Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

2005'te dış denge

19 Şubat 2006

2005 yılı ödemeler dengesi Merkez Bankası tarafından yayınlandı. 2005'ten üç önemli veri eksiğimiz kaldı. İstihdam 28 Şubat'ta, milli gelir 31 Mart'da açıklanıyor. Net kamu borcu Mayıs'ta gelir. Dış dengenin yönü belirginlik kazanmıştı. O bakımdan sayılarda sürpriz yoktu. Ama kamuoyunun ilgisi yüksekli. Çünkü 2005 ödemeler dengesinin pek çok kaleminde hem olumlu hem de olumsuz tarihi rekorların kırıldığı bir yıl oldu. Ödemeler dengesini ikiye bölerek değerlendiriyoruz. Bugün dış dünya ile gelir-gider ilişkilerini özetleyen cari işlemler hesabına bakıyoruz.Faiz-dışı denge2005'in ilk tarihi rekoru 43 milyar dolara tırmanan dış ticaret açığından gelmişti. Onu 22.9 milyar dolarla cari işlemler açığı izledi. 2004'te cari açık 15.6 milyar dolardı. Bir yılda 7.2 milyar dolar (yüzde 46) büyüdü.Ne oluyor? Baüyor muyuz? Bu dış açık hakikaten çok mu büyük? Nominal değerler arasında karşılaştırma yetersiz hatta yanıltıcıdır. Temel büyüklüklere milli gelirin (GSMH) oranı olarak bakmak daha sağlıklıdır. Aşağıdaki tablonun ilk sütununda 1994-2000 dönemi için ortalamalar yer alıyor.İlk sırada ihracat ve ithalata bavul ticareti ve altının eklenmesi, navlun ve sigortanın düşülmesi ile elde edilen mal dengesi var. İkinci sırada hizmet, üçüncü sırada transfer (işçi dövizleri), dördüncü sırada ise ikisinin toplamı yer alıyor.Beşinci sıra çok önemli. Ekonominin dış dünya ile finansman gelir-giderleri dışında kalan toplam alış-veriş dengesini veriyor. Bütçeden alışık olduğumuz için "faiz-dışı denge" kavramını kullanıyoruz.Dış dengede yapısal bozulma2003 sonrasında yanlış para politikasının Türkiye ekonomisine verdiği büyük hasarın dış denge boyutu tabloda çok net izleniyor. Faiz-dışı dengede 1994-2000 ortalaması küçük de olsa fazla (GSMH'nın yüzde 0.8'i) çıkıyor. 2000'de ise yüzde 2.9 açık var.2004'te faiz-dışı açık GSMH'nın yüzde 3.3'üne çıkarak 2000'i geçiyor. 2005'te ise 2000'in 1.8 puan, 2004'ün 0.9 puan üstüne, GSMH'nın yüzde 4.7'sine tırmanıyor. Buna net finansman gideri yüzde 1.6 ekleniyor. Cari işlemler açığının GSMH'ya oranı yüzde 6.2 olarak tarihi bir rekor oluşturuyor.Dış dengedeki bozulmanın mekanizması da tablodan anlaşılıyor. Türkiye'nin hizmet+transfer fazlası hızla eriyor. Buna karşılık mal açığı küçülecek yerde büyüyor. Büyüdükçe dış dengeyi bozuyor. Bugünlük yerim bitti. Devam edeceğim.

