Otuz yıl süren yüksek enflasyon döneminin yarattığı garipliklerin başında Türkiye insanının dövize sevdalanması geliyor. Düşük enflasyonlu ülkelerde benzerine asla rastlanmayan bu aşk hâlâ bütün şiddeti ile sürüyor.Neticede, Türkiye'nin ruh hali kelimenin tam anlamı ile dövize endekslidir. Para değer kaybeder, sinirler gerilir. Para değer kazanır, şikâyetler artar. Para yatay seyreder, tedirginlik oluşur. Varsa yoksa döviz kuru...Dikkatinizi çekerim. Dalgalı kur rejimine geceli beş yıl oldu. Normal koşullarda döviz kurunun piyasada dalgalanmasının döviz kara sevdasını tedavi etmesi beklenir. Pek öyle olmadığı son günlerdeki gelişmelerden anlaşılıyor.Döviz sepetini hesaplıyoruzDöviz kurundaki son hareketin yarattığı heyecandan yararlanıp genel resme bakmaya karar verdim. Bu amaçla küçük bir hesap yaptım. Varsayımları ve hesap yöntemini açıklayarak yola çıkıyorum. Başlangıç noktasını döviz kuru çapasının terk edildiği Şubat 2001 yerine 1 Temmuz 2001'i aldım. Aradaki kriz ve çalkantı dönemini bıraktım. Nedenleri kolayca tahmin edilebilir.Döviz kurunu izlerken euro/dolar paritesinin etkilerini de temizlemek gerekiyor. Bu amaçla bir döviz sepeti kullanılıyor. En kolayı olduğu için yarı yarıya dolar ve euro'dan oluşan sepeti tercih ettim.Sepet değeri mutlak olarak izlenebilir. Ancak dalgalanmayı daha iyi değerlendirmek için başka bir yönteme başvurdum. 15 Mayıs 2006 Pazartesi için Merkez Bankası gösterge kurunu baz aldım. Geçmiş sepet değerlerini son günün yüzdesi olarak hesapladım.Sonuçlar aşağıdaki grafikte görülüyor. Döviz sepeti değerinin Pazartesi'ye kıyasla daha yüksek olduğu günler grafikte 100'den büyük, daha düşük olduğu günler ise 100'den küçük çıkıyor.Kurda dalga çokDöviz sepetinin Pazartesi'den daha yüksek olduğu ilk tarih 16 Temmuz 2002 dir. O tarihle bugün arasında 965 iş günü var. Bunların 177'sinde sepetin değeri daha yüksekmiş. Yüzde 18,4 ediyor.İlk yukarı hareket Ecevit hükümetinin erken seçim kararına rastlıyor. Seçime doğru ve hemen sonrasında kur biraz gevşiyor. Ama ardından Irak savaşı geliyor. 2003'ün ilk yansı da yüksek kurla geçiyor.Ondan sonraki yukarı dalga 2003 sonuna rastlıyor. Kısa sürüyor. Buna karşılık Mayıs 2004'te altı ay süren bir yukarı hareket yaşanıyor. 2004 sonunda iniş başlıyor. Mayıs 2005 te küçük bir yukarı hareket yaşanıyor. Ama kısa sürüyor. Böylece Mayıs 2006'ya geliyoruz. Ele alınan dönemin belki en sert çıkışı gerçekleşiyor. Belki diyoruz çünkü kur geri dönerse grafik değişecektir. Sonuçta döviz sevdalılarına bu grafiği dikkatle incelemelerini tavsiye ediyorum.
