Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Küreselleşmenin perileri

29 Ocak 2006

Haftanın ikinci yansında gündemi 'Davos' işgal etti. Her yıl Ocak sonunda çok sayıda güçlü ve ünlü insan İsviçre'nin bu küçük kayak kasabasında biraraya geliyor. 'Dünya Ekonomi Forumu' bir tür küresel meşhurlar fuarı oluyor.Bana da küreselleşme sohbetini sürdürme fırsatını veriyor. Osman Ulagay'ın kitabı için 'Küreselleşmenin Cinleri' başlığını kullandım. Bugün küreselleşmeyi neredeyse insanoğlu için bir kurtuluş yolu gören bir kitabı tanıtacağım.Kitabın adı bile tahrik ediyor: 'Küresel Kapitalizmi Savunmak' (Liberte Yay. 2001). Yazarı Johan Norberg gençliğinde devletsiz toplum ütopyası anlamında anarşizme meyletmiş sonra liberal düşünceyi benimsemiş bir İsveçli.Liberte Yayınları, (www.liberte.com.tr) Türkiye'de liberal düşünceyi geliştirmeyi ve tanıtmaya amaçlayan Liberal Düşünce Topluluğu'nun (www.liberal-dtorg.tr) kitaplarını basıyor.Tanıtmayı arzuladığım başka kitapları da var.Küreselleşmeye methiye"Ben insanların özgür olmasını, kimsenin kimseyi baskı altında tutmamasını ve özellikle devletlerin insanların etrafını gümrükler ve sınırlarla çevirmemesini istiyorum. Bundan dolayıdır ki kıraç bir deyim olmasına rağmen 'küreselleşmeyi' seviyorum.Nedir küreselleşme?İnsanların, bilginin, mal ve hizmetlerin, yatırımların, demokrasinin ve piyasa ekonomisinin ülke sınırlarını her geçen gün daha fazla aşması sürecidir. Bu uluslararasılaşma haritaları yapanların koyduğu sınırların bizi daha az bağlamasına olanak sağladı."Norberg, "Ekonomide bireysel özgürlüğü savunuyorum" diyor. Ama "Pek çok liberal gibi Fransız Başbakanı Lionel Jospin'e katılıyorum; ihtiyacımız olan piyasa ekonomisidir, piyasa toplumu değildir" diye ekliyor.Kitabın ilk sayfalarından yaptığım bu alıntılar ana temaları tahmin etmeyi kolaylaştırıyor. Hızlı büyüme, fakirliğin gerilemesi, artan eğitim olanakları, daha çok demokrasi, gelir dağılımının düzelmesi, kadınların özgürlüğü, vs. tüm temel konularda küreselleşmenin etkisinin çok olumlu olduğunu verilerle anlatıyor.Asya'nın engellenemez yükselişiKitabı okurken hızla bir husus berraklaşıyor. Küreselleşmeye son yarım yüzyıl açısından bakınca, tüm olumlu sonuçların gerisinde Asya kıtasının yattığı derhal görülüyor. Küreselleşme Asya sayesinde olağanüstü başarılı duruyor.1965'ten bugüne dünyada kişi başına gelir iki katına çıkıyor. Ancak kıtadan kıtaya dağılımda büyük farklılıklar var. Bati ülkelerinde yüzde 40, Latin Amerika'da yüzde 60, Afrika'da yüzde 80 artmış. Hepsi dünya ortalamasının altında.Ya Asya ülkeleri?Sıkı durun: Kişi başına gelir Asya'da yüzde 300 artmış. Yani dünya verilerini Asya'nın mucizevi performansı yukarı çekiyor. Böylece hızlı büyüyen Asya ülkelerinde küreselleşme karşıtlığının neden yaygınlaşmadığını anlayabiliyoruz.Küreselleşme süreci ve sorunları ile ilgilenenlerin bu kitaptan çok yararlanacağına eminim. Bu süreçte Türkiye'nin nisbi yerine bir başka yazıda bakacağım.

