NTV anketi bize ne anlattı?

19 Mart 2004

Tarhan Erdem in NTV için yaptığı seçim anketinin yine NTV'de tartışıldığı Oğuz Haksever'in "Büyük Seçim Araştırması programı bugüne kadar yapılan seçim programlarının herhalde en enteresan olanıydı. Sadece bu nedenle bile programın basın masasında yer almaktan memnunluk duydum.Anketten çıkan ve üç büyük şehirden ikisinde AKP'nin açık farkla kazanacağını gösteren sonuçlar çok yönlü olarak değerlendirildi. Programda konuşmacıların çoğu "AKP'nin her gelir grubuna ve her kesime, kendi öz seçmeninin dışındakilere de cazip hale geldiğini" sık sık dile getirdiler.Benim sadece bir köşe yazarı olarak görüp izlemekten farklı bir siyasi deneyimim var. Demokrat parti döneminden başlayarak 25 yıl milletvekili ve senatör olarak görev yapmış bir siyasetçinin çocuğu olmak. Çok genç yaşlardan itibaren siyaseti anlayarak, öğrenerek yetişmiş olmak. Bu özelliğin bana belki biraz daha farklı bir analiz yeteneği kazandırdığını sanıyorum.Konuşmalarımda sonucun "AKP'nin her kesime cazip bir parti" olmaya başlamasından çok, güçsüz bir rakibe karşı oynayan, hatta karşısında rakip bulunmayan bir futbol takımına benzemesinden kaynaklandığını anlatmaya çalıştım. Ki bence bu seçimi kendisinden öncekilerden daha ilginç hale getiren de bu özelliğidir.Görünüşte AKP, üyelerinin değişim geçirdiğini bir ölçüde kabul ettirmiş, Avrupa Birliği ve Kıbrıs konularında çözüm arayan, ekonomik önlemleri ve IMF politikalarını benimseyen ve devam ettirmek niyetinde olan bir tablo sergilemiş bir parti. Bu özelliğiyle, bugüne kadar merkez sağın belli başlı partilerine oy vermiş seçmenden de çok sayıda oy kazandı. Zaten seçmenin -her ne kadar üç şehirdeki anket tamamen bütün Türkiye'yi yansıtamazsa da- bu üç partiyi neredeyse sıfırın altına indirmek istediği sonuçlardan açıkça görülüyor. Belediye seçimlerinde, tek parti iktidarlarının başarılı olacağı zaten bellidir ve daha önce örnekleri görülmüştür. Hele bir de Başbakan, Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanı'ndan başlayarak hükümet üyeleri, açıkça kendi adaylarının kazandığı yerlere "kolaylık sağlayacaklarını" belirtmişlerse daha da çok bellidir.Ama burada, genel seçimden sonra geçen sürenin kısalığı nedeniyle daha henüz vatandaş tarafından verilen kredinin sürmekte oluşunun, ekonomi, işsizlik, vergi, terör, deprem, eğitim, sağlık ve her konunun çözümü için toplumun hâlâ sabırla beklemekte olmasının da önemli rolü var. Biz sabırlı bir milletiz. ABD'de veya Avrupa ülkelerinde hükümet seçildikten hemen sonra bu konulardaki basan grafiği çizilmeye başlanır. Biz senelerce bekleriz.Kısacası bu seçimde çok sayıda faktör iktidar partisine şans getirmektedir. Ruşen Çakır'ın dediği gibi, kendi iradesi ve tercihi dışındaki "Irak Sava-şı'na girmeme" olayı da bunlardan biri... Ama bence en önemlisi halkın, diğer partileri, CHP dahil cezalandırma isteği ve öfkesidir.Bu istek ve öfke devam ediyor. Şimdi, yerel seçimlerden önce de toparlanmayan, birleşmeyi reddeden veya proje üretmek yerine iç ve dış kavgalarla zaman tüketen sağ ve sol partiler mecbur kalacaklar.Değişim veya yeniden oluşum ve yeni liderler artık tercih değil, zorunluluk olacak. Bütün bu nedenlerle AKP'nin fazla heyecana kapılmaması, "tek ve güçlü parti" psikolojisine girmemesi lâzım. Bizim halk öyle çabuk karar değiştiriyor ki!15 günde konuşmaKısa süre önce kekemeliği bilgisayar yardımıyla tedavi eden KONUŞMA MERKEZİ'nden söz etmiştim. Bazı okurlarımız adresini bulamamışlar. Ben buldum, veriyorum: İstiklâl Caddesi, 73-74, Sekban İş Hanı Kat 6, D-11 Beyoğlu, İstanbul Bu arada, şizofreni hastalan için Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde "İkinci Evimiz" adlı yeni bir hastane açılmış. Hastalara ve yakınlarına büyük kolaylıklar sağlayabilecek bu hastane için de Üniversite'den bilgi alabilirsiniz.

Devamını Oku

Akıl almaz bir uygulama daha!

