Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Nisan istihdam verileri

22 Temmuz 2006

Ekonomi ile birlikte bizim önceliklerimiz de değişiyor. Yakın geçmişte her ay değerlendirdiğimiz bazı göstergelere şimdi üç aylık bakıyoruz. Ancak özel durumlarda dönem içinde ele alıyoruz. Enflasyon, dış denge ve kamu borcunu örnek verebiliriz.Başka verilerde tersi oldu. Eskiden üç aylık ve daha uzun aralıklarla incelerdik. Şimdi her ay ayrıntılarına girme ihtiyacını hissediyoruz. Bunlar içinde benim en önemsediğim istihdam ve işsizlik verileridir.Veri derlenme ve yayınlanmasındaki olumlu gelişmeyi de belirtmek gerekiyor. İstihdam verileri 2000 öncesinde altı aylık, 2004'e kadar üç aylık yayınlanıyordu. 2005'den bu yana aylık açıklanıyor.Her fırsatta işsizliğin Türkiye ekonomisinin bir numaralı sorunu olduğunu hatırlatıyorum. Yeterli istihdam yaratmayan ekonomik büyümenin siyasi ve toplumsal açıdan da sürdürülemez olduğunu özellikle vurguluyorum.İstihdamsız büyümeHanehalkı işgücü Araştırması Nisan sonuçlan TÜİK tarafından yayınlandı. Araştırma aylık yapılıyor. Ama üç aylık ortalama şeklinde açıklanıyor. Yani Nisan verisi Mart ve Mayıs aylarını da kapsıyor.Tarihe dikkat etmek gerekiyor. Son mali türbülansın başlangıcı Mayıs ortasıdır. Kur-faiz-borsa üçgeninin istihdama etkisi gecikmelidir. Dolayısı ile Nisan verileri "saadet zincirinin" güzel günlerini yansıtıyor. Önümüzdeki aydan itibaren durum değişecek."Yüksek faiz-düşük kur" politikası istihdamı çok olumsuz etkiledi. İç talep balonunun oluşturduğu konjonktürü "İstihdamsız büyüme" diye niteledik. Aşın değerli kurun iç talepteki patlamanın istihdama yansımasını engellediğini söyledik.Daha önceki aylarda saptadığımız eğilim Nisan itibariyle sürüyor. 2005'in aynı ayı ile karşılaştırıyoruz. Nüfus l milyon kişi, 15 artı yaş nüfusu 957 bin kişi, istihdam 179 bin kişi artıyor. İşsizler 3 bin kişi azalıyor.Resim çok nettir. Hızlı büyüme ve rekor dış açığa rağmen ekonomi neticede sadece 179 bin kişiye istihdam sağlayabilmiştir.Dış açık ve istihdamMayıs sonu itibariyle yıllık cari işlemler açığı 28.7 milyar dolara ulaştı. İlle bir ekonomik manüğa tekabül etmiyor ama basit bir hesapla dış açıkla istihdam artışı arasında ilişki kurabiliriz.Oniki aylık dönemin 28.7 milyar dolar cari açığın aynı dönemin 179 bin kişi ek istihdamına bölelim. İstihdam edilen yeni kişi başına 160 bin dolar dış açık hesaplıyoruz.2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi nasıl sıkıntıya soktuğu görülüyor. Bir kişiye istihdam yaratırken 160 bin dolar dış açık veren bir ekonominin ciddi sorunları olduğunu başka hiç bir şey bilmeden söyleyebiliriz.

