Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Kur rejimi ve iktisat politikası

14 Eylül 2006

Pazartesi günü ilginç bir toplantıya katıldım. Galatasaraylı kardeşim Aykut Eken’in organizasyonu ile Türkiye-Belçika Ticaret Odası ünlü Amerikalı iktisatçı Profesör Hanke’yi ağırladı. Sevgili dostum Ege Cansen’le birlikte yorumculuk yaptık. Steve Hanke bizim mesleğin en renkli kişiliklerinden biridir. Türkiye’nin tıp alanındaki başarıları ile yakından tanıdığı John Hopkins Üniversitesi’nde uzun süredir hoca. Uygulamalı İktisat Enstitüsünün de müdürü.ABD’de akademik iktisatçıların kamuda görev almaları olağandır. Bernanke, Fischer, vs. çok örnek gösterebiliriz. Hanke de onlar arasında. Başka ülkelere de (Bulgaristan, Arjantin, vs.) danışmanlık yapmış. Medya ve özel teşebbüste yer alan ise daha azdır. Hanke ünlü Forbes dergisinde yazıyor. Yükselen piyasalara yönelen yatırım fonlarında yöneticilik deneyimi var. Fonlara danışmanlık veren bir şirketin de ortağı.Sabit kur ve para kuruluSteve Hanke dalgalı kur rejimine karşı sabit kuru savunan iktisatçılar arasında yer alıyor. Örneğin Nobel iktisat ödülü sahibi Robert Mundell ile benzer görüşleri savunuyor. Piyasa ve özel teşebbüs yanlısı bir iktisatçı olarak tanınıyor.Döviz kurunu sabitlemek için Hanke “Para Kurulu” rejimini tercih ediyor. Çünkü döviz kurunun hükümet yada Merkez Bankası tarafından idari anlamda sabitlenmesini yeterli bulmuyor. Sabit döviz kuruna kanunlar hatta anayasa düzeyinde garanti istiyor. 1990’ların ikinci yarısında “Para Kurulu” Türkiye’de de tartışıldı. Ben 1998 ilkbaharında para kuruluna geçilmesini önerdim. Bürokratik atalet izin vermedi. Hala önemli bir fırsatın heba edildiğine ve ekonominin boş yere büyük bedel ödediğine inanıyorum.Velhasıl Hanke bugün de Merkez Bankası yerine “Para Kurulu” tesis edilmesini öneriyor. AB’ye girdiğinize göre paranızı euro’ya bağlayın diyor. Konuşmadık ama “1 avro=1 euro” şeklinde daha genel bir parasal reformu destekleyeceğine eminim.“Para Kurulu” ile döviz giriş-çıkışları para arzını ve dolayısı ile kısa vadeli faizleri belirliyor. Yani fiilen para politikasından vazgeçilmesi anlamına geliyor. Son beş yılda yapılan para politikası hatalarının Türkiye’ye verdiği zararı düşünürsek fena fikir olmayabilir.Zamanlama sorunlarıDiyelim Hanke’nin önerisini kabul ettik. Geride çok önemli içiçe iki soru kalıyor. Döviz kurunu ne zaman sabitleyelim? Hangi kur düzeyinde sabitleyelim? Tahmin edileceği gibi, ayrıntıya inince işler karışıyor.Hanke “Kısa dönemde bunu yapamazsınız” diyor. Neden olarak döviz kurunun denge fiyatından çok uzaklaşmış olmasını gösteriyor. Sayı da verdi. YTL en az yüzde 35-40 aşırı değerli dedi. Buna karşılık kısa dönemde büyük bir düzeltme beklemediğini de ekledi.Hanke bu arada bize Türkiye’nin uyguladığı yanlış para politikası sayesinde nasıl kar ettiğini anlattı. Macaristan ve Polonya’da düşük faizle borçlanıp aldığı parayı yüksek faizle YTL’ye yatırıyormuş. Mart’ta Türkiye pozisyonunun boşaltmış. Ama Temmuz’da geri dönmüş. Şu anda çıkmak için bir neden görmüyormuş.

