Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Saadet zinciri tekliyor

9 Mart 2006

Saadet zincirleri internetin ilk günlerinde çok popülerdi. Biliniyor ama kısaca hatırlatmak istiyorum. Bir tanıdığınızdan masum gibi duran bir mektup alıyorsunuz. Sonunda isim ve adres listeleri bulunuyor.Liste başındakiler! küçük bir para yollayıp listeden siliyorsunuz. liste sonuna kendi isminizi yazıyorsunuz. Yeni mektubu liste sayısı kadar tanıdığınıza yolluyorsunuz. Bunu yapınca kısa süre içinde büyük bir servet garanti ediliyor. Mevduat faizlerinin serbest bırakılmasından önceki dönemde "bankerler" böyle çalışıyordu. Sisteme yeni girenlerin paraları ile eskilere yüksek faiz ödeniyordu. Bir gün taze para girişi durdu. İskambilden kurulan bina yıkılıverdi.Yüksek faiz, düşük kurSistemin kuralı basittir. Saadet zincirini ilk başlatanlar, arada kopukluklar olsa bile mutlaka kâr eder. İkinci dalgada katılanlar, şanslı iseler anaparalarını kurtarırlar. Trene son binenler ise hava alırlar. Konjonktürle ilgili analizim ve ekonominin sorunlarına getirdiğim teşhis biliniyor. Son dönemde her yazımda 2003 sonrası uygulanan yanlış para politikasının olumsuz etkilerine değiniyorum.Konuyu kısaca hatırlatalım. Seçimi kazanan hükümet IMF ile yapılan programa sahip çıkıyor. Sıkı maliye politikasını benimsiyor. Bütçe üst üste rekor düzeyde faiz dışı fazla veriyor. Kamu borcu reel olarak düşmeye başlıyor. O arada AB üyeliği somutlaşıyor. İçeride ve dışarıda Türkiye'nin geleceğine güven artıyor. Paralelinde dış dünyada likidite bolluğu yaşanıyor. Uluslararası mali piyasalar yüksek getiri peşine düşüyor. Riskler küçümseniyor. Biraz da sürü davranışı etkisi ile kaynaklar daha riskli yatırımlara yöneliyor.Uluslararası varlık balonu oluşuyor.İşte tam bu noktada devreye para politikasında yapılan vahim hata giriyor. Kısa vadeli faizler çok yüksek tutuluyor. Neye kıyasla yüksek? Maliye politikasında sağlanan disipline ve uluslararası mali piyasada oluşan balona kıyasla çok yüksek. Sonrasını hep beraber yaşadık. İlginç bir çevrim oluştu. Yüksek faiz dış fonları getirdi. Giren döviz kuru aşağı çekti.Kurun inişi dış yatırımcının getirişini yükseltti. Giren kaynak arttı. Üç yıl böyle geçti.Mızrak ve çuvalBob Dylan bir şarkısında Başkan lincoln'e atfen şöyle der: "Bazıları daima aldanabilir; herkes bazen aldanabilir, ama herkes daima aldanmaz" . Bence çok gerçekçi bir gözlem. Bize de uyuyor. Önce küçük bir azınlık para politikasındaki vahim hatalara işaret etti. Kamuoyu etkilenmedi. Ama kaçınılmaz olumsuz sonuçlar zamanla gelmeye başladı. Kamuoyunda seslerini yükseltenler de arttı.Tekrar edelim. 2003 sonrasında para politikası çok yanlıştı. Zararının saklanması mümkün değildi. Yanlış politikanın tetiklediği saadet zinciri şimdi tekliyor. Bir gün kopacak. Mızrağın çuvala girmediği daha iyi kavranacak.

