Pazar akşamı TVde bir sohbet programına gözüm ilişti. Pek TV merakım yoktur, hep söylerim ya, ancak gözüme takılan bir şey olursa izlerim. Tabiî çok ilgimi çekecek bir konuysa saatlerce de ekran karşısında oturabilirim, o başka.
Her neyse, gözüm ilişti; Bu pek ünlü avukat hanım siyah bir kıyafet giymiş, boynunda şık bir inci kolye ve tesadüfe bakın ki inci dizisi gibi de açıklamalar yapıyor.
Medeni Kanun değişiklikleri Meclis'te tartışıldığı günlerde kadın ve erkeğin aile yaşamında, mal paylaşımında eşit haklara sahip olmasını sağlayacak maddelere 'Mecelle'den söz ederek karşı çıkan, TV programlarında yine karşı görüşte olan MHP milletvekilleriyle aynı safta yer alıp bu değişiklikleri önlemeye çalışan bayan avukat sıra türbana gelince birden bire kadın haklan savunucusu kesilmişti.
Aslına bakarsanız, aynı görüşlere sahip olduğu halde kafasında türban olmadığı için her türlü kamu görevinde, okulda ve her yerde istediği özgürlüğe sahip erkekler düşünüldüğünde kadınlara karşı haksız bir durum ortaya çıktığı tezi savunulabilir bir tez tabiî. Ama öte yanda laik devlet kurallarını bir hukukçu olarak gayet iyi bilmesi gereken birinin din simgesi olan her şeyin kamusal alanlarda kullanılmaması kuralını da bilmediği düşünülemez.
Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'nün bu konudaki kararlarını da bilmediği düşünülemez.
Ben, türban konusunda geleceğimiz noktanın; kamu kurumlarında "hizmet verenler", "hizmet alanlar" ayrımı yapılması ve hizmet alanlar için kıyafette özgürlük tanınması olacağını umuyorum ama kanun ve kurallara saygılı bir vatandaş olarak AİHM'nin defalarca dile getirdiği gibi devletin laikliği korumak adına bir takım önlemler alabileceğini de kabul ediyorum. (Bkz: Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları - Sayfa 62-63)
Avukat hanım, programda kendisine sorulan "Böyle bir baskı olursa onlan kim koruyacak" sorusuna "Laik devlet" cevabını verdi. Bu cevabın arkasından hemen şu sorulan sormak mümkün: "Laik devlet her okula polis gücü mü gönderecek?", "Bu kadar kolay ise baskının söz konusu bile olmadığı Fransa neden şimdiden ek önlemlere gerek duyuyor?"
Kısacası avukat hanımın nihayet kadın hakları savunucusu kesilmiş olması sevindirici.
Her ne kadar türban savunan AKP'liler kendi eşlerini çalıştırmıyorlarsa da, kamu kuruluşlarında işe müracaat formlarına "erkek olmak" şartını koyuyor, Talim Terbiye Kurulu'ndaki kadınlan işten çıkarıyor, kadınların çalışmayısın! "ekonominin iyi olduğuna" işaret sayıyorlarsa da, Türkiye'de gidiş bu yöndeyse de sevindirici. Belki başka konular da yaran dokunur bundan sonra.
Vural Savaş'in aynı programdaki "Artık her şey bitti" tarzındaki ümitsiz konuşmaları ise apayn bir yazı konusu olabilir. Moral bozukluğunun ve başkalarının sinirini bozmanın da bir sının vardır yani.
Bu ülke sahipsiz değil neticede!
Hürrem Sultan!
Uzun süredir beklenen Hürrem Sultan 18 Aralık Perşembe akşamı Mydonose Showland'deki ilk gösteriminde izledim. Her ne kadar basında oyundan çok yapımdan Alinur Velidedeoğlu ile Halil Bezmen'in eski eşi Selma Türkeş ve Türkiye'ye dönüşünden sonra ilk kez o gece toplum içinde görülen Halil Bezmen gündeme geldilerse de beni oyun ilgilendiriyor.
Sanat alanında ileriye doğru, yeni bir başarıya doğru atılan adımlar ilgilendiriyor. Hürrem Sultan'ı etraflı olarak anlatacağım ama önce dikkatimi çeken noktaları söyleyeyim; 43 kişilik dans grubunda 26'sının yabancı olmasına böyle bir özgün oyunda neden gerek duyulduğunu anlamadım. Bizim gençler yabancılardan daha az iyi değillerdi ve tamamına yakını Türkler'den seçilebilirdi. Aynı şey Iring Panova tarafından oynanan Hürrem Sultan rolü için de geçerli.
Bostancıbaşı ve Zenne çok iyiydi, oyunun sonunda Hürrem'in "kendi kanı ve döktüğü kanlar" içinde boğulması sahnesi çok güzeldi ama diğer boğulma sahneleri fazla uzundu. Osmanlı saraylarında Hanedan'ın kendi üyelerini yok etmesi, Hürrem Sultan'in cinayetleri ve bu kanlı dönem elbette tarihin bir gerçeği. Ama benzer olaylar başka ülkelerin de tarihlerinde olmasına rağmen her fırsatta karşımıza çıkmıyor. Aynen Avrupa film festivallerine katılan filmlerde ve hatta açılan sergilerde Türkiye'nin en kötü manzaralarının, tecavüz ve cinayet sahnelerinin ana temaları kapması gibi...
Bence boğulma sahnelerinin ve her seferinde tepeden inen meleğin zıplamaları fazla uzun. Buna karşılık Ukraynalı papaz kızı Roxalana'yı Hürrem yapan, onun gözlerini kör eden aşkıyla en değer verdiği dostu İbrahim Paşa'yı ve oğlunu öldürten Kanuni Sultan Süleyman'ı izlerken o büyük aşkla ilgili fazla bir duygusal görüntüye rastlanmıyor. Düğünlerinde bile Sultanla Hürrem arka plânda heykel gibi duruyorlar.
Erkek dansçıların dansları kadınlarınkinden çok daha güzel ve yeknesaklıktan uzak. Bununla birlikte profesyonel dansçılardan seçilmeyen gençler başarılı. Kostümler ve ışık güzel. Bazı sahnelerde kızların giydiği 19 Mayıs töreni kıyafetlerine benzer kostümler ise uyumsuz. Karanlıkta mor ışıklarla "Çayda Çıra" daha çok ağustos böceklerinin dansını andırıyor.
Kısacası, zaman içinde geliştirilmesi, üzerinde daha çok çalışılması gereken bir oyun.
Yine de sanat adına güzel bir çalışma. Çoğunuzun beğeneceğini sanıyorum.
Avukat hanımın incileri
Pazar akşamı TVde bir sohbet programına gözüm ilişti. Pek TV merakım yoktur, hep söylerim ya, ancak gözüme takılan bir şey olursa izlerim
Haberin Devamı