Devamını Oku

İşsizliğin gerçek yüzü

26 Ocak 2006

TÜİK (eski DİE) ekim istihdam ve işsizlik verilerini yayınladı. Son dönemde istihdam ve işsizlik hakkında daha sık yazıyorum. Çünkü 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası sonucunda istihdam dostu olmayan bir konjonktür oluştu. Hanehalkı İş gücü Anketi her ay yapılıyor ve üç aylık ortalama şeklinde yayınlanıyor. Ekim verileri eylül-ekim-kasım aylarını kapsıyor. Aylık veri seti 2005'te başladı. 2004'te üç ayda birdi. Geçen yılla karşılaştırma için dördüncü çeyreğe tekabül eden kasımı bekleyeceğiz.Elde on aylık veri var. Makul varsayımlarla 2005 için yıllık ortalamalar hesaplanabiliyor. 2004'te istihdam 21.8 milyon kişi olmuştu. On aylık ortalama 22.1 milyon kişi; yıl sonu değeri benzer olur. 2005'te 300 bin istihdam yaratıldığı anlaşılıyor.Buradan işsizlik verisini de buluyoruz. 2004'te 2.4 milyon işsiz varmış; işsizlik oranı yüzde 9,1 ediyor. 2005'te işsiz sayısının 100 bin artışla 2.5 milyon kişiye çıkacağını, işsizlik oranının da yüzde 10,1'e yükseleceğini saptıyoruz. Hangi işsizlik oranıMerkez Bankası uzmanı Ercan Türkan'ın "Türkiye'de İş gücünün Yapı ve Nitelikleri - Gelişme ve Değerlendirmeler" adlı başarılı çalışmasını daha önce tanıttık. Bugün onu kullanarak işsizliğin gerçek yüzünü araştırıyoruz. Yüzde 10'luk işsizlik oranı benzer ülkelerle karşılaştırınca yüksek değildir. Örneğin Belçika, Almanya, İspanya ve Fransa ile aynı, Polonya'dan ise yarı yarıya düşüktür. Halbuki toplum, işsizliği uzak ara en büyük sorun olarak görmektedir. Hangisi doğrudur?Bilmecenin sırrı çalışabilir yaş grubunda iş gücüne katılım oranında yatmaktadır. Türkiye'de katılım oranı yüzde 52 iken AB ortalaması yüzde 70,5'dir. Polonya'da yüzde 63,7'dir.Bu sayılar ne diyor? Türkiye'de insanların iş bulma umudu o kadar az ki iş aramıyorlar bile. Böylece aslında işsiz insanlar iş gücü dışında gözüküyor. İşsiz sayılmıyor. Böylece işsizlik oranı yapay şekilde düşük çıkıyor.Bu hatayı düzeltmenin basit bir yolu vardır. E. Türkan buna "türetilmiş işsizlik oranları" diyor. Daha makul bir iş gücüne katılma oranı alırız. İş gücünü buna göre hesaplarız. Fiili istihdamı çıkartırız. Gerçekçi işsiz sayısını ve işsizlik oranını elde ederiz.Ben bu çalışmayı Polonya'nın iş gücüne katılma oranı ile 2005 yılı için yaptım. Sonuçların toplumdaki yaygın kanı ile tutarlı olduğunu kanısındayım.Dört kişiden biri işsizSayıları kısaca özetleyelim. 2005'te ortalama nüfus 71.5 milyon kişi. 15-64 yaş grubundakiler (yüzde 65,1) 46.6 milyon kişi ediyor. Polonya'nın yüzde 63,7'lik iş gücüne katılma oranı ile toplam işgücü 29.7 milyon kişi çıkıyor.Bundan 22.1 milyon kişi istihdamı düşüyoruz. Geriye 9.5 milyon kişi işsiz kalıyor. İşsizlik oranı da yüzde 25,6'ya yükseliyor. Türkiye'de dört kişiden birinin işsiz olduğunu ifade eden bu oran toplumun işsizliğe duyarlılığını açıklamaktadır. Yukarıdaki analizi destekleyen başka göstergelere sonra bakacağım.

