Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Kurumsal bağımsızlık üstüne

29 Mart 2006

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin beş yıllık kanuni süresi 14 Mart'ta sona erdi. Bilindiği gibi, hükümet eski başkanla devam etmek istemedi. O gün bugündür Merkez Bankası başkanlığına atama gündemin en tepesine oturdu.Yeni başkan adayı Cumhurbaşkanı tarafından önce bekletildi. Sonra veto edildi. Bu da bana Türkiye'de kamu üst yöneticisi atama sistemini irdeleme fırsatını verdi. ABD ile karşılaştırdım.Demokrasilerde kamu yöneticisi atamanın iki boyutunu vurguladım. Bir: Siyasi sorumluluk taşıyan yürütme organı atama yetkisine sahiptir. İki: Denetimin mutlaka şeffaf olması gerekir. Bizde ilk koşulda kafa karışıklığı görülüyor. İkincisine açıkça uyulmuyor.Tartışmalar bir başka konuyu da öne çıkardı. Özellikle eski başkanın görevde kalmasını savunan kesimler, bu atamanın Merkez Bankası'nın bağımsızlığına darbe vurduğu kanısında. Görüşlerimi açıklamak gereğini duydum.Kamu yönetimi ve siyasetKamu kurumu kavramını açarak başlayalım. Kamunun ayırdedici özelliği, gelirlerinin kanunun belirlediği yöntemlere yani devlet gücüne dayanmasıdır. Vergi ya da vergi-benzeri gelir kamu kurumlarını tanımlar. Merkez Bankası para basma tekeli nedeniyle kamu kurumudur. Gelirin kamu kaynaklı olması yönetimin nihai karar merciini de belirler. Demokrasilerde vergi ve vergi -benzeri gelir toplama yetkisi seçimle gelen siyasi iktidarındır. Parlamenter sistemde meclis ve hükümetindir. Yani kamu yöneticilerini meclis -hükümet dışında bir güç belirleyemez. Tersten soralım. Kamu kurumu yönetimini siyasi iktidar seçmeyecek ise kim seçecek? O kurumda çalışanlar mı? Eski yönetim mi? İkisi de mümkündür ama demokrasi ile çelişir.Bu konu Türkiye'de net değildir. Gerisinde askeri darbelerin yeşerttiği Osmanlı ve tek parti dönemi kalıntısı kapıkulu -bürokrat geleneği yatar. Bürokrasi siyasi iktidarın atama yetkisini kısıtlamaya çalışır. Kamuoyunun bir kesimi onu destekler. "Bağımsızlık" ne demek?Kamu kurumu yöneticisinin siyasi iktidar tarafından atanması demokratik bir zorunluluksa, nasıl "bağımsızlık" olabilir? Çözüm basittir. Siyasi iktidar nihai yetkiyi elinde tutar. Fakat onu bir süre için kullanmama konusunda kendisini kanunla bağlar. Yani bağımsız kurum yöneticisini uzun süreli atar ve dönemi içinde görevden alamaz. Türkiye'de Merkez Bankası, başkanın görev süresini beş yıla çıkartan ve bu dönem içinde azledilmesini imkânsızlaştıran bir kanunla bağımsızlığını kazandı. Kanun bugün de geçerlidir. Demek ki hükümetin o göreve atama yapması kanuni yetkisi içindedir. Bağımsızlığı zedelemez.Bu konuları daha çok tartışacağımız anlaşılıyor.