Pazar gecesi ligin son maçını Galatasaraylılar Cemiyeti'nde seyrettim. Önemli maçlarda genellikle öyle yapıyorum. Bu kez tedirgindim. Fenerbahçe'nin galip gelme ihtimalini yüksek görüyordum. Ama umudumu koruyordum. Tam anlamı ile muhteşem bir final oldu. Doğrusu uzun süredir bu kadar heyecanlanmamıştım. Son on beş dakikayı herkes gibi ben de nefesimi tutarak geçirdim. Ve mucize gerçekleşti. Şampiyon olduk.Liseden sınıf arkadaşım ve sevgili dostum Özhan Canaydın stat çıkışı cemiyete geldi. Heyecanımızı paylaştı. Dimdik ve vakarlı duruşunu bir kez daha sevdim. Şahsında tüm Galatasaray camiasını kutlamak istiyorum. Mali piyasalar hareketliKutlamalar uzun sürdü. Eve dönünce, heyecandan olmalı, hemem uyuyamadım. Sabah bazı şahsi işlerim vardı. Neticede dün mali piyasa göstergelerine ancak öğleden sonra göz atabildim.Perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş. Geçen haftanın ikinci yarısında gerginlik dozu yükselmişti. Kur-faiz-borsa üçgeninde cuma kötü geçti. Pazartesiden de çekindiklerini tahmin edebiliyorum. Korkunun ecele yararı yokmuş. Olumsuz hava pazartesi devam etmiş. Borsada tekrar düşüş yaşanmış. Faiz az da olsa artmış. Döviz kuru tekrar yukarı gitmiş. Ben de adetimi bozdum. Taner Berksoy'un odasına gidip CNBC-e kanalına baktım.Meraklıları zaten biliyor. Ortada büyük bir heyecan var. Mali kesim içinden ve dışından iktisatçılar konuşturuluyor. Bu sürecin nereye gideceği, bundan sonra neler olabileceği tartışılıyor. Fazla kalamadım. Gelip yazıya başlamam gerekiyordu. O arada bir an için aklıma şu soru gelmedi desem yalan olur. Acaba mali piyasaların moralini Galatasaray'ın şampiyonluğu bu bozdu? İktisatçı ve mali piyasalarKafalardaki soruları biliyorum. Mali piyasada çıkan bu rüzgâr geçici mi? Yoksa bir fırtınaya dönüşebilir mi? Ne kadar sert bir fırtına? Reel ekonomide gemileri batırır mı? Kaptan bir şey yapabilir mi? Neler yapabilir?İktisatçı-mali piyasa ilişkisi daima sorunlu olmuştur. Birincisi zaman anlayışı değişiktir. İktisatçıya olayları ay, çeyrek, yıl ve birkaç yıl gibi vadelerden bakması öğretilir. Mali piyasada dakika, saat, gün, hafta önemlidir. Bir ay uzun vade sayılır.İkincisi, ilkinin bir çıkarsamasıdır. Zaman aralığı uzayınca iktisatçı rasyonel davranış varsayımını kullanabilir. Halbuki mali piyasalar kumara, spekülasyona, "sürü güdüsüne" yani akıl almaz tavır ve pozisyonlara çok müsaittir...Lafı nereye getirdiğimi sezinlediğinizi sanıyorum. Soruları cevaplamaya niyetim yok. Konjonktürle ilgili görüşlerimi ayrıntılı şekilde yazmıştım. Daha fazlası için erken duruyor. Ana eğilimlerin belirginleşmesini bekleyeceğim.Zaten Galatasaray şampiyon; benim keyfim kolay kaçmaz...