Devamını Oku

2005'te konsolide bütçe borç stoğu

24 Ocak 2006

Hazine geçen hafta 2005 yıl sonu borç stoğu verilerini açıkladı. İki hususa dikkat çekmek istiyorum. Bir: Konsolide bütçe borcu toplam kamu borcu değildir. Ama yaklaşık yüzde 95'ini oluşturur.İki: Brüt borçtur. Örneğin Hazine içeriden borçlanıp Merkez Bankası'na mevduat yatanca borç artışı görülür. Esas borç göstergesi olan kamu net borç stoğuna ulaşmak için kamunun sahip olduğu menkul varlıklar düşülür. En önemli avantajı Hazine tarafından her ay ve çabuk yayınlanmasıdır. Maalesef toplam kamu borç stoğu ve net kamu borç stoğu verileri çeyrekler itibarıyla ve üç aya ulaşan gecikme ile yayınlanır.Borç stoğunda reel düşüşTL ve dolar cinsinden borç verileri tabloda izleniyor. 2004 ve 2005'e ek olarak 2001 yılını da karşılaştırmaya ekledim. Böylece kriz sonrası dönemin daha iyi görülmesi mümkün oluyor.2005 sonu konsolide bütçe toplam borç stoğu 331 milyar YTL'dir. Bu borcun 207 milyar YTL'si TL cinsinden, 124 milyar YTL'si ise döviz cinsindendir. Döviz borcunun ise 86 milyar YTLsi dış borç, 38 milyar YTL'si dövizle iç borçtur.Aslında iç borç-dış borç ayırımı artık anlamsızlaşmaktadır. TL borç ve döviz borcu ayırımı daha gerçekçidir. Hazine'den TL alacaklıları arasında yabancılar, döviz alacaklıları arasında yerleşikler vardır.Tablodaki son iki sütun TÜFE ile düzeltilmiş rcel değişimi gösteriyor. Toplam borç reel olarak 2004'e kıyasla yüzde 2,7; 2001'e kıyasla yüzde 4,5 azalmıştır. 2005'teki düşüşü kura atfetmek mümkün değildir: Dolar kuru sabittir. 2001'e kıyasla reel düşüşün daha yüksek olmasının gerisinde kur hareketi olduğu anlaşılmaktadır.Dağılımdan 2005 yılında Hazine'nin net dış borç ödeyici (4 milyar dolar) ama net iç borç alıcı (22 milyar YTL) olduğu çıkıyor. Bunun bir bölümünün döviz mevduatı halinde tutulduğunu biliyoruz. Tam sayıyı net borç verileri ile öğreneceğiz.Aydın Güven GürkanBenim neslimin bir güzel insanını, Aydın Güven Gürkan ı kaybettik. Çok anahtar bir dönemde, 1980 sonrasında, sosyal demokrat siyaset içinde kritik görevler üslendi. Doğrusu ve yanlışı ile dünü, bugünü ve yarını etkileyen kritik kararlar aldı.O günlerde yaşam çizgilerimiz çakıştı. Daha aydınlık ve güzel bir gelecek için beraberce yenilikçiler arasında saf tuttuk. Tutuculuğa karşı omuz omuza mücadele ettik. Hikâyenin sonu biliniyor. Yenilikçiler mağlup oldu. öyle savrulduk. Aydın Güven'le İstanbul'da, Ankara'da, Tuzla'da çok güzel zamanlarım geçti. Beraber bilgi ürettik, siyaset yaptık, balık yedik, rakı içtik, şarkı söyledik. Bundan dolayı kendimi şanslı addediyorum. Kendisine Tann'dan rahmet, sevenlerine sabır diliyorum.