Devamını Oku

Bir para politikası bilmecesi

28 Mart 2006

Merkez Bankası Başkanı atamasında belirsizlik sürüyor. Ne zaman ve kimin atanacağı hâlâ bilinmiyor. Doğallıkla, konjonktür analizini sürdürmek için para otoritesi üst yönetiminin kesinleşmesini beklemek gerekiyor.Ancak, bu arada çok ilginç bir gelişme yaşandı. Atama sorunlarının medyada ve siyasette kopardığı gürültü mali piyasalara adeta hiç yansımadı. Kur ve faizde hissedilir bir oynama olmadı. Borsa daha önceki eğiliminden sapmadı.Doğrusu ya, bu tür sıra dışı olaylara ilgi duyarım. Merak duygumu canlandırırlar. Herkesten farklı bir açı bulmayı, genel kabul gören yaklaşımları sorgulamayı, hatta zıt tefsirler getirmeyi severim.Ona rağmen belki beklerdim. Ama sevgili dostum Taner Berksoy cumartesi günü Radikal'deki köşesinde bu konuya girdi. Böylece benim de elimi zorladı.Mali piyasada tepki yokGenel kabul gören ve medyada çok seslendirilen analizle başlayalım. Merkez Bankası yönetimi ekonomik istikrarın anahtarıdır. Hükümet eski yönetimle devam etmeyerek büyük hata yapmıştır. Merkez Bankası'nın bağımsızlığına gölge düşmüştür. Enflasyon riski çok artmıştır.Bu analizin doğal sonucu mali piyasa oyuncularının TL riskini ciddi şekilde azaltmaya yönelmesidir. Tahvil piyasasında arz fazlası, döviz piyasasında talep fazlası oluşur. Yani faiz ve döviz hızlı tırmanışa geçer.Fiili gelişmeler ise çok farklıdır. Eski yönetimin ayrılmasından bu yana iki hafta geçti. O arada yukarıdaki tezler medyada sürekli işlendi. Ona rağmen faiz ve kur sakin seyretti. Olan hareketler de çok sınırlı kaldı.Bilmece dediğimiz ve açıklanması gereken durum işte budur. Mali piyasalar Merkez Bankası yönetimi değişiminden ve bu değişim sırasında oluşan belirsizlikten neden bu kadar az etkileniyor?Farklı tefsirlerEn kolay açıklama ile başlayalım. Tüm tersine rivayetlere rağmen, kısa dönemde mali piyasalarda akıl dışı davranışlar yaygındır. Bir bölümüne "sürü etkisi" denir. Bazıları alınan yanlış pozisyonları koruma çabasından kaynaklanır.Buna göre, genel kabul gören tez aslında doğrudur. Bilmece mali piyasaların yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır. Demek ki sükûnet kalıcı olmaz. Atamada yapılan hata yakın gelecekte mali çalkantıyı kaçınılmaz hale getirmiştir.Alternatifi, genel kabul gören tezin hatalı olmasıdır. Bu takdirde mali piyasa oyuncuları rasyonel davranmıştır. Mali piyasalardaki sükûnet Merkez Bankası'nda yönetim değişiminin makro istikrar açısından o kadar önemli olmadığına işaret etmektedir.Tahmin edileceği gibi esas ilginç olan bu tefsirdir. Karmaşık ve zordur. Çeşitli versiyonları vardır. Zaten yerim kalmadı. Ayrıntılarını yeni yönetimin kesinleşmesi sonrasına bırakıyorum.

