Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Başbakanla yüzyüze görüşme

26 Mart 2005

Benim gibi ekonomik konjonktürü tefsir ve tahmin etme iddiasındaki iktisatçılar için politika kararlarını alanlarla yüzyüze gelmek çok yararlıdır. Genel bir değerlendirme açısından önemli ipuçlarına ulaşabilme fırsatını verir.Hazine Bakanı Babacan'la birkaç kez Ekodiyalog programında ve kendisinin düzenlediği toplantılarda biraraya geldik. Maliye Bakanı Unakıtan'la Ekodiyalog programı yaptık. Enerji Bakanı Güler'le bir sohbet toplantısına katıldım.Sayın Erdoğan'la seçimi kazandıktan sonra ilk kez böyle bir karşılıklı diyalog ortamında bulundum. Doğallıkla siyasi konular daha çok konuşuldu. Ama kaçınılmaz olarak ekonomik konulara da girdik.İki temel soruİlk gününden itibaren hükümetle ilgili olarak içice iki konuda güvensizlik yaşanıyor. Tereddütler bazen artıyor, bazen azalıyor ama daima az ya da çok orada duruyor. Tahmin ettiğiniz gibi bütçe disiplinini ve IMF ile ilişkileri kastediyorum.Hükümet kurulduğunda güvensizlik yaygındı. Popülizmin baskın çıkacağı ve hükümetin IMF ile ilişkileri sürdüremeyeceği düşünülüyordu. Bütçedeki faiz dışı fazla hedefinin tutturması ihtimali düşük görülüyordu.Zaman içinde, IMF ile iyi geçinildiği ve sıkı maliye politikasının başarılı şekilde yürütüldüğü ortaya çıktıkça karamsarlık azaldı. Ama hiç bir zaman tam bir güven ortamı da oluşmadı. Pek çok kesim şüpheci tavrını sürdürdü.Son dönemde her iki konuda korkular tekrar canlandı. Birinin nedeni hükümetin IMF ile yeni anlaşma için gerekli önkoşulları gerçekleştirmede gecikmesidir. Diğeri ise bütçe dönemi içinde teşvik kapsamını değiştirerek bütçeye ek yük getirmesidir.Bunları bir ay önce Maliye Bakanı ile önce ekranda sonra kendi aramızda tartıştık. Sayın Unakıtan kesin bir dille IMF ile anlaşmanın imzalanacağını ve bütçede hedef faiz dışı fazlanın tutturulacağını ifade etti.Başbakan'ın söyledikleriAynı sorulan Başbakan Erdoğan'ın önünde dile getirdik. Sonucu baştan söyleyelim. Başbakan'ın her iki hassas konuda aynı kararlılığı paylaştığını memnuniyetle müşahade ettik.IMF önkoşullarındaki gecikmeyi bunların yasal düzenlemeler gerektirmesine bağladı. Yapısal reformların her yerde ve daima karmaşık siyasi süreçlere tekabül ettiğini vurguladı. Reform iradesinin sürdüğünü ve süreceğini teyid etti. Biraz sabır istedi.Diğer konuya hükümetin mali disiplinin yararlarına inancını tekrarlayarak girdi. Son iki yılın başanlı bütçe performansına rağmen hükümete hâlâ güvenilmemesini yadırgadığını hissettirdi. Uygulamada bir sapma çıktığı anda mutlaka düzeltileceğini belirtti. Kamuoyundan güven talep etti.Özetle, toplantıdan bugünkü istikrarlı ortamı yaratan makro politikaların önümüzdeki dönemde süreceği izlenimi ile ayrıldım.