Devamını Oku

Eğitimde köklü reform

15 Şubat 2006

Dünya Bankası ülke direktörü Andrew Vorkink'in "Türkiye'de Eğitim Reformu" çalışmasını (www.worldbank.org.tr ) tanıtıyoruz. Öncelikle kaynak yetersizliğinin söz konusu olmadığını, mevcut sistemin kaynakları israf ettiğini gördük.Ardından okul-öncesinden yetişkin eğitimine, sisteminin tümünü kapsayan bir taramaya geçtik. Eğitim sisteminde çağın gerektirdiği değişimi çerçeveleyen dokuz "zorlu görev" belirledik. Sıra bunları çözecek reformlara geldi.Dokuz temel reformBir: Öğrenciler. Okul öncesinde okullaşma oranı yüzde 50'nin, orta öğretimde mezuniyet oranı yüzde 80'in üstüne çıkmalıdır. Zorunlu eğitim orta eğitimi kapsamalıdır.İki: Okullar. Bütün okullların kalitesi yükseltilmelidir. Okulları değerlendirmekte kullanılacak kalite göstergeleri oluşturulmalıdır. Üç: Öğrenme. Eğitim reformunun odak noktası öğrenme süreci olmalıdır. Müfredat, standartlar ve değerlendirme/sınavlar uyumlu olmalıdır. Dört: Erişim. Üniversiteye girişte ve işe hazırlanmada tüm öğrencilere eşit olanaklar sağlanmalıdır. Meslek seçimi kararı geciktirilmelidir. Beş: Sınavlar. ÖSS sınavı yerine orta eğitim sonunda bilgiyi ölçen yeni bir sınav sistemi getirilmelidir. Öğrencilerin okulda öğrendikleri beceriler ölçülmelidir. Altı: Özerklik. Okul bütçeleri ve özerkliği artırılmalı ama sonuçlardan okullar sorumlu tutulmalıdır. Denetim ölçülebilir hedefler kullanmalıdır. Yedi: Finansman. Kaliteyi artırmak için kamu ve özel kesim kaynaklarının stratejik ortaklığına gidilmelidir. Orta vadeli bütçe sistemine geçilmelidir.Sekiz: Orta öğretim sonrası. Yüksek eğitim sistemi öğrencilerin ve ekonominin ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek hale getirilmelidir. YÖK stratejik bir kuruma dönüştürülmelidir.Dokuz: Yaşam boyu öğrenme. Çalışanların eğitim olanaklarını genişletmek için işverenlerle iş birliğine gidilmelidir. Yetişkin eğitiminin önceliği yükseltilmelidir.Nasıl bir eğitim?Öğrenciye kendisine verilen bilgileri sorgulamadan kabul etmeyi ve ezberlemeyi dayatan bir eğitim sistemin mezunları yeni çağın teknolojilerini üretebilir mi? Hadi bırakalım üretmeyi, kullanabilir mi? Soruların cevabı hayırdır.Eğitimin amacı bireyin gerçek hayatta karşılaşacağı karmaşık sorunlar karşısında hızlı ve doğru karar alabilmesini temin edecek yeteneklerinin geliştirilmesidir. Analiz yapma, kanaat oluşturma, iletişim kurma gibi hayati becerilerin verilmesidir.Bu noktaya bölük pörçük düzeltmelerle gidilmesi olanağı yok denecek kadar azdır. Sorunun aciliyeti genel kabul gördüğüne göre kapsamlı, tutarlı ve pratik bir reform projesi üstünde bir an önce konsensüs oluşturulmalıdır. A. Vorkink'e bu önemli çalışması için teşekkür ediyorum.

