2004 yılı ödemeler dengesi verileri yayınlandı. Dış açık konusu kamuoyunda çok önemseniyor. İktisat politikasını etkilediği ölçüde iktisatçıları ilgilendiriyor. Geçmişten kalma önyargıların etkisi hâlâ hissediliyor. O nedenle ayrıntısına girmek gerekiyor.Bir paradoksa işaret edelim. Cari işlemler açığı 2004'te tarihi bir rekor kırdı. 2000 yılında ülkeyi krize götürdüğüne inanılan açığın yüzde 60 üstünde gerçekleşti. Ama sayılar yayınlandıktan sonra da YTL'nin döviz karşısında değer kazanması sürüyor.Genelde büyüyen dış açıkla paranın değerlenmesi arasında iki ilişki kuruluyor. Bir: Spekülatif sermaye girişleri "sıcak para" YTLye değer kazandırıyor. İki: aşırı değerli YTL ithalatı patlatarak dış açığı büyütüyor. Böylece özellikle yoğunlaşacağımız iki konu da ortaya çıkıyor. Öncelikle dış açıktaki büyümenin nereden kaynaklandığını saptamalıyız. Sonra da finansman biçimlerini açığa çıkartmalıyız.Dış ticaretten mal ticaretineDış ticaretle başlıyorum. İki yöntem sorusunu hatırlatalım. İlki, karşılaştırma için baz yıl seçimidir. 2000'i tercih ediyoruz. Nedeni açıktır. İkincisi kullanılacak dövizdir. Parite oynaklığını düşünerek hem dolar hem de euroyu kullanıyoruz. Gazetedeki köşemde yayımlanan tablonun ilk üç sırasında Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan ihracat, ithalat ve dış ticaret dengesi verileri yer alıyor. İlk üç sütun dolar cinsinden, son üç sütun euro cinsinden mutlak sayıları ve yüzde değişmeyi veriyor.İlginç bulgular görüyoruz. Biri, hem dolar hem euro ile ihracat artış hızının ithalat artış hızından ciddi şekilde yüksek olmasıdır. Diğeri, dolar cinsinden büyüyen dış ticaret açığının euro ile küçülmesidir. İkisi de sevindirici işaretlerdir.Tablonun bir sonraki beş sırasında mal ticaretine ekler ve düzeltmeler yer alıyor. Dört kalem var: Bavul ticareti, navlun ve sigorta tutarları, altın ithalatı ve diğer düzeltmeler (transit, tamir için gelen vs). Toplamı artı bakiye veriyor.Bavul ticaretinde küçük bir artış izleniyor. Altin ithalatı yüzde 80'e yakın artarak 3,4 milyar dolara yükseliyor. İthalat hacmi ile birlikte navlun ve diğer mallar düzeltmesi de artıyor. Neticede diğer mal dengesindeki fazla dolar ve euro ile büyüyor.Mal dengesi bozuluyor mu?İhracata bavul ticaretinin eklenmesi ile mal ihracatı, ithalata altının eklenmesi, navlun-sigorta ve diğer düzeltmelerin düşülmesi ile mal ithalat bulunuyor. Aradaki farka mal ticareti dengesi deniyor.Eğilimleri dış ticaret dengesini izliyor. Gene hem dolar hem euro ile mal ihracatı artış hızı mal ithalatı artiş hızından ciddi şekilde yüksek çıkıyor. Gene dolarla mal ticareti açığı büyürken euro ile küçülüyor.Bir başka şaşırtıcı sayıya dikkat çekelim. 2000'de 22 milyar dolar olan mal ticareti açığı 2004'te 24 milyar dolara yükseliyor. TL'nin değer kazanması sonucu patlayan ithalatın dolar cinsinden açıkta yarattığı artış 2 milyar dolarda kalıyor.Normali, görünmeyen gelirlerin bunu fazlası ile telafi etmesi, yani cari açığın sabit kalması hatta küçülmesi olurdu. Öyle olmadı. Nedenleri bir sonraki yazıda...
