Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Düzeltme ve özür

23 Aralık 2005

Yazarımızın "Para politikası sorumludur" başlıklı dünkü yazısında yanlış tablo yer almıştır. Özür diliyor, konunun anlaşılabilmesi için doğru tabloyu ve dünkü yazının tabloyla ilgili bölümünü yeniden veriyoruz.Bu faize kur dayanmaz2003-04 dönemi para politikası tabloda özetleniyor, ilk sütunda Merkez Bankası gecelik faizi (borç alma, basit), ikinci sütunda on iki aylık hedef enflasyon, üçüncü sütunda o gecelik faizin stopaj sonrası yıllık reel getirisi var. Dördüncü sütun bir yıl sonra gerçekleşen enfasyonu, beşinci sütun ise gerçekleşen enflasyona göre o gecelik faizin yıllık reel getirisini gösteriyor.Tablonun ilk satırını okuyalım. Tem.O3'te gecelik faiz yüzde 35, hedef enflasyon yüzde 15.3, geceliğin yıllık reel getirişi yüzde 15.2'ymiş. Bir yıl sonra enflasyon yüzde 9.6 ile hedefin 5.7 puan altında kalınca gerçekleşen reel getiri yüzde 19.9'a tırmanmış.Merkez Bankası'nın 2003 ve 2004 yıllarında ödediği reel getiriler inanılmazdır. Banka'nın kendi enflasyon hedefine bile hiç inanmadığı açıktır. Bir gecelik TL riskine ödenen bu faiz Türkiye'yi sıcak paraya teslim etmiştir. Sorumlu tereddütsüz bellidir.Not: Hesapları borç alma faizi ile yaptık. Borç verme faizi bugün bile borç alma faizinden 4 puan daha yüksektir. Diğer ülkelerde ise ikisi az çok aynıdır. Karşılaştırma yaparken bu husus da göz önünde tutulmalıdır.

Devamını Oku

Para politikası sorumludur

22 Aralık 2005

Bugünü anlamaya yönelik analizi bitiriyoruz. Önce üçüncü çeyrekte gerçekleşen hızlı büyümenin kalitesine baktık. Sanayi, ihracat, dış açık, enflasyon ve istihdam açısından olumsuz bir tablo bulduk, iç talebin şişirdiği bir balon bulduk.Nedenlerini araştırdık. Karşımıza döviz kuru çıktı. Son 12 ayda TL'nin yüzde 20 ile 25 arasında değer kazandığını saptadık. 'Ülke parasının kısa sürede böyle değerlenmesi reel ekonomi için ağır bir şoktur' dedik.Ancak döviz kuru nihai neden olamaz. Çünkü kendisi bir sonuçtur. Makro politikalar tarafından belirlenir. Demek ki bu noktaya TL'ye hızlı değer kazandıran politikalar uygulandığı için gelinmiştir. Bunları arayıp bulmalıyız.Para politikası ve kurTemmuz başında ayrıntılı anlattık. Kısa tekrar gerekiyor. Makroekonomik büyüklükler öncelikle iki makro politikaya bağlıdır. Bunlar maliye ve para politikalarıdır. Özellikle aralarındaki uyum çok önemlidir.Türkiye'de yüksek borç oranı maliye politikasında manevra alanı bırakmadı. Yüzde 6.5 faiz dışı fazla hedefi geldi. Konjonktür para politikasına kaldı. Dalgalı kur rejimine de para politikasını rahatlatmak için geçildi.Para politikasının temel bir açmazı son dönemde ünlendi. Konvertibilite varsa Merkez Bankası ya gecelik faizi ya da döviz kurunu belirleyebiliyor. Diğeri piyasada arz-talep koşullarına tabi oluyor.Dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası gecelik faizin mutlak hakimidir. İstediği gibi saptar.Ekonomik aktörler bu faiz düzeyini maliye politikası ve uluslararası koşullarla karşılaştırarak döviz arz-talep kararlarını alırlar. Faiz yükselince net döviz arzı artar, para değer kazanır. Faiz düşünce tersi olur.Ancak, para politikasının konjonktür etkisi gecikmelidir. Buna "lag" denir. Altı ayla bir yıl arasında olduğu kabul edilir. 2005'i anlamak için 2003 ve 2004'e bakılır.Bu faize kur dayanmaz2003-04 dönemi para politikası tabloda özetleniyor. İlk sütunda Merkez Bankası gecelik faizi (borç alma, basit), ikinci sütunda on iki aylık hedef enflasyon, üçüncü sütunda o gecelik faizin stopaj sonrası yıllık reel getirişi var. Dördüncü sütun bir yıl sonra gerçekleşen enfasyonu, beşinci sütun ise gerçekleşen enflasyona göre o gecelik faizin yıllık reel getirişini gösteriyor.Tablonun ilk satırını okuyalım. Tem.O3'te gecelik faiz yüzde 35, hedef enflasyon yüzde 15.3, geceliğin yıllık reel getirişi yüzde 15.2'ymiş. Bir yıl sonra enflasyon yüzde 9.6 ile hedefin 5.7 puan altında kalınca gerçekleşen reel getiri yüzde 19.9'a tırmanmış.Merkez Bankası'nın 2003 ve 2004 yıllarında ödediği reel getiriler inanılmazdır. Banka'nın kendi enflasyon hedefine bile hiç inanmadığı açıktır. Bir gecelik TL riskine ödenen bu faiz Türkiye'yi sıcak paraya teslim etmiştir. Sorumlu tereddütsüz bellidir.Not: hesapları borç alma faizi ile yaptık. Borç verme faizi bugün bile borç alma faizinden 4 puan daha yüksektir. Diğer ülkelerde ise ikisi az çok aynıdır. Karşılaştırma yaparken bu husus da göz önünde tutulmalıdır.

