Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

İlk çeyrekte hızlı büyüme

1 Temmuz 2006

2006 ilk çeyrek milli gelir verileri TÜİK tarafından Cuma günü açıklandı. Dün gazetelerde ayrıntıları vardı. Milli gelir ve büyümeye özel önem atfettiğim biliniyor. İlk çeyrekten bugüne konjonktürün altüst olmasına rağmen konunun ayrıntılarına gireceğim.Konjonktür analizi açısından ilk çeyrek milli geliri çok az bilgi taşıyor. Daha çok "tarihi" ve "akademik" değeri var. Çünkü artık patlamış bir iç talep balonunun son çeyreğine tekabül ediyor.Mayıs'ta uluslararası piyasalarda başlayan türbülans bombanın fitilini ateşledi. "Saadet zincirini" zaten kopardı. İkinci çeyreğe etkisi kısıtlı olacaktır. Ama üçüncü çeyrekten itibaren farklı bir konjonktürün devreye gireceği biliniyor. Bu arada, büyümeyi "beklenenin üstünde" bulanları garipsiyorum. Talep enflasyonun geri döndüğü ve dış açığın tarihi rekorlar kırdığı bir dönemde doğallıkla milli gelir de hızlı büyür. Büyümenin biraz düşük kaldığı bile söylenebilir.Eyvah, hızlı büyümüşüz!2005'in üçüncü çeyrek büyümesi açıklanınca bu başlığı atmıştım (17 Aralık 2005). Geri planı kısaca özetlemek istiyorum. Yazın kapsamlı bir konjonktür analizi yaptım. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi sıkıştırdığı açmazları birer birer anlattım.En olumlu senaryo ekonominin bir an önce kendiliğinden yavaşlaması olurdu. Her zamanki iyimserliğimle onu bekledim. En olumsuz hal ise bir iç talep balonun şişmesiydi. Sonbahardan itibaren bu yönde işaretler artmaya başladı. Ama sonu felaketle bitecek bu durumu bir türlü kabullenemedim.Yayınlanan veriler tereddüte yer bırakmadı. İç talepte büyük bir balon oluşmuştu. Bu hikayenin çok tatsız biteceğini öngörmek için kahin olmak gerekmiyordu. İç talep balonunun patlarken vereceği zarar her geçen gün artacaktı. Eyvah, dedim, hızlı büyümüşüz.Konjonktüre "sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme" adını verdim. Tüm sorumluluğun 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikalarında olduğunu her fırsatta vurguladım.Düşük büyümeye doğruBundan sonra yüzde 5'in üstünde büyüme hızları bile hayaldir. Daha açık olalım. 2006'nın ikinci yarısı ve 2007'nin ilk yarısında büyüme hızı düşük seyredecektir. En az iki çeyrek büyüme eksi çıkar. Yazdan yaza yıllık büyüme hızı bile eksiye geçebilir.Daha ayrıntılı tahmin için şu anda elde yeterli bilgi yok. Sanırım yaz içinde önümüzü daha net görebilecek noktaya geliriz. Önümüzdeki günlerde ilk çeyrek verilerinin ilginç yanlarına ayrıca bakacağız.

