Hıncal Uluç bunun için Hıncal Uluç işte. Öyle anlatır ki bir konuyu ele aldığında, hiçbir detay kalmaz unuttuğu ya da atladığı... Öyle anlatır ki, size olayı adım adım yaşatır.
Hiçbir şey dikkatinden kaçmamıştır. Kimseden çekinmemiş 'hatır, gönül' diye düşünmemiştir. Hiçbir dönemde kimsenin adamı olmamış, bilgi birikimi ve özeniyle her dönemin en makbul, en takdir edilen, en paylaşılamayan yazarlarından biri olmuştur.
İşte bu nedenle, sadece Hıncal Uluç örneği bile insana "gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur" sözünün doğruluk sağlamasını açıkça gösterebilir...
Türk Ceza Kanununda yapılmak istenen ve topluma yepyeni bir karanlık sayfa açacak değişiklikleri o kadar güzel bir örnekle anlatmış ki dünkü yazısında inanın okurken "olay bundan daha iyi açıklanamazdı" dedim.
Gözüne kestirdiği bir kızla evlenmek isteyen, amacına ulaşamayınca da tecavüz ederek kıza başka yaşam seçeneği bırakmayan, evlenip 5 yıl bekledikten sonra boşanarak yeni bir kurban arayan bir erkek örneği...
Ülkesinin yasa ve törelerini iyi bilen biri olarak kızın ya evlilik, ya ailesi tarafından öldürülme veya intihardan başka çaresi olmadığını bilen bir erkek.. Bu örnekten yola çıkarak TCK'da yapılmak istenen akıl almaz değişikliklerin insanların hayatını nasıl cehenneme çevireceğini muhteşem bir şekilde anlatıyor. Benim de bir ilâvem var:
Bu erkeğin mutlaka sapık veya hasta olması da gerekmiyor. Canının istemesi yeterli.
Aynen Söğütlüçeşme Tren İstasyonu'nda sabahın erken saatlerinde okuluna gitmek için tren beklerken arkadan başına vurulup tecavüz edilerek öldürülen genç kız örneğinde olduğu gibi...
Yirmi-otuz kişinin bir gün içinde tecavüz ettiği çocuklar gibi.
Veya Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarında barınan kimsesiz çocuklara tecavüz eden görevliler gibi.
Güneydoğu'da ensest ilişkiler veya tecavüz nedeniyle öldürülen veya intihar eden genç kız örneklerindeki gibi...
Ve Hıncal Uluç soruyor:
"Dünya üzerinde tecavüzü böylesine teşvik eden bir başka 'UYGAR' ülke var mı acaba?"
Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz; YOK... YOK... YOK...
İşte bu nedenle 21. yüzyılda Türk insanı da artık bu çağdışı oyuna katılmayacak. Susmayacak. "Olur" demeyecek. 1987 yılında 333 iken 2000 yılında 22963'e çıkan tecavüz olaylarının milyonlara çıkmasına göz yummayacak.
"Ruhat Mengi, tek başına, bunca kadın yazar, bunca feminist, bunca İnsan Haklan meraklısı köşe yazarı varken tek başına aslanlar gibi mücadele ediyor bu aşağılık, kadını aşağılayan, yok sayan maddelerle" diye devam ediyor Hıncal. Burada da haklı. Medya açısından çok haklı ama öte yanda buna benimle birlikte itiraz eden, başkaldıran o kadar çok hukukçu, sivil örgüt ve okur var ki dün Ankara'da yapılan duruşmada davacının kendisi bile hayrete düştü. Çankaya Üniversitesi ve Adalet Bakanlığındaki işini bırakarak duruşmaya bizzat katılan Prof. Soyaslan bugüne kadar sadece duyduğu kalabalığı gözleriyle gördü.
Toplum ne yasalarının yozlaştırılmasına, ne de basın özgürlüğüne darbe vurulmasına sessiz kalmıyor artık. Bundan sonra hiç kimse gücüne güvenerek güçsüz insanları ezecek adımlar atmamak.
Malûm, Prof. Soyaslan "Ya sizin kızınızın başına gelse ne yapardınız?" sorusuna;
"Benim kızım başka. Onun babası profesör" cevabını vermişti!
Özür: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden gelen ve bugün yazacağımı söylediğim açıklamayı ilan nedeniyle veremedim, özür diliyorum. Yarına...
Gazeteci olmak mı öyle doğmak mı?
Hıncal Uluç bunun için Hıncal Uluç işte. Öyle anlatır ki bir konuyu ele aldığında, hiçbir detay kalmaz unuttuğu ya da atladığı... Öyle anlatır ki, size olayı adım adım yaşatır
Haberin Devamı