Devamını Oku

İstihdam ve işsizlik senaryoları

7 Mart 2006

Türkiye için hem kısa hem uzun dönemde en tehlikeli ekonomik sorun nedir? Hiç tereddütsüz cevap veriyoruz. Artan nüfusun beklentilerini tatmin edecek düzeyde istihdam yaratılmaması yani işsizliğin giderek daha da yaygınlaşmasıdır. Çünkü istihdam ve işsizlik toplumsal ve siyasi istikrar için hayati öneme sahiptir.Geçen yazıda hesapladık. Uluslararası ortalamalar Türkiye'de çalışma yaşındaki dört kişiden birinin işsiz olduğuna işaret ediyor. Üstelik işsizlik her gün artıyor. Genç ve nispeten iyi eğitilmiş nüfusun giderek daha azını çalıştırabilen bir ekonomik yapı siyaseten sürdürülemez. Diğer konularda başanlı olması bu sonucu değiştirmez. Hiçbir toplum bu gidişata izin vermez.Maalesef 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası istihdam dostu güçlü büyümeye geçişi" engelledi. Acil önlem alınmadığı takdirde kalıcı hasar bırakması ihtimali belirdi. Kamuoyunu özellikle uyarıyorum.Varsayımlarİstihdam konusu çok denklemlidir. Bir: Çalışma yaşında nüfusta iş gücüne katılma oranı çok düşüktür. İki: Tarım istihdamı yüksektir. Üç: Ücretli istihdam düşüktür. Dört: Sanayi istihdamı azdır.Gelecek senaryoları için önümüzdeki on yılı aldım. 2005 verileri yayınlandı. 2015 için hedef büyüklükleri saptayarak yola çıktım. Nüfus artış hızını küçük bir düşüşle yüzde 1.3 kabul ettim. 2015 nüfusu 81.3 milyon kişi çıktı.Demografik özellikler nedeni ile 15-64 yaş grubunun nüfustaki payı bu dönemde yükselecektir. 2005'te yüzde 65,3'ten 2015'te yüzde 67,7'ye yükseleceğini kabul ettim. Çalışabilir yaştaki nüfusun 2015'te 54.4 milyon kişiye ulaşacağını buldum.İş gücüne katılma oranı için bugünkü Polonya'yı hedefledim. 2005'te yüzde 52,5'tan 2015'te yüzde 65'e çıkacağını öngördüm. 2005'te 24.6 milyon kişi olan iş gücünün 2015'te 35.3 milyon kişiye çıkacağını hesapladım.SenaryolarGeriye üç değişken kaldı: Tanm istihdamı, işsizlik oranı ve sanayi istihdamı. İlk senaryoda tarım istihdamının on yılda yarıya düşeceğini, işsizlik oranının ise yüzde 10,3'te sabit kalacağını varsaydım.Ortalama yıllık artış istihdamda yüzde 3,8, tarımdışı istihdamda yüzde 6,3 çıktı. On yılda tanm dışında 13.1 milyon istihdam yaratmak gerekiyor. Yılda 1.3 milyona geliyor. Bilgi: 2004-05 ortalaması rekor büyüme ile yılda 780 bin kişidir.İkinci senaryoda işsiz sayısını 2005'in değeri olan 2.5 milyonda sabit tuttum (ilkinde oranı aynı kaldığı halde işsiz sayısı 1.1 milyon artıyordu). Ortalama yıllık artış istihdamda yüzde 4, 1'e, tarım dışı istihdamda yüzde 6,7'ye yükseldi. On yılda yaratılması gereken tarım dışı istihdam 14.1 milyona, yıllık ortalama 1.4 milyona tırmandı.Nihayet milli gelirde rekor büyümenin gerçekleştiği 2004-05 dönemi istihdam eğilimlerini önümüzdeki on yıla uzattım. İşsiz sayısı 2.7 milyon artışla 5.2 milyona, işsizlik oranı da yüzde 14,7'ye yükseldi.Sayıların anlamı açıktır. İktisat politikaları istihdamı ihmal edemez. Nokta.