Devamını Oku

"Doğru kur" ve dış denge

19 Temmuz 2006

Bir gözlemden yola çıktık. Mayıs ortasında başlayan mali türbülansa kadar TL'nin aşırı değerli olduğu az çok herkes tarafından kabul ediliyor. Buna karşılık olması gerektiği düzey konusunda çok farklı fikirler var."Doğru kur nedir?" sorusunu bu bağlamda sorduk. "Adil fiyat" kavramından yararlandık. Piyasa ekonomisinde arz-talebin belirlediği piyasa fiyatı ile toplumun hedeflerinin çelişebileceğini gösterdik.Analizi döviz kuruna uyguladık. Önemli bir ikilem saptadık:Bir yanda sürdürülebilir hızlı büyüme için TL'nin düşük değerli tutulması gerekiyor. Öte yanda döviz arzındaki yapısal fazla TL üstünde değerlenme baskısı yaratıyor.Toplumun hedefleri ile döviz piyasası gerçeği arasındaki bağı para politikası kurar. Zor bir iştir. Küçük değerlendirme hataları ekonomiye büyük maliyetler halinde geri döner. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası buna iyi örnektir.Cari açık ve finansmanıYanlış anlamayı engellemek için bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Dikkat edilirse, bu sonuçlar dış açığın büyüklüğü yada dış finansmanın kalitesi gibi kavramları gerektirmedi. Analiz onlar olmaksızın yürütüldü.Ana hedef işsizlikle mücadeleyi aldık. İkincil hedef düşük enflasyondu. Yani istihdam dostu ve enflasyonist olmayan bir büyüme aradık. İlki bizi sanayiye, ikincisi ihracata götürdü. Düşük değerli kuru bu mantıktan elde ettik.Dolayısı ile, ihracatın çektiği hızlı büyümenin ilk aşamalarında pekâlâ büyük dış açıklar oluşabilir. İhracata yönelik sanayi yatırımlarının patlaması dış açığı zorunlu hale bile getirebilir. Üstelik, dış piyasalara yönelik sanayi yatırımlarında yabancı şirketlerin önemli rol oynamaları da normaldir. Bu durumda oluşan dış açıklar yabancı sermaye yatırımları ile finanse edilecektir.Görüldüğü gibi, sorunu dış açık ve finansmanı olarak tanımlamak olayın özünü kaçırmaktır. Finansmanı olmadan zaten dış açık olmaz. İç piyasaya yönelik sektörlerde yatırımın yabancı firmalar tarafından yapılması ise güç değil zafiyet işaretidir."Yapısal" sözcüğünün anlamıAçıklamak istediğim bir başka konu daha var. Dövizde "yapısal arz fazlasını" makroekonomik istikrardan kaynaklanan üç unsura bağladım.Bir: Vatandaş dövizden TL'ye dönüyor.İki: TL mali varlıkları cazibe kazandı.Üç: Yabancı sermaye yatırımı arttı.Burada "yapısal" sözcüğüne özel bir anlam yüklüyoruz. Bu akımların döviz kuru düzeyine ve dolayısı ile para politikasına az duyarlı olduklarını söylüyoruz. Doğru kavranması çok önemlidir.Üçünü de esas itibariyle orta -uzun dönem makroekonomik istikrar belirler. Merkez Bankası'nın gecelik faizleri yükseltmesi ya da indirmesi etkilemez. Gecelik faizler "sıcak para" diye nitelenen kısa vadeli mali akımlar üzerinde etkilidir. Yapısal arz fazlasını değerli kura dönüştüren işte bu sonunculardır.

