Tehlike var mı, yok mu?

Dün akşama doğru bir söylenti fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa yayılıverdi. Hristiyanların Christmas'ı kutladığı günlerde yeni bombalı eylemler yapılacaktı ve tehlikeli bölgeler de belirlenmişti

Haberin Devamı

Dün akşama doğru bir söylenti fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa yayılıverdi. Hristiyanların Christmas'ı kutladığı günlerde yeni bombalı eylemler yapılacaktı ve tehlikeli bölgeler de belirlenmişti. Örneğin İstanbul'un gözbebeği birkaç nokta, özellikle biri açıkça söylenmişti sanki.

Herkes birbirine "Aman şuraya gitme, burada bulunma" diyordu ama resmen yapılan bir açıklama da yoktu. Devletten ses seda çıkmadığına göre acaba bu yine evhamlı vatandaşların yaydığı bir dedikodu muydu, yoksa gerçekten alınmış bir istihbarat mı sızdırılmıştı.

Hiç kimse emin olamazdı, varsa eğer bu istihbaratı alanlardan başka.

Ben akşam saatlerinde en tehlikeli olduğu belirtilen yerdeydim, işim vardı ve mutlaka halletmem gerekiyordu. Çekinerek arabadan indim, binaya doğru yürürken bir yandan etrafımı da dikkatle inceliyordum. Hiçbir ekstra önlem alınmış gibi görünmüyordu. Arabalar birkaç sıra halinde çepeçevre binanın etrafındaydı ve sadece bir polis en yakındaki arabalara eğilerek camlarından içeri bakıyordu.

Koşarak işimi hallettim, yarım saat sonra dışan çıktığımda durum aynıydı. Konuştuğum bir çok kişinin, çocukların bile duyduğu bu ihtimalin emniyet tarafından duyulmamış olması mümkün müydü acaba?

Daha önceki olaylarda ve hatta 17 Ağustos depreminde bile önceden uyanlmasına rağmen önlem almayan, panik olmasın diye bu uyarılan halktan gizleyen devletimizi düşününce insanın aklına her türlü olmayacak ihtimal geliyor doğrusu. İhmal ve parlak fikir deyince üstümüze yoktur malûmunuz. Hani "yılbaşı öncesi alışverişleri etkiler" veya "İnsanlar panik olur" düşüncesiyle bile olası tehlikelerin halktan gizlenmesi mümkündür. Alışveriş merkezlerinde, metrolarda kontrollerin yeterli olmadığını, araba bagajları dışında bir şeye bakılmadığını, paketlerin kontrol edilmediğini daha önce yazmıştık. Karaçarşaflılann (intihar saldırısı açısından) yaratabileceği tehlike bilinmesine ve Avrupa ülkelerinde, ABD'de sıkı şekilde aranmalarına rağmen bizde böyle kıyafetler giyen Arap grupları her köşede rahatça dolaşıyorlar.

Özellikle de böyle rahat bir ortam varken tehlikelerin, hangi nedenle olursa olsun halktan gizlenmesi kabul edilir, anlaşılır bir yöntem değildir.

Devlet arama ve her tür kontrolü çok daha sıkı şekilde yapmak ve aldığı bilgileri toplumla derhal paylaşmak zorundadır. Türkiye'nin ne daha fazla kayba, ne de yeni acılara dayanacak hali kalmadı zira.



Bilmem anlatabiliyor muyum?
Salı günü Hürrem Sultan'ı anlattığım yazımın giriş kısmında 'Bu uzun zamandır beklenen oyun basında daha çok ilk gösteriminde bulunan yapımcıları ve bu yapımcılardan biri olan Selma Türkeş'in eski eşi Halil Bezmen le yer aldı. Ama beni daha çok yeni ve başarılı bir sanat olayı olması ilgilendiriyor' demiştim.

Oyunun diğer yapımcısı Alinur Velidedeoğlu telefonla arayarak hem yazı için teşekkür, hem de biraz sitem etti.

Alinur Bey "Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama sanki benim bir kusurum varmış gibi bir anlam çıkardım okurken" diyor.

Böyle anlaşılmasına üzüldüm, çoğu kez yazarken, beni iyi tanıyan okurlarımın neyi kastettiğimi de benim kadar iyi bilecekleri duygusu ile yazıyorum. Burada da "Her ne kadar basında yapımcıları ile, Halil Bezmen'in döndükten sonra ilk kez toplum içine çıkışı, at kuyruğu ve hatta at kuyruk tokasıyla söz edilmişse de benim için eserin kendisinin, başarısının önemli olduğunu" anlatmaya çalışmıştım.

Alinur Velidedeoğlu elbette bu ülkenin yetiştirdiği başarılı, akıllı, iyi niyetli ve uluslararası üne sahip reklamcılarından biridir. Bir toplumun başarısının sanattaki ilerlemesiyle ölçüleceğini iyi bilen bir insan olduğu için de sanat olaylarına katkısı büyüktür.
"Eğer yapımcılar emek vermeseler, büyük paralar yatırmasalar bu eserler ortaya çıkabilir mi?" diyen Alinur Bey bu bakımdan son derece haklı. Aynen onun gibi düşünüyor ve sanata yaptığı katkılan takdir ettiğimi söylemek istiyorum.

Umarım bu kez ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmişimdir!



Okurlarıma teşekkür!
Bu ne sevgi, ne destektir inanın duygularımı ifade için söyleyecek kelime bulamıyorum. Sürekli mail ve telefon yağıyor. Hani hepsine "istiyorsanız gelebilirsiniz" dense duruşmaların yapıldığı Adliye binalarına sığmak mümkün olmayacak.

Meclis Adalet Alt Komisyonu'ndan "iki profesör"ün bana açtığı davalar için destek sadece okurlarımdan gelmiyor. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, eski ve yeni milletvekillerinden çok sayıda isim arka arkaya arayarak "Yanımda olduklarını" bildiriyorlar. Bunların hepsine teşekkür ediyorum, çok yakında gönderdikleri mesajları yayınlamaya çalışacağım.

Son olarak dün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı, Prof. Dr. Türkan Saylan aradı. Söz konusu iki profesör hakkında ÇYDD'nin de Bakan'a yazı göndermiş olduğunu belirterek, yanımda olduklarını ve gerçeğin anlaşılabilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. ÇYDD'nin açıklamasını yarın sabah yazacağım.

Duruşma için Ankara'ya giderken yolda...

DİĞER YENİ YAZILAR