Devamını Oku

İlk yarıda milli gelir rakamları

11 Eylül 2006

İkinci çeyrek milli geliri dün yayınlandı. Ayrıntılı tablo ve haberleri bugün gazetelerde yer alıyor. Böylece yılın ilk yarısında ekonominin genel gidişatı hakkındaki son ama en önemli bilgi açıklandı.İlk çeyrek milli gelirini Temmuz ayı başında değerlendirdik. Mayıs ayı ortasında mali piyasaları vuran türbülans daha hafızalarda çok taze idi. Doğrusu ya, ikinci yarıda konjonktürün değişeceğini, hatta ikinci çeyreğin de etkileneceğini düşünüyorduk. O nedenle ilk yarı verileri için “sadece tarihi ve akademik değeri vardır” dedik. Anlaşılan biraz erken hüküm vermişiz. Yaz aylarında özellikle iç talep öngörümüzden farklı seyretti. Dolayısı ile ikinci çeyrek verileri yeniden önem kazandı. Hızlı büyümeye devamİkinci çeyrek hakkında yaz aylarında gelen veriler iç talebin ve dolayısı ile büyümenin yüksek çıkacağı yönünde idi. En son sanayi üretimi açıklandı. Yani büyüme hızının yüzde 7’yi aşması bekleniyordu. İkinci çeyrekte GSYİH ve GSMH’de büyüme sırası ile yüzde 7.5 ve yüzde 8.5 çıktı. Böylece ilk yarı büyümesi gene aynı sıra ile yüzde 7 ve yüzde 7.5’a ulaştı. İlk bakışta sevindirici bir haber gibi duruyor. Ancak daha önceki analizlerimden tam tersine tedirgin edici bulduğum biliniyor. 2005 yıl sonunda “büyümenin kalitesi” üstüne uzun bir yazı hazırlamıştım. Bazen “eyvah, hızlı büyümüşüz!” denebileceğini anlatmıştım. Yılbaşından bu yana ise mevcut konjonktürü iç talepte oluşan sürdürülemez bir balonun taşıdığını söylüyorum. Dev dış açıkla beslenen bu “saadet zincirinin” eninde sonunda kopacağını vurguluyorum. Mayıs ayı sonrasında koptuğunu bile düşündüm.En azından ikinci çeyrek milli gelir verilerinde bu yönde bir işaret yok. Sayılar talep ve üretimin Mayıs türbülansına rağmen ikinci çeyrekte çok canlı seyrettiği anlamına geliyor.Yüksek tüketime selamİkinci çeyrekteki hızlı büyümenin gerisinde de iç talep artışı yatıyor. Toplam talebin takriben üçte ikisini oluşturan özel tüketim harcamaları yüzde 10.1 artmış. Altı aylık artış da yüzde 9.4 olmuş. Özel tüketim GSYİH’den 2.6 puan daha hızlı büyümüş. İkinci büyük harcama kalemi yatırımlarda ikinci çeyrek artış yüzde 10.9 olmuş. Özel kesim yatırımları ise yüzde 14.8 artmış. Yatırımlar bir önceki çeyreğe ve 2005’e oranla yavaşlamış. Mal-hizmet ihracatında artış ikinci çeyrekte yüzde 4.3 ve ilk yarıda yüzde 3.9 çıkmış. İhracat hem tüketim hem de milli gelirden daha yavaş büyümüş. Ama mal-hizmet ithalatı ikinci çeyrekte yüzde 10 ve ilk yarıda yüzde 9.2 yani milli gelirden daha hızlı büyümüş. 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının ekonomiyi sıkıştırdığı “iç tüketim-dış açık sarmalını” toplumdan gizlemek her geçen gün zorlaşıyor. Söylüyorum. Bu mızrak hiç bir çuvala sığmaz.

Devamını Oku

Enflasyon sakin ama...

