Gazeteleriniz size ne anlatıyor?

30 Aralık 2003

Son haftalarda benden sık sık Türk Ceza Kanunu reformu(!) ile ilgili konuları dinlediniz. Dinlediniz çünkü Türkiye'de topluma çaktırmadan, çikolata kağıdına sarılarak bayram veya yılbaşı şekeri gibi yutturulmak istenen bir sürü bağnaz, ülkeyi karanlığa sürükleyecek değişiklikle birlikte bu da 2003'ün en önemli olayıydı.Hükümetler tarafından oy kaygısı (veya umudu) ile sık sık çıkarılan afların sokaklarımızı suçlularla doldurduğu yetmiyormuş gibi yeni çıkacak kanunlarla ve bu kanunları ne pahasına olursa olsun çıkarmaya çalışan bir iki hukukçunun konuşmalarıyla insanların suça teşvik edilmesi önlenmeliydi. Toplum uzun zamandır ilk kez yaşamını bire bir ilgilendiren bu konuda bir yumruk gibi kenetlendi.Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmelere, insan haklarına, Anayasa'ya aykırı bu kanunların çıkmasına izin vermemek için tüm gücüyle ortaya çıktı.Dün Vatan gazetesinde sürmanşet verilen "cenaze töreni" fotoğraflarını gördünüz.Sarıklı cüppeli binlerce kişi... Karaçarşaflı kadınlar erkeklerin yakınına yanaşamayacakları için cami avlusuna bile girememiş, dışarıda bekliyorlar."Laikliğin yerini İslâmi yönetim almalı. Cumhuriyet, yerinden yönetimci, daha Müslüman bir yapıya devredilmeli" diyen, bunu dediği halde Müsteşar yapılan birinin hazırladığı kamu yönetimi reformu(!) tasarısı Meclis'e geliyor. Bu reformun "işleri" kolaylaştıracağına şüphe yok. Her belediye ayrı, bağımsız bir hükümet gücüne kavuşacak. Bir geldi mi, bizim kesemizden verdiği özgür kararlar, sağladığı (orman satma, çarpık yapılaşma dahil) her türlü imkânla bir daha gitmeyecek.Gözümüze sokulan bir iki olumlu sonuç yanında olumsuzlar kim bilir geleceğin Türkiye'sine ne sorunlar çıkaracak.Bıraksanız "eğitim"i de onlara bağlayıp işi kökünden halledeceklerdi, o olamadı. Şimdilik. Öte yanda dokunulmazlıklar kaldırılmadığı, tam aksine ömür boyu kalıcı hale getirilmek istendiği için her türlü suçu işleyen siyasetçiye yeni yılda da, 21. yüzyılda da hesap sorulamayacak.Bağımsız eş!!Başbakan yardımcılarının eşleri demokrasinin temeli olan Anayasa Mahkemesi'nin, Yüce Divan'ın kararlarını hiçe sayarak Türkiye'yi AİHM'ye şikayet edecekler. Kocaları bu ülkenin yönetiminde olduklarını unutarak "Ne yapalım o bağımsız bir eş. Hakkını arıyor. Ne var bunda?" diyecek.Ceza kanunları hazırlayan Komisyonun iki üyesi toplumu kanunsuzluğa teşvik eden konuşmalar yapıp, aynı çizgideki kanunları çıkartmaya çalışacak."Daha nasıl bir kaos ortamı istiyorsunuz?" demezler mi adama...Dün ve önceki günkü gazetelerinize tekrar bakın.■ "Arkadaşının doğum gününde ilaçla uyutularak tecavüz edilen 15 yaşındaki genç kız 1.5 yıl içinde 25 erkeğe pazarlandı."■ "Kendilerini polis olarak tanıtıp bir çiftin yolunu kesen üç kişi arkadaşını tehdit ederek kadını kaçırıp tecavüz etti."■ "Kendisinden ayrılmak isteyen sevgilisini kaçıran adam kadının boğazına bıçak dayayarak dehşet dolu anlar yaşattı."Öz babası tarafından yıl larca tecavüz edilen genç kızla ilgili davada hakimin "kız şikayette bulunmadığına göre rızası vardır" diyerek ceza indirimi yapmasını da duymuşsunuzdur sanıyorum. "Zavallı bir çocuk bu rezilliği kime ve nasıl anlatsın. Türkiye'de birçok ensest olayını anneler de biliyor ve susuyor" diyeceğine bu kararı verebilen hakimler var bu ülkede.Gazeteleriniz size çok şey anlatıyor. Geleceğinizi kurtarmak için iyi okuyun. Ve 2004'e daha bilinçli vatandaşlar olarak girin. Lütfen!Mutlu yıllarSevgili okurlarım, 2003 yılında bana gönderdiğiniz teşekkür, sevgi ve destek dolu mesajlar o kadar çoktu ki onlar sayesinde her zamanki amatör heyecanımı, motivasyonumu ve pozitif duygulanmı hiç yitirmedim. Bununla birlikte olumsuz mesajların da benim için önemli olduğunu söylemeliyim.Çok sesli bir toplumun anlamını vurguluyorlar ve hepsini dikkatle okuyorum.2003'ün son gününde hepinizin yeni yılını kutlarken hayatıma renk ve heyecan kattığınızı, 365 günün hemen hepsini sizinle paylaşmanın, sizin için yazmanın bana büyük mutluluk verdiğini bilmenizi istiyorum.Bu arada, mücadelesini yapmakta olduğum konuda desteklerini esirgemeyen, medya mensupları olarak benimle aynı sorumluluğu paylaşan değerli meslektaşlarım Hıncal Uluç, Zeynep Oral, Melih Aşık, Nurcan Akad, Baki Özilhan, Murat Birsel, Zülfü Livaneli, Ferai Tınç, Vivet Kanetti, Gülden Aydın a ve aralarına Türkiye Anneler Derneği'nin de katıldığı sivil toplum kuruluşlarına, hukukçulanmıza sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.Ayrıca bana yeni yıl için ajanda, takvim, kitap, masa saati, çikolata, kurabiye gibi küçük ama hatırlandığımı ve sevildiğimi anlatan armağanlar ve kutlama mesajları gönderen tüm dostlara, kuruluşlara da çok teşekkürler.Yeni yıl hepinize uğur getirsin, mutluluk, huzur getirsin. Ülkemiz için de hayırlı bir yıl olsun. Sevgilerimle.