Devamını Oku

Eğitim darboğazları

14 Şubat 2006

Geçen yazımda Dünya Bankası Türkiye ülke direktörü Andrew Vorkink'in "Türkiye'de Eğitim Reformu" başlıklı çalışmasını tanıttım. İnternette Türkçesi de var (www.worldbank.org.tr). Hararetle tavsiye ettim.Vorkink'in kamuoyunda mevcut önyargılara en ters gelecek gözlemi ile devam ettim. Türkiye'de eğitim harcamalarının milli gelire oranı yüzde 7'dir. Almanya, Finlandiya ve İngiltere'den fazladır. Dünyadaki en yüksek oranlardan biridir.Halbuki devletin yaptığı harcama diğer üç ülkeden de düşüktür. Buna karşılık, vatandaşın cebinden yaptığı harcama üç ülkenin birkaç katıdır. Gerisinde özellikle üniversiteye giriş sınavı için dershanelere yapılan harcamalar yatmaktadır.Çalışmanın mesajı çok açıktır. Temel sorun kaynak yetersizliği değildir. Mevcut sistemin kaynakları israf etmesidir. Gelişen Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun nitelikte eğitime izin vermemesidir.Zorlu görevlerMevcut sistem Türkiye'de eğitim kesimini yirmi yıldan uzun süredir tanımladı, ilk eğitimin evrenselleşmesine, eğitim altyapısının genişlemesine vs. katkı yaparak işlevini gördü. Ancak, bence işlevini tamamladı. Şimdi mezunların Türkiye ve Avrupa'nın daha rekabetçi dünya ortamında ayakta durmalarını sağlayacak şekilde köklü değişim zamanı geldi." Çalışma dokuz "zorlu görev" (challenge) tanımlıyor. Kısaca başlıkları vermek istiyorum.Bir: Okul öncesi eğitimde Türkiye çok geridir. AB ülkelerinde okul öncesi okullaşma oranı yüzde 70'in üstündedir. Türkiye'de ise yüzde 1O'u ancak geçmektedir.İki: Orta eğitimde mezunların kalitesi düşüktür. Sınav sonuçları AB'nin çok altındadır. Ayrıca bölge ve cinsiyete göre büyük farklar vardır. Üç: Sadece bir azınlığa kaliteli eğitim veriliyor. Çoğunluğun eğitimi kalitesizdir.Dört: Mesleki eğitimde büyük sorunlar birikmiştir. Öğrencilerin üniversiteye devamının engellenmesi hakkaniyetsizlik yaratmaktadır. Beş: Orta öğretim başarısını ölçmek için geleceğin eğitimine yönelik yeni ölçüler geliştirilmelidir. ÖSS sınavı eğitimde kalite artışını engellemektedir. Üstüne sosyal adaleti ilkesini büyük ölçüde yaralamaktadır.Altı: Bugünkü yapı öğretmenlerin kendilerini geliştirmesini engellemekte ve öğretmen kalitesini düşürmektedir. Yedi: Sistem, okulları kaynak, yetki, özerklik ve hesap verilebilirlik açısıdan yetersiz tutmaktadır.Sekiz: Özel okullarla devlet okulları ve bölgeler arasında fırsat eşitliğini derinden yaralayan farklar vardır. Dokuz: Okul sonrası ve yetişkin eğitiminde Türkiye AB'nin çok gerisindedir.Çözüm doğru teşhisten geçerYukarıdaki dokuz konunun ayrıntılı şekilde tartışılması gerekiyor. En önemli ilkeyi unutmayalım. Hastalığı ancak doğru teşhis koyarak tedavi edebiliriz. Yanlış teşhis mutlaka sorunları ağırlaştırır.Vorkink'in reform önerileri bir sonraki yazıma kaldı. Devam edeceğim.

Devamını Oku

Eğitim reformunu tartışmalıyız

12 Şubat 2006

Yoğun ülke içi seyahatler vatandaşla yüz yüze görüşme olanağını yaratıyor. Sohbet ediyoruz. Dertleşiyoruz. Ben bir de küçük anket yapıyorum. Türkiye'nin en önemli yapısal sorununu soruyorum. Büyük farkla "eğitim" cevabı geliyor.İlginç bir başka gözlemim var. Sorulan kişinin eğitim düzeyi yükseldikçe, temel sorunu eğitimde görme olasılığı artıyor. Yani eğitime verilen önem bilgi düzeyi ile yükseliyor. Eski bir yazımda bu durumu şöyle ifade etmiştim. "Türkiye insanı her fırsatta eğitimin öneminin altını çizer. Özellikle seçkinler ekono-mik-toplumsal-siyasi-kültürel gelişmişlik ve olgunlukla ilgili sorunları vatandaşın eğitim düzeyine atfeder. Gençliğin eğitimini ülkenin geleceği için hayati görür.""Türkiye'de Eğitim Reformu"Buna bakarak eğitimin toplumsal gündemin tepesinde yer almasını, yani çok sayıda reform önerisinin heyecanla tartışılmasını beklersiniz. Ama öyle olmaz. Tam tersine, kapsamlı, tutarlı ve sistematik öneri ya da proje bulmakta zorlanırsınız.Şöyle bir hafızanızı yoklayın. Türkiye ihtiyacı olan alanlarda reform projelerini kendi içinden üretmekte zorlanınca ne olur? Genellikle OECD, AB, IMP; Dünya Bankası gibi üye olduğumuz uluslararası kuruluşlar devreye girer. Reformu tetiklemeye çalışırlar.Bu süreç eğitim için de işlemeye başlamış. Dünya Bankası Türkiye ülke direktörü Andrcw Vorkink'in "Türkiye'de Eğitim Reformu" başlıklı çok önemli bir çalışması yeni elime geçti. Ankara ve Antalya'da iki konferansta sunulmuş. Metne internetten ulaşmak biraz zor: www.worldbank.org.tr içinde "What's New" bölümünde 22 Aralık tarihine girin. İngilizce'si gelince "Turkish" sağ üst köşede yer alıyor.Uzaktan yakından konuya ilgi duyan tüm okuyuculanma Vorkink'in çalışmasını mutlaka edinmelerini, altını çizerek okumalarını ve saklamalarını öneriyorum. Ben çok yararlandım, sizlerin de yararlanacağınıza eminim.Sorun kaynak değildirVorkink'in çalışmasında eğitim sistemi hakkında çok sayıda gerçekten çarpıcı gözlem ve öneri yer alıyor. Hepsini köşeme taşımam olanaksız. Sadece önemsediğim ya da güncelliği olan birkaçına önümüzdeki yazılarda değinebileceğim.Birini bugüne aldım. Kamuoyundaki genel kanı, Türkiye'de eğitime yeterince kaynak ayrılmadığıdır. Sık sık bunu kanıtladığı düşünülen veriler ortalıkta dolaşır. Ama Vorkink tam tersini söylüyor."Türkiye'de eğitim harcamalarının GSMH'ya oranı çok yüksektir (yüzde 7) -dünyada en yükseklerden biri. Fakat bu kamu harcamaları nedeniyle değildir. Çünkü kamu harcamaları diğer AB ve OECD ülkelerinin biraz altındadır...Esas neden cepten yapılan özel harcamaların yüksekliğidir. Üniversiteye hazırlık kurslarına ve dershanelere her yıl harcanan para devletin genel orta öğretim okulları için ayırdığı tüm eğitim bütçesine neredeyse eşittir", (dia 15: Zorlu Görev 8)Bu çok önemli konuya devam edeceğiz.