Devamını Oku

Bir cinayetin anatomisi

19 Aralık 2005

Konjonktür analizi sürüyor. Benim beklentimin tersine üçüncü çeyrek büyüme hızının yüksek çıkması çıkış noktamız oldu. Büyümenin nitel ayrıntılarına inince karşımızda tatsız bir tablo bulduk.Veriler Türkiye ekonomisinde yeni eğilimlerin belirdiğini gösteriyor. Büyüme sanayisizdir, ihracatsızdır, üstelik enflasyonisttir. Üretim artışı inşaat-hizmet kesimlerinde yoğunlaşıyor, Tümü ile içeride oluşan bir talep balonundan kaynaklanıyor. Patlayan ithalatla besleniyor.Doğallıkla sadece bu teşhisle yetinemeyiz. Ekonominin bu noktaya nasıl geldiğini açıklamak zorundayız. Gelecekle ilgili analize ancak ondan sonra geçebiliriz.Kura bak, kura...Sorunun cevabı iki aşamalıdır. Birinci aşama nispeten kolaydır. Üstüne yaslandığı gerçek çıplak gözle görülmektedir. Dolayısı ile kamuoyununun büyük bölümü olayın farkındadır.Açık soralım. İhracatın ve sanayi üretiminin yerini neden iç piyasa, inşaat ve hizmet kesimleri aldı? İthalat neden bu kadar hızlı arttı? Cari işlemler açığı neden milli gelirin yüzde 7'sine tırmandı?Karmaşık süreçlerde genellikle birden fazla nedensellik bulunur. Ama yukarıdaki sorularda bir neden derhal öne çıkıyor: Döviz kuru. Son bir yılın konjonktürünü TL'de yaşanan büyük değer artışı belirlemiştir.Döviz kuru hem üretim hem de harcama kararlarını etkiler. Aşırı değerli para dış piyasa için üretim yapanların gelirini düşürür. İhracatın ve ihracat yatırımlarının cazibesini azaltır. Aynı anda ithalatçının ve iç piyasa için üretim yapanların gelirini yükseltir. Bu sektörleri cazip hale getirir. Aynen son bir yılda Türkiye'de olduğu gibi.Görünen köy kılavuz istemezReel kurun son Temmuz 2004'den bugüne seyri grafikte izleniyor. 2000 yılını baz alıyoruz. Biri Merkez Bankası tarafından yayınlanan Tartılı Efektif Reel Kur (TERK) endeksidir. Diğerini "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepeti için verimlilk ve dolaylı vergi etkisini katarak ben hesaplıyorum.Bir yıl önce, Aralık 2004'te TL benim endeksime göre yüzde 3 düşük değerlidir. Merkez Bankası'na göre yüzde 5 aşırı değerlidir. Bu yıl, Kasım 2005'te ise her iki endekste yüzde 24 aşırı değerlidir. Yani TL son on iki ayda bir endekse göre yüzde 18, diğerine göre yüzde 25 değer kazanmıştır.Bu kadar kısa süre içinde böylesine güçlü bir olumsuz kur hareketi reel ekonomi için çok büyük bir şoka tekabül etmektedir. Unutmayalım ki Türkiye'de mal-hizmet ihracatının milli gelire oranı yüzde 30 civarındadır.TL'nin hem hızlı hem de aşırı değer kazanmasının kaynak dağılımını ve konjonktürü altüst etmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. Böylece esas soruya geldik. TL'ye hangi makroekonomik politikalar böylesine değer kazandırdı? Devam ediyoruz.

