfer fazlasının düşmesinden kaynaklanıyor. 2000'e kıyasla hizmet-transfer dengesindeki bozulma 3.6 puandır.Türkiye'nin hizmet-transfer gelirlerinde yapısal bir gerileme söz konusudur. Hizmet-transfer fazlası azalırken mal açığın büyümesi cari dengedeki yapısal bozulmaya işaret ermektedir.Cari işlemler açığının milli gelire oranındaki artışın süreceğini öngörüyoruz. Dış dengede görülen bu yapısal bozulma çok ciddi ve çok tehlikelidir.

Devamını Oku