Devamını Oku

Bir adalet heykeli aldım...

29 Aralık 2003

Dün dostlarıma küçük yılbaşı armağanları seçerken Nispetiye Caddesi üzerinde yeni açılan Kervan mağazasından kendime de bir hediye aldım.Bir elinde terazi, bir elinde kılıç, gözleri kapalı bronz bir kadın heykelciği. Adaleti temsil ediyor. Onu salonuma koydum, her an görebileceğim bir yere... TV ekranının yanına.Böylece yaşamımda ve işimde adil olmayı, hata yapmamayı daha da kolay aklımda tutabileceğim. İlerde bu heykeli çocuklarımın muhafaza etmesini isterim ki onlar da adaletin önemini hiç unutmasınlar.İmkânım olsa aynı heykeli o kadar çok kişiye yılbaşı hediyesi olarak göndermek isterdim ki...Başkaları hakkında karar verirken -hele karar mercilerinde bulunuyor ve koca bir toplumun geleceğini avuçlarında tutuyorlarsa- iyi düşünmeleri ve terazinin iki küfesini dengede tutmaları gerektiğini unutmamaları için.Dün sayfamdaki ilân nedeniyle devam edemediğim, sivil toplum kuruluşlarının "tecavüz mağdurlarının tecavüzcüyle evlenerek onun cezasını ortadan kaldırmalarını" isteyen Prof. Doğan Soyaslan'ı istifaya çağırdıkları açıklamanın finalini aşağıda okuyacaksınız. "Sayın Ruhat Mengi bu mesaj tüm bakanlar, Başbakan, tüm milletvekilleri, tüm medya ve köşe yazarları ile bütün sivil toplum kuruluşlarına gönderilmiştir.Ayrıca hükümet tarafından sadece kendilerinin STK kabul edildiği iş çevrelerinin kurduğu örgütlere de bu durumu destekleyip desteklemediklerini soran bir metin gönderilmiş ve cevap beklenmektedir. Barolar Birliği 'nin de katılacağı bir seri toplantı ile konu gündemde tutulmaya çalışılacaktır. Mücadelenizde başarılar diler ve her zaman yanınızda yer aldığımızı belirtiriz."Hangi insan hakkı?Türkiye yol geçen hanı gibi, sınırlardan isteyen giriyor, durdurun bu başıboşluğu diyoruz ama bu konu hükümete yeterince önemli gelmiyor galiba. Azılı teröristlerin elini kolunu sallayarak girip çıktığı memleketimizi çevre ülkelerinin hayat kadınları da "en uygun pazar" olarak kullanıyorlar.Öyle ya; ver 200 doları gir. Milyonlarca erkek hazır, ceza meza, kontrol montrol de hak getire... Daha iyisi can sağlığı.HIV virüsü taşıyan ve Emniyet tarafından 1335 erkekle ilişki kurduğu açıklanan Ukraynalı kadın konusunda bazı hukukçular 'Teşhir insan hakları ihlalidir, kadın sadece tedaviye alınmalıydı" demişler.Bu "insan hakkı" konusunu iyice abartmaya başladık. Ecevitler'in af çıkaracakları zaman azılı katil ve diğer suçlular için "Artık ayıp olur, onlar kader kurbanı" demeleri gibi bir şey bu.Ukraynalı kadın kimseye söylemeden binlerce kişiyle beraber olacak, aylarca, yıllarca kimyasal veya biyolojik kitle imha silahı gibi çalışacak, ölümcül hastalık bulaştırdığı erkekler de hastalığı masum eşlerine, partnerlerine bulaştıracak... Belki AIDS'li çocukların dünyaya gelmesine neden olacak.Onların uğradığı felâket "insan hakkı"na girmiyor da kitle imha silahının ki mi giriyor?Bu hukukçuların bazılarına "Hukuk"u yeniden okutmak gerekiyor galiba!