18 Mart 2004

Önceki gün, henüz yazım baskıya girmeden önce Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit aradı. Ben yazıya başlamadan, bilgi almak üzere onu aramıştım ama yolda olduğu için konuşmak mümkün olmamıştı.Akşam üzeri konuştuğumuzda da sorularıma verdiği cevaplar yazıyı geri çekecek açıklamalar değildi ne yazık ki...Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdürü olan ve bu görevdeki çalışmalanyla uzun zaman önce benim de kulağıma gelecek başarılar kazanan Kahraman Eroğlu'nu o da başanlı buluyordu."Kesinlikle yaptığı çalışmalardan ben de memnunum" diyordu. Peki o zaman neden böylesine ani şekilde görevden alınıvermişti?Anladığım kadarıyla İl Müdürlüğü'ne bağlı kuruluşlardan birinde bir soruşturma açılmıştı. Ve Eroğlu sırf görevi nedeniyle bu kuruluşun 9 yönetim kurulu üyesinden biriydi. Bakan "O soruşturmanın sağlığı açısından..." diyordu ama Kahraman Eroğlu'nun neyle suçlandığı sorusuna cevap vermiyordu. Bunun cevabını beklemenin ve öğrenmenin, durup dururken çalışkan, verimli, üretken bir insanın gönderilmesine akıl sır erdiremeyenlerin hakkı olduğunu söyledim. Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını Sayın Bakan'dan bekliyoruz. Bir İl Müdürü'nü çocuk yuvasına müdür yardımcısı yaparken, bir yurdun müdür yardımcısını onun yerine getirirseniz bu cevaplar da beklenir.Ve diğer konu. Dün daha da ilginç dediğim konu. Güldal Akşit konuştuğumuz sırada arabada olduğunu, bu soruma da o anda cevap veremeyeceğini belirtti. Herhalde bir ara verecektir, zira öyle önemli ki mesele...Bahçelievler Atatürk Kız Yurdu; sığınma evi, çocuk yuvası, tacize uğrayanlara barınak, kısacası çok yönlü hizmet veren birkaç önemli yurttan biri. İstanbul için hem önem taşıyor, hem de çok sayıda genç kızı, kadını ve çocuğu barındırıyor.Müfettiş raporuna rağmen...Çanakkale Yetiştirme Yurdu'nda görev yapmakta iken bir kız çocuğuna tacizde bulunduğu için Genel Müdürlük tarafından hakkında soruşturma açılan, görevinden alınarak İzmir'e atanan, orada da benzer davranışlardan soruşturma geçiren biri Bahçelievler Kız Yurdu'na tekrar müdür olarak atanıyor. Orada da gece kız çocuklarını rahatsız ettiği için görevden alınarak Halkalı Yetiştirme Yurdu'na öğretmen olarak atanıyor. Şu anda bu şahıs (ismi bende saklı) bir Çocuk Yuvası'nda müdür. Oradan da şikayetler geliyor.Şimdi sayın Güldal Akşit'e sormaz mısınız; madem ki soruşturmaya bu kadar duyarlısınız, suçu müfettiş raporlarıyla sabit olmuş birini neden tekrar tekrar çocukların, kızların, kadınların başına müdür yapmakta İsrar ediyorsunuz? Aynı suçu işleyen bir üniversite öğrencisi 24 yıl hapse mahkûm olurken, bu neden ödüllendiriliyor? Yasalar onlara uygulanmıyor mu?Dediğim gibi; cevapları öğrenir öğrenmez size de anlatacağım!(Not: Yazım bittikten sonra araştırmanın sonucu geldi. Kahraman Eroğlu'nun dahil edildiği soruşturma 'temiz' olarak sonuçlanmış. Yani ortada bir neden yok.)Hıncal'ın kontratı!Çarşamba akşamı Nebil Özgentürk'ün "Bir Yudum İnsan'ında tesadüfen Hıncal'ın konuşmasına rastladım. Çalıştığı gazetede şikayetçi olduğu, hatta fena halde kızdığı olaylarla karşılaştığını anlattıktan sonra;"Ama benim kontratım bu gazetenin okurlarıyla... Ben onları bırakmam, onlar da beni..." dedi.Bu söz üzerine çok düşündüm. Aynı gazeteyi ben bırakmıştım. Verilen sözler tutulmadığı, bunun cezasını tüm çalışanlar çekmesine ve halk tarafından olup bitenlerden onlar da sorumluymuş gibi görülmesine rağmen sözler tutulmamaya devam ettiği için hiç tereddüt etmemiştim.Ayrılırken okurlarıma karşı hata yaptığımı düşünmedim, çünkü seven okurlarımın nerede olursam olayım beni bulacaklarını biliyordum.Onlar da biliyordu. Nitekim buldular. Birbirimizi hiç kaybetmedik, o sevgi, bağlılık hep sürdü.Gazeteler kendi çıkarları için, gerektiğinde en değerli elemanlarını bile göz kırpmadan feda edebiliyorlar.Sorun okuyucu ise, onlar sevdiklerini, takdir ettiklerini asla bırakmıyor. Öyle bilinçli bir kitle...Ben buna inanıyorum. Keşke Hıncal Uluç da inansa.O belli bir gazetede yazmasa, sadece kitap yazsa, sadece kendi sitesinde yazsa veya program yapsa yine Hıncal Uluç. Seven okuyucusu yine onunla.Bu korku, bu baskı niye o zaman?Şehitler için mevlût!Dün 18 Mart Şehitler Günü idi. Türkiye Muharip Gaziler Derneği (Anadolu Yakası) Pendik Şubesi Yönetim Kurulu'ndan bir mektup geldi:"Sayın Ruhat Mengi Gazi ve şehit aileleri dostu" diye başlayan bir mektup. Aynen veriyorum:"Sizi rahatsız etmek istemiyoruz. Siz 18 Mart Şehitler Günü'nü bilen ve yaşayan şehit aileleri ve gazi dostusunuz.Toplumun bizi Şehitler Günü'nde unutmamasını, bu günde şehit ailelerini ve gazileri hatırlamalarını istiyoruz. Sizin satırlarınız bize her zaman yardımcı oldu. Topluma tesir eden bir köşeniz mevcut. Size sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.Ruhat Hanım, Şehitler Haftası dolayısıyla 19 Mart 2004 tarihinde Pendik Merkez (Çarşı) Camii'nde Şehitler ve (ölmüş olan) gazilerimiz için mevlût okutacağız. Bu manevi günümüze köşenizde yer verirseniz biz şehit ailelerini ve gazileri çok mutlu edersiniz. Sevgilerimizle."Değerli okurlanm, her yaştan sevgili okurlanm, zamanınız müsaitse bu mevlûde katılın. Ben de katılmak istiyorum. Onlara öyle çok şey borçluyuz ki. Hiç değilse orada bulunup toplu olarak dua edelim.Ruhları şâd olsun!Haydi Cuma günü şehitlerimize, gazilerimize layık bir görüntü yaratalım. Artık onları yalnızca 29 Ekim'lerde hatırlamayalım. Ne dersiniz?

