Pencerenin dışında rüzgârlı ve ıslak İstanbul soğuğu hüküm sürüyor. Hava tahmininde "karla karışık yağmur" denir. Yürürken insanın içine işler. İki gündür hava öyle. Bugün biraz daha sertleşti.Bilgisayar denen mucizenin tadını çıkartıyorum. Hayat onunla çok kolay. Bir tuşa basıyorum, geçmiş yazılarımın tümü ekranda beliriyor. Bayrama denk gelenleri ayrıca işaretlemişim. Hangi bayramda ne yazmışım anında okuyabiliyorum.Bayram yazılarım belirli bir kalıba oturuyor. İçinde mutlaka geçmiş özlemi yer alıyor. Son yıllarda nostaljinin yoğunlaştığı göze çarpıyor. "Nerede o eski enginarlar mirim..." muhabbeti artmış. Yaşlanmanın bir diğer göstergesi denebilir.Bayram yazısının olmazsa olmaz diğer unsuru olarak karşımıza duygusallık çıkıyor. İçinde insanın yer almadığı iktisadi verilere ve analizlere mesafeli durmak için özel çaba gösterdiğim hissediliyor.İktisatçı da insandırYakından tanıyanlar bilir. Günlük yaşamımda işleri belirli bir sıra içinde yapmayı severim. Sıranın bozulması beni gerer. Frenkçe "rutin" kavramı kullanıyor. Bu yıl kuş gribi kurbanlarını görmek bir anlama rutinimi bozdu. Bayram yazımı zora soktu.Bir önceki yazıma (pazar günü) kuş gribinin yüzümüze çarptığı fakirlik, sefalet ve çaresizlik hissi damgasını vurdu. Yaşanan insani dramlardan etkilenmemek olanaksızdı. Ortaya karamsar bir yazı çıktı.Maalesef iktisat, içine somut insanları almakta çok zorlanan bir disiplindir. İktisadın aktörleri adeta bir hesap makinesinin duygusallığı ile davranır. Akılcılık ve çıkarcılık bazında karar alırlar.Kararlar piyasaya yansır. Piyasa ise kişisel olmayan bir mekanizmadır. Tekille değil toplamla çalışır. Doğru karar orada mükâfat görür. Yanlış karar cezalandırır. Öyle olması zaten kaçınılmazdır. Yanlış kararı alan siz olmadıkça...İktisatçı aklın ve teorinin gerektirdikleri ile gözün görüp kalbin duyduğu arasında sıkışır. Cehenneme giden yolların sık sık iyi niyet taşları ile döşendiğini bilir. Ama etrafını saran haksızlık ve eşitsizlikler karşısısında isyan etmemeyi içine sindiremez.Halk burada, vatandaş nerede?1950'de Demokrat Parti'nin seçimi kazanması tek parti diktatörlüğünü bitirdi. Bürokratik rütbe toplumu büyük bir darbe aldı. Demokrat Parti'nin güven verdiği halk yığınları toplumsal süreçlere daha fazla katılmaya başladı. "Halk plajlara doluştu, vatandaş denize giremiyor" deyişi o günlerden kalmadır.Bu bayramda vatandaş için böyle bir risk görmüyorum. Nedeni ise kış değildir. Vatandaş uzun tatilden yararlanıp kendini Avrupa'ya, Asya'ya, Afrika'ya, Amerika'ya attı. Yurt dışına giden tüm uçaklar doldu.Bir tüyo verelim. İsteyenler bu olgudan "ekonomi çok iyi gidiyor, işte kanıtı" diye benim karamsarlığımı çürütmek için yararlanabilirler. Değerli okuyucularımın mübarek Kurban Bayramı'nı kutlar, refah, huzur ve sağlık dilerim.