Veri açısından son derece zengin günler yaşıyoruz. Birbiri ardından şunlar açıklandı: 2004'ün dış ticaret değerleri; 2004'ün bütçe gerçekleşmesi; yeni endekslerle hesaplanan Ocak enflasyonu ve 2004'ün ödemeler dengesi.Bunlar meraklısına hazine değerindedir. Beni birkaç hafta idare edecek yazı konusu çıktığını tahmin edebilirsiniz. Doğallıkla bilgisayar başında harcanacak zaman da arttı. Hesaplar yapılacak, tablolar ve grafikler yenilecek, vs. çok iş var.Bugün kısaca enflasyonu ele alıyoruz. Geçmişteki gibi dış dengeye birden fazla yazı ayıracağız. Ayrıntılarının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Aynı şeyi bütçe için de söyleyebiliriz.Düşüyor ama...Tüketici fiyatları endeksi TÜFE devam ediyor. Ancak sepet 2003 yılı tüketici anketi sonuçlarına göre yenilendi. Hesap yönteminde iyileşmeler yapıldı. Toptan eşya fiyatları endeksi TEFE ise terkedildi. Yerini AB ile uyumlu üretici fiyatları endeksi ÜFE aldı.Yeni endekse göre, TÜFE Ocak ayında bir önceki aya ve bir önceki yılın aynı ayına göre sırası ile yüzde 0.55 ve yüzde 9.23 artmış. Ocak 2004'te bu sayıların (eski endeksle) sırası ile yüzde 0.74 ve yüzde 16.22 olduğunu belirtelim.ÜFE Ocak ayında bir önceki aya ve bir önceki yılın aynı ayına göre sırası ile yüzde -0.41 ve yüzde 10.70 artmış. Ocak 2004'te bu sayıların (TEFE ile) yüzde 2.63 ve yüzde 10.76 olduğunu belirtelim.Ne görüyoruz? Aylık bazda her iki endeks 2005'te fiyat artışlarını geçen yılın ciddi şekilde altında ölçüyor. Özellikle ÜFE'de 3 puanlık düşüş gözleniyor. Yıllık bazda TÜFE'de güçlü bir düşüş eğilimi var. ÜFE ise sabit kalıyor.Geçiş sorunludurKarşımıza önemli bir sorun çıkıyor. Enflasyondaki düşüşün bir bölümü sadece endeks değişiminden kaynaklanabilir. Yani aslında enflasyon göründüğü kadar düşmemiş olabilir. Maalesef eldeki verilerle bu soruya cevap veremiyoruz.Endekslerde temel alınan yılın değişmesi sonrasındaki dönem daima sorunludur. Mevsimlik etkiden arındırma işlemi yapılamaz. Karşılaştırmalar güven vermez. Profesyonellerin yeni endekse alışmaları zaman alır. Bunlar kaçınılmaz sorunlardır.Bazı kolaylıklar düşünülebilir. En basiti yakın geçmişin yeni endekse göre yeniden hesaplanıp yayınlanmasıdır. DİE bunu 2003 ve 2004 için yapabilirdi. Karışıklık yaratmasından çekinilmiş. Olabilir. O kadar önemli olduğunu düşünmüyorum.Basit bir hile gösterelim. 2003 = 100 iken Ocak 2005'de TÜFE endeksi 114.49 ve aylık artış yüzde 0.55 açıklandı. Aralık 2004 TÜFE endeks değeri 113.86 bulunur.Eski endekste 2003 ortalamasına 100 dersek Aralık 2004'ü 116.00 çıkar.Dikkatinizi çekerim. Ölçülen 2003 ortasından 2004 yıl-sonuna kadar yani birbuçuk yıllık enflasyondur. Hesapta yeni endeks 2.13 puan daha düşük çıkmaktadır. Yıllık yüzde 1.24'e tekabül eder. Yeni endeksin enflasyonu 1 puan daha düşük ölçmesinin beklendiğini zaten yazmıştık.