Devamını Oku

Gümrük Birliği'nde kazanan taraf biz olduk

9 Şubat 2006

Zaman hakikaten su gibi akıyor. Gümrük Birliği'ne girelim girmeyelim tartışmaları bana dün gibi geliyor. Anlaşmanın devreye girmesinden sonra kopan gürültüleri de hatırlıyorum. Halbuki aradan on yıl geçmiş.AB'nin öncüsü Ortak Pazar'la Türkiye'nin ilk anlaşması 1963'e gider. 1978'de Ecevit Yunanistan'la birlikte üyeliğe müracaatı reddetti. On yıl sonra Özal'ın üyelik başvurusunu AB kabul etmedi.1995'te Çiller'in koalisyon hükümeti önemli bir adım artı. Eski anlaşma uyarınca Gümrük Birliği'ni uygulamayı kararlaştırdı. Çiller'in erken seçime girmesinde bu kararın etkisi büyüktür. Neticede 1 Ocak 1996'da Gümrük Birliği fiilen devreye girdi.Demek ki 2005 sonunda AB ile Gümrük Birliği onuncu yılını doldurdu. Bu süre AB macerasının Türkiye'nin dış ticaretine etkilerini görmek için yeterli uzunluktadır. Kâr-zarar hesabı yapmaya izin verir.Ticaretin bölgesel dağılımıGümrük Birliği'nin ticaret akımlarına etkisi nasıl ölçülür? Bir yöntem, AB ve geri kalan dünya ile dış ticaretin değişimini karşılaştırmaktır. Sunuşta farklı araçlar kullanılır. İhracat, ithalat ve dış ticaret açığının toplam ve yıllık ortalama değişim oranları ya da ihracatınithalatı karşılama oranları aynı gerçeği yansıtır.Gümrük Birliği öncesi son yıl olan 1995 ile 2005'i karşılaştıran sayılar aşağıdaki tablodadır. Parite etkisini temizlemek için ilk iki sütunda dış ticaret akımlarını milyar euro cinsinden verdik. Son iki sütun ise yüzde olarak on yıllık toplam değişimi ve yıllık ortalama değişimi gösteriyor.On yılda milyar euro olarak AB'ye ihracat 8'den 31'e, ithalat 12'den 39'a, ticaret açığı 4'ten 9'a yükselmiş. On yılda ihracat 3.8 katına, ithalat 3.2 katına, açık 3 katına çıkmış, ihracat, ithalat ve açık için yıllık ortalamayüzde artışlar sırası ile 14.2, 12.2 ve 7.2 olmuş, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde olarak 66'dan 78'e tırmanmış.Ya diğer ülkeler? İhracat daha yavaş (3.6 katı ya da yüzde 13.7), ithalat daha yüksek (3.9 katı ya da yüzde 14.6), dolayısı ile ticaret açığı artışı en yüksek (5.3 katı ya da yüzde 15.6) artmış. AB dışı ülkelerde ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde olarak 56'dan 52'ye gerilemiş.Türkiye'nin yararına olduDış ticaret akımları açısından 2005 şanssız bir yıldır. 2003 sonrasında uygulanan yanlışpara politikasının olumsuz sonuçlannı taşımaktadır. Ama sayılar nettir. Ters konjonktüre rağmen Gümrük Birliği on yılda Türkiye'nin yararına çalışmıştır.Tekrarlayalım. Gümrük Birliği Türkiye'ye AB'ye ihracatını ithalatından daha hızlı artırma olanağını tanımıştır. Böylece ihracatın ithalatı karşılama oranı ciddi şekilde yükselmiştir.Bu durum AB'ye özgüdür. Yani genel bir trendten kaynaklanmamaktadır. AB dışı ile ithalat ihracattan daha hızlı artmış, ihracatın ithalatı karşılama oranı düşmüştür. Velhasıl Türkiye Gümrük Birliği'nin kazanan tarafı olmuştur.