Devamını Oku

Çöpten kağıt toplayan üniversiteli!

17 Mart 2004

Mağdur vatandaştan mektup yağıyor. Hak edenlerin değil siyasi yandaşların, partililerin işe alınması, iş sahiplerinin ise hiçbir hataları olmadığı halde işten çıkarılması konusunda müthiş bir tepki var. Örneğin Bağkur'a memur alımıyla ilgili olarak; Bakan Mehmet Ali Şahin ve diğer ilgililerin TV programlarında "istenen şartları taşıyanlar" dışında personel alınmayacağını, kadrolaşmaya izin verilmeyeceğini açıklamalarına rağmen yüzlerce personeli "sözlü mülakaf'la -okuyucunun deyimiyle "torpil'le- neden aldıklarını 1.5 milyon mağdur adına sormamızı istiyorlar.Bakın bunu yazanlardan biri mağduriyetini nasıl anlatıyor, noktasına bile dokunmadan veriyorum; "Bana gelince yanlış anlamayın, ben üniversite, kardeşim lise mezunu. Babasız büyüdük, 58 yaşındaki annem bizi temizlik yaparak okuttu. Kardeşim lösemi ve ikimiz de dms+dis sınavlarını (99'da ve daha sonrakilerde) kazandığımız halde personel gerekli değil diye alım yapmadılar, şimdi 4 ay sonra 35 olacağım ve belki bir daha ne kamuda, ne de özelde adam gibi bir ise giremeyeceğim, ama hâlâ kardeşimle çöpten kâğıt toplayarak satıyoruz. Çünkü ne torpilimiz, ne sermayemiz var, üstüne üstlük sabıkamız yok ve askerlik yaptık! Hiçbir parti vs.'ye üye olmasak da ne yazık ki biz masum birer Atatürk çocuğuyuz! Sadece o 'helâl ahkâmı' kesenlere haram olsun diyor ve biz milyonlarca mağdur adına, özellikle milliyetçi ve dindar geçinen 2 partinin yaptığı bu saman altından su yürütme çirkefine DUR demenizi, o uyuyan CHP'yi ve halkımızı da kaleminizle dürterek uyandırmanızı diliyoruz. Yazdıklarım namus ve şerefim üzerine doğrudur. İnsaniyet namına ilgilenin, bizi mahvettiler! Saygılarımla" Ülkenin genç ve eğitimli insanları böyle bir mutsuzluk ve umutsuzluk içindeyken; işsizliğe çare bulamayan, yatırımları arttıramayan bir hükümet, üstüne üstlük görülmemiş bir kadrolaşmayla büyük bir haksızlığa, adaletsizliğe daha imza atıyor. (Bu arada, mektubun sahibi iki gence iş imkânı sağlayabilecek, yaşam şansı yaratabilecek okurlarımızdan yardım istiyorum. Mail adresi bende, verebilirim.)Kadın bakanlığı'nda neler oluyor?'Kahraman isimli bir kahraman' başlıklı yazım elimde kaldı, daha yayımlanmadan Kahraman Eroğlu'nu işten alıverdiler. Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdürü Kahraman Eroğlu'nun bu görevde inanılmaz bir hizmet verdiğini, İstanbul'u iyi tanıması ve sorunlarını da bilmesinin verdiği avantajı da kullanarak gece gündüz çalıştığını, yardıma muhtaç kadınları, çocukları koruma altına aldığını duymuş ve hemen yazmıştım. Eroğlu bu son derece yararlı olduğu görevinden -herhalde Bakan ödül (!) olarak düşünmüş olmalı- alınıvermiş. İstanbul gibi nüfusu ve sorunları çok bir şehirde yerine de "İl Müdürü" olarak bir yurdun müdür yardımcısı getirilmiş.Sınama yanılma metoduyla işi öğrenmesi bekleniyordur şüphesiz. "Neden biz geri kalıyoruz" diye sormayın ey halkım, işte bundan geri kalıyoruz.İşi bilen, çalışan, başaran ödül olarak işini kaybediyor ve yerlerine siyasi nedenlerle hep bilmeyenler getiriliyor. Aynı bakanlığın daha da ilginç bir uygulaması var. Ama ne ilginç! O da yarına.NTV'de seçim araştırması!Bu akşam saat 20.30 ile 24.00 arasında NTV'de "Büyük Seçim Araştırması" adında enteresan bir program yapılacak. Bugüne kadar yaptığı anket sonuçlan genellikle seçim sonuçlanyla büyük benzerlik gösteren Tarhan Erdem'in, üç büyük şehirde yapılan anket sonuçlarının verileceği programda "bu noktaya nasıl gelindiği" tartışılacak.Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Ruşen Çakır, Tufan Türene, Mustafa Balbay, Ersin Kalaycıoğlu ve İbrahim Armağan'ın yorumlarıyla katılacağı programa beni de davet ettiler.Şimdilik bildiğim bu 7 isim... 7 erkek konuşmacı arasında bir kadın yazar. Şimdi 'neden her konuda böyle dengesiz bir oran ortaya çıkıyor' desem yine "kadın haklan savunucusu" olacağım. Ama öyle, her yerde durum bu. Neyse bu akşam orada olacağım. Okurlarıma ve seçim araştırması sonuçlarıyla ilgilenenlere bir duyurayım dedim.

