Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Merkez'den cesur bir karar

8 Haziran 2006

Para Politikası Kurulu'nun dünkü faiz artırımı cesur bir karardır. Önümüzdeki günlerde kamuoyunda anlamı ve sonuçlan ayrıntılı şekilde tartışılacaktır. Her zaman olduğu gibi iktisatçılar kendi aralarında bölüneceklerdir. Bir bölümü az oldu, başkalan çok oldu diyecek, yanında kura müdahale istiyen ve katiyen karşı çıkanlar olacaktır. O nedenle birkaç gözlemle yetineceğim.Reel ekonomi cephesinden bakarsak, 1.75 puanlık faiz artırımı şişen iç talep balonunun fiyat istikrarını bozucu boyuta ulaştığının PPK tarafından da kabul edildiğine işarettir. Konjonktürün kritik bir noktasında para otoritesi enflasyonla mücadelede kararlılık sergilemiştir. Mali türbülanstan olumsuz etkilenmesi çok muhtemel iç talebe ek darbe vurmaktan çekinmemiştir. Önemli bir gelişmedir. Sonuçlarının dikkatle incelenmesi gerekiyor.Mali piyasalarda ise, karar kısa dönemde volatiliteyi azaltıcı etki yapmayacaktır. Borsa, döviz kuru ve bono faizleri özünde yurtdışı gelişmeler tarafından belirlenmekte, iç aktörlerin etkisi sınırlı kalmaktadır. Dolayısı ile kısa dönemde kur ve faizin tekrar yakın geçmişteki değerlerine düşmesi ya da borsa endeksinin tekrar eski düzeylerine yükselmesi beklenmemelidir.Uzun dönemde, tüketim ve yatırım harcamalarının (yani iç talebin) döviz kurundaki düzeltmeye ve faizlerdeki yükselişe tepkisinin hızı ve yoğunluğu belirleyici olacaktır. Mali piyasaların enflasyonla mücadelede başarı sağlandığı ölçüde istikrara kavuşacaklarını söyleyebiliriz.