2005 kelimenin tam anlamı ile yenilikler yılı oldu. YTL, en görüneni ve gürültü koparanı idi. Diğerleri daha sessiz geliyor. Örneğin para politikasında şeffaflık ve hesap verilebilirlik yönünde atılan adımlara daha önce değinmiştik. Son derece önemli bir diğer yenilik, fiyat endekslerinde gerçekleşiyor. Yeni endekse göre ölçülen enflasyon Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından perşembe günü ilk kez açıklanacak.Enflasyonun doğru ölçülmesi pek çok anlamda hayatidir. Örneğin para politikası, ölçülen enflasyona göre belirlenir, özel kesimde ücret pazarlığı ve kamu kesiminde ücret zamları yine ona bağlıdır. Reel kur hesapları ona göre yapılır. Maalesef Türkiye enflasyonu ölçmekte kullanılan endeksleri yenilemekte çok gecikti.Bu ay terk edilen endeks, enflasyonu ciddi şekilde olduğundan yüksek ölçüyordu. Son dönemin belirsizliklerine küçük de olsa olumsuz katkı yapmıştı.Temel değişikliklerYapılan, 1968'den bu yana fiyat endekslerindeki en büyük değişikliktir. En çarpıcısı, toptan eşya fiyatları endeksi TEFE'nin kaldırılmasıdır. Bildiğim kadanyla Türkiye'nin en eskiye giden endeksidir. Geçmişte en çok eleştirdiğimiz endekstir. Yerine Üretici Fiyatları Endeksi ÜFE getirildi. Gelişmiş ülkelerde çok uzun süredir bu endeks kullanılıyordu. Ayrıca AB'ye uyum için de TEFE'yi bırakıp ÜFE'ye geçmek zorunlu hale gelmişti.TÜFE'de TEFE'den iki temel fark görüyorum.Bir: Tüketim malları sepetten çıkartılıyor.İki: Nakliye, ticari maliyetler ve en önemlisi KDV öncesi fiyatlar alınıyor. Örneğin KDV oranındaki artış TEFE'ye enflasyon olarak yansıyordu. ÜFE'de öyle olmayacak.Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) devam ediyor. Ancak çok büyük dönüşüm geçiriyor. Bence en önemlileri konut kirası ile ilgili değişikliklerdir. Eski sepette kiranın payı yüzde 20 idi. Bunun yüzde 12.5'unu izafi kira, yani evsahiplerinin oturduktan evin muhtemel kirası hakkındaki düşünceleri oluşturuyordu.İzafi kira kaldırılıyor. Kiranın tüketim sepetindeki payı yüzde 7.5'e indiriliyor. Bu da hakiki kira bedelleri üzerinden hesaplanıyor. Kirayı ele alış şeklinin eski endeksin temel metodolojik sorunlarından biri olduğunu uzun süredir söylüyorduk.Daha iyi ölçecektirTeknik düzeyde de çok önemli yenilikler getiriliyor. Örneğin eski endekste sepet yıllar boyu aynı kalıyordu. Bundan sonra tüketim kalıplarındaki değişime göre her yıl sepeti oluşturan mal ve hizmetlerde değişikliğe gidilecek. Sepetin eskimesi sorunu ortadan kalkacak.Eski TÜFE'de 1994 yılında gerçekleştirilen ankete göre oluşturulan sepet kullanılıyordu. Yeni TÜFE'de 2003 yılında yapılan çok daha geniş kapsamlı bir ankete göre belirlenen ağırlıklarla hesaplanıyor. Doğallıkla, eski endekse girmeyen ama günlük yaşamda önemli yeri olan cep telefonu, internet bağlantısı, DVD player gibi yeni ürünlerin fiyatları artık enflasyona dahil oluyor. Dikiş makinesi, jeton, video kamera ise endeksten çıkıyor.Kanımızı hemen söyleyelim. Yeni endeksler enflasyonu çok daha gerçekçi şekilde ölçecektir. Örneğin 2004 yılı enflasyonunun yeni endeksle sadece izafi kiranın kaldırılması etkisi ile 1 puan daha düşük çıkacağı hesaplanıyor.