9 Eylül 2006

Bu yaz tablo ve grafik kullanmaktan kaçındım. Amacım sıcak günlerde okuyucularımı yormamaktı. Küçük bir bedeli oldu. Yayınlanan verilerin ayrıntısına giremedik. Derken yazılara iki hafta ara verdim. Konular birikti.Bir bölüm veri ikinci yarıya ait. Mayıs türbülansı sonrasında konjonktürün seyri açısından önem taşıyor. Temmuz ayı bütçe, kamu borcu, dış ticaret ve sanayi üretimi yayınlandı. Ödemeler dengesi herhalde hafta başında açıklanır. Diğerleri ilk yarıdan kalma. İlk çeyrek net kamu borcu ve ikinci çeyrek sanayi üretimi yayınlandı. Yarın ikinci çeyrek milli gelir ve büyüme sayıları çıkacak. Sanırım bir süre bunlara yoğunlaşmak gerekecek. Enflasyonun yakın geçmişiGeçen yazımda enflasyonu okuma sorunlarına değinmiştim. Fiyat endekslerinde kısa dönemde gözlemcileri yanıltabilen dalgalar sık sık oluşur. “Tek çiçekle bahar olmaz” ilkesini daima akılda tutmak gerekir.Ben bu amaçla nisbeten basit bir yöntem kullanıyorum. Birincisi mevsimlik fiyat hakeketlerini temizliyorum. Sonra son bir-bir buçuk yılın resmine bakıyorum. İçinde sistematik eğilimler arıyorum.Troma-Seat yöntemi ile mevsimlik etkiden arındırılmış aylık TÜFE verileri aşağıdaki grafikte yer alıyor. Seriyi 2005 yılbaşından başlattım. Çünkü bugünkü enflasyonun kökeninde geçen yılın gelişmeleri yatıyor. Kesikli çizgi ise trendi gösteriyor. 2005 yıl ortasına kadar aylık enflasyon yüzde yarım civarında sakin seyrediyor. Sonra yavaş yavaş yükselmeye başlıyor. 2006 başında yüzde 0.8 ve üstüne çıkıyor. Bu arada 2005 Temmuz ayında da tek aylık ilginç bir düşüş yaşandığına dikkat çekelim. Nisan’da aylık enflasyon yüzde 1’e tırmanıyor. Mayıs türbülansı ise dalga boyunda büyük bir artışa yol açıyor. Mayıs ve Temmuz’da aylık enflasyon yüzde 1.2’ye vuruyor. Ama Ağustos’ta müthiş bir çöküşle yüzde 0.3’e geriliyor.Enflasyonun yakın geleceğiEsas sorumuza gelelim. Bu grafiğe bakarak enflasyonun yakın gelecekteki seyri hakkında bir şeyler söylenebilir mi? Geçmişten geleceğe mekanik köprüler kurmanın yanlışlığını sık hatırlatırım. Gene de, bazı genel eğilimlerin belirginleştiğini düşünüyorum.Bir: Mayıs mali türbülansı enflasyon eğilimindeki tırmanmanın nedeni değildir. Neden iç piyasada oluşan talep balonudur. TL’deki değer kaybı zaten yükselen enflasyon üstüne gelmiştir. Enflasyondaki dalgalanmaya arttırmıştır. İki: enflasyondaki yükselme tepe noktasına ulaşmıştır. Bundan sonra artışın sürme ihtimali çok düşüktür. En çok bir iki aylık geçici bir yükselme söz konusudur. Ayrıca döviz kurunun bundan sonraki seyri de bu durumu değiştirmez. Üç: Yükselme durmuştur ama enflasyonun tekrar düşüşe geçtiğine dair bir işaret yoktur. İç talepte ciddi bir daralma olmadığı sürece enflasyonun mevcut seviyesini koruması en yüksek ihtimaldir.