Devamını Oku

Döviz piyasası gözlemleri

17 Temmuz 2006

Türkiye için "doğru kur" düzeyi nedir? Önemi ile zorluğu baş başa giden bu soruya cevap arıyoruz. Geri planda piyasa ekonomisinin temel bir çelişkisi yatıyor. Arz-talep dengesi ile toplumun hedefleri arasında uyumsuzluk olabiliyor.Geçen yazıda işsizlikle mücadeleyi öncelikli hedef alan "Bir Türkiye Rüyası" tanımladım. "Sanayiyi teşvik eden, ihracatın çektiği, istihdam artıran ve enflasyon dostu büyüme" için düşük değerli TL istedim. "Doğru kur" aslında bir sanayileşme projesidir dedim.Sıra döviz piyasasına geldi. Hatırlatalım. Bizi "doğru kur" arayışına iten olay, arz - talep dengesi ile oluşan kurun yukarıdaki hedefle çelişmesidir. Dolayısı ile dövizde arz - talep dinamiklerini anlamadan sorunu çözemeyiz.Dövizde yapısal arz fazlasıGeçmiş kötü deneyimler bazen düşüncelerle gerçek arasındaki ilişkiyi kopartır. Koşullar değişir ama insanlar eski koşulların yarattığı çerçeveyi kıramaz. Eski görüşlerine sıkı sıkı sarılmaya devam eder.Türkiye'de döviz konusu bu kategoriye giriyor. 1950'den 1990'ların ortasına kadar süren dönemde yaşanan sayısız döviz sıkıntısı müşterek hafızada iz bırakmış. Tanım icabı dövizde arz yetersizliği olduğu inancı yerleşmiş.Bugünün gerçeği ise çok farklıdır. Türkiye'nin yapısal bir döviz arzı fazlası vardır. 2003 sonrasında TL'nin aşırı değerli hale gelmesinde para politikasının bunu görememesi önemli etkendir.Döviz fazlasının nedeni yüksek enflasyon döneminin bitmesi yani makroekonomik istikrarın tesisidir. Üç ana kaynağı vurgulayalım.Bir: Vatandaş biriktirdiği dövizi bozduruyor (ters para ikamesi).İki: Makro istikrar yerli mali varlıkları yabancılar için cazip kılıyor.Üç: AB perspektifi doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını teşvik ediyor.Esas soruya geldikBöylece esas soruya gelmiş olduk. Elimizde iki gözlem var. Bir yanda Türkiye'nin uzun dönemli sanayileşme hedefi düşük değerli TL gerektiriyor. Öte yanda döviz arzındaki yapısal fazla aşırı değerli TL baskısı yapıyor.Bu ikilemi kim çözecek? Sorunun cevabı tektir: Para politikası. Nedeni basittir. Döviz kuru ülke parasının dış fiyatıdır. Dalgalı kurda piyasada belirlenir. Paranın iç fiyatı ise Merkez Bankası'nın kontrol ettiği kısa dönemli faizlerdir. Yani veri arz - talep koşullarında paranın iç fiyatı (para politikası) dış fiyatını belirler. Özetleyelim: Türkiye için sürdürülebilir sanayileşme hedefi ve yapısal döviz fazlası iki zıt eğilim oluşturuyor. Hangisinin galip geleceğini, yani kurun fiili düzeyini ise para politikası belirliyor.Bu önemli konuyu irdelemeyi sürdüreceğim.