Mali piyasalar heyecanı bol bir hafta yaşadı. Özellikle kur-faiz-borsa üçgeni son iki günü çok hareketli geçirdi. Şaşırdım desem yalan olur. İlgilenenler "Saadet Zinciri Tekliyor" başlıklı (9 Mart 2006) yazıma göz atabilir.Her fırsatta tekrarlıyorum. 2003 sonrası uygulanan yanlış para politikası ekonomiyi çok olumsuz bir konjontüre sürükledi. Yüksek faizler TLye aşın değer kazandırdı. Dış kaynakla beslenen bir iç talep balonuna zemin hazırladı.Konjonktüre aylar öncesinden isim koyduk. "Sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme" dedik. Hızla büyüyen dış açığa dikkat çektik. Geçen yazımızda bu gözle 2006'nın ilk çeyrek cari işlemler dengesine baktık.Finansman kalitesiBenim zıttım görüşlere sahip çok sayıda iktisatçı olduğu biliniyor. Farklılık para politikasına bakıştan kaynaklanıyor. "2003 sonrasında doğru para politikası uygulandı" tezi TL'nin değeri ve dış açık konusunda başka teşhisler gerektiriyor.İlkini bir kenara bırakalım. Dış açıkla ilgili tezi sanınm sağır sultan bile duydu. Özetle "dış dengedeki bozulmayı bırak, dış finansmandaki iyileşmeye bak" deniyor. Türkiye'ye gelen dış kaynağın bileşimindeki değişim kasdediliyor.Dış finansmanın kalitesi gerçekten önemlidir. Dövizle kısa vadeli borçlanma en kalitesiz kaynaktır. Hızla ülkeyi terkedebilir. Giderken mali sisteme ve reel ekonomiye büyük hasar verir.Diğer uçta yeni sanayi tesisi kuran doğrudan yabancı sermaye yatınmı yer alır. Üretim, ihracat ve istihdamı artırır. Gelecekte dış açığı küçültür. Çıkışı ise çok zordur. Yani katkısı yüksek, maliyeti düşüktür.Uzun vadeli döviz kredileri, borsa ve diğer portföy yatırımları, TL ile yabancılara borçlanma arada bir yerde kalır. Aynı şekilde borçlananın kamu ya da özel olması da finansman kalitesini etkiler.Kalite bozuluyor (mu?)Aşağıdaki dış finansmanın ana kalemleri karşılaştırılıyor. 2005 yılında 23.1 milyar dolar cari işlemler açığının yüzde 73'ü (16.7 milyar dolar) borçlanma dışı kaynaklardan, yüzde 27'si (6.3 milyar doları) borçlanma ile karşılanıyor.Diğer sütunlarda 2005'in son çeyrek ve 2006'in ilk çeyrek verileri yer alıyor. Yılın son çeyreğinde borç dışı finansman yüzde 86'ya yükseliyor. Ama bu yılın ilk çeyreğinden yüzde 33'e geriliyor. Yani ilk çeyreğin finansman tablosu pek de parlak durmuyor.Üç ay iktisat için kısa dönemdir. O nedenle tabloda görülen eğilim yılın devamında değişebilir. Yabancı sermaye yatırımı yükselebilir. Net hata noksan büyüyebilir. Hisse senedi yatırımı bile artabilir. Pek öyle durmuyor ama, neyse...Bu arada banka dışı özel kesimin son 15 ayda (Ocak 2005-Mart 2006 arası) 24.7 milyar dolar net dış borçlanma gerçekleştiğini belirtelim. Bunun 13.7 milyar doları son altı ayda alınmış. Ne demeli? "Borç yiyen kesesinden... "
Merkez Bankası ilk çeyrek ödemeler dengesi verilerini yayınladı. Gidişatı zaten dış ticaret verileri belirgin hale getirmişti. O bakıma sonuç beklenenden farklı çıkmadı. Sayıların ayrıntılarına girmeden genel teşhisi söyleyelim. Mevcut konjonktürün özelliği TL'deki değerlenme ve hızla şişen iç talep balonudur. İç talep dış ticaret açığını büyütüyor. Hizmet gelirleri ise yerinde sayıyor. Bu durumda dış ticaret dengesindeki bozulma cari işlemler açığına bire bir yansıyor. Dış ticaret açığı ve cari açık beraberce artıyor. Bu yalın ve tatsız gerçeği istatistik cambazlıktan ile saklamak ya da hafifletmek mümkün değildir.Sayılara bakıyoruzCari işlemler dengesi ana kalemleri aşağıdaki tabloda özetleniyor İlk iki sütunda geçen yıl ve bu yıl için ilk çeyrek sayıları var. Sonraki iki sütun bir yılda değişimi mutlak (milyar dolar) ve yüzde oran olarak gösteriyor. Son sütuna bilgi olarak mart sonu itibariyle yıllık verileri koyduk.