Devamını Oku

Enflasyon eğilimleri

7 Haziran 2006

Para Politikası Kurulu kararı açıklanmadan yazıyı bitirmem gerekti. Dolayısı ile para politikası hakkındaki düşüncelerimi bir başka yazıya bırakıyorum. Karar nasıl çıkarsa çıksın, önümüzdeki dönemde çok tartışılacağını sanıyorum.Bir gözlemle başlayalım. Mayıs enflasyonu özellikle mali piyasalara tam soğuk duş etkisi yaptı. Benzer tepkinin Merkez Bankası'nda oluştuğunu PPK'nin acilen toplanmasından çıkartıyoruz. Mantıken iki ihtimal olabilir.Bir: Enflasyon mayısta ani ve beklenmedik patlama yapmıştır. Yani sorun enflasyondadır.İki: Mayıs ayı enflasyonu trend içindedir. Sorun, enflasyondaki yükselişi daha önce göremeyenlerdedir.Bu tür bilmeceleri sevdiğim biliniyor. Kimin neyi neden dediğini anlamayı kolaylaştırır. Kendi hesabıma sekiz ay öncesinden "oluşan iç talep balonu enflasyonist" diye uyarmaya başladım. Nedenlerini de uzun uzun anlattım.Yıllandırılmış enflasyonKonjonktür analizi ekonomide olup biteni gereken hassaslık düzeyinde ve zamanında saptayarak yapılabilir. Dolayısı ile makroiktisadın her aşamasında ölçme sorunları öne çıkar. Ölçme hatası yanlış teşhise, yanlış teşhis ise yanlış tedaviye götürür. Hasta ölür. Enflasyon, ölçme zafiyetlerine çok müsaittir. Girift açmazlar taşır. Veri toplama ve endeks oluşturma aşaması bizi ilgilendirmiyor. TÜİK işini iyi yapıyor. 2003 bazlı fiyat endeksleri olumlu bir adımdır.Gelelim verilerin tefsirine. Enflasyon endeksi çok farklı fiyat hareketlerinin toplamıdır. Tüm fiyatlar sürekli değişir. Mevsimlik ve geçici etkiler olur. İçinden enflasyonist talep ve maliyet baskılarını yakalamak tahmin edilenden çok daha zordur.Basit yöntemlerden biri yakın geçmişteki enflasyonun yıllık temposuna bakmaktır. Önce endeksteki mevsimlik etki temizlenir. Sonra son üç ya da altı ayın enflasyonu yıllık hale dönüştürülür. Ben ikisinin ortalamasını kullanıyorum.Enflasyon hedefi tüketici fiyatları endeksi TÜFE ile tanımlanmıştır. Analizde özel TÜFE alt kategorilerine de bakılır. Bunların aynı yönde davranması sonucu güçlendirir. Aksi halde ayrıntılara da girmek gerekir.Yükseliş belirgindirOcak 2005'ten bugüne sonuçlar TÜFE ve trendi aşağıdaki grafiktedir. 2005 yazına kadar enflasyon eğilimi yüzde 8 hedefle tutarlı, hatta altındadır. Ağustosta enflasyon başını kaldırıyor. Eylülde hedefi aşıyor. Ve yükselişini sürdürüyor.2006'da yüzde 5 enflasyon hedefinin tutmayacağı yılbaşında görülüyordu. 3 Ocak 2006 tarihli yazımda (aralık enflasyonu açıklanmadan) yıl sonu TÜFE artışını yüzde 6,9 tahmin ederken bu grafiği kullanmıştım."Resmi iktisatçılar" ise çok farklı telden çalıyordu. Onlara göre verimlilik artışı güçlü, yatırımlar yüksekti. Özel endekslerde enflasyon düşüyordu. Velhasıl talep baskısı yoktu. "Gece mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar" benzetmesini o bağlamda yaptım.Özetle, enflasyon geçen yaz şişmeye başlayan iç talep balonu ile yukarı döndü. 2006'da bu süreç hızlandı. Resmi iktisadın bunu saptamakta zorlanması başka bir bilmecedir. Onu da zamanı gelince çözeriz.