Devamını Oku

İşsizlik oranı korkutuyor

5 Mart 2006

2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının olumsuz sonuçlan her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Türkiye ekonomisinde yol açtığı hasar daha iyi anlaşılıyor. Büyüyen tehlikelere işaret edenler çoğalıyor.Yüksek gecelik faizlerin aşırı-değerli TL üstünden özellikle istihdam ve işsizliğe olumsuz etkilerini çok önemsiyorum. Kamuoyunu istihdam ve işsizlikteki kötü gidişat konusunda uyarmaya çalışıyorum. Hafta içi yazılarımda TÜİK'in 2005 Kasım işgücü anketi sonuçlarına baktım. 2005'in son çeyreğini bir yıl öncesi ile karşılaştırdım. Bir yılda istihdam edilenlerin 58 bin, işsizlerin 183 bin, iş bulsa çalışacak olanların ise 774 bin kişi arttığı ortaya çıktı.Bugün 2005'in tümünde işsizlik oranlarına bakacağım. TÜİK yıllık verileri üç aylık verilerin ortalaması olarak hesaplıyor. Yıl içinde ortalama çalışan, ortalama işsiz sayısı, ortalama nüfus, vs. anlamına geliyor.İşsizlik oranında artışTÜİK'in açıkladığı issizlik oranı ile başlayalım. 2004'den 2005'e işsiz sayısında 22 bin artış görülüyor. İşsizler 2.5 milyon kişi oluyor. İşgücü 276 bin artışla 24.6 milyona çıkıyor. Dolayısı ile issizlik oranı yüzde 10.3 düzeyinde sabit kalıyor.Öte yandan 2004'den 2005'e nüfusta 1.06 milyon, 15 yaşın üstündeki çalışabilir nüfusta 920 bin, istihdamda 255 bin kişi artış var. Yani istihdam nüfusun çok altında artarken işsizlik oranı artmıyor. Geçen yazıda bu bilmecenin bir çözümüne işaret ettik. İşgücüne dahil olmayıp "iş aramayıp, işbaşı yapmaya hazır olanlar" kategorisini tanıttık. 2004'de 1.2 milyon iken 2005'de 1.7 milyon kişiye yükseliyor. 491 bin kişi artiş var.İssizlik oranını bu kategoriyi katarak yapabiliriz. İşbaşı yapmaya hazır sayısını işgücüne ve işsizlere ekliyoruz. İşsiz sayısı 2004'de 3.7 milyon, 2005'de 4.2 milyon kişi çıkıyor. İşsizlik oranı da 2004'de yüzde 14.6'ya, 2005'de yüzde 16. l'e tırmanıyor.Dört kişiden biri işsizMadalyonun bir başka yüzü daha var. Türkiye'de işgücüne katılma oranı hem benzer ülkelerin çok altinda hem de her yıl geriliyor. Demek ki makul bir katilma oranı varsayarak işsizlik sorununun gerçek boyutunu daha iyi görebiliriz. 26 Ocak 2006 tarihli yazımda 2005'in tahmini sayılarına bu yöntemi uygulamıştım. Kesin sayılarla yenilemekte yarar gördüm. Mutlak değerler çok oynamadı. Ama durumun vehametini bir kez daha hatırlatmak istedim. 2005'de ortalama nüfus 71.6 milyon kişi. 15-64 yaş grubundakiler (yüzde 65.3) 46.7 milyon kişi ediyor. Polonya'nın yüzde 63.7'lik işgücüne katilma oranı ile toplam işgücü 29.8 milyon kişi çıkıyor. Bundan 22 milyon kişi istihdamı düşüyoruz. Geriye 7.7 milyon işsiz kalıyor. İşsizlik oranı da yüzde 26'ya yükseliyor. Türkiye'de dört kişiden biri işsizdir. İktisat politikalarının öncelikli hedefi hızlı istihdam artışını temin edecek hızlı büyüme olmalıdır. Devam edeceğim.