Devamını Oku

'Doğru kur' ve sanayileşme

15 Temmuz 2006

Sosyal bilimlerin ilginç özelliğidir. Soru zorlaştıkça cevabın önemi artar. Böyle bir soruya yola çıktık. "Doğru kur" hangisidir? Geçen yazıda "adil fiyat" anlayışını hatırlattık. Analizin genel çerçevesini oluşturduk. Piyasa ekonomisinin temel ikilemini gördük. Bir yanda kısa dönemde arz-talebi dengeleyen fiyat vardır. Daima ve her yerde tek "doğru fiyat" odur. Öte yanda ise toplumun hedefleri ve toplumsal aktörlerin çıkarlan vardır. Tanım icabı, "doğru fiyat" uzun dönemde onları gerçekleştirecek olandır.İki ilkeye ulaşıyoruz. Bir: amaç ve çıkarlar açık seçik tanımlanmalıdır. Muğlak bırakıldıkları ölçüde soruya cevap bulunamaz İki: kullanılacak araçlar piyasa mekanizması içinde kalmaladır. Piyasa ekonomisinde arz-talep dengesini dışlayan çözüm olamaz. Bugün kafamdaki "doğru kuru" belirleyen hedefleri açıklamak istiyorum. Başka hedefler olabilir. Savunanların hedeflerini anlatmaları gerekir.Bir Türkiye rüyasıTürkiye ekonomisinin bugün en önemli sorunu nedir? Cevabımız, uzun dönemde nasıl bir ekonomi arzuladığımızı ortaya çıkartır. Bir perspektif sunmaya çalışacağım. Analizimin odağında istihdam yani işsizlik yer alıyor. Ekonomik olduğu kadar siyasi ve toplumsal sonuçlan çok önemlidir. Gelir, suç oranı, siyasette şiddet gibi alanları etkiler, işsizlik sorunu giderek ağırlaşan bir Türkiye'yi düşünmek bile istemem. Diğerlerini bu ana hedeften türetiyorum. Birikmiş yetersiz istihdamı ve artan nüfusu biliyoruz. İşsizlik hızlı sanayileşme ile geriletilebilir. Yani sanayi istihdamının toplamdaki payı yükselmelidir. İki husus öne çıkıyor. Birincisi, küresel rekabetin yeni koşullandır. Sanayi üretimini iç pazarla kısıtlama olanağı kalmadı. Zaten AB ile üyelik müzakereleri sürüyor. Velhasıl Türkiye'de sanayinin ihracata yönelik olma zorunluluğu var.İkincisi, makroekonomik istikrardır. Düşük enflasyon demektir. Yüksek enflasyon başlı başına bir hastalıktır. Türkiye bunu yakından tanımaktadır. Yani uzun dönemde ancak enflasyon dostu büyüme sürdürülebilir.TL'nin değeri2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi sıkıştırdığı açmazı özetleyen sloganı tekrarlayalım: "sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme". Söylediğimiz tam tersidir. Sanayiyi teşvik eden, ihracatın çektiği, istihdam arttıran ve enflasyon dostu büyümedir. Bu hedefe nasıl ulaşırız? "Doğru kur" bu noktada devreye giriyor. Rüyanın belkemiği ihracata yönelik sanayileşmedir. O ise ancak ve ancak düşük değerli TL ile mümkündür. Uzun dönemde döviz kuru bir sanayileşme projesine dönüşmektedir. Dikkatinizi çekerim. Bu analizde dış finansmandan, dış tasarruflardan, cari işlemler dengesinden hiç söz etmedik. Türkiye'nin en temel sorunundan, işsizlikten yola çıktık. Sorunu çözecek bir büyüme stratejisi aradık. Bu yoldan "doğru kura" vardık.Döviz piyasasında arz-talep koşulları bir sonraki yazıya kaldı.

Devamını Oku

'Doğru kur' analizine giriş

11 Temmuz 2006

Ben kendimi bildim bileli Türkiye'nin bir döviz sorunu vardır. 1990 öncesinde arada sırada döviz fizik anlamda ortadan kaybolurdu. Ardından ciddi bir devalüasyon gelirdi. 1990'da bu dönem bitti. Ama döviz kurunda belirsizlik sürdü.Sonraki on yılda her şeye rağmen bir genel eğilim vardı. Kur hep yukarı giderdi. Olsa olsa ne zaman hızlanacağı ne zaman yavaşlayacağı merak edilirdi. 2001 krizi ile birlikte durum değişti. Kur yukarı yönlü olduğu kadar aşağı yönlü hareketlere başladı. Böylece yeni bir soru belirdi. Döviz kurunun denge değeri nedir? Vatandaşın profesyonel iktisatçıya en sık bunu sorduğunu söyleyebiliriz. Bekleneceği gibi, iktisatçıların da en zorlandıkları soru gene budur.Dün sevgili dostum ve köşedaşım Gazi Erçel bu konuya girmiş. Makul bir kur seviyesi tanımlamaya çalışmış. Ben de konuşmalarımda mutlaka girerim. Okuyucularımla paylaşmakta yarar gördüm."Adil fiyat" anlayışıBir an için geçmişe, piyasa sisteminin oluşmaya başladığı döneme dönelim. Geçimlik ekonomiden piyasa ekonomisine geçiliyor. İnsanlar kendi kullanımı için üretirken fiyat yoktu. İş bölümü piyasayı, piyasa da fiyatı getirdi. Devam edelim. Her fiyatta bir alan bir de satan oluyor. Tanım icabı bunların çıkarları çelişiyor. Fiyat yükseldikçe satan seviniyor, alan üzülüyor. Haklı bir soru gündeme geliyor. Acaba iki tarafın da çıkarlarını koruyan bir "adil fiyat" var mıdır? Karşımızda piyasa ekonomisinin evrensel ve çözümsüz çelişkilerinden biri vardır. Bir yanda, ancak arz ve talebi eşitleyen fiyat aracılığı ile etkin çalışan piyasa vardır. Öte yanda toplumun hakkaniyet duyguları ve arayışı yer alır.Önce olaya piyasa açısından bakalım. Herhangi bir anda bir tek "doğru fiyat" olur. Alıcının ödemeye satıcının satmaya razı olduğu, yani arz ve talebi eşitleyen fiyattır. Tüm diğer fiyatlarda satılamayan mal ya da mal bulamayan alıcı kalır.Ama sorun hâlâ ortadır. Arz ve talebi dengeye getiren fiyattan toplum pekâlâ mutsuz olabilir. Örneğin bu fiyat toplumun önemsediği bazı ekonomik ve sosyal hedeflerle çelişebilir. Onların gerçekleşmesini engelleyebilir.Ne yapacağız?"Doğru fiyatın" koşullarıBelki soyut kaçtı ama şunu söylemek istiyorum. İktisat açısından piyasada varolan dışında bir fiyata "doğru fiyat" denebilir. Ancak bunu yaparken bir dizi koşula çok dikkat etmek gerekir.Önce neden farklı bir fiyat istendiği açık seçik tanımlanmalıdır. Toplumsal hedef ve çıkarların gün ışığına çıkartılması hayatidir. Sonra farklı fiyatı piyasada mümkün kılacak araç ve mekanizmalar açıklanmalıdır. Yoksa talep havada kalır.Geriye bu analiz çerçevesini "doğru kur" tartışmasına uygulamak kaldı. Yerim bitti. Bir sonraki yazıda devam edeceğim.