Devamını Oku

Mart istihdam verileri

29 Haziran 2006

Hane Halkı İş gücü Araştırması Mart sonuçları açıklandı. TÜİK araştırmayı her ay yapıyor. Üç aylık ortalamalar halinde yayınlıyor. Yani Şubat-Mart-Nisan aylan ortalaması Mart verisini oluşturuyor. İşsizlik Türkiye'nin en acil toplumsal ve siyasi sorunudur. İki farklı yapısal süreç sorunu ağırlaştırmaktadır. Birincisi yüksek enflasyon döneminde istihdam artışının düşük kalmasıdır. Ekonomi bir işsizler stoğu devralmıştır. İkincisi, yüksek doğurganlık oranının yakın geçmişe kadar sürmesidir. Çalışabilir yaş grubuna her yıl 1 milyona yalan kişi katılmaktadır. Bu da geçmişten kalan olumsuz bir akım mirasıdır.İstihdamsız büyümeTürkiye 2005'te ortalamanın üstünde büyüme hızı tutturdu. Gerisinde tüketim ve yatırım harcamalarındaki sürdürülemez patlama yatıyordu. İç talep balonu 2006'nın ilk yansına da sarktı. Bu husus önemli. Veri dönemi son mali çalkantıyı kapsamıyor. Dolayısı talebin canlı, büyümenin yüksek olduğu bir yılın istihdama nasıl yansıdığını görme fırsatını buluyoruz.2005 ve 2006'nın Mart ayları için önemli kalemler tabloda görülüyor. "Yüksek faiz düşük kur" politikası ile tetiklenen saadet zinciri Türkiye'ye "istihdamsız büyüme" deli gömleğini giydirdi. Mart sayılan yargımızı doğruluyor.Çalışabilir yaş grubu 900 bin kişi artarak 51.4 milyon kişiye çıkmış. Buna karşılık istihdam sadece 100 bin kişi artarak 21.3 milyon kişiye ulaşmış. İşsizler ise 2.6 milyon kişide sabit kalmış.Sektörel dağılımda ek bilgi buluyoruz. Tarım kesiminde istihdam 900 bin kişi azalarak 5.5 milyona gerilemiş. Buna karşılık tarım-dışı kesim istihdamı 1 milyon kişi artışla 15.7 milyona yükselmiş. Bu arada ücretli istihdamının da 800 bin kişi artışla 12 milyona yükseldiğini görüyoruz.İşsizlik hızla tırmanıyorBilinen bilmece karşımıza çıkıyor. Çalışabilir nüfus, istihdam ve işsizlik sayılan tutmuyor. Artan nüfus istihdam edilmediği halde işsizlik oranı sabit kalıyor. Sanki insanlar buhar oluyor!Çözümü araştırmanın ayrıntılarında buluyoruz, "İş aramayıp işbaşı yapmaya hazır olanlar" kategorisi var. Bunlar işsiz sayılmıyor ama aslında buz gibi işsizler. İşsiz sayısına onları da ekliyoruz. Daha gerçekçi bir işsizlik oranına ulaşıyoruz. İş yapmaya hazır sayısı 500 bin kişi artarak 2.3 milyona tırmanıyor. Onlan ekleyince işsizler de 500 bin kişi artışla 4.9 milyona ulaşıyor. Böylece düzeltilmiş işsizlik oranı 1.6 puan artışla yüzde 18.8'e yükseliyor. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının sonucu budur: Yüksek büyümeye rağmen artan işsizlik. Önümüzde iç talep balonunun patlamasının işsizliğe olumsuz etkisi var. Yanlış politikanın maliyetine onu da eklemek gerekiyor.