İncelemeye başladığımız makalenin adı "Orta-Doğu Neden Ekonomik Olarak Azgelişmiştir: Kurumsal Durağanlığın Tarihi Mekanizmaları". Yazarı Timur Kuran. Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde iktisat profesörü. Journal of Economic Perspectives'de yayınlanmış (Yaz 2004).Bilinen bir gerçekten yola çıkıyor. Bin yıl önce Ortadoğu ekonomik açıdan dünyanın en gelişmiş bölgesi. Sonra duraklıyor. Batı Avrupa onu yakalayıp geçiyor. Ortadoğu azgelişmiş bir bölgeye dönüşüyor. Bu yüzyılda Doğu Asya da öne geçiyor.Doğallıkla bu konu bizi yakından ilgilendiriyor. Coğrafi, tarihi, kültürel ve dini anlamda Ortadoğu'nun parçası olduğumuz açık. Özellikle dini unsurların geri kalma sürecine katkısı çok merak ediliyor.Kurumlar gelişmeyi belirlerGenel sorulan ancak elimizde genel teoriler varsa cevaplandırabiliriz, iktisat, sosyoloji, siyaset vs. toplumsal bilimlerde teorinin aynı zamanda toplumsal evrimi de açıklaması gerekir.Örnek olarak Marksizmi alabiliriz. Tarihi maddeciliğe göre üretim güçlerinin gelişme düzeyi üretim ilişkilerini belirliyordu. Sınıflar arası çatışma ise değişimin motoru oluyordu.Daha yakın zamanda, ekonomik gelişme ile kurumsal yapı arasında kurduğu nedensellik ilişkisi ile Douglass C. North Nobel aldı. North'un geliştirdiği analitik çerçeveye "kurumsal iktisat" deniyor. Yazılarımızda sık sık değiniyoruz.Toplumsal kurumlar nelerdir? Toplumu oluşturan bireylerin birbirleri ile ilişkilerini düzenleyen yazılı ve yazılı olmayan kurallar kümeleridir. Dolayısı ile hukuk, siyaset, ideoloji, din vs. toplumsal faaliyetin farklı yanlarını kapsarlar.Analizde mülkiyet hakları ve devlet anahtar role sahiptir. Batı Avrupa'nın farklılığı özel mülkiyetin ortaya çıkmasına izin vermesidir. Bu ise tanım icabı yetkisi hukukla sınırlanmış bir siyasi otorite ile mümkündür.Kurumlar gelişmeyi engellerMakalede kurumsal iktisat okulunun analitik araçlan kullanılıyor. Ortadoğu'da ekonomik gelişmeyi engelleyen kurumlar araştırılıyor. Neticede dini kökenleri de olan üç kurum bölgenin evrimsel darboğazlarında öne çıkartılıyor.Hangi üç kurum?Bir: tslami miras hukukunun nesilden nesile ticari servetlerin bölünmesine yol açması.İki: islam hukukunun hükmi şahsiyetlere (şirketlere) kapalı gerçek şahıs anlayışı.Üç: Büyük miktarda toplumsal kaynağı uzun dönemde işlevsiz hale getiren İslamî vakıf sistemi.Maalesef bugünlük yerimiz bitti. Ama devam edeceğiz. Timur Kuran'ın yukarıda sayılan üç kurumsal engelle ilgili olarak açıklamalarım ve örneklerini okuyucularımla paylaşacağım.
Akademisyenlerin iyi bildiği bir kural vardır. Araştırdığınız alanı daralttıkça doğru cevaba ulaşmak kolaylaşır. Buna karşılık bulguların yararlılığı da azalır. Genel soruların ise cevabı çok zordur. Ama esas onlar önemlidir.1970-80 arası Adana ili mahkeme mübaşiri eşlerinde ikiz doğum sıklığı" örneğini daha önce de vermiştim. Yeterince titiz bir araştırmacı bütün belgeleri tarıyarak kesin bulguya ulaşır. Ama insanlar ilgilenmez.Öbür uca gidelim ve çok ilgi çekecek bir genel araştırma konusu saptayalım."Müslüman ülkelerin ekonomik azgelişmişliğinde dinin etkisi nedir?" Bu sorunun versiyonları her gün Türkiye'de sorulur. Maalesef cevaplandırılması çok zordur.Timur Kuran'ın çalışmasıLos Angeles'te Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) öğretim üyesi Timur Kuran'dan daha önce bahsettik. Türkçe yayınlanan iki kitabını tanıttık: Yalanla Yaşamak - Tercih Çarpıtmasının Toplumsal Sonuçları; çeviren Alp Tümertekin (Yapı Kredi Yayınlan, İstanbul 2001) ve İslamın Ekonomik Yüzleri; çeviren Yasemin Tezgiden (İletişim Yayınlan, İstanbul 2002).Journal of Economic Perspectives'in Yaz 2004 sayısında çok ilginç bir yazı çıktı. Dergiyi Amerikan İktisatçılar Derneği yayınlıyor. Teknik konular işlenmiyor. Genel konulara ağırlık tanınıyor. Makalenin başlığı