Devamını Oku

Mayıs enflasyonu üstüne

5 Haziran 2006

Uluslararası mali piyasaların tedirginliği mayıs ortasından bu yana bizimkini zaten fena çarpmıştı. Ayağı ile yorganını denk getiremeyen ekonomilerin kaderidir. Dünya nezle olup hapşırınca ağır griple yatağa düşerler.Cuma akşamüstü yayınlanan mayıs enflasyonu üstüne tuz biber ekti. Verileri değerlendirmek için CNBC-e kanalına çağırılmıştım. Mali kesimi kapsayan panik havasını birinci elden izleyebildim. Aklıma Ege Cansen'in "yüksek faiz-düşük kur mücahidi iktisatçıları" geldi. Yeni katılanları da göz önünde tutarak Ege onları "resmi iktisatçılar" rütbesine terfi ettirdi. Bir kez daha çok iyi oturtmuş. Son dönemde o alemin analizleri bana gece yarısı mezarlıktan geçerken ıslık çalanların tavrını hatırlatıyordu. Bu mızrağa çuval dikmenin her geçen gün zorlaştığını hep söylüyorum. İşleri zor; kolay gelsin diyelim.Enflasyon ve kurÖncelikle vurgulanması gereken çok önemli bir husus var. Mayısta kaydedilen fiyat artışlarında ayın ikinci yarısında TL'de yaşanan değer kaybının etkisi yok denecek kadar azdır.Tarihleri kısaca hatırlatalım. Kurdaki ilk küçük hareket 12 Mayıs'ta oldu. Ayın ilk yarısı için ortalama dolar kuru 1.32 YTL'dir. Dolar kuru 1.40 YTL'yi 15 Mayıs'ta, 1.50 YTL'yi ise 23 Mayıs'ta gördü. Açıklanan fiyat verileri ise ay içinde toplanan fiyatların ortalamasıdır. Bir bölümü iki kez, çoğunluğu üç kez toplanır. Yani sadece ikinci grubun üçüncü fiyat toplanması kur hareketi sonrasına raslıyor.Ancak, o bile mal ve hizmetin fiyatına döviz kurunun günü gününe yansıtılmasını gerektirir. Başka bir ifade ile mal ve hizmetin doğrudan döviz fiyatı taşıması halidir. İstisnadır. Diğerlerinde kur nedeni ile zam yapma zamanı olmamıştır. İç talep balonu Mayıs verilerini önemli kılan budur. Enflasyondaki artık inkâr edilemez yükselişi döviz kuruna atfetme olanağı yoktur. Kur hareketi öncesinde enflasyon tehlikeli bölgeye tırmanmıştır. Böylece mezarlık ıslıkçılarının tüm analizlerini bir kalemde silmiştir. Sorun kur değilse nedir? Özel tüketimde ve iç pazara yönelik özel yatırımlarda yaşanan büyük patlamadır. Buna "iç talep balonu" diyoruz. Hem enflasyondaki artışın hem de dış açığın sorumlusu aynı talep balonudur. Bu gidişatı öngördük. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi sıkıştırdığı açmazları anlattık. Yol açtığı konjonktürü "sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme" diye sloganlaştırdık. Zaman haklı çıkardı. Çarşamba günü Merkez Bankası'nın gecelik faizi yükseltmesi o bakımdan önemlidir. Para otoritesinin iç talepte şişen balonu nihayet gördüğüne işarettir. Mezarlıkta ıslık çalmaktan vazgeçtiği anlamına gelir.Ayrıntılar sonraya kaldı. Devam edeceğim.

Devamını Oku

İstikrarın sırrı

3 Haziran 2006

Konuşma programım hafta başında beni İzmir'e götürdü. Reel sektör kökenli bir grupla Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri tartıştık. Tahmin edileceği gibi, bana yönelen sorular aynı noktaya odaklandı. "Yeni bir kriz olur mu?"Bu ikircikli ve karamsar tavrı normal karşılıyorum. Özdeyişin benzetmesi çok güzel: Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Umut da veriyor. Daha önce yaşanan büyük ekonomik ve mali çalkantılardan bir şeyler öğrenilmiş gibi duruyor.Soruya kategorik bir cevap vermenin zorluğunu kabul ediyorum. Geçmişte Türkiye çok sürprizler gerçekleştirdi. Yine yapabilir. Ona rağmen "Hayır, yeni bir kriz olmaz" dedim.Kamu maliyesinde disiplinDaha önce çok işlediğim bir konuya geri dönüyorum. Tekranmdan sıkılan okuyucularımdan özür dilerim. Ancak ısrarımın bir nedeni var. Şu sıralarda bilinçli şekilde kamuoyunu yanıltma çabaları yoğunlaştı.2001 sonrasında Türkiye ekonomisinin başanlı performansının gerisindeki temel etken kamu maliyesinde gerçekleşen büyük düzelmedir. Pek çok açıdan "inanılmaz" sözcüğünü kullanabiliriz.2000 sonrasında kamuoyu ve piyasalar sıkı maliye politikasının sürdürülebileceğine bir türlü ikna olmadılar. Faiz dışı fazla hedefleri üst üste tutturuldu. Ona rağmen maliye politikasında gevşeme korkusu devam etti.IMF'nin de aynı kanıda olduğu anlaşılıyor. 2005 sonunda yayınlanan bir çalışmada Türkiye'nin bütçe disiplini performansına methiyeler düzülüyor. Eşine raslanmadığı da vurgulanıyor.Ne boyutta bir mali düzeltmeden söz ediyoruz? 1990'ların sonuna doğru enflasyon düzeltmesi yapılmış reel kamu açığı milli gelirin yüzde 10'unu geçiyordu. Halbuki 2005 yılında reel kamu dengesinde küçük de olsa fazla vardır.Başarı vatandaşındırBu önemli gelişmenin anlamını iyi tahlil etmeliyiz. Geri planda 2000'den bugüne verilen fevkalade yüksek faiz-dışı bütçe fazlaları yatmaktadır. Kamu maliyesinde disiplin yüksek faiz dışı fazla sayesinde sağlanmıştır.Yüksek faiz dışı fazla nedir? Devletin vatandaştan topladığı vergileri ona hizmet olarak geri döndürecek yerde faiz ödemeye kullanmasıdır. Faiz dışı fazlayı devlete ödediği verginin karşılığı kamu hizmetlerini alamayan vatandaş ödemiştir.Türkiye dünya mali piyasalarını vuran türbülansa rekor dış açıkla yakalandı. Ona rağmen "Kriz olmaz" diyebilmeyi sesini çıkarmadan yüksek faiz dışı fazlaları ödemeyi kabul eden vatandaşa borçluyuz. Bilinmesinde yarar görüyorum.