Devamını Oku

Sanayi kalmadı, Towers verelim

17 Aralık 2005

Kronolojiyi kısaca özetleyelim. 2000 sonrasında genellikle "pembe dizi" yazdık. Döviz kuru, büyüme, enflasyon, faiz, ihracat, cari denge, istihdam, vs. ana göstergelerde vatandaşa kıyasla iyimser takıldık. Krizi kaçırdık ama devamını iyi tutturduk. Çok düşman edindik.2005'te kara gözlükler takıp münafıklar safhına geçtik. Yazbaşında "Ekonomi kötü, resesyon geliyor" dedik. Aralık'ta gaza gelip "bu gidişle ekonomi duvara toslar" diye manşete çıktık. Kamuoyu etkilendi ama düşmanlık da arttı.Sonra üçüncü çeyrek büyümesi bizi tekzip etti. Dostu düşmanı sevince boğdu. Mecburen ayrıntılı bir konjonktür analizine giriştik. Büyümenin kalitesini araştırınca karşımıza tatsız bir tablo çıkıverdi.Teşhisi üç sloganla özetledik. Bir: Sanayisiz büyüme, iki: İhracatsız büyüme. Üç: Enflasyonist büyüme. Sakın bundan kötüsü olmaz demeyin. Sırası gelince daha kötülerini anlatacağız. Önce teşhisi tamamlayalım.Bir "balon" şişiyoriktisatta "balon" nedir? İngilizcesi "bubble"; köpük de deniyor. Fiyatların, özellikle varlık fiyatlarının yapısal özelliklerinin gerektirdiğinin çok üstüne çıkmasına deniyor. Bir balon gibi yapay şekilde şişirilmesini çağrıştırıyor.Yakın geçmişte 2001 yazında dolar 1.5 milyon TCnin üstüne çıktığında kullanmıştık. Döviz kurunun Türkiye ekonomisinin gerçeklerinden koptuğunu ve mutlaka düşeceğini söylemiştik. Kur balonu hakikaten 2002 ilkbaharında paÜadı.Hisse senedi borsaları balona çok müsaittir. İMKB birkaç balon süreci yaşadı. Endeks inanılmaz düzeylere çıkıp çöktü. Onu gayrimenkul piyasası izler. Konut ve işyeri fiyatları bir süre yerçekimi kanunu dinlemez. Sonra fena halde yere çakılır.İç talep de ekonominin yapısal özelliklerinden kopabilir. Saadet zinciri şöyle işler: Talep inşaat, ticaret ve diğer hizmet kesimlerine yönelir. Bu kesimlerin geliri artar. Artan gelirin harcanması gene bu kesimlere talep yaratır. Böyle sürer.İç talep balonu kolay teşhis edilir. Bir yandan dış açık hızla büyür. Saadet zincirinin zayıf halkası dış açıktır. Diğer yandan herkes gayrimenkul işine girer. Fabrika ve ihracat "out" olur. Tower, Plaza, Center, Country, Residence, vs. "in" olur.İki önemli uyarıBir: Anlatılan süreçte dış açık ve finansmanı ayrıntıdır. Bence dış açığın önemi geçmiş deneyimlerin etkisi ile gereksiz abartılıyor. Balon üretim ve harcama kararlarını ekonominin temellerinden kopardığı için zararlıdır. Balon uzadıkça zararı da artar.İki: Balonun kökeninde gevsek maliye politikası yoktur. Tam tersine, 2005'te bütçe reel olarak fazla veriyor. Özelleştirme gelirlerinin de katkısı ile kamunun borcu nominal olarak düşüyor. Balon sıkı maliye politikasına rağmen oluşmuştur.Bütçe fazlası, düşük enflasyon ve hızlı büyüme ile nasıl yapay talep balonu oluşabilir? Merak edenler 1990'ların ilk yansında Kore, Tayland, Endonezya, vs. Asya Kaplanlara bakmalılar. Asya krizi onlara çok şey öğretecektir. Ben de anlatacağım zaten.