Devamını Oku

Ayaklanmanın dünü ve yarını

26 Mart 2006

Bir kez daha Fransa'dan sokak çatışmaları televizyon ekranlarını dolduruyor. Birkaç ay önce varoşları seyretmiştik. Akşamlan eğlenmek için araba yakanların hepsi genç, tamama yakını Müslümandı.Bu kez hareket Paris'in merkezine taşındı. Sokağa inenler gene genç ama Müslüman değil. Paris'in çeşitli üniversitelerinde okuyan hakiki Fransız öğrenciler. Adı sık zikredilen Sorbonne'un bu üniversitelerden biri olduğunu belirtmekte fayda var.Fransızların ayaklanma gelenekleri güçlüdür. 1789'da Paris halkının Bastil'deki hapisaneyi basması kral ve kraliçenin idamına giden süreci başlatmıştı. Paris o günden bugüne başanlı başarısız çok ayaklanma gördü.Biz ayaklanma sevmezdikBunlardan biri benim neslimi çok etkiledi. 1968'de Paris'de başlayan öğrenci ayaklanması milli kahraman General de Gaulle'i iktidardan uzaklaştırdı. Türkiye'ye taşıma çabaları ise çok sayıda parlak gencin yaşamını söndürdü.Osmanlı-Türk toplumunda güçlü bir ayaklanma geleneğinden sözetmek olanaksızdır. Güçsüzü de yoktur. Derslerde ve konuşmalarda bazen bu konu açılır. Şaka ile karışık, sonuncusu 16'ncı yüzyılda Celali isyanlarıdır derim.Bu ilginç durumu iki ana nedene atfediyorum. Birincisi, imparatorluğun dini-etnik mozaiği Türk-Müslüman kesime devletle özel bir ilişki kurduruyor. Devletin kutsal-laştırılmasını yönetilenler de benimsiyor. İkincisi ilkinin günlük yaşama yansımasıdır. Ayaklanma dediğimiz neticede müşterek bir soruna müşterek bir çözüm arayışıdır. Osmanlı-Türk toplumu buna hep tereddütle bakar. Bireysel çözüm aramayı tercih eder."Sorun işsizlik, aptal!"Eski okuyucularım bu konuda verdiğim örnekleri biliyor. Vatandaşın su kesintisine çözümü su deposu ve hidrofordur. Yüksek enflasyonda tasarruflarını dövize çevirir. İş bulamayınca torpil arar, işporta tezgahı açar, gecekondu yapar.Yani toplumun mevcut sorunlardan sorumlu tuttuğu yönetime karşı tepkisini sokağa taşıması karmaşık bir olaydır. Ancak, bu süreçte bazı etkenler öne çıkıyor. Bunlar içinde biri, işsizlik ya da istihdam olanakları çok özel yere sahiptir.15-24 yaş grubundaki gençler için işsizlik oranı Fransa'da yüzde 22'dir. Almanya ve İngiltere'de yüzde 15'in altında, ABD'de ise yüzde 10'dur. Fransa'da son iki sokak hareketinde gençler arasında yaygın işsizliğin katkısı inkar edilemez.Gelelim Türkiye'ye. İki yıldır nüfus ve gelir artıyor ama istihdam sabit kalıyor. İşsiz ve umutsuzlara yılda bir milyon kişi ekleniyor. Soralım. Artan işsizlik vatandaşı nasıl etkiliyor? Tepki verme biçimi değişiyor mu? Yarın tepki sokağa iner mi? Ne diyorsunuz?"Yüksek faiz-düşük kur mücahidi iktisatçılar" 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasını istedikleri kadar övsünler, istihdam engelleyici yanını gizlemeye çalışsınlar. Mızrağı çuvala sokamazlar. Hasarın büyüklüğü gün geçtikçe netleşecektir.