Devamını Oku

Küreselleşmenin cinleri

21 Ocak 2006

Son dönemde konjonktür analizine takıldık. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının neden olduğu büyük hasarlara odaklandık. Yazılar tek boyutlu hale dönüştü. Kendime haksızlık yaptığımı düşünmeye başladım.Çeşitliliğe geri dönüş adımımı küreselleşme tartışmaları ile atıyorum. Önemli bir bahanem de var. Kadim dostum Osman Ulagay'ın son kitabı bu konuda: "Tepki Cephesi - Piyasa imparatorluğuna Karşı" (Timaş, İstanbul 2005).Osman'la hukukumuz 1966 yılına, İktisat Fakültesi'nin Harbiye Nezaretindeki asistanlar odasına gidiyor. Osman üniversiteye ısınamadı. Ama bilgi üretimini bırakmadı. Gazete yazıları ve kitapları ile ekonomik düşünceye katkılarını sürdürdü.Bekleneceği gibi, 40 yıl boyunca yollarımız çok kesişti. Ayrıntılarda ayrılsak bile genel çizgilerde aynı safta yer aldık. Sanırım benzer toplumsal duyarlılıkları ve değer yargılarını paylaştığımızı söyleyebilirim.Piyasa imparatorluğuKüreselleşme nedir? Karmaşık süreçleri tanımlamak daima zordur. Körlerin fil tarifi gibi, küreselleşmenin de tanımı değişiyor. Ulagay tercihini kitabın başlığında veriyor."Piyasa imparatorluğu deyimini, firmalardan devletlere ve uluslararası kuruluşlara, kurumsal yapılarıyla ve ideolojik hegemonyasıyla, küresel düzene damgasını vuran, hatta tek başına dünyayı yönetmeye çalışan bir Ortada tacı ve asası ile somut bir küresel imparator ve kadroları yok belki, ama ilişki ağları ve güç ilişkileri ile küresel düzeni yönlendiren bir sistem var. Bu niteliği nedeniyle de insanları ürkütüyor ve tepki doğuruyor." (s. 39).Kabul etmek gerekiyor. Artık mal, hizmet ve finans piyasalarında rekabet küresel düzeydedir. Avrupalı, Türk'ün düşük gelir karşılığı çalışmasından şikayetçi. Türk ise aynı şeyi Çinli için söylüyor.Küresel rekabet kaçınılmaz olarak milli devletin iktisat politikası olanaklarını kısıtlıyor. Toplumu özellikle gelir dağılımını düzeltmeye yönelik sosyal güvenlik politikalarını zorlaştırması tedirgin ediyor.Tepki cephesi'Tepki cephesi deyimini ise piyasa imparatorluğuna karşı dünyanın dört bir yanında oluşan yaygın tepki birikiminin bütününü ifade etmek için kullandım. Tepki cephesinin etkili bir kurumsal gücü ve bütünleştirici bir örgütsel yapısı olmadığı gibi tutarlı bir ideolojisi de yok, ama buna karşın dünyanın gidişatını etkileme gücü giderek artıyor. Dünyada ve ülkemizde olup bitenleri açıklayabilmek için artık tepki cephesini de dikkate almak gerekiyor." (s.39).Kitabın büyük bölümü AB'de ve Türkiye'de tepki cephesini inceliyor. Türkiye'nin AB üyeliği analizin odak noktasını oluşturuyor. Bu yoğun, düşündürücü ve bilgilendirici kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Her zaman olduğu gibi ufkumuzu açtığı için sevgili Osman'ı kutluyorum.

Devamını Oku

Paris'ten bakınca kuş gribi

18 Ocak 2006

Salı sabahı İstanbul'a uçmak için Paris Orly Havaalanı'na gittim. Türk Hava Yolları'nın nerede biniş kartı verdiğini eski deneyimlerimden biliyordum. Oraya yöneldiğimde bir farklılık gördüm. Bankonun önünde ayrı bir güvenlik birimi kurulmuştu. Kuyruğa girdim. Yolcuların bilet ve pasaportları kontrol ediliyordu. Ama alışık olmadığımız bir durum vardı. Türkler çabuk geçiyor, Fransızlar daha uzun kalıyordu. Sıra bana gelince nedenini anladım. Amaçları Türkiye'ye giden kendi vatandaşlarını kuş gribi hakkında bilgilendirmek ve uyarmaktı. Benim gibi zaten Türkiye'de oturan yolcular ilgilerini çekmiyordu. Elime bir broşür tutuşturdu ve geçtim.Kuş gribi tanıtılıyorVatandaşımın huyunu bilirim. Türkiye kaynaklı açıklamalara asla itibar etmez. Örneğin kamu kurumlarının gerçeği gizledikleri, kendisine yalan söyledikleri konusunda hiç tereddüdü yoktur. Yabancıları biraz daha ciddiye alır.Elimdeki broşür o bakımdan sağlam kaynak oluyor. Fransa Sağlık ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayınlanmış. Kapak başlığı çok açık:"Kuş Gribi Tip A (H5/N1) Hakkında".Bakalım neler diyor."Bu hastalık özünde kanatlı hayvanları etkilemektedir. İnsanlarda kuş gribi vakaları bazı ülkelerde kesinleşmiştir. Bugüne kadar, söz konusu insanlar hastalığı hayvanlarla temas sonunda kapmışlardır. " Bu bölüm kolay ama birkaç vurgu yapabiliriz.Bir: Özünde kuş hastalığıdır. İki: Ama insanlar da kuş gribine yakalanıyor. Üç: Halen hastalık insandan insana geçmiyor. Dört: Bu durum ileride değişebilir. "Virüs özünde havadan (solunum yolları) geçiyor: Hasta hayvanların dışkıları ve solunum artıkları ile doğrudan temas ya da bunların kirlettiği eşyalarla dolaylı (eller aracılığı ile ) temas olabilir."Önlem ve önerilerBroşür bundan sonra yolcuların dikkat etmesi gereken önlemleri veriyor. Birincisi, tahmin edileceği gibi, kanatlı hayvanlardan uzak durulması: "Seyahatiniz esnasında canlı ya da ölü kanatlı hayvanlarla doğrudan ya da dolaylı temastan mutlaka kaçınmalısınız."Diğer ikisi daha genel hijyen kuralları: "Ellerinizi sık sık su ve sabun ya da başka bir dezenfektan ile yıkayınız; sadece iyi pişmiş yemekleri yiyiniz ve ağzı kapalı şişelerden içecek içiniz". Kuş gribinin arazları da hatırlatılıyor: "38 derecenin üstünde ateş, boğaz ağrısı, adale ve eklemlerde ağrılar, öksürük gibi solunum rahatsızlıkları". Bu gibi durumlarda derhal bir sağlık kuruluşuna başvurulması gereği özellikle vurgulanıyor.