İnsan bazen bir olaydan hiç beklenmedik şekilde etkilenir. Konunun ille çok önemli olması gerekmez. Genelde sürpriz bile değildir. Yaşamın aslında bilinen bir yanıdır. Ama yaşanılan anı bir gülle gibi dağıtır. Afallar kalırız.Ağrı'da kuş gribinden ölen çocuklar benim için böyle oldu. Televizyonda acılı babayı izledim. Son kalan tavuğu kesip yediklerini anlattı. İçim burkuldu. O anda elimi uzatamamanın, acısını paylaşamamanın yükü altında ezildim.Gördüğüm, duyduğum ve okuduğum beni düşünmeye hatta iç hesaplaşmaya itti. Dikkatle bakınca, son dönemde bu tür olaylar karşısında duyarlılığımın arttığını farkettim. Nedenlerini anlamaya çalıştım.Uzmanın açmazıHer meslek erbabı işindeki insani dram boyutunu soyutlamaya çalışır. Aksi halde verimliliği düşecektir.Doktor için hasta ve vaka vardır. Hakim dosyalara bakar. Polis zanlıları tutuklar. Bakkal müşteriye hizmet eder.Ya iktisatçı?O da ilgilendiği dar alana bağlı olarak formüllerin, verilerin ve piyasaların arkasına saklanır. Enflasyon, büyüme, döviz kuru, işsizlik, dış açık, gecelik faiz, vs. içinde insan barındırmayan büyüklükleri konuşur.Özellikle gidişatla ilgili olumlu konuşunca, bir bölüm okuyucu ve izleyiciden mutlaka bu yönde tepki gelir. Analizimde insanın yer almadığı hatırlatılır. Kimi asgari ücretin düşüklüğünü referans alır. Başkası kapkaç olaylarını örnek verir.Özü aynıdır. Eleştirenler benim çizdiğim olumlu ekonomik tablo ile insanların güncel yaşamının çakışmadığını kendi dilleri ile ifade ederler. Şu ya da bu şekilde o insanların sorunlarına karşı duyarsızlıkla suçlarlar.Tüm uzmanlar benzer açmazlarla karşı karşıyadır. Genel kuralları öğrenerek ve uygulayarak uzman olunur. Ama insanlar birer birer varolur. Arada ezilmemek olanaksızdır.Çaresizlik duygusuSon dönem neden karamsarlaştığım konusunda çok soru aldım. Kolaya kaçmak için "sayılar değişince ben de değişirim" diyorum. Fakat mutsuzluğumun derinde kökleri olduğundan şüpheleniyordum. Ama adını koyamıyordum.Kuş gribinin Ağrı'dan yansıttığı insanlık dramı gözümü açtı.Türkiye'de fakirliğin ve sefaletin temel nedeni son elli küsur yıllık ortalama büyüme hızının düşüklüğüdür. Yani yavaş büyümedir. Yüksek verimli istihdam olanaklarının yetersiz kalmasıdır.Acılı babanın çaresizliğini hatırlayın. Bir süredir ben de aynı çaresizlik duygusunu taşıyorum. Yanlış para politikaları sonucu oluşan aşırı değerli TL Türkiye'nin ihracat ve sanayi hamlesini gözümün önünde tahrip etti. Bir şey yapamadım.Geçmiş geçmiştir. Ama geleceği kurtarmak elimizdedir. Ağrı'dan o görüntülerin benzerleri ile 10 yıl sonra yine yüzyüze gelmek istemiyorum. Ekonominin, yeniden ihracatın ve sanayinin çektiği hızlı büyüme temposuna dönmesini temenni ediyorum.