Devamını Oku

2005'te dış ticaret

6 Şubat 2006

Yayınlanan 2005 göstergelerini değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Geçen yazıda bütçe disiplini açısından 2005'te tarihi bir başarıya imza atıldığını saptadık. Ekonomik istikrar açısından çok büyük bir adım olduğunu özellikle vurguladık.Sıra dış dünya ile ilişkilere geldi. Dış ticaret verileri zamanında yayınlandı. Bu hafta ödemeler bilançosunun açıklanmasını bekliyoruz. Her yıl olduğu gibi ayrıntılarına bakacağız.Türkiye'de dış açık sorununun kamu maliyesinin zafiyetlerinden kaynaklandığı görüşü yaygındır. Geçmişte hakikaten böyle olmuştur. Dış açığın tehlikeli düzeylere tırmandığı dönemler popülist maliye politikaları ile örtüşmüştür.2005'te dış açığın hızla büyümesi bu açıdan çok ilginçtir. Bu durumu sorumsuz maliye politikasına atfetmek olanaksızdır. Teşhis ve tedavi için maliye politikası dışına, özellikle para politikasına bakmak gerekmektedir.Rekor dış ticaret açığı2005 verilerini kısaca hatırlatalım. Mal ihracatı yüzde 16 artışla 73 milyar dolara, mal ithalatı yüzde 116 milyar dolara yükseldi. Dolay ısı ile dış ticaret açığı da yüzde 25 artışla yeni bir rekor kırdı. 43 milyar dolara ulaştı.AB üyeliği perspektifini ve onuncu yılını dolduran Gümrük Birliğini de düşünerek dış ticaret verilerini euro cinsinden de izliyoruz. Böylece euro/dolar paritesin-deki değişimin yol açtığı hareketleri düzeltebiliyoruz.Son iki yıl ortalama euro/dolar paritesi yatay seyretti: 2004'te 1.24 iken 2005'te 1.25 oldu. Bu durumda euro cinsinden artış hızları ihracat ve ithalat için bir puan düşüyor. Dış ticaret açığı için aynı kalıyor.Dış ticaretin kısa dönem eğilimlerini önceden hissedebilmek amacı ile kullandığımız bir yöntemi daha önce açıklamıştık. Son çeyrekte mevsimlik etki düzeltilmiş aylık ortalamayı buluyoruz. Yıllık değeri hesaplıyoruz.Bu gösterge Nisan 2005'ten itibaren dış ticaret açığının 43 milyar dolar ve üstünde seyredeceğine işaret ediyordu. Son aylarda 45 milyar dolar civarında istikrar kazandığını da söyleyelim.AB ve AB-dışı ile ticaret2005'te AB ve AB-dışı arasındaki eğilimlerde önemli bir farklılaşma görülüyor. Euro cinsinden AB'ye ihracat yüzde 10 ithalat ise yüzde 7 artıyor. Yani AB ile dış ticaret açığının toplamdaki payı geriliyor.Buna karşılık AB-dışına ihracat (yine euro cinsinden) yüzde 20 ithalat ise yüzde 28 artıyor. Dolayısı ile AB dışı ile dış ticaret açığının toplamdaki payı yükseliyor. İki neden görüyoruz.Biri petrol fiyatlarındaki yükseliştir. İthalatı doğrudan, ihracatı ise petrol ihraç eden ülkelerde talebin canlı seyretmesi yolu ile artırıyor. Uygulanan iktisat politikasından bağımsız bir gelişmedir.Diğeri, Türkiye'nin başta Çin olmak üzere Asya ülkeleri karşısında rekabet gücü kaybı ise doğrudan uygulanan politikaların bir sonucudur.