Devamını Oku

Mali piyasalarda çalkantı

24 Mart 2005

Mali piyasalardaki çalkantı sürüyor. Frenk kökenli yeni bir sözcük yavaş yavaş yerleşiyor. "Türbülans" deniyor. Sık uçak seyahati yapanlar aşinadır. Ani hava hareketlerine denir. Bence "girdap" yakışırdı.Birkaç genel gözlemle başlamak istiyorum. Birincisi, mali piyasalar daima ve her yerde dalgalanır. Aksi, yani hiç dalgalanmayan bir mali piyasa düşünülemez. O nedenle mali piyasa dalgalanmalarını fazla ciddiye almamakta yarar vardır.İkincisi, mali piyasalar ve reel ekonomi birbiri ile özdeş değildir. Mali piyasalar ekonominin içinde ama genellikle kıyısında yer alır. Dolayısı ile mali dalgalanmaların çoğu reel ekonomiyi etkilemez. Ya da çok az etkiler.Reel ekonominin temel eğilimleriŞubat krizi sonrası yaşanan büyük güven bunalımı mali piyasanın ekonomiye kısa dönemli etkisini artırdı. Bu duruma "çoklu denge" dedik. Reel koşullar aynı iken karamsar beklentilerin kısa dönemde ekonomiye hasar verebildiğini gördük. Uzun dönemde ise mali piyasaların ve beklentilerin etkisi azalır. Yerini reel ekonominin temel eğilimleri alır. Maliye politikasının borç ve reel faiz düzeyi ile tutarlı şekilde sürdürülmesi bunların şüphesiz en önemlisidir.Temel sağlam tutulunca beklentiler eninde sonunda ona uyumlu hale gelir. Aradaki mali dalgalanmalar aynen öyle kalır. Çalkantılar bir ekonomik krize dönüşmez. Reel ekonomi üstündeki etkisi de kısıtlı kalır.Kötü dengeden iyisine geçişe "fazilet dairesi" dedik. 2002 ilkbaharında ilk kez yokladı. Ecevit'in hastalığı ve erken seçim karan tekrar bir kötü dengeyi tetikledi. Irak savaşı sonrasında ise geri döndü. Hâlâ devam ediyor.Bu analizin kısa dönemli mali dalgalanmalar açısından önemli sonuçlan vardır. Öncelik başta maliye politikası, reel ekonomideki gelişmelerdir. Bunlarda sorun yoksa mali dalgalanmalar yakın geçmişte olduğu gibi geçici ve kısmi kalır. Hatta örneğin döviz bozdurmak için bir fırsat yaratır."Sıcak para" ve dış mali konjonktürAncak, farklı bir bakış da var. Bazıları ekonomideki düzelmeyi çok farklı bir nedene, yurtdışı mali piyasalardaki olumlu konjonktüre bağlıyor. Çünkü ABD faizleri düşük ve uluslararası likidite çok yüksek.Bu durum yükselen ülkelere yönelen mali kaynakların artmasına yol açıyor. Türkiye mali piyasaları da bu artan ilgiden paylarını alıyor. Velhasıl son dönemde ekonomide yaşanan iyileşme ülkeye gelen "sıcak para" sayesinde gerçekleşmiştir.Bu analizin de kısa dönemli mali dalgalanmalar açısından önemli sonuçlan vardır. Öncelik ABD faizlerinde ve dış koşullardadır. Dışarısı bozulunca "sıcak para" kaçar ve Türkiye 2001'deki gibi büyük bir mali krizle baş başa kalır. Bu durumda bir an önce YTL'den dövize geçmek en akıllı tavırdır.İki temel bakışı ana hatları ile özetledik. Tasarruf sahibi açısından önerilenlerin birbirinin tam zıddıdır. Seçim tasarruf sahibinindir. Çünkü tasarruf da risk de getiri de onundur.

Devamını Oku

Merkez Bankası neden zarar ediyor?