Tahmin için bugünün tanımlanması gerekiyor. Uygulanan yanlış para politikası TL'ye aşırı değer kazandırarak ekonomiyi sürdürülemez bir yola soktu. İç talepte şişen balonu "sanayisiz, ihracatsız ama enflasyonist büyüme" şeklinde özetledik. Her balon mutlaka söner ya da patlar. Ancak ne zaman ve nasıl olacağını tahmin çok zordur. Risk alıp bir tahminde bulunduk. İyimser senaryoda ("yumuşak iniş" denebilir) şişen varlık fiyatı ve harcama balonunun 2006'da söneceğini öngördük. İyimser senaryoda yılın ikinci yarısında ekonomi ciddi bir durgunluğa giriyor. Yıllık büyüme hızı yüzde 3,6'ya iniyor. Ona rağmen TÜFE artışı yüzde 5'lik hedeften sapıyor. Yüzde 6,9 gerçekleşiyor. "Stagflasyon" sözcüğü geri dönüyor.Dış açık büyürYanlış para politikasının ekonomiye esas faturası büyük dış açıktır. 2005'te cari işlemler açığı en karamsar tahmincileri bile mahcup etti. 24 milyar dolar yani GSMH'nın yüzde 6,5'una tırmanarak tarihi bir rekor kırdı. Büyüme ve enflasyon tahminlerini yukarıda özetlediğimiz iyimser 2006 senaryosunda ("yumuşak iniş") dış denge nasıl seyreder?Bu sorunun beni çok uğraştırdığını peşinen kabul etmeliyim.TL'deki değer artışının tekstil kotalarının kaldırılmasına denk gelmesi ihracatın sorunlarını ağırlaştırdı. Yine de iyimser bir tavırla 2006'da ihracatın yüzde 10,5 artarak 81 milyar doları bulacağını öngörüyorum.Aşırı değerli TL destekli ithalat şu anda yüzde 20'nin üstünde artıyor. Ekonomik yavaşlama ile birlikte artış hızı düşüyor. 2006'da ithalatın yüzde 12,8 artarak 132 milyar dolara tırmanacağını tahmin ediyorum.Dış ticaret açığında 52 milyar dolar tavandır. Yaz sonunda bu sınıra geliyor, sonra iniyor. Yıllık cari işlemler açığı yazın 30 milyar doları görüyor. 2006'yı 27 milyar dolarda (GSMH'nın yüzde 7'si) bitiriyor.Kur sakin seyrederBöylece bu senaryoya iyimser ya da "yumuşak iniş" denmesini sağlayan konuya geldik. Sürdürülmesi olanaksız dış açığa rağmen döviz kuru sakin seyreder. Çünkü yaz başından itibaren iç talebin durgunlaşması döviz piyasasını rahatlatır.Bir: Ekonomideki yavaşlama dış açığın TL'nin değer kaybı yolu ile düzeltilmesi ihtiyacını azaltır. Kur üstündeki muhtemel spekülatif baskıyı hafifletir. Ani hareketleri engeller.Diğer neden, ekonomideki yavaşlama ile birlikte enflasyonda ve faizde düşüş eğiliminin güçlenmesidir. Bu ise "sıcak para" girişini teşvik eder. Unutmayın ki mali piyasalar resesyonu çok sever. Ortalama kur ne olur? 2005'te "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepetine karşı TL nominal yüzde 5,6 değer kazandı. 2006'da bunu geri vermesi yani yüzde 5 civarında değer kaybetmesi makul geliyor. Bir uyarı: Beni en çok kur tahminimin tutması şaşırtır. Önümüzdeki günlerde karamsar senaryoları da değerlendireceğiz.
Mevcut konjonktüre teşhis koyarak başladık. Uygulanan yanlış para politikası TL'yi aşırı değerli hale getirerek iç talepte bir balon oluşmasına neden oldu.Ekonomiyi orta-uzun dönemde sürdürülemez bir mecraya soktu.Bir balonun iki çok temel özelliği vardır. Bir: Her balon mutlaka söner/patlar.İki: Balonun ne zaman ve nasıl söneceği/patlayacağı önceden kestirilemez. 2006'da tahmincinin işini zorlaştıran bu ikinci unsurdur.Yöntemle ilgili bir hususu da belirtmek istiyorum. Tahmin sürecinde birden fazla senaryo oluşur. Her biri için farklı gerçekleşme olasılıkları belirlenir. İçlerindeki en muhtemel senaryoyu tahmin olarak açıklama yolunu seçiyoruz. Ekonomi yavaşlar Aşırı değerli TL ekonomik konjonktürü tümü ile iç talebe bağımlı kılıyor. Bu kur düzeyinde ihracat ve dış talep kökenli bir büyüme ihtimalinin adeta sıfır olduğu çok açıktır. Bu da konjonktür analizini esas itibariyle iç talebin analizine dönüştürüyor. İyimser senaryo, yumuşak iniştir. Yani iç talep balonunun kendiliğinden yavaş yavaş