Devamını Oku

Para politikası ve ekonomi

27 Haziran 2006

Yılbaşından itibaren Türkiye enflasyon hedeflemesine geçti. Bu bağlamda para politikası karar süreci değiştirildi. Daha önce kararı Para Politikası Kurulu'na danışarak Başkan alıyordu. Yeni rejimde karar organı PPK oldu.Son bir ay içinde PPK ikisi olağanüstü olmaz üzere üç kez toplandı.İki olağanüstü toplantıda Merkez Bankası'nın para piyasalarını denetleme aracı gecelik borç alma ve borç verme faizlerinin yükseltilmesi kararı çıktı.Borç alma faizi önce 1,75 puan, sonra 2,25 puan artarak yüzde 17'ye yükseldi. Borç verme faizi bir süredir 3 puan daha yukarıda tutuluyordu. Fark korunarak yüzde 16,25'den yüzde 20,25'e çıkartıldı. Yani gecelik faizlerde toplam 4 puan artış gerçekleşti.Para politikası ve finans kesimiKamuoyunun para politikasına layık olduğu önemi vermemesinden daha yeni şikâyet ettim. Halbuki yanlış para politikaları ekonomiye çok ağır hasar verebilir.Geçmişte bunun vahim örnekleri vardır. 1930'larda Amerikan ekonomisini çökerten "Büyük Buhran" yanlış para politikasının sonucudur. Japonya'nın son dönemdeki kötü performansı da aynı sorundan kaynaklanmaktadır.Türkiye kamuoyu, para politikasını borsa-kur-faiz üçgeni içinde değerlendirme eğilimi taşıyor. Başka bir ifade ile para politikasına finans kesiminin bakış açısı öne çıkıyor. Finans çevrelerinin kamuoyunu etkileme gücü de bunda rol oynuyor.Şüphesiz, para politikası kararları finans kesiminin kârlılığını kısa dönemde bire bir etkiler. Faiz hareketleri finans kesimi oyuncularının büyük kârlar olduğu kadar büyük zararlar yazmalarına neden olur. Ancak, finans kesimi buzdağının görünen yüzüdür. Para politikasını önemli kılan esas unsur ise orta vadede diğer kesimlere olan etkisidir. Türkiye'de "reel ekonomi" deniyor. Daha doğrusu "finans-dışı kesimler" kavramıdır.Talepte büyük daralmaMerkez Bankası'nın faizleri yükseltmesi iç talebi düşürerek enflasyonu denetim altına almayı amaçlar. Ayrıntıya girince, faiz artışı ile tüketim ve yatırım harcamalarının kısılması hedeflenir.Her ekonomik birimin harcaması bir başkasının gelirini oluşturur. Harcamaların azalması gelirleri düşürür. Azalan gelir insanlan tekrar harcamalarını kısmak zorunda bırakır. Resesyon denen bu süreç ekonomiyi yeni dengesine getirir.PPK'nın yeni kararına bu açıdan bakabiliriz. İlk faiz artırımının yol açacağı talep daralması ve resesyon yetersiz bulunmuş. Daha sert bir talep daralması yani iyice derin bir resesyon için düğmeye basılmış.Bu arada... Bizi bugüne 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının getirdiğini özellikle unutmamak gerekiyor.

Devamını Oku

Küresel uyum sorunları

24 Haziran 2006

Türkiye'nin içine girdiği mali türbülans sertleşmeye başladı. Kur-faiz-borsa üçgeninde tansiyon hızla yükseliyor. Cuma akşamı bir davete katildim. Sorular tek konuya yoğunlaştı: "Pazartesi ne olacak? Kur tırmanmaya devam eder mi?"Vatandaş belki okumaktan sıkılmıyor ama ben üstüste iç konjonktür sorunlarını yazmaktan sıkıldım. Finansçıların çok kısa dönemli analizlerini zaten beceremem. İktisatçının orta vadeye bakan uzun soluklu mantığına daha yatkınım.Olayın iki boyutunu tekrar vurgulamak istiyorum. Bir: Türbülansın fitilini dünya mali piyasalarındaki olumsuz gelişmeler ateşledi. Bu çok önemli. Ancak, ateşlenen fitilin etkisi ucunda ne olduğuna bağlıdır. İki: 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikaları Türkiye'yi patlamaya hazır bir bomba haline getirdi. Yani "yüksek faiz düşük kur" politikası ekonomiyi olumsuz bir dış mali konjonktür karşısında iyice zayıflattı.Dünyayı değiştiren üç olayUzun dönemli perspektiften bakınca son onyılda dünya ekonomisinde ciddi uyum sorunlarınınbiriktiğini görüyoruz. Geri planda geçen yüzyılın son çeyreğinde gerçekleşen olaylar yatıyor. Bunlara küreselleşmenin yeni aşaması diyebiliriz. Avrupa ve Japonya demokratik rejim ve piyasa ekonomisi içinde ABD'ye muadil gelir düzeyine ve kurumsal yapılara ulaştı. Aralarında korumacılığı asgariye indirdiler.Sovyetler Birliği dağıldı. Soğuk savaş bitti. Demokrasi-piyasa ikilisine en ciddi tehdit gibi duran komünizm tarih sahnesinden çekildi. Bir kalemde dünya piyasa sistemi genişledi.Dünya nüfusun neredeyse yarısını oluşturan iki ülke, Çin ve Hindistan, devasa bir atılımla küresel ekonomiye katıldılar. Biri sanayide, diğeri teknoloji-yoğun hizmet sektörlerinde gelişmiş ülkelere kafa tutmaya başladılar.Reform yok, para verelimGelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, tüm dünya ekonomileri bu tarihi dönüşümden etkilendi. Ancak, yeni koşullara uyum kendiliğinden gelmez. Toplum eski alışkanlıklarında direnir. Gene öyle oldu.Avrupa ve Japonya yeni koşulların zorladığı yapısal reformları gerçekleştiremedi. Dünya ekonomisine gelişmişlik düzeylerinin gerektirdiği katkıyı yapamadı. ABD ise tehlikeli bir oyuna girişti.20. yüzyılın sonundan itibaren ABD-Avrupa-Japonya ekseninde para musluklarının açılması bu çervede ele alınmalıdır. Yapısal sorunları gizleme, çözümü erteleme çabasıdır. Ciddi hastalığa kozmetik tedavidir.Yıllar süren gevşek para politikaları eninde sonunda küresel enflasyonu tırmandıracaktı. Son iki yılda o da oldu. Para politikalarını sıkma zorunluluğu bol likidite dönemini bitirdi. Uzun süre geri gelmeyecektir.Dünya ekonomisi yeni ve zor bir döneme girmiştir. Yapısal sorunların nasıl çözüleceğini bilmiyoruz. Ama bol likitide arkasında gizlenemeyececeği kesindir.