Devamını Oku

İşsizliğin farklı resimleri

1 Mart 2006

TÜİK'in Kasım 2005 İş gücü Anketi sonuçlarına bakıyoruz. 2003'ten bugüne uygulanan yanlış para politikasının istihdam üzerindeki olumsuz etkileri giderek belirginlik kazanıyor. Olayın bu boyutunun anlaşılmasını çok önemsiyoruz.2005'in son çeyreğini 2004'ün son çeyreği ile karşılaştırıyoruz. Dolayısı ile verileri mevsimlik etkileri düzeltmeden kullanabiliyoruz. Geçen yazıda nüfus, çalışabilir nüfus, iş gücü, iş gücüne katılım oranı, istihdam ve işsizlik verilerine baktık. Özetle, son çeyrek itibari ile 2004'ten 2005'e nüfusun 1.06 milyon kişi, çalışabilir yaştaki nüfusun 957 bin kişi, istihdamın 58 bin kişi, işsizlerin 158 bin kişi arttığını ve iş gücüne katılım oranının 0.4 puan düştüğünü saptadık.Nerede bu insanlar?Sayıları böyle yan yana koyunca bir gariplik olduğu hemen hissediliyor. Çalışabilir yaştaki nüfus 957 bin kişi artıyor. Bunların yüzde 6'sı (58 bin) şu ya da bu şekilde çalışmaya başlıyor. Yüzde 16,5'u (158 bin) işsiz ordusunu katılıyor.İkisini toplayınca yüzde 22,5 (216 bin) ediyor. Pekâlâ geriye kalan yüzde 77,5'a (741 bin kişi) ne oluyor? Çalışmıyorlar. Ama işsiz de değiller. Ortada garip bir durum olduğu bence çok açık.Bu tür bilmecelere düşkünlüğüm biliniyor. İktisatçılığı sevmemin önde gelen nedenlerinden biri ekonomilerde böyle durumlara sık raslanmasıdır. Çıplak gözle görünenin arkasına gitme ihtiyacının oluşmasıdır.Doğallıkla bilmece çözerken neyi nerede arayacağını bilmek önem kazanır. Bu noktada iktisat politikaları ve konjonktür hakkındaki genel hipotez ve analizler yol gösterici rol oynarlar. Benim için de öyle oldu.İş aramıyor amaTÜİK İş gücü Anketi iş gücüne dahil olmayanlar hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Çalışabilir yaşta oldukları halde ne çalışan ne de iş arıyorum diyenleri yedi kategoriye bölüyor: Öğrenciler, ev işleri ile meşgul olanlar, emekliler vs.Ancak bir kategori var ki bizim çok ilgimizi çekiyor: "İş aramayıp, işbaşı yapmaya hazır olanlar."Biraz açmak istiyorum.Ankette önce bir işte çalışıp çalışmadığı soruluyor. Hayır diyene, son üç ay içinde iş arayıp aramadığı soruluyor. Evet diyen işsiz kabul ediliyor. Hayır diyene işbaşı yapmaya hazır mısın diye soruluyor. Evet diyenler bu kategoriyi oluşturuyor.2004'ün son çeyreğinde 1.06 milyon kişi işbaşı yapmaya hazırım demiş. 2005'in son çeyreğinde bu sayı 1.83 milyon kişiye yükselmiş. Yani iş aramıyorum ama iş bulsam işbaşı yapmaya hazırım diyenlerin sayısı 774 bin kişi artmış.Ne ilginç tesadüf, değil mi! Yukarıda 741 bin kişi kaybetmiştik. Şimdi 774 bin kişi bulduk. Hangi kategoride bulduk? İşsize açıkça işsiz demeyip kibarca işsiz diyen bir kategoride bulduk.Manzara açıktır. Son çeyrek itibariyle son bir yılda işsiz sayısındaki artış 158 bin değil 932 bin kişidir. Çalışabilir yaştaki nüfus artışına neredeyse eşittir. İstihdam ve işsizlik konusunun ayrıntılı analizini sürdüreceğim.