Devamını Oku

Kamuda yönetici ataması

23 Mart 2006

Salı akşamı Ekodiyalog'ta ilginç bir soru geldi. "Yaygın kayıtdışılığın istatistiki verileri gerçeklerden uzaklaştırması sizi geleceği tahmin ederken zorlamıyor mu? Bu işi hangi motivasyonla yapıyorsunuz?"Cevabım "heyecan" oldu. Kayıt içinde ekonomi ve güvenilir veriler makro istikrarla beraber geliyor. Bu ise iktisatçı için sıkıcı bir ortam demek. Halbuki Türkiye kelimenin tam anlamı ile sürprizler ülkesi. Veriler belki yetersiz ama heyecan çok.Merkez Bankası Başkanı'nın atanmasını örnek verebiliriz. Yöntemi kanunla düzenlenmiştir. Tarihi yıllar öncesinden bellidir. Günü geldiğinde yapılır. Yani içeriği ne kadar önemli olursa olsun idari açıdan sıradan bir olaydır.Daha doğrusu öyle olması gerekir. Ama burası Türkiye'dir. Sıradan atamanın hikâyesi heyecanlı bir macera romanına dönüşür. Bize de yazacak konu çıkar.Kabahat kimde?Merkez Bankası'na başkan atama sürecinde yaşanan tatsızlık basına çok mürekkep, televizyonlara çok elektrik harcattı. Bizim cenahta yaygın teşhis, hatanın tümü ile hükümetin davranışlarından kaynaklandığı şeklinde.Eleştirilerin ana ekseninde zamanlama yatıyor. Cumhurbaşkanı'ın atamalardaki tutumu bilindiğine göre, yeni başkanın kararnamesi Cumhurbaşkanı'a yeterince erken gönderilmiş olsa bu belirsizlik oluşmazdı deniyor.Örnek olarak da ABD Merkez Bnkası'daki görev değişimi gösteriliyor. Hakikaten Bush aylar önce Bernanke'yi seçti. Günü geldiğinde Greenspan ayrıldı. Hiç sorun yaşanmadı.Önemli atamaların son dakikaya bırakılmasının yanlışlığı konusundaki eleştiriye kesinlikle katılıyorum. Ancak, bu durumun şu andaki hükümetten kaynakladığına ikna olmuş değilim. Yüksek kamu görevlerine atama sisteminin bütününe bakmakta yarar görüyorum. Sorumluluk, denetim ve şeffaflıkMadem herkes ABD'yi örnek veriyor, ben de oradan devam edeceğim. Amerika yönetimde sürekliliği çok önemser. Genel kural bir yönetim yerinde iken bir sonrakinin seçilmesidir. Bunun Cumhurbaşkanı'dan dernek yöneticilerine kadar örneği çoktur.Kamu görevlerine atamada üç boyut öne çıkar. Bir: Atama yetkisi siyasi sorumluluğu olanındır. Başka türlü düşünülemez. Federal hükümet düzeyinde siyasi sorumluluk Cumhurbaşkanı'nındır. Atamayı doğrudan o yapar.İki: Görev önemli ise atama yasama denetimine tabidir. Bu yetkiyi eyaletleri temsil eden Senato kullanır. Anayasaya göre Senato'nun "tavsiye ve oluru" (advise and consent) gerekir.Üç: Denetim şeffaftır. Yönetici Senato önünde sınavdan geçer. Tüm süreç kamuya açıktır. Eleştiriler yüzüne söylenir. Cevaplandırır. Toplum da yöneticiyi tanır. Görevi hakkıyla yapıp yapamayacağını hakkında kanaat oluşturur.Türkiye'nin mevcut sisteminin farkı derhal görülüyor. Siyasi sorumluluk ve denetimde şeffaflık boyutlarını özellikle vurgulamak istiyorum.

Devamını Oku

Bütçe disiplini sürüyor

19 Mart 2006

Geçen hafta iktisat-ahlak ilişkilerine baktık. Üç temel kavramı tanımladık: Kural, kanun ve kurum. "Bedavacılık" zihniyetini ve kamusal alanda ahlaki değerleri yozlaştırmasını gösterdik. Vatandaş devlet ilişkisine ulaştık.Sorunu açıklamak için kurumsal iktisatçıların araştırmalarına başvurduk. Fransa kökenli merkeziyetçi hukuk sistemini benimseyen devletlerde kötü yönetim ve yolsuzluğun daha yaygın olduğunu saptadık.Sıra analizin mantıki sonucu olan bürokrasi-ahlak ilişkisine geldi. Diziyi onunla bitirecektim. Ama Merkez Bankası atamaları gerginliğe dönüştü. Yanlış anlamaları engellemek için bu önemli konuyu ileri tarihe atmaya karar verdim.Bütçede yeni yöntemMaliye politikasını çok önemsediğim biliniyor. Türkiye'yi 2001'de yaşanan mali krizden uygulanansıkı maliye politikasının çıkardığını her fırsatta söylüyorum. Bugünün istikrarlı makroekonomik ortamını tümü ile bütçe disiplinine malediyorum.Dolayısı ile bütçe gelişmelerini çok yakından izlerim. En geç iki-üç ayda bir mutlaka bütçe verilerini okuyucularım için değerlendiririm. Ana eğilimler hakkında bilgilendiririm.Bu yıl bir sorun var. Maliye Bakanlığı bütçe sınıflama yöntemini değiştirdi. Bunu olumlu bulduğumu hemen belirtmeliyim. Son yıllarda bütçe ve kamu maliyesinde önemli reformlar yapılıyor.Şüphesiz AB üyeliği de bunda etkili oluyor."Madem olumlu neden sorun?" diyeceksiniz. Şöyle ki, sınıflama değişince bir önceki yılla karşılaştırma yapılamıyor. Bakanlık da bir türlü önceki yıllar bütçelerini yeni yönteme göre yeniden hesaplayıp yayınlamadı. Elimiz kolumuz bağlandı.Yüksek faiz-dışı fazlaDüşük enflasyonlu ülkelerde maliye politikasının göstergesi bütçe dengesidir. Türkiye'de enflasyon hala yüksek seyrediyor. O nedenle bütçe gelirlerinden faiz-dışı bütçe harcamalarını düşerek elde edilen faiz-dışı bütçe dengesi izleniyor. Aynı zamanda IMF ile yapılan Stand-by Anlaşması'nda performans kriteri kabul ediliyor.Ocak-Şubat döneminde bütçe 8.3 milyar YTL faiz dışı fazla verdi. 2006'nın yıl sonu faiz-dışı fazla hedefi 32.3 milyar YTL'dir. Yani yıllık hedefin dörtte birine (yüzde 26.5) iki ayda ulaşıldı.Ancak, IMF bütçeye bazı bütçe gelirlerini faiz-dışı fazla hesabına katmıyor. Örneğin Ocak'ta ödenen Telekom özelleştirme geliri 1.4 milyar YTL'yi kabul etmiyor. Ayrıca IMF tanımlı faiz-dışı fazla gecikmeli yayınlanıyor.Fortis Araştırma Bölümü Ocak-Şubat dönemi için IMF tanımlı bütçe faiz-dışı fazlasını hesaplamış. Yılın ilk iki ayında 6.5 milyar YTL ile geçen yıla kıyasla yüzde 24 artış bulmuşlar.Bu artış oranı bütçe disiplininin 2006'nın ilk iki ayında güçlenerek sürdüğü anlamına geliyor.