Devamını Oku

Unakıtan söyledi mi söylemedi mi?

16 Mart 2004

Artık bilmeyen, duymayan kalmadı Maliye Bakanı'nın İzmir'de yaptığı konuşmayı. Hemen her sohbette bir kere mutlaka o konuya geliniyor. Zira demokrasilerde, partilerin değil mutlaka şahısların -bilinen özellikleriyle, yararlı olacağına kesin inançla- seçilmesi gereken yerel yönetim kadrolarına siyasi müdahale veya baskı görülmüş şey değildir.Ama burası Türkiye. Kanunsuz, kuralsız ülke ya, burada her şey görülebilir. Onun için de yine görüldü. Başbakan Tayyip Erdoğan bir gazetecinin konuyu aktarması üzerine -sağır sultanın bile duyduğu konuşmayı kendisi o ana kadar duymamış(!) olmalı ki- karşılaştığı Maliye Bakanı'na "Sen böyle bir şey söyledin mi?" diye sormuş. O da "Yanlış anlamışlar diyelim. Öyle bir şey demem" cevabını vermiş.Nedense bu millet siyasilerin ne kastettiğini hep yanlış anlıyor. Her ne kadar birinin söyleyemediğini bir başkası olanca fütursuzluğuyla söyleyiveriyorsa, birkaç saat sonra bir yalanlama geliveriyorsa da biz anlamıyoruz. Oldum olası Fransız kaldık şu memlekette ona yanarım.Başbakan bu kadarla kalmamış "Yanlış anlaşılacak sözler de söylememek lâzım" demiş Unakıtan'a. İyi, güzel de kendisinin mitinglerde "Vereceğiniz oylar bir buçuk yıllık iktidara da referandum olacak" sözlerine ne demeli?Bu seçimlerin referandumla ne ilgisi var? Herkes kendisine en yararlı olacak, en dürüst çalışacak olanları seçecek. Daha doğrusu normal şartlarda seçmeliydi. Ve hatta daha önceden belediyelerde yolsuzluğu ortaya çıkan, dosyalan rafa kaldırılan ve herkesin yolsuzluğu soruşturulurken onlarınki ileri tarihlere bırakılan, dokunulmazlıklar seçim öncesi söz verildiği halde kaldırılmadığı için hesap sorulamayan eski belediyecilerin bulunduğu partilere oy vermemeliydi.Gelişmiş, demokrasiyi sindirmiş ülkelerde olacağı budur. Ama gel gör ki burası Türkiye. Ayakta uyuyanlarla, iktidar gücünü belediye seçimlerinde bile tehdit gibi kullanan siyasetçilerin ülkesi. Burada sonuç şimdiden bellidir. Sözüm ona bir şeyleri protesto ermek için sandığa gitmeyecek olan bir sürü tembel ve sorumsuz seçmenle daha da çok belli.Yazık oluyor Türkiye'ye!Töre cinayetleri için ne bekleniyor?Ürdün Kraliçesi Rania'nın "töre cinayetleri" ne savaş açarak memleketinin ceza kanunlarında değişiklik yapılması için verdiği mücadeleyi, boşanmalarda kadınlara eşit hak sağlanması ve evlilik yaşının 18'e çıkarılması için yaptığı çalışmaları okuyorum.Bir yandan da Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi'nin bir töre cinayetinde "tahrik indirimi" filân dinlemeyip yapanları 30 yıl, yardım edenleri de 16 yıl hapis cezasına mahkûm edişini.Düşünün ki Türkiye insan haklan için paket yasalar çıkaran, AB ülkesi olmak için uğraş veren 81 yıllık bir demokrasiye sahip, çağdaş bir hukuk düzenine sahip (olması gereken) ülke. Hâlâ bir Arap krallığı ile aynı noktada... Aynı konulan tartışıyor.Hâlâ töre cinayeti adı verilen bir vahşeti, hâlâ çocuk tecavüzlerini önlemeye çalışıyor. Ve hâlâ bunlan önleyecek yasaların çıkmaması için önüne kale gibi dikilen birileri var.Alt Komisyon'da birçok madde iki partiden gelen üyelerin oy birliği ile değiştirildi. Bunca insanlık dışı olay olurken iktidar partisinin yöneticileri ve milletvekilleri seçim konuşmalarında oy baskısı yapacak cümleler yerine "bu suçlara göz yumulmayacağı ve en ağır şekilde cezalandırılacağı 'nı söyleseler belki şimdiye kadar bu maddeler de biterdi.Arkası kesilmeyen cinayetler, mahkemelerden henüz Tasan kanunlaşmadan, değişiklikler açıklanmadan arka arkaya çıkmakta olan doğru kararlar, verdiğimiz mücadelede ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Türkiye'nin kadın, erkek sağduyulu hukukçuları, STK'ları, vatandaşları TCK konusunda büyük bir basan kazandılar.Adaleti ortadan kaldıran kanunların devam etmesini isteyen iki profesörün açtıkları davalar için ben 'Bu bir para davası değildir, Türkiye'nin çağdaş yasalara sahip olma davasıdır. Gerçekleştiği gün davayı biz kazanmış olacağız' demiştim.Türkiye'de ilk kez tecavüz ve cinayetlerde âdil kararlar, henüz değişiklik tamamlanmadan, cesur ve dürüst hakimler tarafından verilmeye başlandı. Davanın kazanılması yönünde çok önemli adımlar bunlar...Yargıtay Başkanı'nın 'Yargı bağımsız değil, hakimlerin özgür karar verebilmeleri sağlanmalı" sözleri müthiş umut kırıcı...Ama her şeye rağmen bu ülkede hakimler VAR. Onlar bize ümit etmemiz için bir neden veriyorlar. Sağolsunlar, varolsunlar!