Devamını Oku

2005 son çeyrekte istihdam

27 Şubat 2006

Kasım sonunda üçüncü dönem milli gelir verilerini fırsat bilip uzun bir yazı dizisi yayınladım. Farklı açılardan "büyümenin kalitesini" sorguladım. 2003'ten bugüne uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi nasıl köşeye sıkıştırdığını anlattım. Ana temalardan biri istihdam ve işsizlik üzerine idi. Özetle, iç pazarda oluşan talep balonunun çektiği büyüme yeterince istihdam yaratmaz dedim. Mevcut politikaların istihdam dostu olmadığını söyledim.Dolayısı ile TÜİK'in Kasım 2005 İş gücü Anketi sonuçlan iki açıdan önem kazandı. Bir: Son çeyrek itibariyle istihdam ve işsizlik çıktı. İki: 2005 yıllık verileri de oluştu. Yani hem çeyrek hem de yıl bazında karşılaştırmalar mümkün oldu.Neyse, istihdam düşmemişÜçüncü çeyrek, yani temmuz-eylül arası üç ayın verileri ile başlayalım. 2004'ten 2005'e yaz aylarında toplam istihdamda 36 bin kişilik bir düşüş gerçekleşmişti. Buna karşılık işsiz sayısı da 9 bin kişi gerilemişti.Halbuki aynı dönemde çalışabilir yaştaki nüfus 994 bin kişi artmıştı. Bu ilginç durumun gerisinde, iş gücüne katılım oranının yüzde 50,6'dan yüzde 48,4'e gerilemesi yatıyordu.Dolayısı ile önce mutlak istihdam düzeyinde artış olup olmadığına baktım. 2004'ün son çeyreğinde istihdam 21.87 milyon kişi iken 2005'te 21.93 milyon kişiye yükselmiş. Yani istihdam 58 bin kişi artmış.Ya işsizlik? 2004'ün son çeyreğinde 2.43 milyon işsiz varken 2005'te bu sayı 2.61 milyon olmuş. İşsiz sayısı da 183 bin kişi artmış. İşsiz sayısındaki artışın istihdamdaki artışın üç katından fazla olduğuna dikkatinizi çekerim.Aynı dönemde çalışabilir yaştaki nüfusa 957 bin kişi katılmış. Dolayısı ile hem istihdam hem de işsizler artmasına rağmen geçen yıl yüzde 48,4 olan iş gücüne katılım oranı yüzde 48'e gerilemiş.Ama artmış da denemezDurumu daha iyi kavramak için basit bir yöntem kullanalım. Çeyrekler yerine yarı yılları karşılaştıralım. 2004'ün ikinci yansında istihdam edilen ortalama kişi sayısı 22.37 milyon, 2005'te ise 22.47 milyondur.Evet, doğru okudunuz. Temmuz-aralık dönemi için son bir yılda ekonominin yaratabildiği yeni istihdam sadece 11 bin kişidir. Bekleneceği gibi aynı dönemde işsiz sayısı 87 bin, nüfus 1.06 milyon, çalışabilir yaştaki nüfus 980 bin kişi yükselmiştir. Ve iş gücüne katılım oranı yüzde 49,5'dan yüzde 47,7'ye inmiştir.Bu sonuçlar nüfusu durağan ve iş gücüne katilim oranı yüksek bir ekonomi için yeterli kabul edilebilir. Başanlı bile bulunabilir. Örnek olarak aklıma hemen Polonya, Macaristan gibi yeni AB üyesi ülkeler geliyor.Ancak Türkiye için durum çok farklıdır. Bir: Çalışma yaşındaki nüfusa her yıl 1 milyon kişi ekleniyor. İki: Katilim oranı dünyanın en düşüklerinden biridir. Dolayısı ile mevcut istihdam eğilimleri Türkiye için yetersizdir. Hatta orta dönemde siyasi ve toplumsal açıdan çok tehlikelidir. Ekonomiyi bugünlere getiren yanlış para politikasını savunan kesimlerin istihdam ve işsizlik konularını fazla dert ettiklerini sanmıyorum. Ben çok önemsiyorum. Ayrıntılı analizi sürdüreceğim.