Devamını Oku

Eyvah, hızlı büyümüşüz!

16 Aralık 2005

Üçüncü çeyrekte ekonominin en azından benim için şaşırtıcı derecede hızlı büyüdüğü açıklandı. Ayrıntılı bir konjonktür analizine girişme ihtiyacı doğdu. Büyümenin kalitesini inceleyerek yola çıkmakta yarar gördüm. Sanayi üretimi ile milli gelir artışlarını karşılaştırarak başladık. Son bir yılda sanayi üretimde büyümenin milli gelire kıyasla daha düşük olduğunu saptadık. Ekonomide beliren bu yeni eğilime "sanayisiz büyüme" dedik.Benzer bir karşılaştırmayı dış ticaret verileri ile yaptık. Son bir yılda ihracat artış hızının sürekli gerilediğini, buna karşılık ithalatın hem daha hızlı arttığını hem de üçüncü çeyrekte hızlandığını gördük. Biraz çekiştirme pahasına "ihracatsız büyüme" dedik.Sıra büyüme ile enflasyon arasındaki ilişkinin evrimine bakmaya geldi. Tahmin edileceği gibi, büyümenin enflasyona nasıl etki yaptığı son derece önemli bir konudur.Enflasyon ve büyümeFiyat istikrarı ile hem zenginlik hem de hızlı büyüme arasındaki doğrudan bağ çok güçlüdür. Nitekim ne zengin ülkelerde ne de hızlı büyüyen ülkelerde yüksek enflasyon vardır. Tersi de geçerlidir. Yüksek enflasyonlu ülkeler hem fakirdir hem de yavaş büyür.Dünün ya da bugünün mucize ekonomileri kanıttır. Japonya, Tayvan, İrlanda, Çin, Hindistan vs. Türkiye'nin iki katı ve daha yüksek büyüme hızlarını sıfıra yakın enflasyon oranları ile gerçekleştirdi.Anlaşılacağı gibi enflasyonla büyümenin hızı arasındaki ilişki karmaşıktır. Enflasyon büyümenın miktarı (hızı) kadar nitel özelliklerinden etkilenir. Bu amaçla genel bir kural vazedebiliriz.Büyümenin motoru imalat sanayii üretimi ve ihracat ise, yüksek büyüme enflasyon yaratmaz. İstikrar dostu büyüme diyebiliriz. Tersi, yani hizmetlerin, inşaatın; genelde iç pazarın çektiği hızlı büyüme enflasyon yaratır. İstikrar düşmanı büyüme diyebiliriz.Enflasyon kafasını kıpırdatıyorTürkiye'nin kriz sonrası performansı yukarıdaki kuralı destekliyor. Krizden çıkarken ihracatın ve sanayi üretiminin çekmesi ile ekonomi çok yüksek büyüme hızları tutturdu. Aynı anda enflasyonda rekor düşüşler yaşandı.Bir tek sayı verelim. 2002 sonu 2005 başı arasında yıllık büyüme hızı ortalama yüzde 8 civarındadır. Bu dönemde enflasyon ise her yıl takriben yarı yarıya gerilemiştir. İşte, 2005'te bu çok önemli eğilimin de değiştiği derhal görülüyor. Büyümenin motoru sanayi üretimi ve ihracattan iç talebe, inşaata ve hizmetlere kaydıkça enflasyondaki düşüş neredeyse duruyor. Daha önce hızla gerileyen enflasyon aniden yerinde sayıyor. İç talep kökenli büyüme ile tekrar tırmanması gündeme geliyor. Sanayisiz ve ihracatsız büyümenin aynı zamanda enflasyonist büyüme olması kaçınılmazdır.Arzulanacak bir büyüme değildir. Olsa olsa insana "eyvah, hızlı büyümüşüz!" dedirtecek büyümedir.