sönmesidir. Bu senaryonun güzelliği düzeltmenin mali piyasalarda büyük hasar yapacak türden bir kur ve faiz çalkantısına dönüşmemesidir.Tüketim harcamaları yılın ilk çeyreğinde yüksek temposunu sürdürür. İlkbahardan itibaren özellikle tüketicinin artan borç servisi harcama kısıntılarını zorunlu hale getirir. Tüketimin talebe ve büyümeye katkısı hızla azalır.Halen yüksek seyreden yatırım harcamaları iç piyasaya yönelik hizmet sektöründe ve gayrimenkulde yoğunlaşıyor. Her ikisinde kapasite ve arz fazlaları yaz başında görülürlük kazanır. Yatırım harcamalarının da talebe ve büyümeye katkısı azalır.İyimser senaryo yaz başından itibaren iç talebin önce durulmasını, ikinci yarıda ise yumuşak bir düşüşe geçmesini öngörüyor. Yıllık büyüme hızının GSYİH ve GSMH'de yüzde 3,6 olacağını tahmin ediyorum. Enflasyon yükselirEnflasyonun seyrini bizzat balonun kendisi ve sönüş biçimi belirliyor. Daha önce de yazdık. İç talep kökenli büyüme enflasyonisttir. Bu olgu 2005'te belirginlik kazandı. İç talepteki artış hizmet ve gayrimenkul fiyatlarında enflasyonist eğilimi güçlendirdi.Büyüme analizini enflasyon cephesine uygulayalım. Yılın ilk yarısında canlı iç talebin etkisi ile aylık TÜFE artışları yüzde 5 enflasyon hedefi ile tutarlı düzeyin üstüne çıkar. Baz etkisi ile yıllık enflasyon yükselir.İkinci yarıda talepteki duraklama ile fiyatlardırma tavırları değişir. Ancak hizmet/kira fiyatlarının talep hareketlerine gecikmeli tepki verdiği biliniyor. Ekonomideki durgunluğun fiili enflasyona yansıması zaman alır. Yumuşak iniş halinde yıllık enflasyon ancak yıl sonuna doğru düşüşe geçebilir.Yıl sonu TÜFE artışını yüzde 6,9 tahmin ediyorum. 2001'den bu yana ilk kez enflasyon hedefin üstünde gerçekleşecektir. Üstelik enflasyonun yeniden başkaldırması ekonomik durgunlukla beraber gelecektir. Stagflasyon sözcüğü tekrar gündemdedir.
Geçmişin ve bugünün analizi aslında kolaydır. Eldeki sayılar kullanılır. Tek sorunlu alan tahminlerdeki yanılgılardır. O da tefsire açıktır. Nedeni dış koşullardaki değişime atfedilir. "Doğru bilmiştim ama koşullar değişti" demeye getirilir.Yarının tahmini ise tanım icabı zor ve risklidir. Eşyanın doğası gereği, gelecekle ilgili somut bilgimiz yoktur. Sadece olasılıklar, eğilimler ve senaryolar vardır. Bunları tutarlı ve makul bir bütünselliğe dönüştürmek çok meşakkatlidir.Bazen geleceği öngörmek nispeten daha kolay olur. Nesnel ve yapısal unsurların damga vurduğu dönemler böyledir. 2002-2004 arası iyi örnektir. Profesyonel iktisatçı için hem tahmini kolaydı. Hem de tahminler genellikle tuttu.Başka zamanlarda öznel ve konjonktürel etkenler öne çıkar. Gerçekçi tahmin yapmak iyice olanaksız hale gelir. Ekonomi 2005 yılında böyle bir sürece girdi. Dolayısıyla 2006 yılını tahmin etmek çok zorlaştı.Bu balon nasıl sönecek?Ekonominin dünü ve bugünü hakkındaki teşhisimiz biliniyor. Hatırlatalım:Uygulanan yanlış para politikası TLyi aşırı değerli hale getirerek iç talep balonunu şişirdi. Yani ekonomiyi orta-uzun dönemde sürdürülemez bir mecraya taşıdı.Şimdi olaya tahminci gözü ile bakalım. Genel düzeyde sorun basittir: Her balon patlar. Varlık fiyatlarında ya da harcamalarda oluşan yapay şişme eninde sonunda tersine döner. Varlık fiyatları ve harcamalar geriler. Ancak bu noktada iki hayati soru gündeme gelir.Bir düzeltmenin mutlaka olacağını bilmek, hangi zaman dilimi içinde gerçekleşeceğini bilmek demek değildir. Daha açık soralım:Balon ne zaman patlayacak? Altı ay sonra mı? Bir yıl sonra mı? Üç yıl sonra mı? On yıl sonra mı?Bir düzeltmenin mutlaka olacağını bilmek hangi göstergelerde (ve hangi sıra ile) düzeltme olacağını bilmek demek değildir. Daha açık soralım:Kıvılcımı döviz piyasasından gelen bir mali çalkantı mümkündür. Sakin bir mali ortamda yavaş yavaş