Devamını Oku

Göz yaşartan bir buluşma!

27 Aralık 2003

Bu yazıyı kendi yaşamının ve ülkesinin sorumluluğunu taşıyan her Türk vatandaşı okumalı.Türkiye göz yaşartan bir toplum hareketi yaşamaya başladı. Kuruluşlar suskunluklarını bir bozdular, pir bozdular.Aralarında Deniz Temiz (TURMEPA), ÇEKÜL, ÇEVKO, ÇYDD, Bostancı Lions Kulübü, Dalyan Lion ve Leo Kulüpleri, Doğa İle Barış Derneği, Şehit Polis Aileleri Derneği, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi, Bebek Rotary Kulübü, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Orman Platformu (36 kuruluş), TEMA, TÜDEV, 118 Y Lions Yön. Çev. (124 kuruluş), ZEYÇED, KÖK Der., İMEV, GESİD. Biyologlar Derneği, Atlanta Ana Uzay Derneği, Açık Deniz Yarış Kulübü, KASEV Vakfı, Kriton Curi Vakfı, Küresel Denge gibi dernek, vakıf ve kulüplerden oluşan (236 sivil toplum kuruluşu) TÜRKİYE ÇEVRE KOZASI bana, yayınladıkları bildiriyi göndermişler.'Tepkimizi şimdi göstermezsek ne zaman göstereceğiz" başlıklı bildiride:"Adalet Bakanlığı Komisyon üyesi ve Adalet Bakanı Danışmanı Prof. Doğan Soyaslan başta kadınları ve tüm insanlığı aşağılayan, kendi aralarında aynmcılık yaratan ve daha da vahimi tecavüze teşvikte bulunan (suça teşvik) akıl almaz açıklamalarına TCK'nu konu alan Habertürk Basın Kulübü programında da devam etmiştir (2.11.2003)" denilerek söz konusu kişinin konuşmalarından bölümler verilmiş ve sonunda Doğan Soyaslan istifaya çağrılmış."Eğitimli, çalışan kadınlar sokağa daha çok çıktığı için daha az dindardır" sözüyle kız öğrencilere ve çalışan tüm Türk kadınlarına izahı zor bir tanım yüklendiği belirtilerek, bu söylemle Soyaslan'ın kadınların eve kapanması gerektiğini mi imaya çalıştığı soruluyor. 'Tecavüz fiilinin sapıklık olduğu unutularak genç bir kızın tecavüzcüsüyle evliliğe mahkum edilmesinin doğal olduğunu ve hatta bu kızın evlilik durumuna şükretmesi gerektiğini" söylediği anlatılıyor.Ve deniyor ki:"Hukukumuzu şekillendirme iddiasının yanısıra, akademisyenlik sıfatı da bulunan (nasıl olduysa) Soyaslan'a çocuklanmızı emanet etmek ne kadar çağdaşlıktır ve doğrudur diye düşünmeden edemiyoruz. İnsan haklarına aykırı olduğu hukukçu olmadan bile fark edilen bu ve buna benzer düşünceler başta kadınlar olmak üzere tüm insanlığın reddetmesi ve hatta elinden gelen tüm güçle mücadele etmesi gereken bir durumdur.Bu bağlamda Prof. Soyaslan'ı istifaya, tüm toplumumuzu bize katılarak bu haksız, anlamsız ve çağ dışı anlayışa en kuvvetli tepkileri göstermeye davet ediyoruz.Yüksel ÜstünTürkiye Çevre Kozası İnisiyatifi(236 Kuruluş)"Yayınlamaya devam ettiğim ve edeceğim bu açıklamalar, mesajlar, Türk Ceza Kanunu'yla ilgili olarak bana karşı açılan davalar görüşülürken Ankara ve İstanbul Adliyeleri'nde toplanan kalabalıklar 21. yüzyılda Türkiye'yi hâlâ en geri kalmış ülkeler, toplumlar düzeyinde tutmaya çalışan anlayışa karşı toplumun direncini göstermektedir. (Devam edecek)