Devamını Oku

Türkiye bu yanlış yere nasıl geldi?

16 Aralık 2005

Bir süre konjonktür analizinde yoğunlaşmak için dün izin istemiştim. Üçüncü çeyrek milli gelirinde beni şaşırtan bir büyüme yaşandı. Büyümenin kalitesini değerlendirme ihtiyacını duydum.Önce sanayi ile büyüme arasındaki ilişkiye baktık. 2002-2004 arasında imalat sanayii üretimindeki artış milli gelirdeki artışın epey üstünde seyretmişti. Son bir yılda ise altına indi. "Sanayisiz büyüme" dönemine girildiğini söyledik.Büyümenin kalitesi açısından diğer kritik gösterge dış ticarettir. Dış ticaret birden fazla nedenle önemlidir. Bir yanı dış açık üzerinden döviz sorunlarına gider. Aynı zamanda bir ekonominin rekabet gücünün nihai göstergesidir.İhracat ve büyümeSanayileşme ve gelişme arasındaki bire bir teorik ve tarihi bağı dün hatırlattık. Özellikle son yarım yüzyılın başarılı ekonomik gelişme örneklerinden damıtılan bir ders daha var. İhracatla sanayileşme arasında da aynı güçte bir bağ kuruluyor.Kanıt olarak dünün ve bugünün mucizevi büyüme performanslarına bakmak yeterlidir. Japonya, Kore, Tayvan, Tayland, İrlanda, Çin, Hindistan vs. hızlı büyüyen ekonomilerin tümü bunu ihracat büyümenin motoru yaparak sağladı.Hızlı ihracat artışını yurt dışı pazarlara yönelik üretimin (dolayısı ile yatırımın) kârlı yani cazip olması temin eder. Söz konusu cazibe ise uygulanan yapısal ve makroekonomik politikaların doğrudan sonucudur.Türkiye'nin ihracatında AB'nin yandan fazla paya sahip olması parite hareketlerinden kaynaklanan küçük bir ölçme sorunu yaratır. O nedenle, daha önce de yaptığımız gibi ihracat ve ithalatı bir döviz sepetine dönüştürüyoruz. Döviz sepetinde kolaylık olsun diye .5 dolar + 0.5 euro yer alıyor.Aşağıdaki grafik son beş çeyreği (on beş ay) kapsıyor. Döviz sepeti cinsinden ihracatın (üçgen) ve ithalatın (yuvarlak) bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla artış hızı sol eksende, GSYÎH'nin büyüme hızı (kare) ise sağ eksende gösteriliyor.İhracatsız büyümeİhracat artışı hızı 2004'ün son çeyreğinde tepe yaptı. İthalat artış hızı ile de eşitlendi. 2005'in ilk çeyreğinde her ikisi de düştü, ihracat artış hızı daha az düştü. Biraz sasırsam da sevindiğimi hatırlıyorum. Ancak bu eğilim kısa sürdü. İkinci çeyrekte gene her ikisi düştü ama ithalat artışı ihracatın üstüne çıktı. Üçüncü çeyrekte ise ihracatta gerileme sürerken ithalat artış hızı tekrar yükseldi. Analize GSYİH'yi da ekleyince üçüncü çeyrekte yeni bir trendin başladığı derhal görülüyor.Üç seri var. 2005'in ilk yansında üçünde de büyüme yavaşlıyor. Üçüncü çeyrekte ise milli gelir ve ithalatta büyüme tekrar hızlanıyor. İhracatta ise yavaşlama sürüyor. Üçüncü çeyrekte büyümenin ihracat kökenli olmadığı çok açıktır. Şaşırtıcı da değildir. Sanayisiz büyümenin aynı anda İhracatsız büyüme olması kaçınılmazdır.İç içe önemli sorular beliriyor. Türkiye bu yanlış yere nasıl geldi? Ekonomiyi bu açmaza hangi politikalar soktu? Daha önemlisi, sıkıştığı bu köşeden nasıl çıkar? Bundan sonra neler olur? Konjonktür analizini sürdüreceğiz.