Devamını Oku

Foklara duyarlı milletvekili!

15 Mart 2004

Hürriyet gazetesindeki bir haber vardı; yani açıkçası bu tür haberleri görünce gülmekle ağlamak arası bir duyguya kapılıyor insan... Bakın aynen şöyle;"AKP toplumsal hassasiyetlere duyarlı bir parti. Bu hassasiyetlere bu kez fok balıkları katıldı. AKP'nin fok balığı atağının gerisinde İstanbul milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun nesli tükenmekte olan bir Akdeniz fokunu evlât edinmesi yatıyor."Şimdi biraz beyin fırtınası yapalım; hiçbirimiz hayvanların, hele de Türkiye kıyılarında yaşayan ama yalnız bizim için değil dünya için de önem taşıyan, nadir bir hayvan neslinin korunmasını takdirden uzak olamayız. Onları korumak her Türk vatandaşının en insani, en medeni görevlerinden biridir. Ama Allah aşkına, bir milletvekilinin, bugüne kadar birçok vatandaşın yapmış olduğu gönüllü bir davranışa katılmasının ve bir foku koruma altına almasının "atak"la, toplumsal hassasiyetle, hele "partinin toplumsal hassasiyetiyle" ne ilgisi var?Zeynep Karahan Uslu toplumsal hassasiyeti düşünseydi, ülkesinde her gün olan yüzlerce trafik kazasında bebeklerin, gençlerin, koca ailelerin kökünü kazıyan trafik canavarlarının salıverilmesiyle, ülkenin dört bir yanında tecavüz edilen, hamile bırakılan, tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlanan çocuklarla, "namus cinayeti", "töre cinayeti" diye öldürülen kadınlarla, kızlarla, kitabı olmayan okullarla, önlüğü ayakkabısı olmayan, okuluna dereleri sallarla geçerek giden öğrencilerle ilgilenirdi. En azından bir kadın milletvekili olarak çıkar bir konuşma yapar ve Avrupa Birliği'nin bile "TCK'nın bu maddeleri derhal değiştirilmelidir" şeklinde kesin uyarıda bulunduğu konuları dile getirir, zaman kaybedilmeden çözülmesini isterdi. AKP'nin kadın milletvekillerinin sesini hiç duymuyoruz, nihayet fok balığıyla ortaya çıktılar. Yine de iyi ama bu ülkede foklardan önce kurtarılması gereken insanlar, koruma altına alınması gereken kimsesiz, aç, eğitimsiz çocuklar var. Açılması gereken "sığınma evleri" var. Oturdukları yerden "Biz de yeni bir rapor hazırladık" demeleri, sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan'ın "Ama töreler var" açıklaması olmuyor. Yakışmıyor.Aynı gün, aynı gazetede "İki aylık eşe tek kurşun", "Boğazını 45 dakika sıktım", "Eski koca infazı" başlıklarıyla kadın cinayetleri haberleri verilmişti. Aynı gün "Ters yola girip nişanlı çifti öldüren TIR şoförünün 8 ayda serbest kaldığı" haberi yazılmıştı.Böyle olayların olduğu bir ülkede, durup durup, susup susup bir foku "toplumsal duyarlılık" örneği olarak verirseniz o çelişki, çelişkiden de öte bir tepki, hatta gülme duygusu yaratır.Milletvekillerinden vatandaşlarının can güvenliği, huzuru, ülkedeki vahşetin önlenmesi için önceliklerin belirlendiği bir toplumsal duyarlılık beklemek yerinde olur diye düşünüyorum.İstanbul'un hesabı ve garip demokrasi! Büyükşehir Belediyesi İstanbul'da bir yılda 7 katrilyon TL harcıyormuş. Dile kolay geliyor "katrilyon" ama ödememiz o kadar kolay olmuyor. Peki vatandaş olarak biz neden bu paraların nereye harcandığını, üstelik kuruş kuruş, göremiyoruz?Diğer belediyeler de öyle, kimbilir ne paralar hangi ihalelerle nerelere gitmiş. Örneğin bir yıl içinde hurdaya dönen yollara, köprülere, açılıp da kullanılmayan havaalanlarına ne harcanmış? Kaldırımlar kaç kez sökülüp yeniden yapılmış?Bir Maliye Bakanı çıkıp hiç çekinmeden "Bizim partiye oy verirseniz hoşuma gider, bu ne anlama gelir bilirsiniz" diyebiliyor.Başbakan çıkıp "Vereceğiniz oylar 1.5 yıllık iktidar için de referandum anlamına gelecek" diyebiliyor.Milletvekilleri "Seçim sonunda tek tek sandıkları inceleyeceğiz. Kimin ne oy verdiği ortaya çıkacak" diyerek baskı uygulayabiliyor.Türkiye'nin garip demokrasisinde (aslında başka bir isim lâzım buna) her şey serbest. Düşünülmesi bile kabul edilemeyecek her şey dillendirilebiliyor.Ama hesap yok. Her dönem sonunda belediye başkanları çıkıp TV'lerden kısa ve net şekilde büyük harcamaların nerelere yapıldığını ve hangi nedenle o harcamaya öncelik verildiğini açıklasınlar.Milyonlarca insanı açlık sınırından aşağıda yaşayan, aynı vergilerin vatandaştan tekrar tekrar ve dayanılmaz miktarlarda alındığı bir ülkede bunu sormak ve duymak insanların hakkı değil midir?Ne yazık ki dilini yutmuş, her duyduğuna inanmaya hazır bir toplum var ortada!

