Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Ekonomik istikrarın sırrı

Konjonktürle ilgili görüşlerim

Haberin Devamı

Konjonktürle ilgili görüşlerim biliniyor. Bence 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası ekonomide çok hasara yol açtı. Para politikasının etkisi gecikmeli ortaya çıkar. Olumsuz sonuçları bugün daha iyi görülmekte ve anlaşılmaktadır.

O nedenle son dönemde yapısal analizleri tercih ediyorum. Örneğin Dünya Bankası Ülke Direktörü A. Vorkink'in çalışmasını firsat bilerek eğitim reformuna üç yazı ayırdım. Oradan kamu maliyesine geçecektim. Araya yoksulluk araştırması girdi.

2001'in kara günlerini hatırlatalım. Ağır bir mali kriz ekonomiyi ve toplumu derinden sarsmış. Ortalık felaket senaryosu kaynıyor. Moratorium, borç konsolidasyonu, hiperenflasyon, vs. Türkiye'nin ne zaman ve nasıl batacağı konuşuluyor.

Ama ekonomi, karamsarları fena halde utandırdı. 2002 başından itibaren eğilim olumluya döndü. Büyümeyi ihracat çekti. Enflasyon ve faiz düştü. Kur yatay seyretti. Para politikası hatalarına rağmen 2003'te bugüne gelen fazilet dairesi başladı.

Bedelini toplum ödedi
Bu mucize nasıl gerçekleşti? O dönemde de, sonrasında da her fırsatta yazdık, anlattık. Ekonomik düzelmenin gerisinde tümü ile inanılmaz boyuttaki kamu kesimi faiz-dışı fazlaları yatmaktadır. Milli gelirin bu kadar yüksek bir bölümünü faiz ödemeye ayıran bir ekonominin toparlanmaması mümkün değildir.

Milli gelirin yüzde 6.5'i tutarında faiz-dışı fazlanın anlamını vurgulamakta yarar görüyorum. Toplum devlete vergi ödüyor. Ama devlet vergilerle sağladığı gelirleri topluma hizmet götürmek için kullanmıyor. Faiz ödemeye kullanıyor.

Bu satırları yazarken elim birkaç kere "bütçe disiplini" ve "mali disiplin" demeye gitti. Sonra vazgeçtim. Açıklamam gerekiyor. Disiplin sözcüğü kamu harcamalarının denetim altında tutulmasını içeriyor. Döneme damgasını vuran ise farklı bir dinamiktir.

Peki nedir? Aslında sorunun cevabı günlük yaşamdan biliniyor. Yüksek faiz dışı fazla hedefleri vergilerdeki artışlarla tutturulmuştur. Devlet, toplumdan daha fazla vergi toplamış, topluma götürdüğü hizmetleri sabit tutmuş, aradaki farkla faiz ödemiştir.

Enflasyonla mücadeledeki başarının tek nedeni budur. Vatandaş daha fazla vergi öderken daha az hizmet almıştır. Enflasyon ve faizler vatandaşın yaptığı bu büyük fedakarlık sayesinde düşmüştür. Makroekonomik istikrar bu sayede gelmiştir.

Vergi yükünün evrimi
Devlet Planlama Teşkilatı sitesinde Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-2005) çok zengin bir veri setidir. Kamu maliyesi de içinde yer alıyor. Tablolardan biri Türkiye'de vergi yükünü gösteriyor.

Kamunun vergi gelirlerinin milli gelire oranına vergi yükü deniyor. Toplumun ürettiği gelirin ne kadarını devletin vergi olarak aldığını gösteriyor. DPT iki ayrı hesap yapıyor. Biri sadece vergileri kapsıyor. Diğerine ise sosyal güvenlik kurumlarına ödenen primleri de ekliyor.

Sonuçlar aşağıdaki tablodadır. 2005 benim tahminlerimdir. Altta kalan çizgide sosyal güvenlik kurumlarına ödenen primler yoktur. Üst çizgide dahildir. İkisi için de eğilim çok açık ve nettir. 1995'ten 2001'e vergi yükü hızla artmış, sonra sabit kalmıştır.

Sosyal güvenlik primleri hariç vergi yükünde artış takriben 10 puan, sosyal güvenlik dahil vergi yükünde artış ise 13 puandır. Ödenen ek verginin cüzi bölümü vatandaşa hizmet olarak geri dönmüş, gerisi borcu çevirmek için yüksek reel faizlere gitmiştir.

DİĞER YENİ YAZILAR