Devamını Oku

Bize verin talkını siz yutun salkımı

26 Aralık 2003

Efendim Erbakan Hoca efendi birden bire ağır, ağır, çok ağır hastalandı. Şu anda olmayan hastalık yok kendisinde. Birden bire tekerlekli sandalyelere düştü.Biz gariban vatandaşların ise çektiğimiz bunca sıkıntıdan sonra ve olup bitene baktıkça hepimizin giderek mutlaka sahip olduğu tek bir ağır hastalık var; depresyon.Trilyonluk yolsuzlukları ortaya çıkmasına rağmen Erbakan "yaşlı ve hasta" olduğu için cezasını çekmeyecek.Aynı yolsuzlukta sorumluluğu paylaşan Abdullah Gül ve diğer siyasetçiler DOKUNULMAZ OLDUKLARI için hüküm giymeyecekler. Daha önce Belediye'de yapılan yolsuzlukların dosyaları raflarda bekleyenler ülke yönetmeye devam edecek.Erdal İnönü ve eşinin, hacizden kaçmak için "vakfa ait" gösterdikleri yalı ve katlarına haciz kondu ama alınabilecek mi belli değil (bugüne kadar benzer örneklerde, güçlü insanların malına mülküne dokunulmadığı bilinen bir gerçek.) Maliye Bakanı Unakıtan'ın kaçak arazisi ise söz konusu bile değil.Başbakan şirketlerle ortak olarak (veya birlikte çalışarak diyelim) siyaset tarihinde görülmemiş bir örneği rahatça kamuoyuna sunuyor.Ve bu hesapların hiçbir zaman sorulamaması için dokunulmazlıkların ömür boyu sürmesi teklifi ortaya atılıyor.Sonra da vatandaşın dişinden tırnağından artırdığı birikimleri, bir köşede üç kuruş parası, arabası varsa bunlar VERGİ olarak elinden alınıyor.Neden? Örneğin birikimini iyi bir araba olarak saklamak isteyen, icabında taksit taksit bedelini ödeyen vatandaş neden cezalandırılıyor? Araba parası kadar vergi olur mu? Bir yandan ayrıcalıklı kesimler, isimler yaratın, bir yandan toplumun belini bükün. Sizin Hazine'de açtığınız volkanik çukurları onlara kapattırın.Ne güzel ülke, oh ne güzel yönetim.En büyük sizsiniz, başka büyük yok!

Devamını Oku

ÇYDD'nin açıklaması

25 Aralık 2003

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkân Saylan'ın gönderdiği yazılı açıklamayı bugün vereceğimi söylemiştim. Aynen söz verdiğim gibi, Çarşamba günkü duruşmaya giderken Ankara yolu üzerinde, arabanın içinde sabahın neredeyse karanlık bir saatinde yazıyorum. 2 saatlik uyku ile..."Sayın Ruhat Mengi, Kadının bekaretinin ve tecavüzcüsüyle evlenmesinin hukuk insanlarınca ve meclis komisyonlarında konu yapıldığını ve çağdaşlaşmaya çalışan ülkemizin yarısını oluşturan tüm kadınları aşağılayan ifadelerin sorumsuzca sarf edildiğini, hayret ve utançla basından izliyoruz.Eminiz ki Türkiye'de yaşayan ve evrensel insan-kadın ve çocuk haklarını bilen, özümseyen hiçbir kadın ve hiçbir erkek, size dava açmış bulunan, Prof. unvanını taşıyanların ifade ve yorumlarını onaylamaz, aksine kendini de aşağılanmış sayar.Toplumda, eğitimsizlik nedeniyle, salt geleneklerin esiri olmuş cahil insanlar, kadına tecavüzü, evlilikte ırza geçmeyi vb. kendilerine göre yorumlayabilirler, ancak Bakan danışmanı ya da yasa yapımları konusunda yıllardır yol gösterici konumunda olanlardan bu yorumları duymak, gerçekten ülkemizin geleceği için dehşet verici, tüyler ürpertici bir sergilenme! Siz yazılarınızla, tüm Cumhuriyetimizin kadınlarının sözcüsü oldunuz, bu tartışmanın hukuksal değerlendirilmesinde Türk adaleti, eminiz toplumun çağdaşlaşmasını önleyen, önünü tıkayan bu büyük yarasının temizlenmesi için gerekeni yapacaktır.Bu vesileyle, devlet ve hükümeti, tüm yazarlarımızı, STÖ'leri ve halkımızı, (devletimizin yıllar önce imzaladığı ve düzeltmeleri taahhüt ettiği) "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Giderilmesi Uluslararası Sözleşmesi" ışığında davranarak, kadınlara ayırımcılık ve aşağılama taşıyan tüm yasa-yönetmelik ve davranışların değiştirilmesi çalışmalarına ağırlık ve öncelik verilmesini, bir kez daha vurguluyoruz. Yoksa bu kafa ve yorumlarla AB'ye girmek değil, kendi sınırlarımız içinde bile, tecavüzcülerle, töre cinayetleriyle ve çağdışı kalmış hukuk maddeleriyle huzur içinde yaşayamayız. Saygılarımızla, Prof. Dr. Türkân SaylanGenel Başkan"