şöyle: "Ortadoğu Neden Ekonomik Olarak Azgelişmiştir: Kurumsal Durağanlığın Tarihi Mekanizmaları" (s.71-90). Timur Kuran böylesine karmaşık bir konuyu 18 sayfada özetliyor.Söylemeden duramayacağım. Bu tür makaleler beni çok mutlu ediyor. İktisada sevgim ve saygım artıyor. Pekala muhasebe, finans, vs. teknik bir alana hapsolabilirdim. İyi ki iktisatta sebat etmişim diyorum.Lafı uzatmadan Timur Kuran'a bırakıyorum.Sorun vazediliyor"Bin yıl önce, 10'uncu yüzyıl civarında, hayat standardı, teknoloji, tarımsal verimlilik, okuma-yazma oranı ve kurumsal yaratıcılık gibi kriterler itibarıyla Ortadoğu dünyanın iktisaden gelişmiş bir bölgesi idi. Sadece Çin belki Ortadoğu'dan daha gelişmiş olabilirdi.Ancak, bundan sonraki dönemlerde, Batı Avrupa'nın ekonomik kaynakları ortak bir havuzda toplama, ekonomik faaliyetlerin koordinasyonunu sağlama ve mübadeleyi geliştirme kapasitesinde büyük artışa yol açan kurumsal dönüşümünü izlemeyi beceremedi...Neticede, 19'uncu yüzyıla gelindiğinde, bütün Ortadoğu kesinlikle Batı Avrupa'ya ve onun yeni dünyadaki uzantılarına kıyasla "azgelişmiş" hale gelmişti; 21'inci yüzyılda ise Uzakdoğu'nun da pek çok ülkesinin gözle görülür şekilde gerisine düşmüştü. "Kuran makalesine bu şekilde başlıyor. Cevaplarını önümüzdeki yazılarda okuyucularıma aktaracağım.
Geçen yıl Kurban Bayramı'nın ilk günü pazara rastladı. Yazıma "Nerede Eski Enginarlar" başlığını koydum (1 Şubat 2004). Biraz nostaljik takılmıştım. Derindeki anlamını sonradan kavradım. İhtiyarlığa geçişimi simgeliyordu.Yaşlılıkta özlenen, geçmişte yaşanan gerçeklik değildir. 40 yıl öncesine; bilgisayarın, televizyonun, telefonun, otomobilin, by-pass ameliyatının, hatta elektriğin, yolun, okulun vs. olmadığı ortamı kimse özlemez. Gözlemcinin özlediği kendi gençliğidir.O nedenle Şeker Bayramı'nda yazı tonunu değiştirdim. "Güneşli Günün İçinden" (14 Kasım 2004) geçmiş yerine geleceğe bakmayı denedim. Ezeli ve ebedi iyimserliğimi bir kez daha kağıda dökmeye çalıştım.Bu kez yazım gene Kurban Bayramı'nın ilk gününe rastladı.Bayramı sessizce geçiştirmeye gönlüm el vermedi. Yaşımı yüzüme vuran eski patlıcanlara dönmek de işime gelmedi. Gözümü daha umutlu yarınlara diktim.Düşük faiz bayramıTürkiye bu bayrama geçmişe kıyasla çok daha umutlu bir ortamda giriyor. Örneğin Şeker Bayramı'nda 17 Aralık AB zirvesinden çıkacak kararın gerginliği vardı. En iyimserler bile tedirgindi.İki bayram arası 65 günde çok şey değişti. Önce hükümetin üç yıllık ekonomik programı açıklandı. Ardından IMF ile yeni bir stand-by için anlaşıldı. Ve AB zirvesinden kabul edilebilir bir karar çıktı. Merkez Bankası gecelik faizde 3 puan indirime gitti.Kamuoyu ve mali piyasalar bu gelişmelere olumlu tepki verdi. Borsa yükseldi. Merkez Bankası'nın tekrar döviz alımına başlamasına rağmen TL nominal değer kazandı. Hazine'nin döviz ve TL borçlanmasında faizler düştü. Vade uzadı.Bu açıdan, hafta başında gerçekleşen iki ihale çok önemlidir. Üç yıl vadeli tahvilin faizi yüzde 17'ye gerilemiştir. Bu vadede bu faiz sanırım kimsenin hatırlayamayacağı kadar eski bir tarihte olmalı...Ne kadar vurgulasak azdır. Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu yüksek nominal ve reel faizlerin oluşturduğu kısır döngü idi. Çok uzun süredir ilk kez kısır döngünün kalıcı şekilde kırılması ihtimali belirdi. Hayırlı bir bayram hediyesidir.Az sıfırlı ilk bayramYTL ile 20 gün geçti ama hâlâ milyon ve milyarla konuşmaya ve düşünmeye devam ediyoruz. Yazıdan önce mahallede alışverişe çıkmıştım. 'Kaça?' diye sordum. Satıcı "Üç buçuk milyon" dedi. "Üç buçuk" olur ama milyon olmaz dedim. Gülüştük.Tek haneli enflasyon, tek haneli reel faizler ve az sıfırlı fiyatlar... Bence bu bayrama umutlu girmekte haklıyız. Okuyucularımın mübarek Kurban Bayramı'nı kutlar, sağlık, refah ve huzur dilerim.