derinleşen bir resesyon da olabilir. Hangisi gerçekleşecek?Yumuşak iniş-sert inişİktisat literatüründe bir balonun sönmesi, uçağın yere inmesi simgesi ile tasnif edilir. Mali sistemde ve reel ekonomide daha az hasara yol açan düzeltmeye yumuşak iniş (soft landing) denir. Aksi halde, sert iniş (hard landing) söz konusu olur.Bazı genel kuralları vazedebiliriz. Balonun süresi uzadıkça sert iniş ihtimali, kısaldıkça yumuşak iniş ihtimali yükselir. Balonun süresi, kaynak dağılımında yarattığı çarpıklığı belirler. Fatura ona göre çıkar.Dolayısıyla balonun süresi ile düzeltmenin döviz piyasası tarafından tetiklenmesi ve mali çalkantı yaratması ihtimalinin arttığını da söyleyebiliriz.Bir hususa değinelim. Yazın ve sonbaharda resesyon öngörmüştüm. Karamsarlıkla suçlandım. Halbuki resesyon yumuşak iniştir. İyimser senaryodur. Kötü senaryo, uzayan bir varlık fiyatı ve iç talep balonudur. Sert inişi kaçınılmaz kılar.2006'yı tahmin ederken bu çerçeveyi kullanıyoruz.
Yılın son yazısında yılbaşında verdiğim tahminleri gerçekleşme ile karşılaştırıyorum. Sapmalara bakıyorum. Son üç yılı (2002, 2003 ve 2004) çok iyimser bitirmiştim. Bir önceki yıl sonu yazısından bir alıntı yapıyorum."2004 Türkiye ekonomisi için olağanüstü bir başarı yılıdır. Sanırım Türkiye'nin son yirmi, otuz hatta belki kırk yılın en iyi performanslarından birini tutturduğunu kolayca söyleyebiliriz."Birazdan görülecek; 2005 yılını tahmin ederken bu olumlu havanın gazına gelmişim. Yanılmışım. Maalesef bu yıl aynı heyecanı ve coşkuyu taşımıyorum. Tedirginliğim 1 Ocak'ta yayınlanacak 2006 tahminlerine yansıyacak.Büyüme ve enflasyonMilli gelirle başlayalım. Yılbaşında verdiğim büyüme tahminleri, GSYİH ve GSMH için sırası ile yüzde 6,8 ve yüzde 7,7 idi. Büyüme 2002-2004 ortalamasının biraz altında inerek uzun dönem büyüme hızına oturuyordu. Büyümenin motoru ihracat ve özel yatırım oluyordu. Yıl içinde en ciddi revizyonu büyüme tahminlerinde yaptığım biliniyor. Ayrıntılara girmiyorum. Şu anda GSYİH ve GSMH'de büyümeyi yüzde 6 bekliyorum. 2002-2004 döneminde hep tersi olmuştu. Ekonomi beklediğimden daha hızlı büyümüştü.Tahminlerin iyimserliği büyümenin kalitesine bakınca daha belirgin hale geliyor. İhracat ve özel yatırımın katkısı çok daha az, özel tüketimin ve kamu yatırımının katkısı çok daha yüksek çıkıyor. Hem büyüme yavaşlıyor, hem de kalitesi düşüyor.Gelelim enflasyona. Kriz sonrasında sadece hükümetin enflasyon hedefi olan TÜFE'yi tahmin ediyorum. 2005'te yıl sonu hedefi yüzde 8'di. Ben yüzde 6,9 öngördüm. Hatta ocak ortasında daha da aşağıya, yüzde 5'e çektim. Yıl içinde büyüme tahminini düşürdükçe enflasyon tahminini yükseltmek zorunda kaldım. Sonuçta 2005'te TÜFE artışı yüzde 7,7 oluyor. Çok parlak bir sonuç sayılamaz. 2004'te rekor büyüme ile enflasyon yarı yarıya (yüzde 18,4'den yüzde 9,3) düşmüştü.Dış denge ve kurEn büyük sapma dış dengede görülüyor. İhracat ve ithalatı 78 ve 110 milyar dolar tahmin ettim. Gerçekleşmeyi 74 ve 118 milyar dolar hesaplıyorum. Düşük ihracat yüksek ithalat dış ticaret açığında 12 milyar dolar olumsuz sapma yaratıyor.Bu durumda 11.5 milyar dolar öngördüğüm cari işlemler açığı da yılı 24 milyar dolar civarında bitiriyor. Sadece net hata noksan kalemi tahminimden (3.2 milyar dolar) daha yüksek fazla veriyor (5 milyar dolar).Kurda bir düzeltme söz konusu olmayacağını, ortalama kurun çok az yukarı gideceğini öngördüm. Öyle olmadı. Yıllık ortalamada TL nominal yüzde 5,6 değer kazandı. Kurun aşağıda hareketi diğer olumsuzlukların da temel nedenidir.Sonuç: 2005'in Türkiye ekonomisi için iyi geçtiğini söyleyemiyorum. Gelinen noktayı toplumun büyük fedakârlığına ve ödediği büyük bedele kıyasla başarısız buluyorum. 2005'te benim de tahmincilikten ikmale kaldığım çok açıktır.