Devamını Oku

Saadet zinciri kopuyor (mu?)

27 Mayıs 2006

Borsa-döviz-faiz üçgeninde iki hafta önce başlayan dalgalanma bu hafta da devam etti. Her üçünde sert hareketler yaşandı. Neticede haftayı borsa düşüş, döviz ve faiz yükselişle kapattı.Bu tür mali piyasa çalkantıları için frenk kökenli yeni bir sözcük dilimize yerleşti. Uçakla seyahat edenlerin iyi tanıdığı ani hava hareketlerine benzetilerek "türbülans" deniyor. Türkçesi "girdap" olabilirdi.Son türbülansı ABD ve Japonya'da sıkı para politikasına geçiş tetikledi. Düşük faiz ve bol likidite daima mali spekülasyonu teşvik eder. Varlık fiyatlarında balonlara çanak tutar. Faiz yükselip likidite azalınca balonlar patlar. Sistem böyle çalışır.Dolayısı ile türbülans bütün ülkelerin mali piyasalarını etkiledi. Ama farklı etkiledi. En çok hasar varlık fiyatları şişen ülkelerde görüldü. Ekonomik temelleri sağlam olanlar bile kurtulamadı. Rusya ve Hindistan buna iyi örnektir.Kriz olur mu?Bu hafta Anadolu'nun iki ucunda çok farklı kesimden vatandaşlarla konuşma fırsatım oldu. Herkesin kafasında aynı sorunun olduğunu gördüm. Bu türbülans 2001 benzeri mali krize dönüşür mü?Vatandaşın tedirginliğini anlıyorum. 2001'in kötü izleri hafızalarda çok taze. Sadece 2001 mi? 1999, 1994, 1978, vs. son 30 yılın bitmez tükenmez krizlerinin tortulan da hala biryerlerde duruyor.Cevabım net şekilde "hayır" oldu. Bugün Türkiye ekonomisi geçmişle mukayese edilemeyecek kadar sağlıklıdır. Nedeni altı yılda gerçekleşen yapısal reformlar ve kararlılıkla sürdürülen sıkı maliye politikasıdır.Bir hususu her fırsatta vurguluyorum. Türkiye toplumu ekonominin güçlenmesi için büyük fedakarlık yapü. Bu olumlu tablo milli gelirin yüzde 6.5'ine ulaşan faiz-dışı fazlayı vergileri ile ödeyen vatandaş sayesinde oluştu. Bugünkü istikran ona borçlu olduğumuz iyi anlaşılmalıdır.O zaman ne olur?Konjonktür analizim biliniyor, özellikle 2003 ve 2004 yıllarında çok yanlış para politikası uygulandı. Merkez Bankası hükümete ve Türkiye'ye güvenmedi. Faizi çok yüksek tuttu. YTL'nin aşın değer kazanması varlık ve harcama balonlarına yol açtı.Ekonomiyi sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist bir büyüme açmazına sokan bu konjonktürü "saadet zincirine" benzettim. Mart başında tekliyor dedim (9 Mart 2006).Esas soru budur. Yurt dışı kökenli bu mali türbülansın son 1.5 yıldır ekonomiyi sürükleyen iç talebe etkisi ne olur? Türbülansa rağmen "saadet zinciri" devam eder mi? Yoksa türbülans zinciri kopartacak mekanizmaları tetikler mi?Her saadet zinciri gibi bu saadet zinciri de eninde sonunda kopacaktır. İç talep daralacak, ekonomi resesyona girecektir. Bu konuda tereddüt yoktur. Sorun o gün bugün mü onu kestirmektir.Sorunun cevabını bilmiyorum. Ama kısa sürede öğreneceğimizi sanıyorum.