Devamını Oku

Yanılmış olmamın bu kadar kişiyi mutlu edeceğini öngörmemiştim!

15 Aralık 2005

Doğrusu, son bir hafta benim açımdan ilginç geçti. Önce VATAN'ın manşetten duyurduğu karamsarlığıma gelen tepkilere şaşırdım.Kamuoyunun tahminlerimi bu kadar önemsediğini bilmiyordum. Memnun olmadım desem yalan olur.Sonra üçüncü çeyrekte büyümenin benim tahminimin çok üstünde çıkmasına gelen tepkilere şaşırdım. Yanılmış olmamın bu kadar çok kişiyi böyle mutlu edeceğini de öngörmemiştim. Canım sıkılmadı desem yalan olur.Bu durumda konjonktürle analizimi biraz daha derinleştirerek sürdürmekten başka çarem olmadığına karar verdim. Okuyucularımdan arada olabilecek başka önemli gelişmeleri pas geçerek ekonominin makro gidişatına yoğunlaşma iznini istiyorum.Önce büyümenin kalitesini irdeleyeceğim. Bugün imalat sanayi üretimindeki, bir sonraki yazıda ihracattaki gelişmeleri ele alıyorum.İmalat sanayi üretimiİç içe üç genelleme ile başlayalım. Bir: Türkiye orta düzeyde gelişmiş bir ülkedir, İki: Gelişme süreci özünde sanayileşme sürecidir. Üç: Türkiye'nin gelişmesi ancak sanayi üretimini hızla artırmakla mümkündür.Demek ki ekonomideki büyümeyi değerlendirirken ilk bakmamız gereken yer sanayi üretiminin seyridir. Nitekim, ekonomiyi yakından izleyen tüm gözlemcilerin en önemsedikleri göstergelerin başında sanayi üretim endeksi gelir.Kısaca tanıtalım. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK-eski DİE) tarafından hesaplanan ağırlıklı birmiktar endeksidir. Mevcut endeks 1997=100 bazlıdır. Aylık, üç aylık yayınlanır.Üç alt grubu ve toplamdaki ağırlıkları şöyledir: Madencilik (yüzde 5); İmalat Sanayi (yüzde 87); Elektrik, Gaz ve Su Sanayi (yüzde 8). Sanayileşme sözcüğünün bu endekste imalat sanayiine tekabül ettiği çok açıktir. Analizde üç aylık imalat sanayii endeks verilerini kullandık.Sanayisiz büyümeAşağıdaki grafik 2001 krizinden çıkışın başladığı 2002'nin ilk çeyreği ile bu yılın üçüncü çeyreği arası on beş çeyreği (kırk beş ay ya da üç yıl dokuz ay) kapsıyor. Bir önceki yılın aynı dönemine imalat sanayi üretimi ve GSYİH'nın büyüme hızını gösteriyor.2004'ün son çeyreğine kadar geçen ilk on bir çeyrek (iki yıl dokuz ay) boyunca imalat sanayii üretimi GSMH'den anlamlı şekilde daha hızlı büyüyor. Tereddütsüz bu dönemde ekonomik büyümenin motoru imalat sanayiidir diyebilir. Dönem boyunca iyimserliğimizi koruduğumuzu hatırlatırız. Bir nedeni grafikte görülüyor.2004'ün üçüncü ve son çeyreğinde hem imalat sanayiinde hem de GSMH'de büyüme hızla geriliyor. Son dört dönemden sadece birinde, 2005'in ilk çeyreğinde imalat sanayii ve GSMH aynı hızda büyüyor. Diğer üçünde imalat sanayii GSYÎH'den daha yavaş artıyor. Dikkat edilirse, giderek aradaki fark genişlemeye başlıyor.Bence "sanayisiz büyüme" dönemi diyebiliriz. Karamsarlığımın önemli bir nedeni böylece ortaya çıkıyor. Bu önemli konuya geri döneceğiz.