Devamını Oku

Dalgalanmaya çözüm

21 Haziran 2006

Ekonomideki dalgalanmalara karşı çözüm önerileriniz nelerdir? Soruyu soran Milliyet ekonomi servisi, muhatabı on iktisatçı. İktisatçı fıkralarındaki gibi, on kişiden yirmi iki çözüm önerisi gelmiş. Salı günü (20/6/2006) yayınlandı.Bana da soruldu. Cevabım uzun kalmış. Sayfaya sadece son kısmı konabilmiş. O zaman çözüm önerim havada kalmış. Yeniden okuyunca beğendim. Kendi köşemde tümünü yayınlamaya karar verdim.***Yöntemle başlayalım. Doğru çözüm ancak doğru teşhisle mümkündür. Yanlış teşhis halinde genellikle çözüm önerisi uygulanamaz, uygulanırsa sorunu ağırlaştırır.Çıplak olarak görünenle devam edelim: "Sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme" diye sloganlaştırdım. TL aşırı değer kazandı, dış açık sürdürülemez düzeye tırmandı, ihracat ve sanayi tökezledi, mali piyasalar kırılgan hale geldi; iç talepte enflasyonu tırmandıran bir balon oluştu. Bunlar analiz değil gözlemdir; inkârı olanaksız gerçeklerdir. Hoş, hâlâ görmeyi reddedenler var...Sıra analize geldi. Her konjonktürü iktisat politikaları belirler. Bu konjonktürün de sorumlusu para ya da maliye politikasıdır. Makro politikadan bağımsız konjonktür olamayacağı asla unutulmamalıdır. Olumsuz konjonktürün nedeni maliye politikası mı yoksa para politikası mıdır? İşin özü buradadır...Bu yalın soru kamuoyunda ya da meslek içinde sağduyu ile tartışıldı mı? Hayır; yanlış politikanın müellifleri ve o politikadan kazanç sağlayan kesimlerin sözcülerinden oluşan bir koalisyon hedef şaşırtmaya, analizi boğmaya çalışıyor. Neyse ki mızrağı bir türlü bir çuvala sokamadılar.Gelelim bilenen teşhisime: Olumsuz konjonktürün tek sorumlusu yapılan para politikası hatalardır. Özellikle 2003-2004 döneminde gecelik faizler ekonomik temellere ve uygulanan mali disipline kıyasla çok yüksek tutulmuştur. 2005'te hatadan dönme fırsatı kullanılamamış, böylece 2006 yaz başına gelinmiştir. Çözüm nedir? Öncelikle para politikasının çok ciddiye alınmasıdır. Bence hâlâ paranın önemi tam algılanmadı. Siyasetten, yapısal reformlardan, maliye politikasının kısılmasından, dış ticarete engellerden vs. söz ediliyor. Hepsi boştur. "Büyük Buhrana" ya da Japonya'nın 10 yıllık duraklamasına yanlış para politikasının neden olduğu kavranmadan bir adım ileri gidilemez.Şunu kabul edelim. Türkiye ilk para politikası sınavında başarısızdır. İlk kez mali disiplin ortamında ve dalgalı kur rejiminde bağımsız para politikası uygulama olanağı oluşmuş fakat çeşitli nedenlerle bu fırsat kötü kullanılmıştır.İstediğin kadar yapısal reform yap, olumlu dış konjonktür yakala, siyasi istikrarı sağla, yanlış para politikası ekonomiyi duvara vurduruyor. Geçmişe otopsi yapılması, yanlışların ve nedenlerinin anlaşılması o açıdan hayatidir. Yoksa benzer yanlışlar yarın tekrarlanacaktır. Hatalar karşısında susmak Türkiye'ye kötülüktür.Sonuç: Ekonominin selameti için kamuoyu para politikasını sahiplenmeli, onu "yüksek faiz-düşük kur çığırtkanı" çıkar çevrelerinden korumalıdır.