Devamını Oku

İlk çeyrekte işsizlik

25 Mayıs 2006

Hanehalkı İş gücü Araştırması'nın ilk çeyrek sonuçlarını değerlendiyoruz. Pazartesi günü istihdam verilerini 2004 ve 2005'le karşılaştırdık. Bir önceki yılın makul istihdam artışının yerini bu yıl düşüşün aldığını saptadık. Nedeni tarımda istihdam gerilemesidir dedik.Bugün işsizlik verilerine bakıyoruz. Tüm ekonomik göstergeler arasında siyasi ve sosyal çıkarsamaları açısından en önemlisi hiç tereddütsüz issizliktir. Türkiye'de hâlâ mali piyasa dalgalanmalarına daha çok ilgi duyulması çok üzücüdür.Türkiye işsizliğin çifte kıskacını yaşamaktadır. İlki stok sorumudur. Yüksek enflasyon döneminde ekonomi yeterli istihdam yaratamamış yani işsizlik birikmiştir. İkincisi akım sorunudur. Her yıl çalışabilir yaştaki nüfusa 1 milyon kişi eklenmektedir.O açıdan Türkiye'de büyümenin istihdam dostu olması hayati önemdedir. Ama 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası tam tersi bir konjonktürü devreye sokmuştur. İstihdam yerine işsizliği artıran bir büyümeyi tetiklemiştir.İki işsizlik ölçüsüKarşılaştırmayı 2004 ve 2005'in ilk çeyrekleri ile yapıyoruz. Böylece 2004'ten 2005'e gelişmeleri 2005'ten 2006'ya gelişmelerle kıyaslayabiliyoruz. Veriler aşağıdaki tablodadır.Çalışabilir yaştaki nüfus her yıl 1 milyon kişi civarında artıyor. 2004'ten 2005'e istihdam da ona yakın artınca işsiz sayısı 100 bin kişi azalmış. Buna karşılık 2004'ten 2005'e istihdam 200 bin düşerken işsiz sayısı sabit kalmış. Son bir yılın bir öncekine kıyasla istihdam ve işsizlik açısından ciddi bir bozulmaya tekabül ettiği açıktır.Karşımıza bir bilmece çıkıyor. Son bir yılda çalışabilir yaştaki nüfustaki 900 bin kişi artış ne olmuş? Sorunun cevabı için iş gücü dışında kalan nüfusun ayrıntılarına girmek gerekiyor.Veriler içinde çok önemli bir kategori var: "iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar". İki alt kategoriden oluşuyor: "iş bulma umudu olmayanlar" ve "diğer". Bilmeceyi bunları ekleyerek çözebiliyoruz.İşsizlikte tehlikeli artış2004'ten 2005'e iş başlamaya hazır olanların sayısı 100 bin kişi azalıyor. 2005'ten 2006'ya ise 800 bin kişi artıyor. Böylece artan nüfusun nereye gittiği de ortaya çıkıyor.İlk çeyrek itibanyla düzeltilmiş işsiz sayısı 5.3 milyon kişidir. Son bir yılda 900 bin kişi artmıştır. Buna göre bir yıl önce yüzde 17,4 olan düzeltilmiş işsizlik oranı bu yıl yüzde 20,4'e yükselmiştir.Dikkatinizi çekerim. İşsizlik oranında 2 puanlık artış milli gelirin hızla büyüdüğü bir dönemde gerçekleşmiştir. Mevcut konjonktüre neden "istihdamsız büyüme" dediğimiz sanırım daha iyi anlaşılıyor.