Son dönemde tasarrufçuyu ihmal ettik. Yatırım enstrümanları hakkında görüş açıklamadık. Pek çok neden sayılabilir. En önemlisi, mali piyasaların benim uzmanlık alanıma girmemesidir. Benden iyi yapacak uzmanlara bırakmayı tercih ediyorum.Ancak, döviz kuru tahminlerimle dolaylı şekilde taraf oluyorum. Çünkü ekonominin dış dengesini ve oradan döviz arz-talebini ve kuru belirleyen makroekonomik politikalar ve gelişmeler uzmanlık alanıma giriyor.Nitekim dış denge, döviz arz-talebi ve kur en çok yazdığım konular arasında yer alıyor. Kaçınılmaz olarak döviz/TL tercihlerini etkiliyorum. O anlamda tasarrufçuya yol gösteriyorum. Daima TL'den yana pozisyon aldığım biliniyor.Örneğin Şubat krizi ile gelen devalüasyonu öngöremedim. O tarihte çok eleştirildim. Ama 2001'in ikinci yarısında, 2002 yazında ve 2003 ilkbaharında kurda oluşan balonlara doğru teşhis koydum. Bana güvenip dövizden uzak duranlar kârlı çıktı.Doğrusu portföy oluşturmaktırTasarrufçunun ilk hedefi tasarrufunu korumak olmalıdır. Gelir elde etmek arzusu hiçbir zaman koruma hedefinin önüne geçmemelidir. Bu ilke çok önemlidir. "Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" özdeyişini hiç unutmayın.O nedenle bütün yumurtaları bir tek sepete koymak yanlıştır. Doğrusu birden fazla enstrümanla bir portföy oluşturmaktır. Böylece risk dağıtılır. Makro yada mikro düzeyde muhtemel olumsuz gelişmelere karşı tedbir alınır. Karşılığında spekülatif kârlardan vazgeçilir.Aktif borsa oyunculuğu amatör yatırımcılar için çok risklidir. Her fırsatta bunu ifade ediyorum. Uzun dönemde borsadan para kazanmak profesyonelleri bile zorlar. Amatörler için kelimenin tam anlamı ile olanaksızdır.İlle borsa ile bağlantı kurmak isteyenlere tavsiyem portföylerine bir miktar A tipi yatırım fonu koymalarıdır. Onu da birkaç ayrı fona dağıtmakta yarar vardır. Son dönemde endeks fonların popüler olduğunu da belirtmeliyim.Risk sevmeyen bir portföyde ağırlık banka mevduatı, devlet bono ve tahvili, repo, B tipi likit fon gibi sabit getirili enstrümanlarda olacaktır. Sabit getiride ise en hassas karar vade seçimidir.Vade uzatmalı mı?Şubat krizi tasarrufçunun risk algılamasını çok etkiledi. Büyük çoğunluk daha güvenli olduğuna inandığı dövize yöneldi. Bütün göstergeler tersine dönse bile dövizde ısrar etti. TL'de kalanlar ise çok kısa vadeye geçti. Bir türlü vade uzatmayı kabul etmedi.Halbuki Hazine 17 Ekim'de ilginç bir enstrüman denedi. Altı ayda bir yüzde 10 faiz ödemeli üç yıl vadeli tahvil çıkardı. Vade vatandaşa uzun geldi. İlgi göstermedi. Ben portföyüme aldım. Üç ayda çok prim yapü. Faizde düşüş eğilimi, zamanında uzun vadeyi seçenlerin lehinedir. Bence koşullar portföyün ortalama vadesini uzatmaya müsaittir. Yeni enstrümanlara açık olmak gerekmektedir.