21 Mart 2005

Haber cumartesi günü gazetelerin ekonomi sayfalarında çıktı. Merkez Bankası'nın 2004 yılı bilanço zararı 509 milyon YTL olmuş. Merkez Bankası 2003'te 1,55 milyar YTL zarar etmişti. Zararın gerilediği görülüyor.Konu bizi yakından ilgilendiriyor. Geçen yazıda Merkez Bankası'nın döviz kuruna müdahalesine baktık. Mayıs 2003'ten bugüne dövize destek olmak için 21 milyar dolar alım yaptığını saptadık. Bu tercih çok önemlidir. Dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası kura düşük TL faizi ile destek olabilirdi. Öyle yapmadı. Tersine, TL faizini yüksek tuttu. Kura döviz alarak destek oldu. Merkez Bankası'nın zarar etmesinde bu tercih hayatidir."Beylik hakkı" hesabıAslında hakiki bir merkez bankasının zarar etmesi neredeyse olanaksızdır. Çünkü para aslında faiz ödemeyen bir mevduat sertifikasıdır. Merkez Bankası sıfır faizle mevduat toplar. Bunları faiz karşılığı devlet tahvillerine yatırır.Bu alışverişte zarar yazılamaz. Nitekim, para basmak çok kârlı olduğu için dünyanın her yerinde devlet tekelidir. Devletin para basma tekelinden elde ettiği gelire de "beylik hakkı" (Seignorage) denir.Dolaşımdaki banknot miktarını ortalama bono faizi ile çarpalım. Para tutmanın vatandaşa fırsat maliyeti odur. Aynı anda para basmanın tekel rantıdır. Merkez Bankası'nın personel vs. cari giderlerini indirelim. Beylik hakkına ulaşırız.Normal olarak beylik hakkı Merkez Bankası bilanço kârına eşit olmalıdır. Değilse, aradaki fark kurum dışına transfer edilmiştir. Beylik hakkından kârın çıkartılması bize Merkez Bankası'ndan dışarıya yapılan toplam kaynak transferini verir.Yüksek faizin cazibesiİlginç çevrimi hatırlatalım. Merkez Bankası faizi yüksek tutunca dövizde arz fazlası oluşuyor. TL aşırı değer kazanmasın diye döviz alarak TL ödüyor. TL yüksek faizin cazibesi ile Merkez Bankası'na geri dönüyor.Açık Piyasa İşlemleri APİ ve Bankalararası Para Piyasası İşlemleri BPPİ bu operasyonları kapsıyor. Merkez Bankası Yıllık Raporu 2002'de 2,6 milyar YTL, 2003'te 3,5 milyar YTL zarar gösteriyor. 2004 yakında yayınlanacaktır.Söz konusu olan kaynak milli gelirin yüzde 1'idir. Mali kesime ödendiği Merkez Bankası tarafından resmen açıklanmıştır. Ödeyen kimdir? Bu operasyon olmasa Merkez Bankası'nda oluşacak kân alacak Hazine ya da vergi mükellefi vatandaştır. Mali kesimin bu transferi mümkün kılan yüksek faiz politikasını desteklemesi normaldir.Geri kalan kaynak transferi 2003'te 1,9 milyar YTLdir. Bir bölümü müdahale ile fiyatı yükselen döviz kurundan yararlanan ihracatçılara gider. Bir kısmına Merkez Bankası'na piyasanın altında faiz ödeyerek Hazine peşinen el koyar. Başkaları da olabilir.Her şeyin bedeli vardır. Yüksek faiz-döviz alımı politikasının hemen görülmeyen bedeli de Merkez Bankası'nın büyük zararlarıdır.