Teorik model-ampirik gözlem ilişkisi bilgi üretimi esnasında sürekli değişir. Bazen gözlemler modelin yapısını belirler. Bazen model hangi verilere bakılacağını söyler. Sağlıklı bir alışveriş süreci oluşur.Konjonktürle ilgili analizim biliniyor. Gelinen noktayı üç sloganla özetledim: "Sanayisiz büyüme-ihracatsız büyüme-enflasyonist büyüme" dedim. Tüm sorumluluğun para politikasında yapılan hatalara ait olduğunu anlattım. Kullandığım model bazı verilere özellikle dikkat gerektiriyor. İstihdam ve sanayi kesimi gelişmeleri bunların başında geliyor. Son hafta içinde TÜİK (eski DİE) dört önemli konjonktür verisi yayınladı. Beraberce ele almakta yarar görüyorum. Elektrik tüketimi, verimlilik ve ücret maliyetiElektrik üretim ve tüketim verileri üç aylık yayınlanıyor. En son üçüncü çeyrek sayıları açıklandı. Bakmasını bilince elektrik tüketiminden ekonomik faaliyet düzeyi hakkında önemli bilgiler ediniyoruz. İkinci ve üçüncü çeyreklerde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla toplam elektrik tüketiminde küçük artışlar (yüzde 2,7 ve 3,4) var. Ama sanayinin tükettiği elektrikte düşüş (yüzde 6,7 ve 4,9) yaşanıyor. "Sanayisiz büyüme" kanıtıdır. Sanayinin toplam elektrik tüketiminin yüzde 40'tan fazlasını gerçekleştirdiğini hatırlatalım. Sanayide azalan elektrik tüketimi nerede artıyor? Ticarethanelerde, meskenlerde, şantiyelerde. "Sanayi kalmadı Towers verelim" demiştik. Üçüncü çeyrek için imalat sanayii üretiminde çalışanlar ve verimlilik verileri de açıklandı. İkinci ve üçüncü çeyreklerde imalat sanayi üretimi artarken (yüzde 2,2 ve 4,1) üretimde çalışan sayısı azalıyor (yüzde 1,7 ve 1,8). Aradaki fark verimlilikten kaynaklanıyor (yüzde 3,9 ve 6,1).Üçüncü çeyrek imalat sanayii ücret ve kazanç verileri de yayınlandı. 2004'ün üçüncü çeyreğinde 1034 YTL olan aylık ortalama ücret yüzde 14 artışla 1179 YTL'ye çıkmış. Verimlilik artışı yüzde 6,1 düşünce yüzde 7,4 maliyet artışı buluyoruz. Dönem enflasyonu ile uyumludur.Ama dövizle bu hesapta büyük bozulma ortaya çıkıyor. İki dönem arasında TL döviz sepetine göre yüzde 9,4 değer kazanmış. Dolar ve euro cinsinden bir yılda imalat sanayi emek maliyetinin yüzde 18,5 yükseldiği anlaşılıyor. "İhracatsız büyüme" kanıtıdır.İstihdam hizmetlerde artıyorAğustos-ekim dönemini kapsayana Eylül işgücü anketi sonuçları dün açıklandı. Aylık veriler ilk kez 2005'te başladığı için geçen yılla karşılaştırma yapamıyoruz. Gene de ana eğilimler açısından ek bilgi sağlıyor.Eylülde toplam istihdam ağustosa kıyasla 272 bin kişi azalıyor. Mevsimlik etki nedeni ile normal karşılıyoruz. Dağılımına bakıyoruz. Üç sektörde istihdam düşüşü var:Tarım (329 bin), sanayi (45 bin), inşaat (19 bin). Toplamı 393 bin kişi ediyor.Gerisini sanırım tahmin ettiniz. Hizmet sektörü istihdamı 121 bin kişi artıyor. Hizmet fiyatlarındaki katılığın nedeni bulunuyor. "Enflasyonist büyüme" kanıtıdır.
