Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Bir cinayetin anatomisi

Konjonktür analizi sürüyor. Be

Haberin Devamı

Konjonktür analizi sürüyor. Benim beklentimin tersine üçüncü çeyrek büyüme hızının yüksek çıkması çıkış noktamız oldu. Büyümenin nitel ayrıntılarına inince karşımızda tatsız bir tablo bulduk.

Veriler Türkiye ekonomisinde yeni eğilimlerin belirdiğini gösteriyor. Büyüme sanayisizdir, ihracatsızdır, üstelik enflasyonisttir. Üretim artışı inşaat-hizmet kesimlerinde yoğunlaşıyor, Tümü ile içeride oluşan bir talep balonundan kaynaklanıyor. Patlayan ithalatla besleniyor.

Doğallıkla sadece bu teşhisle yetinemeyiz. Ekonominin bu noktaya nasıl geldiğini açıklamak zorundayız. Gelecekle ilgili analize ancak ondan sonra geçebiliriz.

Kura bak, kura...

Sorunun cevabı iki aşamalıdır. Birinci aşama nispeten kolaydır. Üstüne yaslandığı gerçek çıplak gözle görülmektedir. Dolayısı ile kamuoyununun büyük bölümü olayın farkındadır.

Açık soralım. İhracatın ve sanayi üretiminin yerini neden iç piyasa, inşaat ve hizmet kesimleri aldı? İthalat neden bu kadar hızlı arttı? Cari işlemler açığı neden milli gelirin yüzde 7'sine tırmandı?

Karmaşık süreçlerde genellikle birden fazla nedensellik bulunur. Ama yukarıdaki sorularda bir neden derhal öne çıkıyor: Döviz kuru. Son bir yılın konjonktürünü TL'de yaşanan büyük değer artışı belirlemiştir.

Döviz kuru hem üretim hem de harcama kararlarını etkiler. Aşırı değerli para dış piyasa için üretim yapanların gelirini düşürür. İhracatın ve ihracat yatırımlarının cazibesini azaltır. Aynı anda ithalatçının ve iç piyasa için üretim yapanların gelirini yükseltir. Bu sektörleri cazip hale getirir. Aynen son bir yılda Türkiye'de olduğu gibi.

Görünen köy kılavuz istemez

Reel kurun son Temmuz 2004'den bugüne seyri grafikte izleniyor. 2000 yılını baz alıyoruz. Biri Merkez Bankası tarafından yayınlanan Tartılı Efektif Reel Kur (TERK) endeksidir. Diğerini "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepeti için verimlilk ve dolaylı vergi etkisini katarak ben hesaplıyorum.

Bir yıl önce, Aralık 2004'te TL benim endeksime göre yüzde 3 düşük değerlidir. Merkez Bankası'na göre yüzde 5 aşırı değerlidir. Bu yıl, Kasım 2005'te ise her iki endekste yüzde 24 aşırı değerlidir. Yani TL son on iki ayda bir endekse göre yüzde 18, diğerine göre yüzde 25 değer kazanmıştır.

Bu kadar kısa süre içinde böylesine güçlü bir olumsuz kur hareketi reel ekonomi için çok büyük bir şoka tekabül etmektedir. Unutmayalım ki Türkiye'de mal-hizmet ihracatının milli gelire oranı yüzde 30 civarındadır.

TL'nin hem hızlı hem de aşırı değer kazanmasının kaynak dağılımını ve konjonktürü altüst etmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. Böylece esas soruya geldik. TL'ye hangi makroekonomik politikalar böylesine değer kazandırdı? Devam ediyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR