İktisatçılık zor meslektir. Ortada dolaşan iktisatçı fıkralarının bolluğu kanıttır. İktisatçılar da haklarında fıkra yazanları mahcup etmezler. Geçen pazar günü VATAN benim ve sevgili Seyfettin Gürsel in yazılarını yayınladı. İkimiz de önceki cuma günü yayınlanan istihdam sayılarına bakıyoruz. Birbirine 180 derece zıt sonuçlara ulaşıyoruz.
Seyfettin gelir dağılımı, emek piyasası, istihdam ve işsizlik üzerinde çalışıyor. İstihdama o gözle bakıyor. Yaşanan yapısal değişime heyecanlanıyor. Bense konjonktür sorunları ile cebelleşiyorum. İstihdamdaki durağanlığa takılıyorum. Karamsarlık saçıyorum.
İşte size aynı sayılara bakıp biri pembe diğeri kara senaryolar yazan iki iktisatçı... Ne oluyor? Neden oluyor? Konuyu biraz açabiliriz.
Miktar ve kalite sorunları
Türkiye'nin istihdam ve işsizlik sorunları öncelikle demografiktir. Nüfus yılda 1.1 milyon kişi, çalışabilir yaşlardaki nüfus da l milyon kişi artıyor. Artan nüfusun iş bulması ancak istihdamın da artması ile mümkün olabiliyor.
Üstüne, istihdamın yapısal sorunları vardır. Bir: Tarımda istihdam çok yüksektir. İki: Kendi hesabına çalışan ve ücretsiz aile işçisi sayısı çok fazladır. Her ikisini azaltmak, yani hem tarım-dışı ve hem de ücretli istihdamı artırmak gerekir.
İlkine istihdamın miktar sorunu, ikincisine kalite sorunu diyebiliriz. İlki büyüme ve konjonktür tarafından belirlenir. İkincisi yapısal dönüşümü yansıtır. Ekonomik başarı ikisini beraberce çözmeyi gerektirir.
İhtimallere kısaca bakalım:
Bir uçta düşük büyümeli durağan bir ekonomi yer alır. Ne çalışan sayısı artar ne de istihdamın yapısı değişir. Diğer uçta hızlı büyüyen dinamik ekonomi yatar. Çalışan sayısı nüfustan hızlı artarken istihdamın yapısı da değişir.
Üçüncü ihtimal yukarıdaki iki ucun arasında kalır. Bir yandan uygulanan yanlış konjonktür politikaları sonucu ekonomi yeterince hızlı büyümez ve çalışan sayısı sabit kalır. Aynı anda doğru reformlar istihdamın yapısında değişimi sağlar. Ağustos verilerine göre Türkiye'de olan aynen budur.
İşsizliği büyüme çözer
Ne diyoruz? Bir ekonomide istihdam artışı nüfus artışının altında kalıyorsa o ekonomi yeterince hızlı büyümüyordur. Bu bir özdeşliktir. İstihdam ve işsizlik sorunlarının ancak ve ancak hızlı büyüme ile çözüleceğinin ifadesidir. Tersini kim, nasıl söyleyebilir ki?
Türkiye ile devam edelim. İstihdam yaratamayan düşük büyüme hızına rağmen istihdamın yapısında büyük bir değişim yaşanıyor. Yani düşük büyüme yapısal faktörlere atfedilemez. Büyümedeki yavaşlamanın yapısal darboğazlardan değil, konjonktür politikasındaki hatalardan kaynaklandığı açıktır.
Nasreddin Hoca'ya döndük: Seyfettin haklı; ama ben de haklıyım. Elbette ben daha haklıyım. Hoş, Seyfettin'in de kendisi için öyle düşündüğüne eminim...
İstihdam, konjonktür ve yapısal değişim
İktisatçılık zor meslektir. Or
Haberin Devamı