Devamını Oku

Ekonomik istikrarın sırrı

25 Şubat 2006

Konjonktürle ilgili görüşlerim biliniyor. Bence 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası ekonomide çok hasara yol açtı. Para politikasının etkisi gecikmeli ortaya çıkar. Olumsuz sonuçları bugün daha iyi görülmekte ve anlaşılmaktadır.O nedenle son dönemde yapısal analizleri tercih ediyorum. Örneğin Dünya Bankası Ülke Direktörü A. Vorkink'in çalışmasını firsat bilerek eğitim reformuna üç yazı ayırdım. Oradan kamu maliyesine geçecektim. Araya yoksulluk araştırması girdi.2001'in kara günlerini hatırlatalım. Ağır bir mali kriz ekonomiyi ve toplumu derinden sarsmış. Ortalık felaket senaryosu kaynıyor. Moratorium, borç konsolidasyonu, hiperenflasyon, vs. Türkiye'nin ne zaman ve nasıl batacağı konuşuluyor.Ama ekonomi, karamsarları fena halde utandırdı. 2002 başından itibaren eğilim olumluya döndü. Büyümeyi ihracat çekti. Enflasyon ve faiz düştü. Kur yatay seyretti. Para politikası hatalarına rağmen 2003'te bugüne gelen fazilet dairesi başladı.Bedelini toplum ödediBu mucize nasıl gerçekleşti? O dönemde de, sonrasında da her fırsatta yazdık, anlattık. Ekonomik düzelmenin gerisinde tümü ile inanılmaz boyuttaki kamu kesimi faiz-dışı fazlaları yatmaktadır. Milli gelirin bu kadar yüksek bir bölümünü faiz ödemeye ayıran bir ekonominin toparlanmaması mümkün değildir.Milli gelirin yüzde 6.5'i tutarında faiz-dışı fazlanın anlamını vurgulamakta yarar görüyorum. Toplum devlete vergi ödüyor. Ama devlet vergilerle sağladığı gelirleri topluma hizmet götürmek için kullanmıyor. Faiz ödemeye kullanıyor.Bu satırları yazarken elim birkaç kere "bütçe disiplini" ve "mali disiplin" demeye gitti. Sonra vazgeçtim. Açıklamam gerekiyor. Disiplin sözcüğü kamu harcamalarının denetim altında tutulmasını içeriyor. Döneme damgasını vuran ise farklı bir dinamiktir.Peki nedir? Aslında sorunun cevabı günlük yaşamdan biliniyor. Yüksek faiz dışı fazla hedefleri vergilerdeki artışlarla tutturulmuştur. Devlet, toplumdan daha fazla vergi toplamış, topluma götürdüğü hizmetleri sabit tutmuş, aradaki farkla faiz ödemiştir.Enflasyonla mücadeledeki başarının tek nedeni budur. Vatandaş daha fazla vergi öderken daha az hizmet almıştır. Enflasyon ve faizler vatandaşın yaptığı bu büyük fedakarlık sayesinde düşmüştür. Makroekonomik istikrar bu sayede gelmiştir.Vergi yükünün evrimiDevlet Planlama Teşkilatı sitesinde Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-2005) çok zengin bir veri setidir. Kamu maliyesi de içinde yer alıyor. Tablolardan biri Türkiye'de vergi yükünü gösteriyor.Kamunun vergi gelirlerinin milli gelire oranına vergi yükü deniyor. Toplumun ürettiği gelirin ne kadarını devletin vergi olarak aldığını gösteriyor. DPT iki ayrı hesap yapıyor. Biri sadece vergileri kapsıyor. Diğerine ise sosyal güvenlik kurumlarına ödenen primleri de ekliyor.Sonuçlar aşağıdaki tablodadır. 2005 benim tahminlerimdir. Altta kalan çizgide sosyal güvenlik kurumlarına ödenen primler yoktur. Üst çizgide dahildir. İkisi için de eğilim çok açık ve nettir. 1995'ten 2001'e vergi yükü hızla artmış, sonra sabit kalmıştır.Sosyal güvenlik primleri hariç vergi yükünde artış takriben 10 puan, sosyal güvenlik dahil vergi yükünde artış ise 13 puandır. Ödenen ek verginin cüzi bölümü vatandaşa hizmet olarak geri dönmüş, gerisi borcu çevirmek için yüksek reel faizlere gitmiştir.