Devamını Oku

Hukuk ve ahlak

15 Mart 2006

İktisat-ahlak ilişkisini deşiyoruz. Bireyin çıkarı ile örtüşmediği halde bir davranışı kabullenmesini kural sağlar. Şekil şartına bağlanmış (formel) kurala kanun (hukuk) denir. Bunlara uyulmasını devlet gücü temin eder.Ancak diğerlerinin uyduğu kuralı delmek yani "bedavacılık" birey için çok kârlıdır. Ama herkes bedavacı olmaya kalkınca sistem çöker. Herkes zararlı çıkar, iktisat literatüründe bu duruma "koordinasyon sorunu" denir.Bu noktada devreye zihniyet boyutu girer. Bir toplumda özel ahlakla kamusal ahlak ayrışabilir. Kamusal alanda "bedavacılık" yüceltilebilir. "Devlet malı deniz, yemeyen domuz" özdeyişini örnek verebiliriz.Ancak özel ve kamusal ahlak arasındaki bu kopuşa tüm toplumlarda rastlanmaz. Karşımızda çok önemli bir soru vardır. Neden bazı toplumlarda bedavacılık zihniyeti hakim oluyor? Diğerlerinde olmuyor?İki farklı hukuk sistemiKamusal ahlak sorunlarının bir ucunda toplum diğer ucunda da devlet yer almak zorundadır. Daha açık söyleyelim. Kamusal ahlak, tanım icabı, vatandaşın devletle olduğu kadar devletin vatandaşla ilişkilerini yansıtır.Vatandaş-devlet ilişkileri hukuk sisteminde somutlaşır Dolayısı ile bir toplumda hukuki yapının oluşum ve özelliklerinin analizi önem kazanır. Böylece hem mülkiyet haklarının hem de kamusal ahlakın belirlenmesine ışık tutmak mümkün olur.Bekleneceği gibi, hukuk ve iktisat ilişkisini gündeme kurumsal iktisat okulu taşıdı. Yale Üniversitesi'nden A. Shleifer, Harvard'dan E. Glaeser, Dünya Bankası'ndan S. Djankov gibi araştırmacılar ilginç çalışmalara imza attı.Dünya çapında en yaygın uygulanan iki hukuk sistemi karşılaştırıldı: Anglosakson "avam hukuku" (common law), Fransız sivil hukuku, ilki daha ademimerkeziyetçi ikincisi ise daha merkeziyetçi yargı sistemlerine tekabül ediyor. Örneğin ilkinde jüriler, ikincisinde profesyonel yargıçlar öne çıkıyor.Djankov ve arkadaşlarının Quarterly Journal of Econonıics'de (2003) "Mahkemeler" adlı bir makalesi yayınlandı. 109 ülkede kira ödemeyen kiracının tahliyesini ve karşılıksız çekin tahsilini inceliyor. Bu amaçla uygulamayı yavaşlatan usul şekilciliği ölçüsü geliştiriyor. İki hukuk kökeninden gelen ülkelerdeki farklılığı yakalıyor.Yolsuzluğun hukuki kökeniYargıda merkeziyetçilik beraberinde usul şekilciliği getiriyor. Mahkemenin kesinleşmesi ve kararın fiilen uygulanması çok daha uzun zaman süresi gerektiriyor. Anlaşmazlıkların yargı yolu ile hızlı ve etkin çözümü zorlaşıyor.Hukuk işlemeyince vatandaş ne yapıyor? Sorunlarını hukuk dışı yollardan halletmenin yöntemlerini geliştiriyor. Hem kamu kadroları hem de toplum bunları meşru görmeye Kamu ile diğer ilişkilerine de yansıtıyor.Özetle, Fransız kökenli hukuk sistemini benimseyen ülkelerde kamuda kötü yönetim ve yolsuzluğa daha yaygın rastlanıyor. Devam edeceğim.

Devamını Oku

Ahlaki değerler ve kamusal alan

14 Mart 2006

İktisatla ahlak arasındaki ilişkiyi araştırıyoruz. Toplumsal yaşamın kurucu unsuruna kural dedik. Bireyin çıkarı ile örtüşmeyen davranışı kabullenmesi diye tanımladık. Şekil şartına bağlanan (formel) kurala kanun, kurallar kümesine kurum dedik.Fırsat buldukça bu konulan yazıyorum. Örneğin Özel Hakikat ve Kamusal Yalan" başlıklı yazımda (29/5/2003) önemli bir kurumsal iktisatçıyı, Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) öğretim üyesi Timur Kuran'ı tanıttım. Kitabını önerdim: Yalanla Yaşamak -Tercih Çarpıtmasının Toplumsal Sonuçları (çev. A. Tümertekin, Yapı Kredi Yay. İstanbul 2001).Sorunu şu şekilde vazedelim. Bazı toplumlarda özel alanda ve kamu alanında farklı ahlaki değerlerin geçerli olduğunu gözlüyoruz. Örneğin özel alanda ayıplanan davranış kamu alanında normal karşılanıyor. Bu ilginç durumun nedenleri ve sonuçlan nelerdir?Devletin malı denizBöylece en sevdiğim temalardan birine geldim. Türkiye'de kanunların uygulanmasında yaşanan zorluklar idari yetersizlikten kaynaklanmaz. Çok önemli zihniyet ve ahlak boyutu taşır.Yolda bulduğu paranın sahibini araştıran, yazılı belgesi olmasa bile borcuna son kuruşuna kadar sadık, kursağına haram para girmemiş bir vatandaş düşünelim. Güçlü ahlaki değerlere sahip olduğunu söyleyebiliriz.Devam edelim. Sizce bu vatandaş faturasız mal alır satar mı? Gelir vergisi ödememek için gelirini saklar mı? Ruhsatsız inşaat yapar mı? Bekleme kuyruklarına yandan sızar mı? Vergi denetçisine rüşvet verir mi?Bu sorulara cevap olarak güvenle "hayır yapmaz" diyemezsiniz. Çünkü özel alandaki güçlü ahlaki değerlerin kamu alanını kapsamadığını bilirsiniz. Türkiye'de sıradan vatandaşın kamudan haksız menfaat elde etmesi toplum vicdanını rahatsız etmez. Tersine, beceri kabul edilir. Takdir edilir.Herkes hırsız ama...Yeniköy'den İstinye'ye gelen yol tek şeride düşünce tıkanıyor. İki şeritli kısımda sağdan sızarak öne geçme olanağı çıkıyor. Genellikle iki şeridin tam ortasında durup sızmacılan sinirlendiriyorum. Bazen bırakıyorum. Sızanları izliyorum.Kadın-erkek, zcngin-fakir, genç-yaşlı, okumuş-cahil vs. herkes yapıyor. Her cinsten, her yaştan, her eğitim düzeyinden ve gelir grubundan vatandaş sağdan sızmaya kalkışıyor. Ahlaken bunun bir sorun olduğunu düşünmüyor.İktisat literatüründe buna "bedavacılık deniyor. Sızan, darboğazı çabuk geçiyor. Bedelini, kurala uyduğu için zamanı çalınan diğerleri ödüyor. Aslında herkes hırsız ama kendini ahlaklı görüyor. Çünkü kamudan çalmak ahlaksızlık sayılmıyor.Türkiye'nin ahlaki değerleri neden böyle? Cevap aramayı sürdüreceğiz.