Devamını Oku

Kura müdahale etkili oluyor

19 Mart 2005

Mali piyasalar çalkantılı bir hafta geçirdi. Borsa düştü. Faiz ve döviz yükseldi. Derhal felaket senaryoları tozlu raflardaki kılıflarından çıkartıldı. Dolar her an çökebilirdi, büyük dünya buhranı yeniden kapımızı çalıyordu, vs.Irak savaşı sonrasında küçük bir üslup değişikliğine gittim. Mali piyasa kökenli dedikodu ve rivayetlere muhatap olmamaya karar verdim. Yani çoğu incir çekirdeğini bile doldurmayan, gürültüsü bol içeriği az konulan yazmıyorum. Buna karşılık döviz kurunun seyrini önemsiyorum. Dolayısı ile arada sırada kurda yaşanan bu tür oynaklık ve hareketleri benim hangi nedenlere bağladığımı açıklamak gerekiyor. Arada sırada ne demek? "Merkez Bankası Döviz Alımı ve Kur" başlıklı yazımın tarihi 4 Mayıs 2004. Neredeyse bir yıl geçtiği anlaşılıyor.Dolar dalgalanıyorİki yıl önce, 20 Mart 2003'de dolar kuru 1.69 YTL, dolar/euro paritesi 1.06 düzeyinde idi. 20 Mart 2004'te kur 1.32 YTL, parite 1.23 olmuştu. Bu haftayı ise kurda 1.32 YTL paritede 1.33 düzeyinde bitirdik.Karşılaştırmanın sağlığı açısından önce parite değişmelerinin etkisini temizlemek gerekiyor. Yöntemimiz basit. "0.5 dolar + 0.5 euro" döviz sepeti alınıyor. Son parite ile geçmiş dolar kuru yeniden hesaplanıyor. Yani son pariteden dolar ne olurmuş bulunuyor.Gazetedeki köşemde yer alan tabloda kesikli çizgi beş günlük ortalamalar halinde parite etkisinden arındırılmış dolar kurunu veriyor. Günlük dalgalanmalar grafiği bozduğu için ortalamayı kullanıyoruz.Doların değerinde üç büyük düşüş, üç büyük yükseliş dönemi var. Nisan-Ekim 2003 arasında, Ocak-Nisan 2004 arasında ve Aralık 2004'den geçen haftaya kadar dolar düşüyor. Ekim 2003'te, Mayıs 2004'te ve geçen hafta yükseliyor. Geri kalan dönemlerde dalgalı ama yatay seyrediyor.Merkez döviz alıyorGrafikteki düz çizgi Merkez Bankası'nın satın aldığı dövizi birikimli şekilde gösteriyor. Mayıs-Ekim 2003 döneminde Merkez Bankası 10 milyar dolar döviz almış. Kuru kıpırdatmış. Sonraki üç ay kur 1.45 YTL civarında oyalanmış.Ocak-Nisan 2004 arasında Merkez Bankası 5.3 milyar dolar daha döviz almış. Birikimli döviz alımı 15.5 milyar dolara yükselmiş. Üç ayda 5 milyar dolar döviz çekilince Mayıs 2004'te kur Ekim 2003'e benzer şekilde tırmanmış.Son dört ayda, Merkez Bankası tekrar 5.6 milyar dolar döviz aldı. Birikimli alımları 20.9 milyar dolara ulaştı. Ne oldu? Parite etkisi temizlenince Eylül 2003 ve Nisan 2004 düzeyine gerileyen kur tekrar yükseldi.Mekanizma bu kadar basittir. Son çalkantıya "deja vu" (biz bu filmi daha önce görmüştük) diyebiliriz. Grafik çok net göstermektedir. Merkez Bankası kurun düzeyine müdahale etmektedir. Etkili olmaktadır. Gerisi boş laftır.

Devamını Oku

İstihdam gelişmeleri

16 Mart 2005

2001'de Türkiye büyük bir mali krizi yaşadı. Ancak krizin makro göstergelere olumsuz etkisi uzun sürmedi. 2002'den itibaren enflasyon ve faizler düşmeye, döviz kuru istikrar kazanmaya, dış ticaret ve milli gelir büyümeye başladı.Buna rağmen kamuoyu ekonomideki iyileşmeye inanmakta çok zorlandı. Büyümenin olumlu etkilerinin vatandaşın güncel yaşamına yansımadığı her fırsatta ifade edildi. Kanıt olarak da istihdam ve işsizlik sayıları gösterildi. Ortada gerçekten bir bilmece vardı. Ana sanayi mallarının üretim miktarları, gelen turist sayısı vs. gibi fiziki büyüklükler ciddi bir üretim artışına işaret ediyordu. Buna karşılık ekonomide toplam istihdam yerinde sayıyordu.Nedenleri arasında rekabet koşullarının ağırlaşmasının firmaları maliyeti kısmaya zorlaması, verimlilik artışları ve ekonomideki yapısal dönüşüm sayıldı. Bu kez istihdam artışının büyümeyi gecikme ile izleyeceği söylendi.2004'te istihdam artışıDİE 2004 yılı istihdam ve işsizlik verilerini bir süre önce yayınladı. Meslektaşlar benden önce değerlendirdiler. Önemine binaen gecikme pahasına kısaca gözden geçirmek istedim.Veriler gazetedeki köşemde yayımlanan tablodadır. İlk iki sütunda 2003 ve 2004'ün son çeyreği için sayılar milyon kişi olarak gösteriliyor. Üçüncü sütunda değişim gene milyon kişi olarak, son sütunda ise yüzde değişim olarak ifade ediliyor.Nüfus 1.1 milyon kişi ya da yüzde 1.5 artmış. İşgücü de 1.1 milyon kişi yükselmiş. Ama artış oranı yüzde 4.7 olmuş. Çalışanlar da 1.1 milyon kişi artmış. Artış oranı ise yüzde 5.1 olmuş. İşgücünün nüfustan, çalışanların ise işgücünden daha hızlı artması olumlu gelişmelerdir. İlki nüfus içinde işgücünün payının, ikincisi hem nüfus hem de işgücü içinde çalışanların payının yükseldiği anlamına gelir.Sayılar çok açıktır. Son üç ay itibarıyla 2004 yılında çalışanlardaki artış 1.1 milyon kişidir. Nüfus artışına eşittir. Ekonomi 2004 yılında ciddi şekilde istihdam yaratmıştır.Ücret-maaş alanlarBu bilgi önemlidir ama yetersizdir. İstihdam verisine kendi hesabına, ücretsiz aile işçisi ya da işveren olarak çalışanlar da dahildir. Halbuki bizi esas ilgilendiren ücret-maaş karşılığı çalışanların sayısındaki hareketlerdir.Ücret-maaşlı çalışanlar 7 milyon kişi ya da yüzde 6,1 artmıştır. Bunun 5 milyonu tarım-dışı kesimde (sanayi ve hizmetler), 2 milyonu ise tarım kesimindedir. Daha ilginci, kamu kesiminde istihdamın 2 milyon azalması, özel kesimde ise 9 milyon kişi artmasıdır.Bence istihdam açısından 2004 yılının en dikkat çeken gelişmesi budur. Özel kesimde ücretle çalışan artışı yüzde 11.5'e ulaşmıştır. Fevkalâde önemlidir. Önümüzdeki günlerde istihdam verilerini daha uzun bir perspektiften ele alacağız.