İlk sıradaki mal dengesi dış ticaret, bavul ticareti ve altın ithalatı toplamını veriyor. Geçen yıl 6.2 milyar dolar olan açık bu yıl 2.5 milyar dolar (yüzde 40) artışla 8.7 milyar dolara tırmanmış. Zaten dış ticaret açığı da 2.6 milyar dolar büyümüştü.Hizmet kalemlerinde değişim çok az. 1.2 milyar dolar hizmet fazlası sabit kalıyor. İşçi dövizleri 100 milyon dolar artışla 300 milyon dolara çıkıyor. Mal-hizmet-transfer dengesine "faiz dışı dış denge" diyebiliriz. Geçen yılın 4.8 milyar dolar açığı 2.4 milyar dolar (yüzde 51) artışla 7.2 milyar dolara tırmanıyor. Üç ayda Türkiye, mali giderler hariç dış dünyaya bu kadar fazla harcama yapıyor.Yatırım gelir-gideri kalemleri aynı miktar (200 milyon dolar) artınca bu kalemdeki açık 1.4 milyar dolarda sabitleniyor. Böylece gecen yıl 6.2 milyar dolar olan ilk çeyrek cari işlemler açığı 2.4 milyar dolar (yüzde 39) artışla 8.6 milyar dolara yükseliyor. Bu değişimin (2.4 milyar dolar) mal açığındaki değişime (2.5 milyar dolar) eşit olduğuna dikkat çekelim.Tehlike çanları çalıyor2005 sonunda yıllık cari işlemler açığı 23 milyar dolardı. Üç ayda 2.5 milyar dolarlık bir bozulma ile 25.5 milyar dolara yükseldi. Açığın ayda ortalama 800 milyon dolar artması anlamına geliyor. Bu eğilim yılın geri kalan bölümünde devam ederse 2006 cari işlemler açığı 33 milyar doları bulur. Elbette, geçmiş eğilimin gelecekte süreceğini söyleyemeyiz. Ancak mevcut konjonktürün sürdürülemezliğine bir işaret olarak tefsir edebiliriz.Önümüzdeki dönemde dış denge ile ilgili sorunların ve risklerin kamuoyunu ve piyasaları çok meşgul edeceğini söyleyebiliriz.
Yılbaşından önce internette bir şeyler ararken Galbraith'in yaşadığını gördüm. Doğrusu biraz şaşırdım. "Bravo, çok uzun yaşamış, sağlığı nasıl acaba?" diye meraklandığımı hatırlıyorum.Ölüm haberini duyunca yine internete döndüm. 15 Ekim 1908'de doğduğunu, yani 98 yaşında olduğunu öğrendim. Hem üretken, hem etkili, hem de uzun ve sağlıklı bir yaşam diye düşündüm.John Kenneth Galbraith 20'nci yüzyılın en renkli ve üretken iktisatçılarından biridir. Federal bürokraside üst düzey yöneticilik, Demokrat başkanlara danışmanlık, Harvard'ta hocalık, Hindistan'da sefirlik yapü.Ayrıca birkaç yıl Fortune dergisini yönetti. Demokrat Parti içinde önemli görevler üstlendi. Radyo ve televizyonda program yapü. 50 kitap yayınladı. İki de romanı var. Son kitabı çıktığında (2004) 96 yaşında idi.Nasıl iktisatçı oldum?Galbraith'le yaşam çizgim kesişti. Onun haberi yok ama bu sonucu değiştirmiyor. Yazdıkları ile hayatımın kritik bir döneminde tanıştım. İktisatçılık mesleğini tercih etmemde etkisi oldu.Hikâyeyi kısaca özetlemek istiyorum. 