Devamını Oku

Gazeteci olmak mı öyle doğmak mı?

24 Aralık 2003

Hıncal Uluç bunun için Hıncal Uluç işte. Öyle anlatır ki bir konuyu ele aldığında, hiçbir detay kalmaz unuttuğu ya da atladığı... Öyle anlatır ki, size olayı adım adım yaşatır.Hiçbir şey dikkatinden kaçmamıştır. Kimseden çekinmemiş 'hatır, gönül' diye düşünmemiştir. Hiçbir dönemde kimsenin adamı olmamış, bilgi birikimi ve özeniyle her dönemin en makbul, en takdir edilen, en paylaşılamayan yazarlarından biri olmuştur.İşte bu nedenle, sadece Hıncal Uluç örneği bile insana "gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur" sözünün doğruluk sağlamasını açıkça gösterebilir...Türk Ceza Kanununda yapılmak istenen ve topluma yepyeni bir karanlık sayfa açacak değişiklikleri o kadar güzel bir örnekle anlatmış ki dünkü yazısında inanın okurken "olay bundan daha iyi açıklanamazdı" dedim.Gözüne kestirdiği bir kızla evlenmek isteyen, amacına ulaşamayınca da tecavüz ederek kıza başka yaşam seçeneği bırakmayan, evlenip 5 yıl bekledikten sonra boşanarak yeni bir kurban arayan bir erkek örneği...Ülkesinin yasa ve törelerini iyi bilen biri olarak kızın ya evlilik, ya ailesi tarafından öldürülme veya intihardan başka çaresi olmadığını bilen bir erkek.. Bu örnekten yola çıkarak TCK'da yapılmak istenen akıl almaz değişikliklerin insanların hayatını nasıl cehenneme çevireceğini muhteşem bir şekilde anlatıyor. Benim de bir ilâvem var:Bu erkeğin mutlaka sapık veya hasta olması da gerekmiyor. Canının istemesi yeterli.Aynen Söğütlüçeşme Tren İstasyonu'nda sabahın erken saatlerinde okuluna gitmek için tren beklerken arkadan başına vurulup tecavüz edilerek öldürülen genç kız örneğinde olduğu gibi...Yirmi-otuz kişinin bir gün içinde tecavüz ettiği çocuklar gibi.Veya Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarında barınan kimsesiz çocuklara tecavüz eden görevliler gibi.Güneydoğu'da ensest ilişkiler veya tecavüz nedeniyle öldürülen veya intihar eden genç kız örneklerindeki gibi...Ve Hıncal Uluç soruyor:"Dünya üzerinde tecavüzü böylesine teşvik eden bir başka 'UYGAR' ülke var mı acaba?"Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz; YOK... YOK... YOK...İşte bu nedenle 21. yüzyılda Türk insanı da artık bu çağdışı oyuna katılmayacak. Susmayacak. "Olur" demeyecek. 1987 yılında 333 iken 2000 yılında 22963'e çıkan tecavüz olaylarının milyonlara çıkmasına göz yummayacak."Ruhat Mengi, tek başına, bunca kadın yazar, bunca feminist, bunca İnsan Haklan meraklısı köşe yazarı varken tek başına aslanlar gibi mücadele ediyor bu aşağılık, kadını aşağılayan, yok sayan maddelerle" diye devam ediyor Hıncal. Burada da haklı. Medya açısından çok haklı ama öte yanda buna benimle birlikte itiraz eden, başkaldıran o kadar çok hukukçu, sivil örgüt ve okur var ki dün Ankara'da yapılan duruşmada davacının kendisi bile hayrete düştü. Çankaya Üniversitesi ve Adalet Bakanlığındaki işini bırakarak duruşmaya bizzat katılan Prof. Soyaslan bugüne kadar sadece duyduğu kalabalığı gözleriyle gördü.Toplum ne yasalarının yozlaştırılmasına, ne de basın özgürlüğüne darbe vurulmasına sessiz kalmıyor artık. Bundan sonra hiç kimse gücüne güvenerek güçsüz insanları ezecek adımlar atmamak.Malûm, Prof. Soyaslan "Ya sizin kızınızın başına gelse ne yapardınız?" sorusuna;"Benim kızım başka. Onun babası profesör" cevabını vermişti!Özür: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden gelen ve bugün yazacağımı söylediğim açıklamayı ilan nedeniyle veremedim, özür diliyorum. Yarına...