Devamını Oku

İlk çeyrekte istihdam

23 Mayıs 2006

Doğrusu ben de dünü heyecanla bekliyordum. Ama benim bekleyişim borsa-kur-faiz üçgenine yönelik değildi. TÜİK Hanehalkı İş gücü Araştırması şubat (Ocak-Mart arası yani ilk çeyrek) verileri açıklanacaktı. Aralık ve Ocak sayıları istihdam ve işsizlikte ana eğilimlerin ipuçlarını taşıyordu. Mevcut konjonktürün yeterli istihdam yaratamadığı görülüyordu. Analizi derinleştirmek için birkaç yıllık karşılaştırma olanağı veren ilk çeyrek verileri gerekiyordu. Son yıl içinde istihdam ve işsizlik konularına özel ağırlık verdim. Nedeni biliniyor. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası istihdam dostu olmayan bir süreci tetikledi. Olumsuz sonuçları zaman içinde ortaya çıkıyor.İstihdamda artış yokÖnemi nedeni ile konuyu ikiye bölüyorum. Bugün alt bölümleri dahil istihdam verilerini ele alacağım. Böylece işsizliği tek başına bir yazı konusu etme imkânım olacak.Karşılaştırmayı 2004 ve 2005'in ilk çeyrekleri ile yapıyorum. Çeyrek bazında zaman serisi 2000'e kadar geri gidiyor. Ama kriz döneminin fazla anlamı yok. 2003'ü ise Irak savaşını düşünerek tabloya koymadım. Sonuçlar aşağıdaki tabloda yer alıyor.Nüfusun ve dolayısı ile çalışabilir yaştaki nüfusun yılda l milyon kişi arttığını sanırım arük sağır sultan bile duydu. Geçen yıl hem iş gücü hem istihdam buna yakın miktarlarda (800 bin ve 900 bin kişi) arüyor.2004'ten 2005'e istihdam artışı tatminkâr duruyor. Ancak manzara 2006'da değişiyor. Bir yıl içinde hem iş gücü hem istihdam 200 bin kişi azalıyor. İşsiz sayısı sabit kalıyor. Dolayısı ile katılma oranı 2004 düzeyine (yüzde 46) geriliyor.Altını ne kadar çizsek azdır. Bu dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hızı çok yüksektir. Dış açıkta tarihi rekorlar kırılmıştır. Mali piyasalarda istikrar vardır. Buna rağmen istihdam artmamış, azalmıştır.Tarımdan kaçış hızlanıyorAyrıntılara girince bilmecenin muhtemel bir cevabına ulaşıyoruz. Son dönemde enflasyonda düşüşle birlikte istihdamın yapısı da değişiyor. Verilerde değişimi farklı boyutlarını görebiliyoruz.Birincisi tanm kesimi istihdamında özellikle geçen yıl hızlanan bir düşüş var. Bir yılda 1.1 milyon kişi tarımdan kaçıyor. Tarım dışı kesimlerde ise 840 bin kişilik yeni istihdam yaratılıyor. Aradaki 230 bin kişi işsizler safına katılıyor.İkincisi, ücret-maaş-yevmiye karşılığı istihdam edilenlerin oranı yükseliyor. Tarım dışında yaratılan 830 bin kişi istihdamın 760 bini bu kategoride gerçekleşiyor. Üstüne, tümü özel kesim tarafından yaratılıyor.Bu gelişmeler olumlu bir yapısal dönüşüm sürecine tekabül ediyor. Yani iki zıt etki ortaya çıkıyor. İstihdam artmıyor ama yapısı değişiyor. İşsizlik verileri konjonktür sorunlarının daha net görülmesini kolaylaştıracaktır.