Devamını Oku

Kadınsız ülkenin kadın adayı

14 Mart 2004

Malûm, kadınların türban hakkını büyük bir şevkle savunan, türban yüzünden okuyamadıklarını her fırsatta dile getiren ama her nedense kendi eşlerini çalıştırmayan ve seçimlerde "kadın"ı sadece vitrin olarak kullanan bir iktidarımız var.Bugün birçok büyük şehirde de kadınları aday gösterse kazanmalarını sağlayabilecek ama göstermeyen bir iktidar.Daha önce de böyle değil miydi? Böyleydi, bir adım ilerlemiş değiliz.Onun için ben bir kadını, hem de aydın, akıllı, başarısını mesleğinde ispatlamış bir kadın gazeteciyi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösteren ANAP'ı bu yönüyle takdir ediyorum.Ve merak ediyorum, 'billboard'larda erkek adayların boy boy dev posterleri yer alırken Pınar Türenç neden yok?Aslında başka merak ettiğim konular da var; örneğin AKP'li Maliye Bakanı' nın alenen çıkıp "Bize oy verirseniz Maliye Bakanı mutlu olur. Onun mutlu olması ne demektir bunu da bilirsiniz" gibi bir cümleyi nasıl sarfedebildiğini, siyaset tarihinde görülmemiş bu davranışların nasıl yapılabildiğini dehşetli merak ediyorum. Bu merakım nedeniyle Pınar Türenç'le konuştum, ona çalışmalarını ve karşılaştığı zorlukları sordum.Kadın aday olarak partilerde yer almanın çok zor olduğunu, siyasi partilerin kadın konusundaki söylemleriyle eylemlerinin birbirini tutmadığını söyleyen Pınar Türenç bu çelişkiyi şöyle açıkladı: "Kadınlara önem veriyorum diyen AKP, yerel yönetim seçimlerinde, ilçe ve beldelerde birkaç aday dışında kadına yer vermedi. CHP aynı şekilde kadınları önemsiyor ama Baykal'ın yanındakiler hep erkek aday ve siyasetçiler. Sadece Kadınlar Günü'nde onu öpenler kadın. Bu garip, çelişkili bir siyaset. Oysa Türkiye'de kadınlara fırsat eşitliği yaratan, eylemle bunu ispatlayan bir siyasete ihtiyaç var. İstanbul'da bir kadın başkan adayı Türkiye için, İstanbul için şans."Ben olsam Güldünya ölür müydü?Türenç, Türkiye'de şu anda kadınların yerel yönetimlerde yüzde 1 oranında temsil edildiğini, yani 99 erkeğe karşı bir tek kadının bulunduğunu, bunun da kadınların hayata dahil edilmemesi anlamına geldiğini anlatarak sözlerine devam etti;"Şu anda ilk 4 parti önde ve içinde bir kadın var. Medya'da 'cesur kadın, cesur aday' şeklinde haberler çıktı, oysa bu bir zorunluluk. Eğer İstanbul'un benim gibi bir başkanı olsaydı Güldünya ölür müydü? Ben kadın sığınma evleri açtıracağım ve kadınlara özgürlük vereceğim. Bugün İstanbul'da alt gelir grubundaki kadınlar denizi bile görmüyor. Onlara kalabalık saatler dışında bedava otobüse binme hakkı vereceğim. İsteyen Gültepe'den binip Bebek, Beşiktaş gibi semtlere gidecek, çevreyi görecek, denizi görecek.Eğer 29 Mart günü seçilme şansım olursa hedefim mutlu insan, güzel, modern bir megakent yaratmak olacak. Bugün İstanbul'da geriye dönük 10 yıllık hesapları görmek mümkün değil. Oysa bu şehirde Belediye yılda 7 katrilyon harcıyor, hesapları görmekvatandaşın hakkıdır."On yılda 7.5 km. uzunluğunda bir metro ulaşımı sağlanabildiğini, bunun komediden farksız olduğunu, İstanbul'da 10 milyon nüfusa günde 10 milyon saat kaybı yaratıldığını söyleyen ANAP adayı Pınar Türenç "Metro ağı kurmadılar, denizi de etkin şekilde kullanmadılar, kısacık bir metroyla övünüyorlar" dedikten sonra sözlerini şöyle bitirdi;"Hyde Park, Central Park gibi büyük parklar, gençlere spor sahaları, bisiklet yolları, özürlüler için dolaşım kolaylığı, yeni pazar yerleri, halkın ihtiyacı olan her şeyi gerçekleştireceğim.Bu konuda iddialıyım."Ben Pınar Türenç'i bütün kalbimle destekliyorum. Atina'da kadın belediye başkanı başarılı oluyor da İstanbul'da neden olmasın? Siyaset değil, kişiler yarışabilseydi Pınar'ın şansı çok daha fazla olurdu, biliyorum. Ne yazık ki bizde böyle değil.Ama en azından kadınlar durup bir kez daha düşünmeli!Kekemeler için bir haber!Bir okur mektubu: Cemile Çetin Hanım "Bu mektubu size yüzlerce anne adına yazıyorum" diyerek bir haberi duyurmak istiyor.Cemile Hanım'ın biri 10, diğeri 13 yaşında iki oğlu varmış. İkisinde de olan kekemelik sorunu için başvurmadıkları yer kalmamış, hiçbir sonuç alamamışlar. Bir yıl önce kekemeliği bilgisayar programı ile tedavi eden KONUŞMA MERKEZİ'ne gitmişler ve bu merkez sayesinde çocuklar yıllardır kendilerini anne-baba olarak kahreden bu sorundan kurtulmuşlar.Şimdi Cemile Çetin bu durumda olan sayısız insanın da Konuşma Merkezi'nden haberdar olmasını istiyor. Telefonunu vermemiş ama herhalde 118'den bulmak mümkündür. Veya; 'cemilecetin-63@hotmail.com' e-posta adresinden ona ulaşabilir ve sorabilirsiniz.Çocuklarınıza geçmiş olsun Cemile Hanım!