Devamını Oku

Nisan'da dış denge

19 Haziran 2006

Son mali türbülans cari işlemler açığına olan ilgiyi bir miktar azalttı. Nedenini tahmin etmek çok zor değil. Önümüzdeki dönemde dış denge dinamiğini olumlu yönde değiştirecek etkenlerin güçlendiği düşünülüyor.Biri fiyat diğeri miktar etkisidir. TL'nin değer kaybı kısa dönemde olmasa da orta dönemde ihracat artış hızını mutlaka yükseltir. Buna karşılık ithalata azaltıcı etkisi kısa dönemde de ortaya çıkar. Yani kurdaki hareket sonucunda dış ticaret açığı önce duraklar. Sonra gerilemeye başlar. Kısa dönemde çok daha güçlü etki iç talep balonunun sönmesinden gelir. İç taleple birlikte ithalatın da hızlı bir düşüşe girmesi ile çalışır. Daha açık söyleyelim. Resesyonun derinliğine bağlıdır. Dış ticaret açığı azaldıkça cari işlemler açığı da küçülür.Dış açığın yapısıMerkez Bankası Nisan sonu itibariyla ödemeler dengesi verilerini yayınladı. Ana eğilimler bir süredir belirginlik kazandığı için sürpriz yoktu. Cari işlemler dengesi verilerinin analitik bir özeti aşağıdaki tabloda yer alıyor.İlk iki sütunda Ocak-Nisan dönemi için 2005 ve 2006 sonuçları var. Üçüncü ve dördüncü sütun değişimi milyar dolar ve yüzde olarak gösteriyor. Son sütunda ise Nisan itibariyla yıllık değerler veriliyor.Dış dengedeki bozulmanın tümü ile ithalatın ihracattan daha hızlı artmasından kaynaklandığı biliniyor. Bavul ve altın ticaretini de kapsayan mal ticareti açığı 8.8 milyar dolardan 12.8 milyar dolara tırmanıyor. Artış 4 milyar dolar ya da yüzde 45 oluyor.Hizmet dengesinde 100 milyon dolar bozulma, işçi dövizlerin yansıtan transferlerde aynı miktarda artış var. Bu durumda dış hesapların "faiz dışı denge" muadili "mal-hizmet-transfer açığı" 4 milyar dolar ya da yüzde 59 artıyor.Bu arada yıllık bazda "mal-hizmet-transfer açığının" 21.3 milyar dolara yükseldiğini kaydedelim. Türkiye son bir yılda sattığı mal ve hizmetlerden bu kadar daha fazla mal ve hizmeti yurt dışından satın almış.Bir bilmece dahaFaiz gelir ve giderleri artı temettüler! kapsayan yatırım dengesinde ilginç bir gelişme oluyor. Türkiye'de bu kalem bilinen nedenlerle hep açık verir. Ancak 2006'nın ilk dört ayında açık 200 milyon dolar azalıyor.İşte size bir bilmece daha. Türkiye'ye bu kadar yabancı kaynak giriyor. Ama Türkiye'nin bunlara ödediği net kazanç yükselecek yerde azalıyor. Bu işe benim aklım ermedi. Bu kalemi epeydir yakından izliyorum. İleride çözümü açıklarım.Hepsini toplayınca cari işlemler açığına ulaşıyoruz. 2005'te 8.7 milyar dolardan 2006'da 12.5 milyar dolara yükseliyor. 3.8 milyar dolar ya da yüzde 43 oranında bir bozulma ile karşı karşıyayız. Yıllık cari işlemler açığı ise 26.8 milyar dolar ile tarihi bir rekor kırıyor. Hoş, bu rekorun her ay yeniden kırılmasına alıştık...Net hata noksan bu yıl 200 milyon dolar düşüyor. Dolayısıyla net hata ile düzeltilmiş dış açıktaki bozulma 4 milyar dolar oluyor. Dönüp dolaşıp hep aynı 4 milyar dolar sayısına geldiğimize dikkatinizi çekerim.