Devamını Oku

Enflasyonu okuma üstüne

6 Eylül 2006

Geçmiş kötü deneyimleri nedeni ile Türkiye insanı toplumsal konularda çok ikirciklidir. Yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih eder. Olumlu gelişmelere zor ikna olur. Gerisinde çapanoğlu arar.2001 krizinden sonra ekonomik konularda karamsarlığın tepelerde gezindiği uzun bir süre yaşandı. Felaket senaryoları kabul gördü. Vatandaş istikrarın yeniden tesis edilebileceğine inanmakta çok zorlandı. O dönemde adım iyimsere çıktı. Çünkü ekonomik göstergelerin kısa dönem davranışları yerine uzun dönem eğilimlerine bakıyordum. Döviz kurunun aşağı gideceğini, enflasyonun düşeceğini, büyümenin hızlanacağını vs. söylüyordum.Şuna gelmek istiyorum: Ekonomik göstergelerde kısa dönem dalgalarını uzun dönemli eğilimlerden ayırt etmek çok önemlidir. Dalgaları mekanik şekilde geleceğe taşımaktan kaçınmak gerekir.Çiçek ve baharDalga-eğilim ayrımı enflasyon analizinde özellikle önem kazanır. Birincisi, bu köşede sık sık vurguladığımız gibi, fiyat endekslerinde aylık bazda ciddi ölçme zafiyetleri oluşabilir. Bunları bir tür gürültü (ya da parazit) gibi görebiliriz.Ekonomik aktörlerin fiyatları belirledikleri süreç başka sorunlar içerir. Hem çok karmaşıktır. Hem de hızla değişebilir. Örneğin kısa dönemde benzer koşullara çok farklı tepkiler gelebilir.Üstüne, uygulanan iktisat politikalarının piyasalara ve fiyatlara yansıması zaman alır. Literatürde “lag” (gecikme) kavramı kullanılır. Politikanın etkisi aylar sonra fiyatlara yansımaya başlar.Aslında benzer durumlar hayatın pek çok alanında görülür. Bazen şubat ortasında ağaçlar çiçek açar. Ya da yaz ortasında buz gibi bir yağmur yağar. “Bir çiçekle bahar olmaz” özdeyişi sağduyuyu temsil eder.Dalgalı enflasyonBu uzun girişi neden yaptığımı sanırım kestiriyorsunuz. İç talep balonuna ve talep enflasyonu tehlikesine mayıs başında mali piyasaları vuran türbülanstan çok önce dikkat çektim. Buna karşılık türbülans sonrasında karamsar enflasyon senaryolarına iltifat etmedim.Son üç ayı hatırlayalım. Haziran enflasyonu beklenenin çok altında ve düşük çıktı. Sonra Temmuz enflasyonu gerçekten çok yüksek çıktı. Şimdi Ağustos enflasyonu eksi çıktı. “Dalgalı enflasyon dönemi” diyebiliriz. Doğallıkla, o arada enflasyonun gidişatı hakkında elimizde bilgi birikmeye başlıyor. Önümüzdeki günlerde ayrıntılarına inerek bu dalganın örttüğü enflasyon eğiliminin konjonktür açısından analizine gireceğim.

Devamını Oku

Yeni sezonu açıyoruz

4 Eylül 2006

Ağustos’un ikinci yarısında ekonomi ve siyaset genellikle sakindir. Bu, köşe yazarı için ideal yıllık izin ortamı demektir. Yorucu bir kış öncesinde pillerini doldurur.Ancak “genellikle” sözcüğü, potansiyel terslikler barındıran bir sözcüktür. “Daima” ile karıştırmamak gerekir. Ağustos’un ikinci yarısının ekonomi ve siyasette fevkalade hareketli hatta neredeyse fırtınalı geçtiği varittir.Eylül başından hayat aniden hızlanır. Güzün ilk yağmuru havayı soğutur. Dolapta yorgan aranır. Çocukluğumda “yazlıkçı kaçıran fırtınası” denirdi. Ardından okullar açılır. Trafik kilitlenir. Siyaset ve ekonomi ısınır.Zaten hoca takımının takvimi farklıdır. Yıl sonbaharda derslerle başlar. Yaz tatilinin sonunda biter. Örneğin Fransa’da tatil yörelerinden Paris’e geri dönüş anlamına kullanılan “La Rentrée” adeta gayriresmi yılbaşıdır.Siyasette gerginlikÖnümüzdeki on iki ayın gündeminde ilk göze çarpan, siyasetin ön plana geçmesi. Siyasi açıdan son on küsur yılın en kritik dönemine girdiğimizi söyleyebiliriz.İç siyasetle başlayalım. 2007’de son derece önemli iki seçim var. Mayıs’ta Meclis Cumhurbaşkanı’nı seçecek. En geç Kasım ayında vatandaş milletvekilleri için oy kullanacak. Gelecek on iki ay tüm Türkiye bu iki seçime kilitlenecek.Bazı gözlemler yapabiliriz. Her ikisi de aslında olağan yani tarihi önceden saptanmış seçimler. Ancak olağan olmaları onları sıradan kılmıyor. Tam tersine, her ikisi de kutuplaşma eğilimleri taşıyor. Cumhurbaşkanı seçimine yönelik kampanyalar daha ilkbaharda başladı. Genel seçim için düğmeye yazın basıldı. Gerginliği yüksek bir kampanya dönemine hazırlıklı olmak gerekiyor.Gelelim dış dünyaya. Orta Doğu’da istikrarsızlık Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Çok kısa dönemde Lübnan’a asker gönderme konusu öne çıktı. Onu başka sorunlar izleyecektir. Dış gelişmeler içeride siyasi gerginliği artıracaktır.Ekonomide belirsizlikBu siyasi tansiyonu yüksek döneme ekonomi nasıl giriyor? Maalesef 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının yol açtığı ciddi konjonktür sorunları ile giriyor. Sorunlar iki cephede odaklanıyor. Biri enflasyonun başını tekrar yukarı çevirmesi. Diğeri dış açığın ulaştığı boyut. İki konuda da büyük bir belirsizlik var. Bunlar en önemli belirsizlik nedenleri. Üstüne dünya ekonomisi de bir konjonktürel kırılma yaşıyor. Ne yöne evrileceğini kestirmek zor. Türkiye dış kaynak ihtiyacı üstünden dış mali piyasa gelişmeleri karşısında kırılgandır. Bu da önemli bir ek belirsizlik.Dün gazetemizin dördüncü yılını kutladık. Tüm VATAN camiasını kutlarım. Bize verdikleri destek için okuyucularımıza minnettarım.