Devamını Oku

İspanya size bir şey anlattı mı?

13 Mart 2004

Samsun'un Düvecik köyünde bir ilköğretim okulu öğrencisine üvey babası tarafından tecavüz ediliyor. Bir kez değil, defalarca. Ve bu küçük kız, zavallı çocuk, henüz 10 yaşında 8 aylık hamile. H.K.: "Elinden kurtulamıyordum. Bunu kimseye söylemememi istiyor, aksi halde beni öldüreceğini söylüyordu" diyor ama 36 yaşındaki üvey baba Erdal K. yalanlıyor."İftira atıyor"muş, "DNA testi yapılsın"mış. Eğer bir ülkede, çocuk tecavüzlerinde bile "çocuğun rızası var mıymış, sorulsun, ona göre ceza verilsin" diyen hukuk profesörleri (aynı zamanda okulda ders veren öğretim görevlileri) varsa işte o ülkede cahil, kaba, sapık ruhlu insanlar da böyle korkusuzca çocuklara tecavüz edebilirler.Eğer bir ülkede 13 yaşındaki N.Ç.'ye tecavüz eden 15 kişiyi bir anda serbest bırakır, "Ölsem de bana 14 yaşında tecavüz eden kişiyle evlenmem" diyen A.Ş.'yi zorla evlendirir, evlendiği için tecavüzcüsünü cezaevinden salıverirseniz o ülkede Erdal K.'lar da 10 yaşındaki çocuklara korkusuzca tecavüz ederler. Hem de kendilerine emanet edilmiş, insaflarına terkedilmiş zavallı çocuklara...Umarım okudukça bu konuda neden amansız bir mücadeleye girdiğimizi, 100 milyarlarca liralık davalarla uğraştığımızı anlıyorsunuzdur. Umarım İspanya'da toplumu ilgilendiren ciddi olaylarda en başta Prensleri, Başbakan'ları olmak üzere milyonlarca kişinin tek yumruk halinde sokaklara dökülmesi size bir şeyler anlatıyordur.Yeter artık bu pısırıklık canım. Sıkmaya başladı. O çocuğun karnı burnunda fotoğraflarına Türk filmi izliyormuş gibi bakıp duramazsınız. Bunun bir çocuğun ve annesinin hayatını nasıl mahvettiğini, onlar için ölümden beter olduğunu iliklerinize kadar, beyninizin TV'ler tarafından eğlence ile uyuşturulmuş kıvrımlarına kadar hissetmek zorundasınız.Hissedin ve tepkinizi gösterin. Meclis'e, Adalet Bakanlığı'na, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığa mail ve telefonlarınızla ulaşabilirsiniz. Toplumlar sorunlarını böyle çözüyor, bizim sorunlarımızın çözülmesi için daha ne kadar insanlık dışı haber görmemiz ve acı çekmemiz gerekiyor ki? Başbakanlık telefon no: O 312 425 65 85 Başbakanlık internet sitesi: www. basbakanlik.gov. trKadından Sorumlu Devlet Bakanlığı telefon numarası: O 312 41915 96-97Başbakan'ın işi!Bir fiş sorunumuz var, bir de iş. "Zenginin malı züğürdün dilini yorar" misali Başbakan'ın "hem siyaset, hem ticaret" yapma özgürlüğü( !)nü tartışıp duruyoruz.Kimi (ben de) 'Olamaz, büyük hatadır. Gerekiyorsa maaşını arttırsınlar. Başbakan'ın mal varlığı kendisini geçindirmeye yeter. Ayrıca çocuklarını da, söylediği gibi kendisi okutmuyor, bir iş adamı okutuyor' derken, kimileri hararetle "Ne var bunda? Kötüye kullanılmayacaksa bırakın istediği gibi çalışsın" gayretinde. Göz yaşartıcı savunma ve kabullendirme çabaları sürüyor.Sanki bizi dinleyen varmış gibi. Bugüne kadar kendisi veya partisi için "Örtülü Ödenek"ten para çekenler bile cezalandırılmadı bu ülkede. Kendisinin, bakanlarının, partili belediye başkanlarının, adı yolsuzluğa karışanlarına bile hiçbir şey sorulamadı. Herkes istediğini yaptı. Her gelen kendine hükümdar haklan bağışladı. İlkeleri, siyasi eriği, bunlara değer vererek ilerleyen, yükselen, istikrar sağlayan ülke örneklerini kimse takmadı.Bu çabaların da desteğiyle yine takmayacak. Konuşan konuştuğuyla kalacak. Bari enerjimizi boşa harcamayalım, keselim sesimizi. O enerji hiç değilse işe yarayacak yerlerde kullanılsın, ne dersiniz?

Devamını Oku

Masum değiliz... Hiçbirimiz!