Devamını Oku

İktisat ve ahlak

11 Mart 2006

Bir yandan, elektronik posta mesajları özellikle kur-faiz-borsa üçgenine sıkışıp kalmakla suçluyor. Ama vatandaş karşısında görünce öncelikle kuru, faizi ve borsayı soruyor, konjonktür tahminlerimi kapmaya çalışıyor.Dolayısı ile bugün bilgisayarımın başına küçük bir açmazla oturdum. Mali piyasalarda hareketli geçen haftayı mı değerlendirmeliyim? Yoksa onun dışında bir konuda mı yazmalıyım? İkincisinde karar kıldım."Saadet Zinciri Tekliyor" başlıklı son yazım bu aşamada yeterli geldi. Çünkü önümüzdeki dönem para politikasını tartışmak için Merkez Bankası yönetiminin kesinleşmesi gerekiyor.Ayrıca sevgili dostum Ege Cansen'den esinlendim. Dün "yüksek faiz-düşük kur mücahidi iktisatçılara yüklenmek" yerine "Kanun Hakimiyeti" üstüne ikinci yazısını yazdı.Böylesine önemli bir konuyu Ege'nin tekeline bırakamazdım.Kurallar, kanunlar, kurumlarEkonomik faaliyetlerin içinde gerçekleştiği insani-toplumsal çerçeveyi önemseyen iktisatçı sayısı son yıllarda hızla artıyor. Bence iktisat teorisi özüne geri dönüyor. Unutmayalım ki mesleğin kuruluş döneminde zaten bu yaklaşım hakimdi.Örneğin Adam Smith ahlak hocasıdır. İlk kitabı "Ahlaki Duygular Teorisi" başlığını taşır. İktisadi analizin dar kapsamlı teknik-matematik kalıplara indirgenmesi 20'nci yüzyıla özgüdür.Çıkmaz sokak olduğu görülmüştür. Etkinliği azalmaktadır.Bireyin davranışlarını biçimlendiren kuralların varlığı toplumu mümkün kılar. Başlangıçta kurallar formel (şekil şartına bağlı) değildir. Zaman içinde bir bölümü formelleşir. Yazılı hale gelince kanun olur.Kural nedir? Çıkarımızla örtüşmeyen bir davranışı kabullenmek zorunluluğudur.Formel olmayan kuralın müeyyidesi toplumun tepkisidir. Formel kuralda kamu otoritesi uyumu sağlar. İngilizce "enforce-ment" sözcüğü "güç, zorlama" içerir.Bireylerin kural kümeleri etrafında anlaşması ile kurumlar oluşur. Kurum kurallara uymayı ve kuralları değiştirmeyi düzenler. Kuralların bireye ve topluma maliyetini düşürür.Bireylere geleceğe yatırım yapma güveni veren ve üretken faaliyetlerin getirişini yükselten kurumların varlığı ekonomik gelişmeyi teşvik eder.İlki kanunların üstünlüğü ve demokrasidir. İkincisi piyasa ekonomisidir.Yararlı bir kitapNeden Türkiye'de kanunlar uygulanamaz? Neden vergi kaçırılır? Gecekondu yapılır? Yol kenarlarına çift park edilir? Emniyet şeridine girilir? Ege'yi de ilgilendiren bu sorulara ilerideki yazılarımda cevap arayacağım.İlgilenen okuyucularıma beğendiğim bir kitabı tavsiye ediyorum. Yazarı halen TÜİK başkanlığı görevini sürdüren Dr. Ömer Demir: İktisat ve Ahlak" (Liberte yay. Ankara 2003).Kurumsal iktisatla ilgili alanlarda diğer Türkçe eserler kaynakçada yer alıyor.

Devamını Oku