Devamını Oku

Sürdürülmezliğin gerçek tanımı

19 Ağustos 2006

Okuyuculardan kullandığım kavramlar hakkında sık sık ek bilgi talebi geliyor. Tek tek cevap yazmaya vakit bulamıyorum. Bazen yazıların içine serpiştiriyorum. Daha önemlilerini doğrudan yazı konusu yapıyorum. “Sürdürülebilir” (dolayısı ile “sürdürülemez”) kavramı bunlardan biri. En çok büyüme sözcüğü ile birlikte geçiyor. Dış dengeye de uyuyor. Ben özellikle konjonktür analizinde öne çıkartıyorum.Gelen sorular sözcüğün içeriği ve anlamı konusunda olmuyor. İnsanlar kendi iş ve özel yaşamlarından bazı durumların uzun süre gitmediğini yani geçici kaldığını biliyorlar. Bunu ekonomiye uzatmakta zorlanmıyorlar.Sorular pratik bir ihtiyaçtan doğuyor. Sürdürülemezliği nasıl tanırız? Daha açık soralım. Bir büyüme sürecinin sürdürülemezliğini önceden kestirme olanağını veren göstergeler var mıdır? Hangileridir?Sanayi, dış açık ve istihdamÖnce bir uyarı. İktisat teorisine “bilim” denir ama ekonomik olaylar doğa muadili kesinkesliğe sahip değildir. İktisat aynı hastaya beş ünlü uzmandan beş ayrı teşhisin olağan karşılandığı tıbba benzer. Aşağıdaki göstergelere bu perspektiften bakılmalıdır.Gelişmekte olan ekonomiler için basit bir gösterge imalat sanayii üretimi ve milli gelir büyüme hızlarının ilişkisidir. İmalat sanayii milli gelirden hızlı artıyorsa ekonomide sanayinin payı büyüyordur. Sanayi-büyüme ilişkisi sağlıklıdır. Tersi halde ekonomide sanayinin payı küçülüyordur. “Sanayisiz büyüme” hep hüsranla sonuçlanır.Tüm ülkeler için basit bir gösterge, dış denge eğilimleridir. Uzun dönem ihracat artış hızı ithalat artış hızının üstünde seyrediyorsa dış denge sağlıklıdır. Aksi halde eninde sonunda döviz ve kur sorunu ortaya çıkacaktır.Nobel ödüllü iktisatçı R. Mundell Türkiye’yi ziyareti sırasında dış ticaretle ilgili bir diğer göstergeye dikkat çekti. Cari işlemler açığının dış ticaret açığına oranı yükseldikçe açığın finansmanı zorlaşır dedi.Bir başka reel gösterge istihdamdır. Hızlı istihdam artışı büyüme ivmesine destek olur. Bir yandan ek istihdam, ek gelir yani ek talep demektir. Siyasi ortamın yumuşamasının ise uzun dönemde büyüme sürecine çok olumlu katkısı olur.Enflasyon ve döviz kuruBüyüme sürecinin en önemli tehdidi ise enflasyondur. Talebin üretimin üstünde seyredip etmediğini saptamak hayati önemdedir. Basit bir gösterge, tüketici enflasyonu ile döviz kurunu karşılaştırmaktır. Dövizin düşmesi enflasyonu aşağı çeker. Ona rağmen yükseliyorsa talep baskısı vardır. Büyümeden vazgeçilmesi gerekir.Genel bir kural vazedelim. İmalat sanayinin ve ihracatın çektiği büyüme hem istihdam hem de enflasyon dostudur. Dolayısı ile sürme ihtimali daha yüksektir. Tersi, yani hizmetlerin ve iç talebin çektiği büyüme ise enflasyonisttir. Bir süre sonra tökezler.Bu göstergeler konjonktürün anlaşılmasında çok yararlıdır.