Devamını Oku

Bütçeden al haberi

15 Mart 2005

Ekonomik göstergelerdeki iyileşmeyi neye borçluyuz? Bazıları Türkiye'de özel kesim dinamizmi, emek piyasası esnekliği vs. reel-yapısal özellikleri öne çıkartıyor. Diğerleri ABD'nin gevşek para politikası, uluslararası likidite bolluğu vs. dış mali koşulları vurguluyor.İkisi de önemlidir. Fakat iyileşmeyi açıklamakta yetersizdir. Özel kesim dinamizmi ya da emek piyasası esnekliği açısından 2001 çok farklı değil. Aynı şekilde Amerikan para politikası 2001 yılında hızla gevşemiştir.Hemen söyleyelim. Ekonomide yaşanan iyileşmenin temel nedeni sıkı maliye politikasıdır. Hükümetin bütçe disiplinine uymasıdır. Popülist amaçlar uğruna bütçe disiplininden vazgeçmemesidir.Ne kadar vurgulasak azdır. Maliye politikası hedefleri tuttuğu sürece dış koşul ya da beklenti şoklarının olumsuz etkisi mali piyasalarla kısıtlı ve geçici kalacaktır. Ekonomi çok kısa sürede iyileşme trendlerine geri dönecektir.Disiplin güçleniyorMaliye Bakanlığı yılın ilk iki ayı (ocak-şubat) için bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Ocak sonuçlarında bütçenin 2005'e iyi başladığını biliyorduk. Daha önce açıklanan Hazine verilerinden şubatın da olumlu geçtiği anlaşılmıştı.Gazetedeki köşemde yayımlanan tabloda 2004 ve 2005 yıllan ana kalemler itibanyla karşılaştırılıyor. Devamlı okuyucularımızın alışık olduğu yöntemi kullanıyoruz. İlk iki sütunda cari (fiili) sayıları veriyoruz. Sonraki iki sütun bunları bugünkü yani Şubat 2005 fiyatları ile gösteriyor. Son sütunda geçen yıldan bu yıla reel değişim yüzde olarak yer alıyor.Ne görüyoruz? Bütçe gelirlerindeki reel artış (yüzde 24.6) faiz dışı harcamadaki reel artıştan (yüzde 6,2) çok daha yüksek. Dolayısı ile faiz dışı fazlada yüzde 81.7 artış gerçekleşiyor.Daha ilginci, faiz harcamalarıdır. 10 milyar YTL'den 8.1 milyar YTL'ye nominal düşüş yaşanmıştır. Reel düşüş yüzde 25.6 düzeyindedir. Enflasyonda, risk priminde ve reel faizlerdeki gerileme bütçeyi çok olumlu etkilemektedir.Faiz dışı fazla artıyor, faiz harcaması azalıyor, yani bütçe dengesi düzeliyor. Geçen yıl 6.5 milyar YTL olan bütçe açığı bu yıl 1.3 milyar YTLye geriliyor. Bütçe açığı reel olarak yüzde 81.8 azalıyor.Düzelmeyi destekliyorBir hesap yapalım. 2004 bütçe açığının yüzde 22'si yılın ilk iki ayında gerçekleşmişti. 2005'te bu oranın aynı kaldığını varsayalım. Yıl sonu bütçe açığı 6 milyar YTL hesaplanıyor. Milli gelirin yüzde 1.2'sine denk geliyor.İlle öyle olur demiyoruz. Olması da gerekmiyor. Yılın ilk iki ayı itibariyle bütçe gerçekleşmesinin ekonomik istikrara çok büyük destek verdiği son derece açıktır. Mali piyasalardaki olumlu havayı bu açıdan da değerlendirmek gerekmektedir.