Devamını Oku

Merkez Bankası'nın bağımsızlığı

14 Haziran 2006

Önce dış kaynaklı türbülans mali piyasaları sarstı. Sonra yüksek mayıs enflasyonu geldi. Merkez Bankası olağanüstü PPK toplantısı ile gecelik faizleri artırınca sinirler gerildi. Gündemin tepesine para politikası yerleşti. İktisatçılara gün doğdu. Hem teori hem uygulama açısından para politikası çok tartışmalı bir alandır. Diğer görüşleri benzeşen iktisatçılar arasında bile sıra para politikasına gelince kavga çıkabilir. Ayrıca Türkiye'nin özel koşulları var. Ekonominin dış türbülansa çok olumsuz bir konjonktürde yakalandığı artık gizlenemiyor. Bu süreçte 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının sorumluluğu iyice belirginleşiyor. Geçen yazıda para politikasının iki muhtemel amacını ayırt ettik. Döviz satarak kura müdahale durumu Merkez Bankası'nın mali piyasa istikrarına öncelik verdiği anlamına gelir dedik. Müdahale oldu. İki farklı tehlikeToplumların ve iktisatçıların başına para politikası sorunlarını saran, kıymetli maden cinsinden karşılığı olmayan kağıt paranın icadıdır. Literatürde "kanuni para" (fiat money) denir. Özelliği yetki kimde ise istediği kadar basabilmesidir.Pek çok ülkede hükümetler kağıt paranın sağladığı bu olanağı kullanmak istedi. Kamu harcamalarının para basarak karşılamaya kalkıştı. Hikâye hep aynı şekilde, hüsranla bitti: Enflasyon, durgunluk, kriz vs. Bu ortam para basma tekeli verilen kurum üstünde hükümetin yetkisini kısıtlama talebini güçlendirdi. Merkez Bankası'nın bağımsızlığı kavramı böylece oluştu. Hatta Merkez Bankası'nın devlete borç vermesi bile yasaklandı. Ancak, bir süre sonra para basma ile sadece hükümetin çıkar ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Mali piyasa da bire bir etkileniyordu. Üstelik Merkez Bankası bankaların bankası idi. Yani mali piyasalarla tanım gereği iç içe yaşıyordu. Merkez Bankası'nın bağımsızlığını yeniden tanımlamak ihtiyacı oluştu. Demek ki sadece hükümete karşı bağımsızlık yetmezdi. Merkez Bankası'nın mali piyasaların kuklası olması da bir o kadar yanlış olurdu. Mali piyasalardan bağımsızlığı da zorunlu idi.Önemli bir soru2001 krizi sonrasında Merkez Bankası'nın siyasi iktidardan bağımsızlığı Türkiye'de de çok önemsendi ve vurgulandı. Başkan seçimi bu açıdan değerlendirildi. Giden yönetimin bağımsızlığı sağladığı düşünüldü.Buna karşılık Merkez Bankası'nın mali piyasalardan bağımsızlığı ilkesi sessiz geçiştirildi. Hatta tersine, para otoritesi ile mali piyasalar arasındaki yakın ilişkiyi yararlı gören tavır öne çıktı.Soruyu açık soralım: Dalgalı kur rejimi ile para politikasında tam yetkili kılınan Merkez Bankası bağımsızlığını mali piyasalara karşı da koruyabilmiş midir? Yoksa bağımsızlık siyasetle sınırlı mı kalmıştır? Sorması benden, cevabı sizden...