Devamını Oku

2005'te bütçe gerçekleşmesi

4 Şubat 2006

Yavaş yavaş 2005'in makroekonomik göstergeleri kesinleşiyor. Enflasyon Ocak başında geldi. Onu konsolide bütçe borç stoğu izledi. Geçen hafta bütçe gerçekleşmesi ve dış ticaret açıklandı.Bu hafta ödemeler dengesi, ardından son çeyrek istihdamı yayınlanacak. Dış ticareti değerlendirmek için ödemeler dengesini bekleyeceğiz. Önceliği bütçeye vereceğiz.Bütçeye özel bir önem atfettiğimiz biliniyor. Çünkü devlet ekonomideki en büyük oyuncudur.Milli gelirin takriben üçte birini denetler. Gelir ve giderlerinin hem mutlak büyüklüğü, hem kalitesi, hem de ikisi arasında oluşabilecek fark, ekonomi için hayatidir.Bütün göstergeler olumludurSonucu baştan söyleyelim. 2005 yılı bütçe gerçekleşmesi kelimenin tam anlamı ile başarılıdır.Olay sadece geçen yıla kıyasla bütçe dengesinde yaşanan iyileşmeden ibaret değildir.Bütçe açığı benim neslimin bile hatırlamadığı bir düzeye gerilemiştir.Aşağıdaki tablo ana bütçe kalemleri için 2005-2004 karşılaştırması yapıyor. İlk iki sütunda cari değerler veriliyor.Sonraki iki sütunda bunlar TÜFE aracılığı ile Aralık 2005 fiyatları ile ifade ediliyor. Son sütun reel değişimi yüzde olarak hesaplıyor.2005'de bütçe gelirleri yüzde 13.2, vergi gelirleri yüzde 9.6, diğer gelirler yüzde 29.3 artmış. Diğer gelirler içinde TMSF'den ve özelleştirmeden gelen gelirler de yer alıyor. İlk bakışta bu durum bütçedeki başarıyı gölgeliyor.Hemen harcamalara geçiyoruz. Faiz dışı harcamaların yüzde 9.2 ile vergi gelirlerinden 0.4 puan daha yavaş arttığının memnuniyetle izliyoruz. Bu çok önemlidir. Biraz açalım.Birincisi, bütçede vergi geliri-faiz dışı harcama dengesinin olumlu yönde seyrettiğine işaret ediyor. İkincisi, vergi dışı gelirlerin esas itibariyle faiz ödemeye yani borç düşürmeye gittiği anlaşılıyor.Devam edelim. Faiz harcamaları yüzde 25.4 azalınca, toplam harcama da yüzde 4.8 düşüyor.Dolayısı ile faiz dışı fazla yüzde 25.8 artarak 36 milyar YTllye tırmanırken bütçe açığı yüzde 70.1 küçülerek 10 milyar YTllye geriliyor.Maastricht Kriteri'ne uyan bütçeAvrupa Para Birliği üyeliğinin koşullarına Maastricht Kriterleri deniyor. Bunlardan biri, bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3'ün altında olmasıdır. Şu anda euro bölgesi ülkelerinin çoğu bu koşula uymakta zorlanıyor. Yani bütçe açıkları milli gelirin yüzde 3'ünden daha yüksek seyrediyor.Türkiye'de ise 2005'te bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2 hesaplanıyor. Yukarıda belirttiğim gibi, benim neslimin bile hatırlamakta zorlandığı bir düzeydir. Biz daha çok yüzde 10 ve üstü oranlara alışığız. Tarihi bir gelişmedir.Kamu kesiminin gerçek dengesine ulaşmak için enflasyonun ve kamunun bütçe dışı gelir ve harcamalarının etkilerini ayıklamak gerekiyor. Bugün yerim kalmadı. Mutlaka döneceğim.