Devamını Oku

Döviz kuru tartışmaları

12 Mart 2005

Makroekonomi deyince benim aklıma önce büyüme hızı gelir. Onu ihracat, ithalat ve cari işlemler dengesindeki değişim izler. Üçüncü sırada enflasyon yer ak. İssizlik, gelir dağılımı, verimlilik, rekabet gücü gibi reel ekonomik değişkenleri de önemserim.İktisat politikasında önceliği maliye politikasına veririm. Devlet ekonomiye bütçe ile müdahale eder. Gerek faiz dışı fazla gerek bütçe dengesi bütün diğer makroekonomik büyüklükleri belirleyebilme gücüne sahiptir. Para politikasına ondan sonra bakarım.Buna karşılık mali piyasaların ilgi alanına giren üç değişkene mesafeli yaklaşırım. Bunlar faiz, döviz kuru ve borsadır. İktisatçıların kısa ve orta dönemde mali piyasaların davranışını öngörmekte çok zorlandığını her fırsatta hatırlatırım.Maalesef Türkiye'de bu öncelik sıralamasına uymak zordur. Çünkü kamuoyunda mali değişkenleri ekonominin kendi zannetmek eğilimi yaygındır. Bu da bizi mali piyasa büyüklüklerine gereğinden fazla eğilmek zorunda bırakabiliyor.Kur, ihracatçı ve tasarrufçuÜç mali değişken içinde kamuoyunu en yakından ilgilendiren döviz kurudur. O kadar ki, tüm ekonomik konjonktürün döviz kuru üzerinden algılandığını söyleyebiliriz. Döviz kuru tüm diğer değişkenlerden daha dikkatle izlenir ve daha fazla önemsenir.Türk insanının dövizle ve döviz kuru ile neredeyse saplantı düzeyindeki bu ilişkisinin bir nedeni geçmiş deneyimleridir. Son 50 küsur yılda yaşanan çok sayıda döviz sıkıntısı ve devalüasyon toplumun müşterek hafızasında derin izler bırakmıştır.Diğer neden son yirmi yılda TLnin "dandik para" haline gelmesidir. Vatandaş tasarruflarını yüksek enflasyon belasından koruyabilmek için dövize yöneldi. Giderek menkul servetinin önemli bölümünü döviz cinsinden varlıklara yatırdı.Bu iki olgunun bugün gelinen noktada anlamı şudur: Bir yanda toplumda çok ciddi bir dış açık korkusu vardır. TLnin aşırı değerli olduğu önerileri kolay kabul görür. Dövizin gelecekte yükselmesi beklenir.Doğallıkla, ihracatçı daima TLnin aşın değerli olduğunu iddia eder. Kısmen de olsa ihracatçıya hak vermemek çok zordur. Değerli TL üreticinin rekabet gücünü olumsuz etkiler. Genelde sanayiciyi zor durumda bırakır.Öte yanda döviz varlığı olan tasarrufçunun dövizin tekrar yükseleceğinden umudunu kaybetmesi vardır. Ekonominin istikrara yönelişinin kalıcı olma ihtimali yükselmektedir. TL adam oldukça döviz tutma anlamını yitirmektedir.Açmaza teşhisCuma günü dolar ve euro sırası ile 1.26 YTL ve 1.70 YTLden işlem gördü. Üçbuçuk yıl önce, 2001 Eylül'ünde doların 1.70 YTL, euronun ise birkaç ay önce 1.90 YTLde dolaştığını hatırlayalım. Bu kur düzeyinde ihracat ve sanayi açısından TLnin aşırı değerli olduğu bence de çok açıktır.Buna durumda kısa-orta dönemde dövizde ciddi bir yukarı hareket beklemeli miyiz? Soruya "hayır" cevabı geliyor. Çünkü tasarrufçunun dövizden TL'ye geçmesi döviz piyasasında büyük bir arz fazlası yaratıyor. Ekonomik istikrar sürdüğü takdirde daha uzun süre arz fazlası devam edecektir. Hesaplar ona göre yapılmalıdır.