Devamını Oku

Tehlike var mı, yok mu?

23 Aralık 2003

Dün akşama doğru bir söylenti fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa yayılıverdi. Hristiyanların Christmas'ı kutladığı günlerde yeni bombalı eylemler yapılacaktı ve tehlikeli bölgeler de belirlenmişti. Örneğin İstanbul'un gözbebeği birkaç nokta, özellikle biri açıkça söylenmişti sanki.Herkes birbirine "Aman şuraya gitme, burada bulunma" diyordu ama resmen yapılan bir açıklama da yoktu. Devletten ses seda çıkmadığına göre acaba bu yine evhamlı vatandaşların yaydığı bir dedikodu muydu, yoksa gerçekten alınmış bir istihbarat mı sızdırılmıştı.Hiç kimse emin olamazdı, varsa eğer bu istihbaratı alanlardan başka.Ben akşam saatlerinde en tehlikeli olduğu belirtilen yerdeydim, işim vardı ve mutlaka halletmem gerekiyordu. Çekinerek arabadan indim, binaya doğru yürürken bir yandan etrafımı da dikkatle inceliyordum. Hiçbir ekstra önlem alınmış gibi görünmüyordu. Arabalar birkaç sıra halinde çepeçevre binanın etrafındaydı ve sadece bir polis en yakındaki arabalara eğilerek camlarından içeri bakıyordu.Koşarak işimi hallettim, yarım saat sonra dışan çıktığımda durum aynıydı. Konuştuğum bir çok kişinin, çocukların bile duyduğu bu ihtimalin emniyet tarafından duyulmamış olması mümkün müydü acaba?Daha önceki olaylarda ve hatta 17 Ağustos depreminde bile önceden uyanlmasına rağmen önlem almayan, panik olmasın diye bu uyarılan halktan gizleyen devletimizi düşününce insanın aklına her türlü olmayacak ihtimal geliyor doğrusu. İhmal ve parlak fikir deyince üstümüze yoktur malûmunuz. Hani "yılbaşı öncesi alışverişleri etkiler" veya "İnsanlar panik olur" düşüncesiyle bile olası tehlikelerin halktan gizlenmesi mümkündür. Alışveriş merkezlerinde, metrolarda kontrollerin yeterli olmadığını, araba bagajları dışında bir şeye bakılmadığını, paketlerin kontrol edilmediğini daha önce yazmıştık. Karaçarşaflılann (intihar saldırısı açısından) yaratabileceği tehlike bilinmesine ve Avrupa ülkelerinde, ABD'de sıkı şekilde aranmalarına rağmen bizde böyle kıyafetler giyen Arap grupları her köşede rahatça dolaşıyorlar.Özellikle de böyle rahat bir ortam varken tehlikelerin, hangi nedenle olursa olsun halktan gizlenmesi kabul edilir, anlaşılır bir yöntem değildir.Devlet arama ve her tür kontrolü çok daha sıkı şekilde yapmak ve aldığı bilgileri toplumla derhal paylaşmak zorundadır. Türkiye'nin ne daha fazla kayba, ne de yeni acılara dayanacak hali kalmadı zira.Bilmem anlatabiliyor muyum?Salı günü Hürrem Sultan'ı anlattığım yazımın giriş kısmında 'Bu uzun zamandır beklenen oyun basında daha çok ilk gösteriminde bulunan yapımcıları ve bu yapımcılardan biri olan Selma Türkeş'in eski eşi Halil Bezmen le yer aldı. Ama beni daha çok yeni ve başarılı bir sanat olayı olması ilgilendiriyor' demiştim.Oyunun diğer yapımcısı Alinur Velidedeoğlu telefonla arayarak hem yazı için teşekkür, hem de biraz sitem etti.Alinur Bey "Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama sanki benim bir kusurum varmış gibi bir anlam çıkardım okurken" diyor.Böyle anlaşılmasına üzüldüm, çoğu kez yazarken, beni iyi tanıyan okurlarımın neyi kastettiğimi de benim kadar iyi bilecekleri duygusu ile yazıyorum. Burada da "Her ne kadar basında yapımcıları ile, Halil Bezmen'in döndükten sonra ilk kez toplum içine çıkışı, at kuyruğu ve hatta at kuyruk tokasıyla söz edilmişse de benim için eserin kendisinin, başarısının önemli olduğunu" anlatmaya çalışmıştım.Alinur Velidedeoğlu elbette bu ülkenin yetiştirdiği başarılı, akıllı, iyi niyetli ve uluslararası üne sahip reklamcılarından biridir. Bir toplumun başarısının sanattaki ilerlemesiyle ölçüleceğini iyi bilen bir insan olduğu için de sanat olaylarına katkısı büyüktür."Eğer yapımcılar emek vermeseler, büyük paralar yatırmasalar bu eserler ortaya çıkabilir mi?" diyen Alinur Bey bu bakımdan son derece haklı. Aynen onun gibi düşünüyor ve sanata yaptığı katkılan takdir ettiğimi söylemek istiyorum.Umarım bu kez ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmişimdir!Okurlarıma teşekkür!Bu ne sevgi, ne destektir inanın duygularımı ifade için söyleyecek kelime bulamıyorum. Sürekli mail ve telefon yağıyor. Hani hepsine "istiyorsanız gelebilirsiniz" dense duruşmaların yapıldığı Adliye binalarına sığmak mümkün olmayacak.Meclis Adalet Alt Komisyonu'ndan "iki profesör"ün bana açtığı davalar için destek sadece okurlarımdan gelmiyor. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, eski ve yeni milletvekillerinden çok sayıda isim arka arkaya arayarak "Yanımda olduklarını" bildiriyorlar. Bunların hepsine teşekkür ediyorum, çok yakında gönderdikleri mesajları yayınlamaya çalışacağım.Son olarak dün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı, Prof. Dr. Türkan Saylan aradı. Söz konusu iki profesör hakkında ÇYDD'nin de Bakan'a yazı göndermiş olduğunu belirterek, yanımda olduklarını ve gerçeğin anlaşılabilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. ÇYDD'nin açıklamasını yarın sabah yazacağım.Duruşma için Ankara'ya giderken yolda...