Devamını Oku

Büyümeden gelen tekzip

12 Aralık 2005

Haftasonunu sakin geçirdim. Dolayısıyla milli gelir verileri çıkınca atabileceğim başlıkları düşünmeye zamanım oldu. Büyümenin benim açıkladığım tahminlerin üstünde çıkacağı kesin duruyordu. Hazırlığımı ona göre yaptım.İşte bazıları: "Fena halde şiştim"; "Amma yanılmışım", "Gene tutturamadım"; "Büyüme mahcup etti"; "Çok karamsar kaldım."Bugün bilgisayarın başına oturunca bunlar laubali geldi. Yukarıdaki mazbut başlığı tercih ettim.Kısaca durumu özetleyelim. Ekonomi yılın ilk yarısında yavaşladı. Ben ikinci yarıda canlanma olmayacağını söyledim. Neden olarak TL'ye aşırı değer kazandıran yüksek gecelik faizleri gösterdim. Resesyon sözcüğünü bile kullandım.Dün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan üçüncü çeyrek milli gelir sayılan beni tekzip etti. Ekonomik faaliyetin yılın ikinci yarısında tam tersine, hızlandığı görüldü.Verilere bakıyoruzÜçüncü çeyrekte GSMH yüzde 7.3 büyüdü. Bu gerçekten yüksek bir büyüme hızıdır. 1997 sonrasında daha yüksek üçüncü çeyrek büyüme hızı sadece krizden çıkışın baz etkisini yansıtan 2002 yılında gerçekleşmiştir. 2000 bile az da olsa düşüktür.Böylece ilk üç çeyrekte (dokuz ayda) GSMH büyüme hızı yüzde 5.5'e yükseldi. İlk yanda bu sayı yüzde 4.3'tü. Yıllık GSMH büyüme hızı da yüzde 5.3 oldu. İkinci çeyrekte yüzde 8.1'di.Makro analiz açısından talebin yapısı çok önemlidir. İç talebin en önemli kalemi özel nihai tüketim harcamalarıdır. Üçüncü çeyrekte yüzde 11.2 artarak tarihi bir rekor kırdı. 1987'den bu yana üçüncü çeyrekte yaşanan en büyük tüketim artışıdır. 2000 yılı artışı bile yüzde 9,6'dır.Kamu tüketimi milli gelirin altında, yüzde 3.3 arttı. Zaten toplam talepteki payı çok küçüktür. Buna karşılık yatırım harcamalarındaki artış yüzde 27.8 oldu. Aynen tüketimde olduğu gibi 1987'den bu yana en yüksek üçüncü çeyrek büyümesidir.Stok artışında ilginç bir gelişme var. Cari fiyatlarla geçen yıl 4.6 milyar YTL iken bu yıl 1.3 milyar YTL'ye geriledi. Bu durumda stok değişmesi milli geliri 3.4 puan aşağı çekti. Mal-hizmet ihracat ve ithalatı, sırası ile yüzde 2.7 ve yüzde 11.9 arttı. Dokuz aylık büyüme hızları aynı sıra ile yüzde 5.8 ve yüzde 10.1 oldu.İlginç rekorlarÖnümüzdeki günlerde verilerin ayrıntılarına gireceğiz. Konjonktür analizini milli gelir verilerinin çıkmasından sonra derinleştireceğimizi zaten söylemiştik. Bugün harcama verileri hakkında iki gözlemle yetinelim.Bir: Tüketim ve yatırımda kırılan rekorlara dikkat çekiyoruz.İki: İhracata milli gelirden 4.6 puan daha yavaş, ithalata ise 4.6 puan daha hızlı büyümesini önemsiyoruz.Devam edeceğiz.

Devamını Oku