Devamını Oku

Bundan sonra ne olur?

20 Mayıs 2006

Mali piyasalarda heyecanlı bir hafta geçti. Karamsarların beklediği büyük fırtına çıkmadı. Ama piyasaların yönü konusundaki belirsizlik devam ediyor. Böyle durumlarda okuyucu bizden değerlendirme istiyor.Konjonktür analizini iç içe üç soruya indirgeyebiliriz. Bunları sorması çok kolay, cevaplandırması ise çok zordur. Ekonomi nerede? Buraya nasıl geldi? Buradan nereye gider?Soruların karşılıklı bağımlılığını özellikle vurguluyoruz. Bugünkü durum, buraya hangi politikaların getirdiği bilinmeden kavranamaz. Bugünü anlamadan gelecekle ilgili gerçekçi öngörü yapılamaz.Çifte düzeltme gerekiyorİlk iki soruyu epeydir işliyorum. Türkiye ekonomisinde bir iç talep balonu yaşanıyor. İhracatın yerini ithalat ve iç pazar, imalat sanayiinin yerini hizmetler ve inşaat, tasarrufun yerini tüketim aldı. Sonuçta bütçe disiplinine rağmen dev dış açıklar oluştu."Sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyümenin" nedeni 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasıdır. Yüksek gecelik faizler döviz kurunu baskı altına alarak sürdürülemez bir "saadet zincirini" başlattı.Üçüncü soruyu da daha önce ayrıntılı cevapladım. Her balon tanım icabı patlar ya da söner. Bu tür saadet zincirleri eninde sonunda kopar. Toplum ve ekonomik aktörler hayatın tatsız gerçekleri ile tanışmak zorunda kalır.Özetle, Türkiye ekonomisinde şu ya da bu şekilde iç içe iki düzeltme gerekiyor. Bir yandan iç talepte bir daralma yaşanacak. Diğer yandan YTL değer kaybedecek. İlkini miktar düzeltmesi, ikincisini fiyat düzeltmesi olarak niteleyebiliriz.Bu noktada ek sorular öne çıkıyor. Düzeltme ne zaman olur? Hangi sıra ile olur? Ne yoğunlukta olur? Toplumu esas bu sorular ilgilendiriyor. Maalesef iktisatçının da bunlara güvenilir cevabı olmuyor.İki iniş senaryosuİktisatçılar yapay talep balonlarının sönmesini bir uçağın piste inmesine benzetirler. "Yumuşak iniş" ve "sert iniş" ayrımı yapılır. Benim de içinde olduğum bir grup iktisatçı bu ihtimalleri bir süredir tartışıyor."Yumuşak iniş" halinde iç talep balonu yavaşça sönüşe geçer. Yani düzeltme miktarlardan başlar. Ekonomi mali istikrar bozulmadan resesyona girer. Dış açık daralır. Enflasyon tehlikesi azalır. Para politikası gevşetilir. Kurda tedrici bir hareket olur."Sert iniş" dış açığın finansmanı yani döviz piyasası tarafından tetiklenir. Düzeltme fiyatla (döviz kurunda) başlar. Mali piyasada istikrarsızlık hem iç talebi çökertir hem de maliyet enflasyonunu tırmandırır. Para politikasını sıkma zorunluluğu doğar. Ekonomide ciddi hasar oluşur. Türkiye geçmişte hep "sert iniş" yaşadı. Doğallıkla bu kez de öyle olacağı düşünülüyor. Ben 2005'in ikinci yarısında "yumuşak iniş" bekledim. Yanılmışım. Umudum 2006'nın ikinci yansına kaldı. Ancak düzeltme geciktikçe "sert iniş" ihtimalinin yükseleceğini özellikle belirtmeliyim.

Devamını Oku