Devamını Oku

Avukat hanımın incileri

22 Aralık 2003

Pazar akşamı TVde bir sohbet programına gözüm ilişti. Pek TV merakım yoktur, hep söylerim ya, ancak gözüme takılan bir şey olursa izlerim. Tabiî çok ilgimi çekecek bir konuysa saatlerce de ekran karşısında oturabilirim, o başka.Her neyse, gözüm ilişti; Bu pek ünlü avukat hanım siyah bir kıyafet giymiş, boynunda şık bir inci kolye ve tesadüfe bakın ki inci dizisi gibi de açıklamalar yapıyor.Medeni Kanun değişiklikleri Meclis'te tartışıldığı günlerde kadın ve erkeğin aile yaşamında, mal paylaşımında eşit haklara sahip olmasını sağlayacak maddelere 'Mecelle'den söz ederek karşı çıkan, TV programlarında yine karşı görüşte olan MHP milletvekilleriyle aynı safta yer alıp bu değişiklikleri önlemeye çalışan bayan avukat sıra türbana gelince birden bire kadın haklan savunucusu kesilmişti.Aslına bakarsanız, aynı görüşlere sahip olduğu halde kafasında türban olmadığı için her türlü kamu görevinde, okulda ve her yerde istediği özgürlüğe sahip erkekler düşünüldüğünde kadınlara karşı haksız bir durum ortaya çıktığı tezi savunulabilir bir tez tabiî. Ama öte yanda laik devlet kurallarını bir hukukçu olarak gayet iyi bilmesi gereken birinin din simgesi olan her şeyin kamusal alanlarda kullanılmaması kuralını da bilmediği düşünülemez.Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'nün bu konudaki kararlarını da bilmediği düşünülemez.Ben, türban konusunda geleceğimiz noktanın; kamu kurumlarında "hizmet verenler", "hizmet alanlar" ayrımı yapılması ve hizmet alanlar için kıyafette özgürlük tanınması olacağını umuyorum ama kanun ve kurallara saygılı bir vatandaş olarak AİHM'nin defalarca dile getirdiği gibi devletin laikliği korumak adına bir takım önlemler alabileceğini de kabul ediyorum. (Bkz: Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları - Sayfa 62-63)Avukat hanım, programda kendisine sorulan "Böyle bir baskı olursa onlan kim koruyacak" sorusuna "Laik devlet" cevabını verdi. Bu cevabın arkasından hemen şu sorulan sormak mümkün: "Laik devlet her okula polis gücü mü gönderecek?", "Bu kadar kolay ise baskının söz konusu bile olmadığı Fransa neden şimdiden ek önlemlere gerek duyuyor?"Kısacası avukat hanımın nihayet kadın hakları savunucusu kesilmiş olması sevindirici.Her ne kadar türban savunan AKP'liler kendi eşlerini çalıştırmıyorlarsa da, kamu kuruluşlarında işe müracaat formlarına "erkek olmak" şartını koyuyor, Talim Terbiye Kurulu'ndaki kadınlan işten çıkarıyor, kadınların çalışmayısın! "ekonominin iyi olduğuna" işaret sayıyorlarsa da, Türkiye'de gidiş bu yöndeyse de sevindirici. Belki başka