Devamını Oku

Çin'in büyük yanlışını gösteriyoruz

17 Ocak 2006

İktisat politikası hataları karmaşık bir süreçte oluşur. Yanlış politika bilerek ve isteyerek yapılmaz. "Cehennemin yolu iyi niyetlerle döşelidir". Bazen teori yetersizdir. Bazen mevcut duruma teşhis yanlıştır. Sık sık ikisi de geçerlidir.Yanlış politikayı destekleyenler de genellikle iyi niyetlidir. Politikayı yapanın analiz ve değerlendirmelerine katıldıkları yani politikanın doğru olduğunu düşündükleri için desteklerler. Politikanın tasanm ve uygulama döneminde bu durum doğaldır.Yanlış politikanın olumsuz sonuçlarının ortaya çıkması zaman alır.Ama eninde sonunda ekonomik göstergeler birer birer bozulmaya başlar.İktisatçı zor bir yol ayrımına gelir. Çünkü bu noktadan sonra yanlış politikayı savunmakta ısrar sıkıntılıdır.Dış açık ve yabancı sermaye girişiKonjonktürle ilgili tezimi her fırsatta tekrarlıyorum. 2003'ten günümüze üç küsur yıl boyunca çok yanlış para politikası uygulandı.Gecelik faizler hiçbir ekonomik mantığın açıklayamayacağı düzeylerde yüksek tutuldu.Yanlış politikanın sonuçları 2005'te ortaya çıktı. TL aşırı değer kazandı.Sanayi üretimi ve ihracat artışı yavaşladı. İçeride bir talep balonu oluştu. Enflasyon direnmeye başladı.Ve en önemlisi cari işlemler açığı milli gelirin yüzde 7'sine dayandı.Para politikasının yanlış olmadığını savunanların bu göstergeler karşısındaki tutumu çok ilginçtir. Bin dereden su getirerek aslında göstergelerin o kadar kötü olmadığını, dolayısı ile para politikasının da yanlış olmadığını kanıtlamaya çalışıyorlar.Örnek olarak dış açıkla ilgili söyleme bakalım. 22 milyar dolar tutan 12 aylık cari işlemler açığının "küçük" ya da "önemsiz" olduğunu söylemek mümkün değil.O nedenle vurgu dış açığın fi-nansmanındaki nitel düzelmeye taşınıyor.Başta doğrudan yabancı sermaye yatırımı var. Son yılda 7.5 milyar dolar giriş, 1 milyar dolar çıkış, yani 6.5 milyar dolar net yabancı sermaye girişi olmuş. Benzer bir meblağ (6 milyar dolar) dış kaynak da borsaya gelmiş. Yani cari açık var ama finansmanı sağlam deniyor.Dış fazla ve yabancı sermaye girişiTüm dünya Çin'in ekonomik başarısını hayranlıkla izliyor. Ben de vakit buldukça Çin ekonomisinin verilerine bakıyorum. Çin mucizesinin nedenlerini anlamaya çalışıyorum. Türkiye ile karşılaştırıyorum.Dış açık için de öyle yaptım. Türkiye'de 7.5 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişi 22 milyar dolar cari işlemler açığını sağlıklı hale getiriyor. Bu oranı Çin'e uyguladım.Çin'e geçen yıl 60 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişi var. Buradan Çin'in 200 milyar dolar cari işlemler açığı verebileceğini kolayca hesapladım.Sonra verilere baktım. Durumun hakikaten çok kötü olduğunu gördüm. Çin son yılda 130 milyar dolar cari işlemler fazlası vermiş.Evet, doğru okudunuz.Hem 60 milyar dolar yabancı sermaye gelsin, sen üstüne 130 milyar dolar cari işlemler fazlası ver! Olur mu? Ne kadar büyük bir iktisat politikası hatası!Belki Türkiye'den Çin'e iktisatçı ihracatı düşünülebilir. Arkadaşlarımızın çok kısa sürede Çin'in dış dengesine sağlığını kazandıracaklarına eminim.Şaka bir yana, yukarıda söylediğim gibi, uzun dönemde yanlışta ısrar sıkıntı yaratır. İnsanı savunulamazları savunmak zorunda bırakır.En akıllıca olanı, hatayı anlayınca kabul etmektir.