Devamını Oku

Döviz kuru bilmeceleri

9 Mart 2005

17 Aralık AB ile müzakere kararı mali piyasalarda Türkiye'ye güveni artırdı. Yılın ilk iki ayında enflasyon en iyimser beklentilerden bile daha düşük çıktı. Böylece hem döviz kuru hem de faizler üstünde ciddi düşüş baskıları belirdi.Bu durumda piyasalar Merkez Bankası'nın gecelik faizlerde bir indirime gitmesine kesin gözü ile bakıyordu. Olsa olsa indirimin miktan tartışılıyordu. Nitekim dün Merkez Bankası gecelik faizleri 1 puan düşürdüğünü açıkladı.Ancak, faiz indirimine rağmen döviz piyasası satıcılı açıldı. Yani döviz gerilemeye devam etti. Piyasalar zaten Merkez Bankası'nın doğrudan müdahalesini de bekliyordu. O da geldi. 1 milyar dolar alım yaptığı söyleniyor.Velhasıl Türkiye'nin döviz kuru ile zor ve karmaşık ilişkisi hâlâ sürüyor. Kur tırmanınca sorun oluyor. Kur düşünce gene sorun oluyor. Son bir yılda döviz kurunda dalgalanma geçmişe kıyasla çok azaldı. Bu kez düzeyi rahatsız ediyor.Bir soruSalı günü canlı yayın için Ekodiyalog ekibi olarak Biga'ya gitmemiz gerekti. Yenikapı'dan Bandırma'ya deniz otobüsüne binecektik. Terminale vardığımızda kötü hava koşulları yüzünden seferin iptal edildiğini öğrendik.İDO sorumlusu bir arkadaş bize yardımcı oldu. Biletimizi Yalova'ya çevirdik. O arada kendisi ile sohbet etmeye başladık. Hemen derdini anlattı. Düğün için para biriktiriyormuş. Ama tasarrufunu dolara yatırmış. Düğün zamanı da yaklaşmış. Ne yapmalıyım diye sordu.Tasarruf amacı ile döviz tutan milyonlarca vatandaşımızın kafasındaki soruyu seslendiriyordu. Şimdi dövizi bozdurup TL'ye geçmeli mi? Yoksa bir süre daha beklemeli mi? Kendisine iki taraflı riskleri anlatmaya çalıştık.Çok olumlu bulduğum bir hususu özellikle vurgulamak istiyorum. Çok farklı toplum kesimleri ile ekonomi konuşmaya fırsatım oluyor. Uzun dönem açısından TLye güvenin ciddi şekilde artmış olduğunu gözlüyorum.İnsanlar artık TL'den eskisi gibi korkmuyor. Ekonomik istikrarın kalıcı olabileceğini düşünüyorlar. Dolayısı ile dövizi cazip bulmuyorlar. Tam tersine, tasarruflarını TL'de daha iyi değerlendirebileceklerine inanıyorlar.Ancak, şu andaki kurun da çok düşük olmasından korkuyorlar. Yani kısa sürede kurda bir düzeltme yaşanması halinde zarar edeceklerinden çekiniyorlar. O nedenle dövizlerini şimdi bozdurmak istemiyorlar.Zamanlama anahtardırBu görüşe katlıyorum. Bugünkü kur düzeyinin sürdürülebileceğini pek sanmıyorum. TL'deki yapay değerlenmenin esas itibariyle Merkez Bankası'nın para politikasını gevşetmekte çok gecikmesi sonucunda oluştuğunu düşünüyorum.Ancak, TL'nin çok da aşırı değerli olduğu kanısında değilim. Başka türlü ifade edersek, kurdaki düzeltmenin birkaç puanla sınırlı kalması bana daha muhtemel geliyor. Büyük bir düzeltme beklemiyorum.Portföy değiştirirken zamanlama son derece önemlidir. Oluşabilecek küçük yukarı hareketlerden yararlanılmasını tavsiye ediyorum.

Devamını Oku