Devamını Oku

Faiz artırımının amacı

10 Haziran 2006

Enflasyondaki artışa Merkez Bankası sert tepki verince günüm olmadığı halde Cuma yazım çıktı. Orada iktisatçılardan mutlaka çok farklı hatta zıt tepkiler gelir dedim. Hakikaten öyle oldu.Gelişmiş ekonomilerde para politikasının izlenmesi, açıklanması ve öngörülmesi başlı başına bir sektördür. Özellikle karar vericilerin ne düşündüğünün doğru anlaşılması çok yararlıdır. O nedenle toplantı zabıtları yayınlanır. Şeffaflık çok önemsenir. Maalesef daha o noktaya gelemedik. Eskisine kıyasla bir adım atıldı. Ama PPK'da ne tartışıldığını ve kimin neyi savunduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Fikir ayrılıklarını yansıtmayan bir resmi bildiri yayınlanacak.Farklı tepkilerİktisatçıların bir bölümü faiz artırımını gereksiz ve fazla yüksek buldu. Mali piyasa odaklı analiz yüksek faizi, kuru baskı altına alma arayışı olarak görür. O bağlamda karar "sıcak paraya" davetiye anlamına geliyor. 2001 sonrası politikanın devamı oluyor.Bir diğer eleştiri faiz artırımının geç kaldığıdır. Enflasyon odaklı analizde enflasyonda yükselişin daha su üstüne çıkmadan saptanması ve müdahale edilmesi gerekir. Gecikme etkiyi kısıtlar ve durgunluğu derinleştirir.Yüksek oranda faiz artırımına gelen desteğin farklı nedenleri olduğu görüldü. En çok Merkez Bankası'nın siyasi iktidardan bağımsızlığı vurgulandı. Örtük olarak hükümetin düşük faizi tercih ettiği, Merkez Bankası'nın ona rağmen faiz artırımına gittiği anlamına geliyor.Yüksek oranlı faiz artırımını döviz kurundaki yukarı hareketi kısıtlayacağı düşüncesi ile destekleyenler de vardı. Bu kesimin "sıcak paraya" sıcak baktıkları söylenebilir. Sanıyorum gelen tepkileri bu dört temel pozisyon özetliyor. Başkaları yok demiyorum. Diğerleri bunların alt kategorisi olarak düşünebiliriz.Dövize müdahaleBenim tavrımı sorguladığınızı duyar gibiyim. Nasreddin Hoca misali, hepsinde biraz gerçek payı görüyorum. Ama hiçbirine de tam katılmıyorum. İktisatçı fıkralarına layık şekilde, ben de başka bir analiz yapıyorum. Yavaş yavaş yazacağım.Gelelim baştaki soruya: PPK ne düşündü? Döviz kurunda yukan hareketin sürmesi halinde Merkez Bankası'nın tavrı açıklık getirecektir. Banka döviz satarsa esas amacın mali piyasalar ve kura yönelik olduğu ortaya çıkar. Satmazsa ağırlığı enflasyonun taşıdığını söyleyebiliriz.

Devamını Oku