Devamını Oku

İstihdamın temel sorunları

15 Ocak 2006

İyi bilinen bir gerçekten yola çıkıyoruz. Türkiye ekonomisinin kısa-uzun dönemde bir numaralı sorunu işsizlik yani yetersiz istihdam artışıdır. Sosyal ve siyasi sonuçlan da gözönünde tutularak kamuoyu tarafından çok yakından izlenmelidir.Yapısal sorunların kökeninde savaş sonrası dönemde yavaş büyüme yatmaktadır.Uygulanan yanlış para politikasının son dönemde tetiklediği olumsuz konjonktür de geleceğe ilişkin ek sorunlar getirmektedir.Türkiye'de istihdamın üç ana sorununu belirledik. Çalışabilir yaştaki nüfus içinde çalışan sayısı çok düşüktür.Çalışanlar içinde tarımın payı çok yüksektir. Çalışanlar içinde ücretlilerin payı çok düşüktür.Ercan Türkan'ın Merkez Bankası tarafından yayınlanan çok önemli araştırmasını özetliyoruz:'Türkiye'de İşgücünün Yapı ve Nitelikleri-Gelişme ve Değerlendirmeler" (16 Aralık 2005).Uluslararası karşılaştırmalarUluslararası karşılaştırma durumu kavramayı kolaylaştırıyor. Gelişmiş ekonomi olarak ABD, Japonya ve AB üyesi 15 ülke, Türkiye'ye benzer ülke olarak Polonya alınıyor. Tablodaki tüm sayılar 2004 yılı içindir ve yüzde oranlardır.Çalışanlar artı işsizler işgücünü oluşturur. İşgücüne katılma işgücünün 15-64 yaş grubundaki nüfusa oranını verir.En yüksek yüzde 78'le Japonya'da, en düşük yüzde 52 ile Türkiye'dedir. Japonya'da dört kişiden üçü, Türkiye'de ise ikisi işgücüne dahildir.İkinci sırada işgücüne katılmayanlar yer alıyor. Dikkat: bunlar işsiz değil çünkü işsizler zaten işgücü tanımı içindedir. Tanım icabı en yüksek oran Türkiye'de.Çalışanlar içinde tarımın payı ABD'de yüzde 1.6 iken Türkiye'de yüzde 34'dur. Polonya'da bile bu oran yüzde 18'dir. Aynı şekilde çalışanlar içinde sanayinin payı Japonya'da yüzde 28.7 iken Türkiye'de yüzde 23'dür.İstihdam içinde ücret-maaş-yevmiye karşılığı çalışanların oranı ABD'de yüzde 92.4 iken Türkiye'de yüzde 50.8'e düşmektedir. Aynı şekilde kadınların istihdamdaki payı ABD'de yüzde 46.5 iken Türkiye'de yüzde 25.5 e gerilemektedir.Bir hesap yapıyoruzBasit bir hesap öneriyorum. Kısa dönemli hedef olarak Polonya makul duruyor.Zaten şu sıralarda cari işlemler açığı için Polonya ve Macaristan Türkiye'ye örnek gösteriliyor.Türkiye'nin bugünkü nüfusu ile Polonya'nın kaülma oranına ulaşması işgücüne fazladan 5.5 milyon kişi girmesi anlamına geliyor.Tabloda yok ama Polonya'da işsizlik oranı da Türkiye'den yüksek. O düzeltmeyi yaptıktan sonra istihdam 2.3 milyon kişi artıyor.Daha da ilginci, Türkiye'de sanayi istihdamının payı da Polonya düzeyine çıkarsa sanayi istihdamı 2 milyon kişi yükseliyor.Moralinizi bozmak istiyorsanız bu hesabı nüfus artışını katarak tekrarlayın. Durum nettir. Sorunun çözümü büyük bir sanayileşme ve büyüme hamlesi gerektiriyor. Yani işsizlik ancak ihracatın ve sanayinin çektiği hızlı büyüme ile hafifleyebilir.Tekrar etmekte yarar görüyorum. Yanlış para politikasının yol açtığı esas ekonomik ve toplumsal hasar istihdam üzerinedir.