Devamını Oku

Yoksulluk araştırması

22 Şubat 2006

Maalesef yakın geçmişe kadar Türkiye'de gelir dağılımı ve yoksulluk hakkında güvenilir veri azdı. Sonuçlardan çekinen siyasi iktidarların bu alana kaynak ayırmadıklarını söyleyebiliriz.Son yıllarda bir ilerleme görülüyor. Yeni fiyat endeksleri için geliştirilen Hanehalkı Bütçe Anketi bu amaçla kullanılabilir hale getirildi. Gelir dağılımı ve yoksulluk hakkında biraz daha güvenilir veriler çıkmaya başladı.İlk Yoksulluk Çalışması TÜİK tarafından Mayıs 2005'te yayınlandı. 2002 ve 2003'ü kapsıyordu. Bu sütunda değerlendirdik. Geçen hafta 2004 sonuçları açıklandı. Kısaca bakmakta yarar gördük.Açlık ve yoksullukAraştırma 2002, 2003 ve 2004 yıllarını kapsıyor. Yoksulluk ve gelir dağılımı gibi yapısal boyutu ağır basan sorunlarda bir yıldan öbürüne değişim sınırlı kalır. Yani yıllar arasında karşılaştırma fazla anlam taşımayabilir. O nedenle 2004 sonucunu ele alacağız.2004 yılı toplam nüfus 70.3 milyon kişi tahmin ediliyor. Bu nüfus 17.1 milyon haneden oluşuyor. Böylece ortalama hanede 4.1 kişinin yaşadığını öğreniyoruz. Yoksulluk için iki farklı tanım kullanılıyor.Birincisi gıda yoksulluğu yani açlıktır. Araştırmaya göre 909 bin kişi açlık sınırının altında gelir elde ediyor. 660 bini (yüzde 70) kırsal kesimde, 249 bini (yüzde 30) kentlerde yaşıyor. Nüfusun yüzde 1,3'ünün açlık çekmesi bence vahim bir durumdur.İkincisi gıda + gıda dışı yoksulluğudur. 3.5 milyon hane ya da 18 milyon kişi daha geniş yoksulluk sınırının altında kalıyor. Nüfusun yüzde 25,6'sına tekabül ediyor. Dört kişiden biri daha genel yoksulluk tanımına giriyor.Kırsal kesimde yoksulların nüfusa oranı yüzde 40'a yükseliyor. Kırsal kesimde neredeyse iki kişiden biri yoksuldur. Kentlerde oran yüzde 16,6'da kalıyor. Kentlerde bile altı kişiden birinin yoksul olduğu anlaşılıyor. Yoksulluğun nedenleriÇalışma Türkiye'de yoksulluğun nedenleri hakkında önemli bilgiler taşıyor. Bekleneceği gibi, hane büyüklüğü, eğitim düzeyi, istihdam türü ve ekonomik sektör gibi sosyal ve ekonomik göstergelerle yoksulluk arasında bire bir ilişki var.18 milyon yoksulun yüzde 33,4'ü (6 milyon kişi) 5-6 kişilik, yüzde 40'ı (7.2 milyon kişi) 7 ve daha kalabalık hanelerde yaşıyor. Yani 5 kişiden büyük haneler yoksulluk sınırı altında kalanların yüzde 73'ünü oluşturuyor.Kırsal kesim ve büyük aile dışında yoksulluğu en çok eğitim düzeyi etkiliyor. Yüksek eğitim görenlerin sadece yüzde 1,6'sı yoksulluk sınırının altında kalıyor. Buna karşılık yoksulluk oranı ilkokul mezunlarında yüzde 21,6'ya, okuryazar ama okul bitirmeyenlerde yüzde 33,2'ye okur-yazar olmayanlarda yüzde 44,1'e tırmanıyor.TÜİK'in gelir dağılımı ve yoksulluk konularında daha kapsamlı çalışmalara yönelmesinde yarar görüyoruz. Veri seti zenginleştikçe iktisat politikası tartışmalarında yoksullukla mücadele boyutu da öne çıkabilecektir.