1960'da AFS bursu ile ABD'ye gittim. Güney Kaliforniya'da Redondo Union High School'da lise son sınıf okudum. Lise diploması aldım.Son sınıf öğrencilerinin tümü "Amerikan Hükümeti" adlı dersi almak zorunda idi. Vatandaşlık dersi diyebiliriz. Dersin hocası Alvin Dickhart Demokrat Partili tipik bir liberaldi. Amerika'da solculara liberal dendiğini hatırlatalım.Galbraith'e ün kazandıran "The Affluent Society" adlı kitabı yeni yayınlanmıştı. Tüketim toplumu anlayışına soldan önemli eleştiriler getiriyordu. Dickhart okumam için kitabı önerdi. Ben de oturup okudum.Türkiye'den geliyorum. Gelişmiş bir piyasa ekonomisini ilk kez görüyorum. 18 yaşındayım. İktisada giriş dersi bile almamışım. Tabii ki kitabı anlamadım. Ama iktisatçılığın ne kadar önemli ve yararlı olabileceğini ilk kez hissettim.Odamda Galbraith'in sekiz kitabı var. Bir o kadar da kütüphanelerden alıp okumuş olmalıyım. Sanınm kendimi Galbraith'in öğrencisi sayabilirim.Halk aydınıGalbraith'in gücü iktisat teorisinde değildi. Nobel alamadı. Gücü diğer iktisatçılar yerine doğrudan toplumla iletişimi tercih etmesinden kaynaklanıyordu. İngilizce "public intellectual" denir. Türkçe "kamu aydını" fazla devlet kokuyor. Eski "amme" sözcüğü avam (halk) anlamına da gelirdi. "Halk aydını" bence oturuyor.Teorinin yüksek kulelerinde hep küçümsenirdi. Ama Amerika'da refah devletinin tesisinde kritik rol oynadı. On milyonlarca Amerikalı'nın yaşamına olumlu katkısı oldu. iktisatçılık mesleğine çok yakışıyordu. Toprağı bol olsun.
İlk çeyrek makroekonomik göstergeleri değerlendirmeye dış ticaretle başladık. İlk yazıda AB ile dış ticaret açığının da büyüdüğünü, ikincisinde toplam ithalatın arüş trendinin ihracattan çok daha yüksek seyrettiğini gösterdik.Geriye birkaç ayrıntı kalmıştı. Bugün değinmeyi planlıyordum. Ancak Nisan enflasyonu mali piyasaların ve kamuoyunun beklediğinden çok daha yüksek geldi. Sıcağı sıcağına bu konuya dönmeyi tercih ettim.Başlamadan kısa bir hatırlatma yapalım. 2004 öncesinde enflasyonu her ay mutlaka yazardım. Sonra aralık iki aya, derken üç aya, derken dört aya çıktı. 2005'in ilk enflasyon yazısı Mayıs'a kaldı. Bence bunu bir kenara not edebiliriz.Enflasyonist büyüme2005 ortasından itibaren konjonktür analizine özel ağırlık verdik. İktisat politikalarının uyumuna ve içsel tutarlılığına ışık tuttuk. Geçmiş hataları saptadık. Gelecek riskleri vurguladık. Teşhisi her fırsatta tekrarlıyorum.Bugünkü olumsuz konjonktürün ana sorumlusu 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasıdır. YTL'nin aşın değer kazanması sonucunda iç talepte bir balon oluştu. Ekonomi "sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme" yoluna girdi.Yanlış para politikası sonucu oluşan aşırı değerli YTL'nin sanayi üretimine ve ihracata olumsuz etkisi doğrudandır. Daha kolay görülür. Enflasyona etkisi ise tüketim ve iç piyasaya yönelik yatırım harcamalarındaki patlamanın oluşturduğu iç talep balonu üzerinden yani dolaylıdır. Daha zor kavranır.Yılbaşında açıkladığım 2006 tahminlerimi bu konjonktür analizi doğrultusunda hesapladım. Örneğin hükümetin saptadığı yıl sonu TÜFE enflasyon hedefi yüzde 5'idi. Ben yüzde 6.9 tahmin ettim. Karamsarlar safhına katıldım.Dikkatinizi çekerim. Önceki dört yılda kamuoyu ve piyasa analistleri enflasyonu hedefin üstünde bekledi. Ben altında öngördüm. Özellikle 2002-2004 arasında aşırı iyimserlikle suçlandım. Ama haklı çıktım.Hedef aşılırYıl sonu TÜFE hedefi yüzde 5'in tutturulması ihtimali yoktur. Enflasyon mutlaka daha yüksek gerçekleşecektir. Sanırım Nisan verileri gelmeden bu gerçek Merkez Bankası dahil pek çok kesim tarafından görüldü.Zaten bu olasılık hesaba katılarak hedefe artı eksi 2 puanlık bir bant tanımlanmıştı. Yıl sonunda yüzde 3-7 arası olağan sınır içinde kabul ediliyordu. Benim yüzde 6.9 da sınırın içinde kalıyordu.