Bir yılın daha sonu gözüktü. Zaman su gibi akıyor. Günlük kavgalar ve heyecanlar bütün enerjimizi emiyor. Ama sonradan büyük bölümü bir iz bile bırakmadan yok oluyor. Yerlerini başka sorunlar alıyor.IMF destekli enflasyonla mücadele programı uygulamaya Aralık 1999'da girmişti. Böylece altıncı yılını dolduruyor. İki ay sonra Şubat krizinin beşinci yıldönümü geliyor. İnsan gayri ihtiyari "o kadar oldu mu!" diyor.Bir süredir konjonktür analizine yoğunlaştım. Bugün daha genel düzeyde bir değerlendirme yapmak istiyorum. Orta-uzun vadeyi kapsayan bir soruyu cevaplandırmak istiyorum. Türkiye ekonomisi bu dönemde ne kadar yol katetti?Gene karamsar-iyimserSoruyu başka türlü soralım. Türkiye ekonomisi 2005 sonu itibarıyla enflasyonla mücadele programının başladığı 1999'dan daha iyi bir yerde midir? Bu soruya "hayır, daha kötüdür" diyen ağır karamsarların varlığı biliniyor.Bu görüşe hiç ama hiç katılmıyorum. Son altı yılda Türkiye pek çok alanda inanılmaz yol aldı. Toplum büyük fedakarlık yaptı. Karşılığında da önemli kazanımlar elde edildi. Ekonomi köklü bir yapısal değişim geçirdi.Bu dönüşümün kanıtları ortadadır. Kamu açığının milli gelire oranı bu yıl ABD, Almanya, Fransa, vs. pek çok gelişmiş ülkenin altına indi. Kamu borcu nominal düşüşe geçti. Yıllık tüketici enflasyonu bir buçuk yıldır tek haneli seyrediyor. Daha ne olsun!Öbür uçta ebedi iyimserler yer alıyor. Onlara göre hem yapısal dönüşüm hem de konjonktür iyi yönetildi. Para politikasında hata yapılmadı. Dış açıkta ve aşırı değerli TL'de risk yok Doğallıkla bu iyimserlik geleceğe de yansıtılıyor.Bu görüşü de benimsemiyorum. Yapısal dönüşümde gerçekleşen başarıyı kabul ediyorum. Ama konjonktürün yönetimi ve özellikle para politikası konusunda çok farklı düşünüyorum. Dolay ısı ile gelecek senaryolarında da ayrışıyorum.Grinin tonlarıSiyah-beyaz gibi iki uç tavrı kendi gri pozisyonumuzla karşılaştırdık. Doğal olarak gerçek yaşamda grinin başka tonlarına da rastlanıyor. Bunlardan birine kısaca değinelim.Bir kesim 2001 krizi sonrasında özellikle dalgalı kur rejimine karşı çıktı. Sistematik olarak çok karamsar senaryolar yazdılar. "Yürümez, batar" dediler. Ama son dönemde iyimser takıma transfer oldular.İlginç buluyorum çünkü benim tam zıttım oluyor. Yapısal dönüşümü yetersiz buluyorlar. Buna karşılık para politikasını, yani yüksek faizleri ve sonucunda oluşan aşırı değerli TL'yi çok beğeniyorlar. Büyümenin ancak dış kaynakla gerçekleşebileceğini savunuyorlar.İktisatçı sayısı kadar farklı görüş olduğu hep söylenir. Doğrudur. Ona rağmen yukarıdaki dört ana görüşün yelpazenin çok büyük bölümünü kapsadığını sanıyorum.