Kadim dostum ve Ekodiyalog ortağım Deniz Gökçe'ye sık sık takılırım. Beni kıskanıp taklit ediyorsun derim. Deniz'in son dönemde zayıflamasını örnek gösterebilirim. Sayemde inceldiğini her fırsatta söylüyorum.
Madalyonun bir de öteki yüzü var. Benim de futbol merakım arttı. Uzun bir aradan sonra maçlara gitmeye ve futbol hakkında ahkâm kesmeye başladım. Bu gelişmede Deniz'e öykünmenin payı olabileceğini kabul ediyorum.
Elbette aramızdaki seviye farkları hâlâ sürüyor. Ağırlık ve hacimde Deniz aradaki farkı kapatamıyor. Futbolda ise ben aynı sorunla karşı karşıyayım. Belli ki ikimiz de denemeye devam edeceğiz.
Rakibin kalesine girdik
Şeceresi mükemmel bir "cimbom" taraftarıyım. Galatasaray Lisesi mezunuyum. 43 yıldır kulübe aidat ödüyorum. 13 yıldır Divan Kurulu'ndayım. Bütün kongrelere katıldım ve oy kullandım.
Dolayısıyla iflah olmaz bir Fenerbahçe karşıtıyım. Yabancı takımlar dahil, tüm maçlarında Fenerbahçe'ye karşı oynayan takımı desteklerim. Fenerbahçe yenilince mutlu, yenince mutsuz olurum.
Son iki sezon sıkıntılı geçti. Geçmiş güzel günlere sığındık. UEFA'yı, Süper Kupa'yı hatırladık. Rakibin Avrupa'daki başarısızlığı ile teselli bulduk. Ama içten içten Fenerbahçe'nin arayı açmasından çekinmeye başladık.
Fenerbahçeli dostlarım Saracoğlu Stadı'nı anlata anlata bitiremiyorlardı. Türkiye'deki maç deneyimim İnönü'nün eski hali, Ali Sami Yen ve Olimpiyat Stadı ile sınırlı idi. Sonunda merakım taraftarlığıma baskın çıktı. Ankaragücü maçına gittim.
Beklentimin çok üstünde bir manzara ile karşılaştım. Düzeni, temizliği, hizmet kalitesi, teknolojisi vs. ile en zengin toplumları bile kıskandıracak bir tesis buldum. Bir tek büyük sorun gördüm. Maalesef seyirciler Fenerbahçeli idi.
Bir gözlem
Profesyonel futbolu iktisadi açıdan hangi sektöre koyabiliriz? Spor mu? Yoksa eğlence mi? Doğrusu ikincisidir. Eskiler "temaşa" der. Gidenler için sinema, tiyatro, konser vs. gibidir. Uzaktan seyredenler için televizyondaki diğer programlara rakiptir.
Koltuğu kırık, tuvaleti dökük, havalandırması çalışmayan, damı akan, kalitesiz yiyecek-içeceği fahiş fiyatla satan, otoparkı olmayan vs. bir sinema (tiyatro, konser vs.) salonu seyirci çekebilir mi? Halbuki Türkiye'de futbol stadında bu koşullar garipsenmez.
Şimdi Saracoğlu Stadı'na bu açıdan bakalım. Ben en pahalı bölüme davetliydim. O sayede stadın altındaki özel otoparka kartla girdik. Gayet hoş bir asansöre binip tribün katına çıktık.
Tribün arkasında Divan Lokantası açılmış. Mönüsü nispeten geniş. Havalandırma çalışıyor. Ortalığa ızgara kokusu sinmemiş. Ben döner ve pilav yemeyi tercih ettim. Memnun kaldım. Servis iyi. Tuvaletler hem bol hem de tertemiz. Devre arasında bile kuyruk beklenmiyor.
Yerde kaliteli seramikler. Duvarlar temiz boyalı. Tribünde oturma yerleri rahat. Çok tıkış tıkış değil; insanlar üst üste oturmak zorunda kalmıyor. Ses sistemi kaliteli. Üstelik sadece futbol sahası olduğu için saha tribüne çok yakın.
Daha uzatmama gerek yok. Stadın sektöre çok önemli bir yenilik getirdiği açıktır. Popülizmin (garibanizmin) yerini piyasa mantığının almaya başladığının göstergesidir. Örnek olacaktır. Diğer kulüpleri benzer tesislere geçmeye teşvik edecektir.
Ya futbol? Onu yarın akşam göreceğiz. Schalke'yi kesinlikle daha büyük bir coşku ile destekleyeceğim. Umutluyum.
Futbol yazısı
Kadim dostum ve Ekodiyalog ort
Haberin Devamı