İlk dört ayın veri enflasyon tahminimde revizyon gerektiriyor mu? Hayır, gerektirmiyor. Ancak şu hususu vurgulamalıyım. Yaz aylarında iç talep balonda sönme işaretleri gelmezse durum değişir. Benim tahmin bile çok iyimser kalır.Özetle, konjonktürün çok ilginç bir dönemine girildiğini söyleyebilirim.
9 Mart 2006 tarihli yazımda mevcut konjonktürü "saadet zincirine" benzettim. Bugünkü açmazların gerisinde 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının yattığını uzun süredir anlatıyorum. Her saadet zincirinin mutlaka bir zayıf halkası vardır. Bizimkinin ne olduğu aslında biliniyor. Ekonomiyi iç talepte oluşan "balon" çekince, dış ticaret ve cari işlemler açıklan hızla büyüyor. Geçen yazıda birinci çeyrek dış ticaret verilerini değerlendirdik. Bir yıl öncesi aynı döneme kıyasla euro cinsinden değişimi gördük. Bugün ithalat ve ihracata daha uzun dönem açısından bakacağız.Eğilimleri hesaplıyoruzAB ile Gümrük Birliği'ne rağmen dış ticaret muhasebesinde dolar kullanılması, parite dalgalanmaları yüzünden ölçme sorunlan yaratıyor. Kısa dönemli analizde euro kullanılabiliyor. Uzun dönemde "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepeti daha gerçekçi oluyor.İkinci düzeltme aylık dış ticaret verilerinden mevsimlik dalgalanmaların temizlenmesidir. Tramo-Seats yöntemini kullanıyoruz. Mevsimlik etkiden arındırılmış aylık sepet bazında ihracat ve ithalat sayılarına ulaşıyoruz.Üçüncü aşama, aylık verilerden uzun dönemli eğilimlerin bulunmasıdır. Bu amaçla geliştirilmiş bir ekonometrik yöntem var. Hedrick-Prescott filtresi deniyor. Arızi, geçici ve konjonktürel dalgalanmaları ayıklıyor.Ne yaptık? Paritenin, mevsimlerin ve diğer etkenlerin etkisinden temizlenmiş aylık ihracat ve ithalat sayılarına ulaştık. Bunların artış hızı bize ihracat ve ithalatın uzun dönem eğilimlerini verecektir. HP filtresi konjonktürü anlamak için sık kullanılır.İthalat artışı daha yüksekAşağıdaki grafikte 2001 başından bu yana ihracat ve ithalatın uzun dönem açısından yıllık artış hızı gösteriliyor. 2002'deki toparlanma ile birlikte ithalat canlanıyor. 2002 sonunda ithalat artış hızı ihracat artış hızının üzerine çıkıyor. 2003 sonuna kadar ihracat ve ithalatta artış hızının yükseldiğini görüyoruz. Daha yukarı düzeyden başlayan ihracatta artış hızı daha yavaş, daha geriden gelen ithalatta ise daha yüksek oluyor. 2003 sonundaki tepe noktasında ihracat artış hızı yüzde 21'e, ithalat artış hızı yüzde 26.5 e ulaşıyor. Ondan sonra yavaş yavaş ikisinin de artış hızı düşüşe geçiyor. Bu eğilim bugüne kadar devam ediyor.İki temel sorun grafikte derhal görülüyor.Bir: ithalat artış hızı ihracat artış hızından daha yüksek seyrediyor.İki: ithalat artış hızındaki düşüş ihracat artış hızındaki düşüşten daha yavaş oluyor. Mart sonu itibarıyla ihracat artış hızı yüzde 13.2 iken ithalat artış hızı yüzde 19.5'tir. Yani mevcut konjonktür Türkiye'yi ithalatını ihracatından yüzde 50 daha hızlı artıran bir ekonomiye dönüştürmüştür. Duyurulur.
Yılın ilk çeyreğine ilişkin veriler birer birer ortaya çıkıyor. Mart sonu için enflasyon, bütçe gerçekleşmesi-borç stoğu ve Ocak için istihdam daha önce açıklanmıştı. Cuma günü mart dış ticareti geldi. Bu hafta Mart ayı ödemeler dengesi verileri yayınlanır.Geçmiş deneyimlerin de etkisi ile, Türkiye'de kamuoyu dış denge ve döviz kuru gelişmelerine aşırı duyarlıdır. Diğer göstergelere bunların süzgecinden geçirerek bakar. O nedenle ben de analize dış ticaret verileri ile başlıyorum.Doğallıkla dış denge deyince cari işlemler hesabını kastediyoruz. Ancak, dış ticaret açığının özel bir yeri var. Birincisi, dış ticaret akımları toplam döviz gelir ve giderlerinin dörtte üçünü oluşturuyor. İkincisi, mevcut konjonktürde cari işlemler açığını tümü ile dış ticaret belirliyor.Dış açıklar büyüyorDış dengeyi hesaplarken bir ölçme sorunu karşımıza çıkıyor. Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği on birinci yılında. İhracatın yüzde 55'i AB'ye yöneliyor. İthalatın yüzde 40'ı AB'den geliyor. Halbuki dış ticaret ve ödemeler dengesi muhasebesi dolarla tutuluyor. Dolayısı ile veriler euro/dolar paritesindeki dalgalanmadan etkileniyor. Bu açmazdan kurtulmak için uzun süredir dış ticareti euro cinsinden izlemeyi tercih ediyorum.Aşağıdaki tabloda 2005 ve 2006'ın ilk çeyrekleri (Ocak-Mart dönemi) verileri karşılaştırılıyor. İlk üç bölümde AB, AB-dışı ve toplam dış ticaret ayrı ayrı milyar euro cinsinden gösteriliyor. Son bölümde ise ihracatın ithalatı karşılama oranları yer alıyor.İyi haber, hem AB'ye hem de AB-dışına ihracatın artması. Kötü haber ise, hem AB'den hem de AB-dışından ithalatın daha hızlı artmasıdır. Doğal olarak, ithalat ihracattan daha hızlı artınca dış ticaret açığı hızlı büyüyor. İhracatın ithalatı karşılama oranları ise düşüyor.Sadece petrol değilAB-dışı ile ticaret AB ile ticaretten daha hızlı büyüyor. Yani hem ihracat hem de ithalat daha hızlı artıyor. Önemli bir nedeni petrol ve hammadde fiyatlarındaki artıştır. İthalatı doğrudan, ihracatı üretici ülkelerin zenginleşmesi sayesinde yükseltiyor.Öte yandan AB ile dış ticaret açığı neredeyse iki katına fırlıyor. Halbuki Türkiye AB'den sanayi ürünleri ithal ediyor. Yani AB ile açığın iki katına çıkmasında petrol ve hammadde fiyatlarının etkisi yoktur.AB ile dış ticaret dengesindeki bozulmayı 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının yol açtığı olumsuz konjonktür açıklıyor. Maalesef iç talep balonu şişmeye devam ediyor. Yaz başında dış ticaret açığı 50 milyar doları, cari işlemler açığı ise 30 milyar doları görecektir.