Devamını Oku

Arz-talep cilveleri

16 Ağustos 2006

Modern toplumun en belirgin özelliklerinden biri ekonomik faaliyetlerin bir merkezi otorite tarafından yönlendirilmemesidir. Sovyetler Birliği ve diğer komünist ülkeler bunu denedi. Başarısız oldular.Bireylerin ekonomik faaliyetlerini birbirine bağlayan sürece piyasa diyoruz. Piyasa mal ve hizmetlerin üretim ve tüketimi ile ilgili kararların eşgüdümünü gerçekleştiriyor. Piyasa nasıl işliyor? Arz ve talep koşullarındaki değişim mal ya da hizmetin fiyatını etkiliyor. Fiyat ise üreticinin gelirini ve tüketicinin refahını belirliyor. Böylece koşullardaki değişim üretim ve tüketim kararlarına yansıyor.Piyasa-arz-talep üçlüsünün teorisinde bir sorun yok. Ancak her zaman olduğu gibi teoriden gerçek hayata geçiş kolay olmuyor. Bu eşgüdüm sırasında bazılarının bazen büyük maliyetler ödeyebildiği ortaya çıkıyor. Fındıktan al haberiPiyasa mekanizmasının etkin işleyişi ile siyasi ve toplumsal ihtiyaçlar arasındaki gerginliğin en belirgin olduğu sektör tarımdır. Tarımı diğer ekonomik faaliyetlerden ayırt eden pek çok nesnel özellik vardır. Doğaya bağımlılık bunların başında gelir. Tarımda üretim miktarını önceden bilmek olanaksızdır. Sel, don, kuraklık, sıcak, nem vs. iklim koşulları sonucu belirler. Yıldan yıla üretim miktarında ve dolayısı ile fiyatlarda büyük oynamalar yaşanır.Bu durum tarımsal üretimde iktisada giriş kitaplarında okutulan bir açmaza yol açar. Üreticinin geliri ile ürettiği miktar arasında ters ilişki oluşur. Talep aynı iken üretim artışı geliri azaltır. Üretim düşüşü geliri yükseltir.Şimdi bir tarım ürünü düşünelim. Dünya ekonomisinde büyüme talebini artırıyor. Yükselen fiyat o ürünün ekim alanını genişletiyor. Ama üst üste birkaç yıl mahsul kötü oluyor. Derken ürünün bol olduğu bir yıl geliyor. Fiyatlar çöküyor.Piyasa mekanizması açısından fındığın hikâyesi böyledir. Arzdaki arızi kısılmalar uzun dönemli arz fazlasını gizlemiştir. Üretici yüksek fiyatın kalıcı olduğunu zannederek aldanmıştır. Gerçekle tanışmak üzücü olmuştur. Gayrimenkul balonuİnşaat ve gayrimenkul bir diğer sorunlu sektördür. Geri planda konut ve iş yeri üretiminin çok uzun sürede gerçekleşmesi yatar. Bir fikrin tüm izinleri tamam, kullanılabilir binalara dönüşmesi için yıllar gerekir.Çevrimi istediğimiz yerden başlatabiliriz. Arz talepten yüksek ve gayrimenkul fiyatları düşük olsun. Yeni inşaat projesi azdır. Şimdi talepte ani bir artış olsun. Gayrimenkul fiyatları gökyüzüne tırmanır. Yüksek fiyat önce yeni proje sayısını patlatır.Ama arz hâlâ yetersizdir. İnşaatlardaki artışa rağmen gayrimenkul fiyatları yükselişini sürdürür. Sonra piyasada yeni binalar belirir. Fiyatlar düşüşe geçer. Ama başlayan inşaatları durdurmak olanaksızdır. Arz artmaya devam eder. Fiyat iyice çöker. Uzun süre gayrimenkul piyasası ölü kalır.Halen bu çevrimin neresinde olduğumuzu kestirmeyi size bırakıyorum.