konular da yaran dokunur bundan sonra.Vural Savaş'in aynı programdaki "Artık her şey bitti" tarzındaki ümitsiz konuşmaları ise apayn bir yazı konusu olabilir. Moral bozukluğunun ve başkalarının sinirini bozmanın da bir sının vardır yani.Bu ülke sahipsiz değil neticede!Hürrem Sultan!Uzun süredir beklenen Hürrem Sultan 18 Aralık Perşembe akşamı Mydonose Showland'deki ilk gösteriminde izledim. Her ne kadar basında oyundan çok yapımdan Alinur Velidedeoğlu ile Halil Bezmen'in eski eşi Selma Türkeş ve Türkiye'ye dönüşünden sonra ilk kez o gece toplum içinde görülen Halil Bezmen gündeme geldilerse de beni oyun ilgilendiriyor.Sanat alanında ileriye doğru, yeni bir başarıya doğru atılan adımlar ilgilendiriyor. Hürrem Sultan'ı etraflı olarak anlatacağım ama önce dikkatimi çeken noktaları söyleyeyim; 43 kişilik dans grubunda 26'sının yabancı olmasına böyle bir özgün oyunda neden gerek duyulduğunu anlamadım. Bizim gençler yabancılardan daha az iyi değillerdi ve tamamına yakını Türkler'den seçilebilirdi. Aynı şey Iring Panova tarafından oynanan Hürrem Sultan rolü için de geçerli.Bostancıbaşı ve Zenne çok iyiydi, oyunun sonunda Hürrem'in "kendi kanı ve döktüğü kanlar" içinde boğulması sahnesi çok güzeldi ama diğer boğulma sahneleri fazla uzundu. Osmanlı saraylarında Hanedan'ın kendi üyelerini yok etmesi, Hürrem Sultan'in cinayetleri ve bu kanlı dönem elbette tarihin bir gerçeği. Ama benzer olaylar başka ülkelerin de tarihlerinde olmasına rağmen her fırsatta karşımıza çıkmıyor. Aynen Avrupa film festivallerine katılan filmlerde ve hatta açılan sergilerde Türkiye'nin en kötü manzaralarının, tecavüz ve cinayet sahnelerinin ana temaları kapması gibi...Bence boğulma sahnelerinin ve her seferinde tepeden inen meleğin zıplamaları fazla uzun. Buna karşılık Ukraynalı papaz kızı Roxalana'yı Hürrem yapan, onun gözlerini kör eden aşkıyla en değer verdiği dostu İbrahim Paşa'yı ve oğlunu öldürten Kanuni Sultan Süleyman'ı izlerken o büyük aşkla ilgili fazla bir duygusal görüntüye rastlanmıyor. Düğünlerinde bile Sultanla Hürrem arka plânda heykel gibi duruyorlar.Erkek dansçıların dansları kadınlarınkinden çok daha güzel ve yeknesaklıktan uzak. Bununla birlikte profesyonel dansçılardan seçilmeyen gençler başarılı. Kostümler ve ışık güzel. Bazı sahnelerde kızların giydiği 19 Mayıs töreni kıyafetlerine benzer kostümler ise uyumsuz. Karanlıkta mor ışıklarla "Çayda Çıra" daha çok ağustos böceklerinin dansını andırıyor.Kısacası, zaman içinde geliştirilmesi, üzerinde daha çok çalışılması gereken bir oyun.Yine de sanat adına güzel bir çalışma. Çoğunuzun beğeneceğini sanıyorum.

Devamını Oku