Devamını Oku

2005'te dış finansman

21 Şubat 2006

2005 ödemeler dengesini ikiye bölerek inceliyoruz. Geçen yazıda dış dünya ile gelir-gider ilişkilerini özetleyen cari işlemler hesabına baktık. Geçmiş dönemlerle karşılaştırmada GSMH'ya oranları kullandık. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiye verdiği büyük hasarın görünülürlüğü hergün artıyor. Dış ticaret ve cari işlemler açıklarının kırdığı tarihi rekorlar hatalı politikanın en olumsuz sonuçlan arasındadır.Yazıyı okurken bir eksiğimi fark ettim. 2005 milli gelir verileri daha yayınlanmadı. Kendi tahminimi kullandım. Ama açıklamadım. 2005 için GSMH'yı 365.7 milyar dolar aldım. Cari açık/GSMH oranını yüzde 6.2 hesapladım.Örneğin sevgili dostum Mahfi Eğilmez aynı gün Radikal'de çıkan yazısında GSMH'yı 358 milyar dolar kabul etmiş. Dolayısı ile cari açık/GSMH oranını yüzde 6.4 buluyor. Karışıklık için özür dilerim.Yapısal değişimBugün dış dünya ile finansal işlemleri yansıtan sermaye hesabına bakıyoruz. Aşağıdaki tabloda 2005'i iki geçmiş dönemle karşılaştırıyoruz. Birinci sütunda 1996-2000 arası beş yıllık toplam veriler var. Kriz yılı 2001'i dışarıda bıraktık. İkinci sütunda 2002-04 arası üç yıllık toplam veriler, son sütunda ise 2005 verileri gösteriliyor.Cari işlemler ve sermaye hesapları arasındaki zıtlık derhal gözüküyor. Cari işlemlerde bozulma yaşandığı ilk sıradan belli. Sermaye hesabında ise etkileyici iyileşme görülüyor.Sıra ile gidelim. Net hata noksan kalemi bir önceki döneme kıyasla geriliyor. İyi haberdir. Doğrudan yabancı sermaye ve hisse senedi yatırımları tek kelime ile patlıyor. Geçmişte ancak on yılda gelen doğrudan yabancı sermayenin şimdi bir yılda girdiği anlaşılıyor. Benzer artış hisse senedi yatanında izleniyor. Dolayısı ile Türkiye'nin borçlanma dışında bulduğu dış finansmanda büyük bir artış yaşanıyor. 1996-2000 arasında 1 milyar dolar, 2002-2004 arasında 14 milyar iken, 2005'te 16 milyar dolara ulaşıyor. Borçlanma ihtiyacı da aynı ölçüde azalıyor.Kamu dış borç ödüyorDiğer önemli gelişme yabancıların TL tahvil alımlarında yaşanıyor. 2005'te 6 milyar dolar, 2002-2004'te 9 milyar dolar, kriz sonrasında toplam 15 milyar doların bu yoldan geldiği anlaşılıyor. Bu kalemde kur riskini yabancı taşıyor.Dolayısı ile kamu kesimi 2005'te 5 milyar dolar dış borç ödüyor. Kriz sonrasını bir bütün olarak alırsak (2002-2005 toplamı) net dış borç almadığı görülüyor. İki gözlem yapabiliriz. Bir: Hazine dış açığın finansmanında taraf değil. İki: Kendi kur riskini hızla düşürüyor.Tablo, risklerin nerede yoğunlaştığına da işaret ediyor. Biri yabancı payının kritik düzeylerin de üstüne çıktığı İMKB'dir. Diğeri de özel kesimdir. Bankadışı özel kesimin sadece 2005'te 14 milyar dolar olmak üzere kriz sonrasında 25 milyar dolar dış yükümlülük üstlendiğine dikkatinizi çekerim.

Devamını Oku