Devamını Oku

Tüketen Türkiye

8 Temmuz 2006

Yayınlanan birinci çeyrek milli gelir verilerinin ayrıntılarına inmeye fırsat bulamadık. Arada konjonktür zaten değiştiği için aciliyeti olmadığını düşündük. Yine de, bazı önemli bilgiler taşıdığını gördük.2006'nın ilk çeyreğinde enflasyon üstünde bir talep baskısı oluştu mu? Soru para politikası tartışmasında hayati yer tutuyor. Merkez Bankası dahil bir kesim iktisatçı "Hayır" diyor. Enflasyon artışını geçici ve maliyet kökenli faktörlere bağlıyor.Diğer kesim iktisatçının cevabı ise "Evet". Benim konjonktür analizim de aynı yönde.Özel tüketim ve yatırım harcamalarındaki patlamaya "iç talep balonu" dedim. Kabahati 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasında buluyorum.Mantığı sürdürelim. Özel tüketimde patlama tanım icabı özel tasarruflarda eşdeğer bir düşüş gerektirir. Bu olayı ise milli gelir verilerinde izleyebiliriz. Bazı hesap zorlukları olsa da bakmaya değiyor.Hesaplama üstüneMilli gelir muhasebesini hatırlayalım. İç talep iki ana kalemden oluşuyor: Tüketim ve yatırım. Her biri kendi içinde kamu ve özel diye ayrılıyor. Stok değişimi de yatırım sayılıyor. Yani iç talepte beş kalem oluyor: Özel tüketim, kamu tüketimi, özel yatırım, kamu yatırımı ve stok değişimi.Milli gelire ulaşmak için iç talebe ihracat-ithalat dengesi ve net dış faktör geliri toplamından oluşan dış dengeyi ekliyoruz. Dış denge eksi ise iç talep milli gelirden yüksek oluyor.Milli gelirin önemli özdeşlikleri var. Toplam yatırım ve toplam tasarruf daima eşittir. Dış dengeye dış tasarruf denir. Toplamdan çıkartarak iç tasarruf bulunuyor. Ondan kamu tasarrufu indirilince özel tasarruf elde edilir.Toplam ve iç tasarruf milli gelir verilerinde var. Ama kamu tasarrufu ve dolayısı ile özel tasarruf yok. Önce bütçe dengesinden kamu tasarrufu hesaplanır. O da özel tasarrufu hesaplama olanağını verir. İki husus kaldı. Bir: Mutlak sayılar yerine milli gelire oranlar tercih edilir. İki: Hesaplar cari fiyatlarla milli gelir üzerinden yapılır.Özel tasarruf oranı çöküyor2006'nın ilk çeyreğini 2005 ve 2004'ün aynı dönemi ile karşılaştırdım. Toplam yatırım oranı 2004 ve 2005'te yüzde 26 iken 2006'da yüzde 25'e iniyor. Dış tasarruf oranı 2004 yüzde 10, 2005'te yüzde 8, 2006'da yüzde 11 oluyor.Dolayısı ile iç tasarruf oranı 2004'de yüzde 16 ve 2005'te yüzde iken 2006'da yüzde 14'e düşüyor. Böylece iç tasarruf oranında 4 puanlık ciddi bir gerileme saptıyoruz. Ama bizi esas ilgilendiren özel tasarruf oranıdır.Bu dönemde kamu açığının hızla kapandığını ve bu yıl fazlaya dönüştüğünü biliyoruz. Sayılan yerine koyuyoruz. Özel tasarruf oranı 2004'te yüzde 17 ve 2005'te yüzde 18 iken 2006'da yüzde 12'dir. Son yılda 6 puan yani üçte bir oranında geriliyor. "Saadet zinciri" demekle haklıyız.