Devamını Oku

Şundan bundan

14 Ağustos 2006

Sıcaklar iyice bastırdı. Bu ayı yazlıkta geçiriyorum. Doğrusu ya, deniz ve güneşi bırakıp ekonomik konularla ilgilenmekte zorlanıyorum. Öyle göz ucu ile izleyerek durumu idare ediyorum. Zaten ekonomi de ağustosu genellikle sakin geçirir. Personelin tatile çıkması ile şirketler rölantiye geçer. İstanbul'un trafik sorunu hafifler. Üniversite boşalır. Kur-faiz-borsa üçgenine bile rehavet çöker. Bu yıl Ankara da hareketsizdi. Aslında Genelkurmay'da başkan ataması daima küçük çapta da olsa bir gerginlik konusudur. Ama hükümet atamayı öne çekince orada da haber kalmadı.Merkez Bankası nereye?Böyle durumlarda özünde önemsiz konular aniden gündemin en tepesine kadar çıkabilir. Bir örneğini geçen haftalarda yaşadık. Devlet Bakanı Babacan hükümetin Merkez Bankası'nı Ankara'dan İstanbul'a taşımak istediğini söyledi. Tam bir fırtına koptu.Derhal taraflar oluştu. Bürokratik iktidar odakları ve hizmetkârları bu kararı şiddetle eleştirdi. Ankara'ya ve simgelediği bürokratik zihniyete karşı kesimler aynı şiddetle destekledi. Bir dostumun dediği gibi, başkentin İstanbul'a taşınması böylece başlardı. İktisatçıların işin içinde olması herzamanki gibi tartışmayı renklendirdi. Ankara'yı terk etme kararı alındıktan sonra neden kendimizi İstanbul'la kısıtlayalım? Dünyada başka kent mi yok?Yaratıcı önerilerden biri her zamanki gibi sevgili Ege Cansen'den geldi. Banka Londra'ya taşınabilirdi. Mantığı da çok basitti. Türkiye mali piyasaları zaten oradan idare ediliyordu. Fiili durum tescil edilirdi.Merkez Bankası'nın hükümetten bağımsızlığını sağlıklı para politikası için yeterli görmüyorum. Türkiye'de aynı derecede ciddi iki tehlike daha var. Biri bürokrasidir. Diğeri mali piyasalardır. Yani en doğrusu İstanbul ve Ankara dışında bir kent aramak oluyor."Dayı, kriz bitti mi?"Dün yeğenim ziyarete geldi. Denize girdik, yemek yedik. Uzun süredir görüşememiştik. Hoşbeş ve aile haberlerinden sonra laf ekonomiye uzandı. "Dayı, kriz bitti mi yani?" diye sordu.Psikanalizden gördüğüm yöntemi uyguladım. "Nereden çıkardın?" diye ben sordum. "Dolara baksana, gene aşağı indi" cevabını aldım. "Sence bundan sonra yükselmez mi?" diye ısrar ettim. "Eylül-ekim diyorlar ama pek de öyle durmuyor" dedi.Bunlar iyi haberler. Sonbaharla birlikte iktisatçılara ilginin gene artacağını çıkartıyorum. O arada havalar da serinler. Yazı sonlarına tablo ve grafik de koymaya başlarız.

Devamını Oku