Merkez Bankası Kasım sonu itibarıyla ödemeler dengesi verilerini yayınladı. Yazmaya niyetim yoktu. Ama okuyucularımdan istek geldi. Kullandığım analitik tablonun kasım verileri ile yenilenmiş hali talep edildi. Kamuoyu dış açığın büyüklüğüne hâlâ aşırı derecede duyarlı. Geçen yıl boyunca dış dengedeki gelişmelere yanlış teşhisler kondu. Maalesef profesyonel iktisatçıların bir bölümü de bunu yaptı.Medya riskleri abartınca vatandaşın dış dengeyi büyük bir tehdit gibi algılamasına şaşıramayız. Dış açık ve döviz kuru zaten vatandaşın rasyonel yaklaşmakta zorlandığı konulardır. Rutubetten nem kapmaya müsaittir.Dikkatinizi çekerim. Daha dün dış açık tehdidine karşı uyaranlar bugün tavır değiştirdi. Şimdi dış açıkta sorun görülmüyor. Ama vatandaşın tedirginliği hâlâ sürüyor.Dış açığın analiziKarşılaştırmayı 2000 yılının aynı dönemi ile (Ocak-Kasım) yapmayı tercih ediyoruz. Böylece farklı kalemlerin dış dengeyi nasıl etkilediklerini daha iyi görebiliyoruz.İhracata bavul ticareti, ithalata altın dahildir. Navlun ithalattan düşülmüştür. Mutlak sayılarla ihracat ve ithalatta az çok birbirine eşit artış (32 milyar dolar), yani dış ticaret dengesinde sadece 0.5 milyar dolar kötüleşme görülüyor. Buna karşılık ihracatın artış hızı (yüzde 114) ithalatın artış hızının (yüzde 67) neredeyse iki katı çıkıyor.En ilginç gelişme görünmeyen gelirlerde yaşanıyor. Gelen turist sayısının yüzde 75, taşınan mal miktarının yüzde 100 artmasına ve paritenin lehte seyretmesine rağmen görünmeyen gelirler az da olsa düşüyor. Geçen ay da sormuştum. Anlayan beri gelsin...Neticede cari işlemler açığı 3.6 milyar dolar bozulma ile 12.7 milyar dolara tırmanıyor. Net hata noksan kalemi 7.1 milyar dolar değiştiği için dış denge 3.5 milyar dolar düzelme ile 8.9 milyar dolar çıkıyor.Dış finansmanBorç dışı finansman iki kalemden oluşuyor. Biri doğrudan yabancı sermaye yatanlarıdır. 2004 yabancıların gayrimenkul alımlarını da kapsıyor. Diğeri borsaya gelen yabancı fonlardır, ikisinin toplamı 1.4 milyar dolar artışla 2.3 milyar dolar olmuş.Dolayısı ile borçlanma gereği 4.8 milyar dolar azalarak 6.6 milyar dolara gerilemiş. Tekrar edelim. Ocak-Kasım döneminde 2000'de 11.5 milyar dolar borçlanma gerekirken 2004'te 6.6 milyar dolar gerekmiş.Kamu kesimi az çok aynı miktar (1 milyar dolar) borçlanmış. Özel kesim aldığı dış borcu 2 milyar dolar azaltmış. Borçlanma gereğinden fazla borç alındığı için bu yıl rezervlerde küçük bir artış (.7 milyar dolar) olmuş. Halbuki 2000'de 2.2 milyar dolar rezerv kaybı varmış.Tablonun son sütunu Kasım 2004 verilerini yıllık (12 aylık) bazda göstermektedir.