Devamını Oku

Cin şişeden çıktı

5 Temmuz 2006

"Manik depresif," bir ruhi bozukluğun adıdır. Hasta enerjik bir iyimserlikle durgun bir karamsarlık arasında hızlı geçişler yapar. Kendini çok çabuk coşkuya kaptırır. Ardından ani bir depresyon gelir. Bu çevrimler tekrarlanır.Ne alakası var diyeceksiniz. Mali kesim oyuncu ve analistlerini izlerken gayriihtiyari aklıma geldi. Son dönemde bir kez daha mali piyasalarda beklentilerin hızla ters yönde hareket ettiğine şahit olduk.İki hafta önce "yüksek faiz-düşük kur mücahidi" çevrelerde tam bir felaket havası hakimdi. Olayı bilmediği için söylenenleri ciddiye alan biri Türkiye'nin kesinlikle batma noktasına geldiğini düşünürdü.Derken Merkez Bankası gecelik faizi 17,25'e yükseltti ve finans oyuncularına döviz sattı. Hava anında değişti. Olumlu bir rüzgâr esti. İyimser senaryo üretimine tekrar geri dönüldü. Rahmetli babam "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" derdi.Saadet zinciri koptuUzun süredir anlatıyorum. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikası kaçınılmaz şekilde ekonomiyi 2005 ortasından itibaren açmaza sıkıştırdı. TL değerlendi. Likidite bollandı. Sürdürülemez bir iç talep balonu oluştu.Bu tür "saadet zincirleri" eninde sonunda kopar. Mutlaka miktar ve fiyat düzeltmeleri yaşanır. Bunların sırasını ve zamanını kestirmek zordur. Dolayısı ile şiddeti de öngörülemez. Ama olacağı kesindir.Nisanda Nobel ödüllü Robert Mundell Türkiye'ye geldi. Hastaya benzer bir teşhis koydu. Para politikası değişen koşullara zamanında ayak uyduramadı, TL'de değer kaybı ve bir resesyon kaçınılmazdır dedi. Finans kesiminde aldıran pek olmadı.Bombanın fitilini kısa süre sonra dış piyasalar ateşledi. Dünyada enflasyonun yükselişe geçmesi merkez bankalarını para musluklarını kısmaya itti. Uluslararası likiditenin daralma ihtimali bile mali piyasaları altüst etmeye yetti. Gerisi biliniyor. Her saadet zinciri bir illüzyondur. Geçici bir durumun yapısal-kalıcı zannedilmesidir. Teklediği anda büyüsü bozulur. Katılanlar yavaş yavaş olayı kavrar. Hayal dünyalarının yerini acılı gerçekler alır.Geri dönüşü yokDoğallıkla, saadet zincirinin kopması, ondan beslenenleri sıkıntıya sokar. Yüksek faizin döviz kurunu bastırdığı eski güzel günlere geri dönme arzusu güçlenir. İnsanoğlunun doğasındadır. İstediğinin olacağına kendisini inandırmaya çalışır.Ama umutlar boş yeredir. Cin artık şişeden çıktı. Geri dönüş olmaz. Olsa bile kısa sürer. Ayrıca arkasından daha da büyük çalkantılar getirir. Türkiye ekonomisinde bir dönem bitti. Nokta. Benden söylemesi.