Devamını Oku

İstihdam sorunlarına odaklanmak gerekiyor

12 Ocak 2006

Ben bildim bileli vatandaşa sorunca iki ekonomik sorun öne çıkardı: Enflasyon ve işsizlik. Türkiye son birkaç yılda yüksek enflasyon sorununa kalıcı çözüm getirdi. Artık kamuoyu ve piyasalar da inanıyor.Ancak istihdam ve işsizlik konusu ters yönde gelişti. Uygulanan yanlış para politikası varolan yapısal zafiyetlere konjonktürün olumsuz etkilerini ekledi. İstihdam ve işsizlik sorunları çığ gibi büyümeye başladı.Hem teorik makro iktisatta hem de para politikası tartışmalarında işsizlik hayatidir. Makro iktisadın özünü oluşturan konjonktür modellerinin esas amacı işsiz sayısında ve işsizlik oranındaki değişmenin doğru analizidir. Başarılı bir çalışmaMaalesef Türkiye'de istihdam çok konuşulur ama özellikleri ihmal edilir. Akademik araştırmalar teorik düzeyde kalır. Mali sektör iktisatçıları piyasanın önemsediği diğer göstergelere öncelik tanır. Üstüne, istihdam verilerine güven düşüktür. Neticede bu çok önemli alanda yararlı analiz ve bilgi kısıtlıdır.Yeni bir çalışma çok önemli boşluk dolduruyor. Merkez Bankası uzmanı Ercan Türkan'ın araştırması "Türkiye'de İş gücünün Yapı ve Nitelikleri - Gelişme ve Değerlendirmeler" başlığını taşıyor. Merkez Bankası tarafından yayınlandı (16 Aralık 2005). Hem yazarı hem de Merkez Bankası ekonomik araştırma bölümünü kutluyorum.Türkan'ın araştırmasının önemi Türkiye'nin iş gücü ve istihdam yapısının çok gerçekçi bir resmini çekmesinden kaynaklanıyor. Hem sayıları veriyor. Hem de diğer ülkelerle karşılaştırıyor. Böylece eksik ve yanlışların net bir şekilde ortaya çıkmasına olanak sağlıyor.Yavaş büyümenin bedeliBaşka ülkelerle karşılaştırınca Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası sanayileşme/gelişme performansını en iyi "vasat" sözcüğü özetliyor. Kore, Tayvan, Singapur, İrlanda, Çin vs. mucize ekonomilerdir. Arjantin tam bir fiyaskodur. Türkiye arada bir yerdedir.Neden böyle oldu? Türkiye 1970'leri yüksek koruma-aşırı değerli kur-ithal ikamesi modeli ile kaybetti. Başarı ile dışa açılmaya rağmen yüksek enflasyonda somutlaşan makro ekonomik istikrarsızlığın sürmesi 1990'ları kaybettirdi.Neticede uzun dönem ortalama büyüme hızı düşük kaldı. Bu durum özellikle istihdamı vurdu. Yavaş büyümenin istihdam yapısında yarattığı sorunları birbiri ile iç içe üç temel tezde toplayabiliriz.Bir: Çalışabilir yaştaki nüfus içinde çalışanların oranı inanılmaz derecede düşüktür. Ekonomi yeterince istihdam yaratamamıştır.İki: Çalışanlar içinde düşük verimli tarım sektörünün payı çok yüksektir. Ekonomi yeterince yüksek verimli istihdam yaratamamıştır.Üç: Çalışanlar içinde ücret-maaş-yevmiye karşılığı çalışanların sayısı çok düşüktür. Ekonomide hâlâ düşük verimli mikro firmaların hakimiyeti sürmektedir.E.Türkan'ın önemli araştırmasının bulguları ile devam edeceğim.

Devamını Oku