Devamını Oku

Üç farklı ekonomik gelişme serüveni

31 Ocak 2006

Küreselleşme tartışmasına Osman Ulagay'ın "Tepki Cephesi - Piyasa İmparatorluğuna Karşı" (Timaş, İstanbul 2005) kitabını tanıtarak başladık. Jan Noberg'in "Küresel Kapitalizmi Savunmak" (Liberte Yay. 2001) kitabı ile devam ettik.Bir nokta hemen dikkatimizi çekti. Küreselleşme sürecinden yararlanma açısından bölgeler, daha doğrusu kıtalar arasında çok büyük farklar görülüyordu. Örneğin Güney ve Doğu Asya ülkeleri (istisnalar var) çok başarılı, Latin Amerika ülkeleri (Şili hariç) çok başarısızdı.Tarih bir anlama iktisatçının laboratuvarıdır. Ekonomilerin farklı gelişme performanslarının gözlenmesi ilginç bir olaydır. Bunu açıklamaya çalışırken bilgi hazinemiz de zenginleşecektir.Nitekim son dönemde uzun dönemli büyüme ve gelişmeyi belirleyen toplumsal, siyasi ve ekonomik etkenleri anlama yolunda önemli teorik açılımlar gerçekleşti. Önemli gördüklerimi okuyucularımla paylaşacağım.Bir karşılaştırmaAsya-Latin Amerika zıtlığı akla derhal Türkiye'nin bu iki gruptan hangisine daha çok benzediği sorusunu getiriyor. Karşılaştırma ekonominin geçmişini ve bugününü daha iyi kavramanın yolunu açacaktır.Elimizde Dünya Bankası'nın özenle hazırladığı ekonomik göstergeler var. Satın alma gücü parkesine göre hesaplanan cari dolarla kişi başına GSYİH'yı kullandık. Seri 1975'le 2004 arasındaki otuz yılı kapsıyor.Bu dönemde dolar enflasyonu da olduğu için mutlak değerler fazla anlamlı değil. Onun yerine her yıl kişi başına geliri ABD kişi başına gelirine oranladık. Zenginliği ve fakirliği ABD'ye kıyasla tanımladık.Asya'da üç ülke aldık: Çin, Hindistan ve Kore. İlk ikisi zaten dünya nüfusunun yüzde 40'ını temsil ediyor. Latin Amerika'da iki büyük ülkeye baktık: Arjantin ve Brezilya. Konjonk-türel dalgalanmaların etkisini sınırlamak için karşılaştırmayı 5 yıllık dönem ortalamaları ile yaptık. Sonuçlar aşağıdaki grafiktedir.Asya, Türkiye ve Latin AmerikaGrafikte Türkiye'yi çubuklar gösteriyor. Kişi başına gelir dönem boyunca ABD'nin yüzde 20'si düzeyinde sabit kalmıştır. Trend değeri çok küçük bir gerileme veriyor. Her halükârda artış yoktur. Arjantin'de kişi başına gelir 1975'te ABD'nin yüzde 55'i iken 2004'te yüzde 31'ine düşmüştür. Arjantin 20'inci yüzyılın en büyük fiyaskosudur. Daha az olmakla beraber Brezilya da irtifa kaybetmiştir.Kore'nin 1975 kişi başına geliri Türkiye'den az, 2004'te ise iki buçuk katıdır. Çin'in kişi başına geliri 1975'te Türkiye'nin yedide biri, 2004'te ise çok yakındır. Hindistan 1990'a kadar durağan gitmiş ama son 10 yılda yükselen trend yakalamıştır.Manzara açıktır.Türkiye Asya ile Latin Amerika'nın arasındadır ama Latin Amerika'ya daha yakındır. "Yüksek faiz değerli kur-dış açık" sarmalından kısa sürede kurtulmadığı takdirde Latin Amerikalılaşması devam edecektir.

Devamını Oku