Devamını Oku

Enflasyon şaşırtır

4 Temmuz 2006

Köşe yazarı olarak Türkiye ekonomisini çok uzun süredir az çok günlük bazda izliyorum. Özellikle son yıllarda bilgisayar ve internet büyük olanaklar sağladı. Daha çok veriye anında ulaşıp ayrıntılı analiz yapılabiliyor. Bu arada birçok hatalar yaptım. Önemli deneyimler kazandım. Dersler aldım. Bunların başında aylık enflasyon verilerinde sürprizlere daima hazırlıklı olmak geliyor. Çünkü aylık enflasyonda şaşırtıcı dalgalanmalar olabiliyor.Bu ilginç durumun çok sayıda teknik nedeni var. Ama konumuz o değil. Böyle durumlarda aylık enflasyon verisiyle genelleme yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Aksi halde ileride sıkıntılı durumlar doğabiliyor.Haziran enflasyonu açıklanınca aklıma bunlar geldi. Bu verilerin kendi hipotezini doğruladığını söyleyenlerin bir bölümü sonra mahcup olacaktır.TÜFE düşük ama...Para politikası enflasyon hedefini tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) ile izliyor. Onunla başlayalım. Haziran'da yüzde 1.5 civarında bekleniyordu. Ben yüzde 0.8'le çok iyimser kalmıştım. Çok daha düşük düzeyde, yüzde 0.34 çıktı.Ancak geçen yıl yüzde 0.1 olmuştu. Dolayısıyla yıllık enflasyon yükselmeye devam etti. Yüzde 10.1 ile Ocak 2004'ten bu yana ilk kez iki haneye geçti. Yıllık enflasyonun Haziran 2004'te yüzde 7.1 olduğunu hatırlatalım.Enflasyonda mevsimlik faktörlerin etkilerini düzeltme önem kazanıyor. Ben Tramo-Seats yöntemini kullanıyorum. Aydan aya gerçekleşen dalgalanmaların azaldığı bir seri elde ediyorum. 2005'in ikinci yansında mevsimlik etki düzeltilmiş TÜFE yavaştan kıpırdadı. Yıl başında yüzde 0.6-0.7 aralığına yerleşmişti. Önce 0.1 puan, sonra yine 0.1 puan arttı. 2006'da yüzde .8-0.9 aralığına oturdu. Haziranda yüzde 0.8 hesaplanıyor.Grafikte, Ocak 2005'ten bugüne mevsimlik etki düzeltilmiş aylık tüketici enflasyonu yer alıyor. Yılın ikinci yarısından itibaren başlayan yükseliş trendi net görülüyor. Ayrıca, geçmişte de aylık sürpriz inişler yaşandığı dikkati çekiyor.ÜFE yüksek seyrediyorÜretici fiyatları endeksi (ÜFE) maliyet unsurlarına, özellikle döviz kuru hareketlerine çok daha duyarlıdır. O nedenle TÜFE'ye kıyasla çok daha dalgalı bir seyir izler.Haziranda TL'nin değer kaybına derhal tepki vermiş. Yüzde 4.2 artmış. Bir yıl önce ÜFE'de yüzde 0.5 düşüş yaşanmıştı. Dolayısı ile geçen yıl yüzde 4.3 olan yıllık ÜFE artışı yüzde 12.5'a tırmanmış. Nisan 2005'ten bu yana ilk kez iki haneye çıktığını hatırlatalım.Doğallıkla, yükseliş eğilimi mevsimlik etki düzeltildikten sonra da sürüyor. Haziran için yüzde 3.8 hesaplıyoruz. Sadece ikinci çeyrekte düzeltilmiş ÜFE artışı yüzde 7.5'a, ilk yarıda ise yüzde 9.4'e ulaşıyor. Daha yansıtılacak kur artışı kaldığını söyleyebiliriz.

Devamını Oku