12 Mart 2004

Bir komutanlığın kaymakamlıklara gönderdiği, Genelkurmay tarafından da doğrulanan ayrıca haklılığı ve gerekliliği vurgulanan "bilgi toplama formları" gerçekten üzücü ve akıl almaz bir hata.Türkiye'deki zararlı faaliyetleri önlemek için gerekli olduğu söylenen bu "plânlama çalışması" hemen hemen herkesi potansiyel suçlu tanımı içine alıyor. Ben, sen, o... Biz, siz, onlar... Hepimiz suçluyuz.Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi; Masuuum değiiiliz hiçbirimiiiz... Meditasyon yapan, AB'yi destekleyen veya bir azınlık grubundan olan herkes örneğin. Eşim (günde 2 kez üstelik bir günde 2 defa suçlu) meditasyon yapar ve AB'yi destekler. Ben meditasyon yapmıyorum, masaj yaptırıyorum haftada bir... Bilmem listede o da var mı? Ayrıca, her ne kadar bu siyasi karmaşa, borç, süper nüfus artışı ve hiçbir konuda uzlaşamayan insanlar topluluğu ile bizi (en azından) yakın tarihlerde asla almayacaklarını bilsem de AB yanlışıyım. Biz ikimiz de girdik mi listeye... Anne tarafından Çerkez soyundan geliyorum, al sana bir neden daha.Ama evvel Allah aklım erdiği günden beri Atatürkçü'yüm, oradan kurtarırım paçayı belki. Kuzum bu memleketteki istihbarat birimleri ne işe yararlar? Şimdi bu soru önem kazanıyor tabii. Herhangi bir bilgi gerekliyse bunu sessiz sedasız elde edemezler mi? Kaymakamlıklardan -ilân ederek- bilgi istenmesi mi gereklidir?Diyorum ya, biz hiçbir şey bilmiyoruz, anlamıyoruz arkadaşlar. Bu ülkede vatandaş sıfır. Sıfır bilgi, sıfır kafa! Aranızda Ku Klux Klan üyesi var mı? Hani şu yüzyıllarca öncesini anlatan Amerikan filmlerinde gördüğünüz, zencilere işkence yapıp öldüren kukuletalılar.Hayır şimdi ben bu formları alan kaymakamların halini de merak eder oldum. Düşünsenize eline bilgi geliyor, okur okumaz yardımcılarını çağırıyor; "Nedir lan bu Gugluglan? Açın ansiklopedileri bilgi toplayın bana. Kimmiş bu muhtemel suçlular anlayalım da, ona göre hepsini fişleyelim! Kelek bi durum olmasın."Tabii bir de AB yanlısı vatandaşların fişlenme sorunu var. En azından 50-60 milyon fiş gerekecek. Onun parası da bizden çıkacak sonunda. "Hadi acele 60 milyon fiş hazırlayıp kapı kapı dolaşın. 'Ulusal çıkarını düşünmeyen' herkesi fişleyin de akılları başlarına gelsin." diyecekler. Bir yıl sonra karar (DOĞAL OLARAK) değişecek;"Gerek yokmuş, imha edin o fişleri!" Atın, atın... Vergileri de arttırın ki kâğıt paraları çıksın. Bu ülkede toplumun en güvendiği kurumlarının başında gelen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, insan haklarına, düşünce özgürlüğüne, etnik farklılıklara saygılı bir yaklaşımı olması gereken 21. yüzyıl Türkiyesi'nde böyle bir anlayışı savunmasının açıklaması mümkün değil.Umarız yanlış duymuşuzdur diyoruz ama öyle de değil. Ciddi bir hata... Çok yazık!Ekonomide bundan sonra ne olur?Dünkü yazımda, yine "ekonomi iyi" diyenlerle "kötü" diyenler arasında kaldığımızı ve gerçeğin ne olduğunu bir türlü anlayamadığımızı söylemiş ve Devlet Plânlama Teşkilatı eski müsteşarı İlhan Kesici'den "ekonominin gidişat" hakkında aldığım bilgileri vermiştim. Kesici, bugüne kadar karşılaştığımız tüm ekonomik sıkıntılar, krizler konusunda kendisiyle yaptığım röportajlarda çok önceden uyanlarda bulunmuş ve sonunda maalesef her seferinde haklı çıkmıştı. Üstelik bu uyarıları yaparken de parti ayırımı gözetmemiş, her iktidar döneminde gerçek tabloyu hiç çekinmeden, açık seçik ortaya koymuştu. Bu kez de gidişin iyi olmadığı, bir yıl içinde iç ve dış borçların çok hızlı şekilde arttığı, dış ticaret açığının ise Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü en yüksek rakama ulaştığı konusunda uyarmaktaydı.Konuşmamızın devamında "ekonominin bundan sonraki durumu ne olur" soruma şu ürkütücü cevabı verdi: "Patlar!" - Neden? "En basit şekliyle şöyle anlatayım; Bu durum kimin işine yarıyor? Neden bu büyük açıkla döviz kıtlığı hissetmiyoruz?Diyelim ki 100 dolarınız var. Bunu ABD'de bankaya yatırsanız yüzde 3 kazanırsınız; yani 3 dolar. Bizde ise 2003'ün başında 100 doları TL.'ye çevirip yatırsanız 160 milyon ediyordu. Yüzde 33 faizle 2003 sonunda 210 milyon TL. alırdınız. Tekrar dolara çevirin (o arada kur da 1.3'e düştü) 150 dolar.Kârınız dolar cinsinden yüzde 50. Bu kara para veya siz isterseniz sıcak para deyin ülkelerin iliğini kurutan şeydir. 1994'te de aynen böyle oldu, 1999'da da, 2001'de de... 93'te "ekonomi harika" diye dolaşıyorlardı, 2001 krizinden önce de... Aşırı iyimserlik en büyük tehlikedir. Bir yılda 35 milyar dolar artan borç ve günde 130 milyon dolar faiz ödemesi ile iyi sonuç beklenemez." - Yeni bir ekonomik kriz mi geliyor? "IMF desteklediği sürece krizi geciktirir. Ama bir gün gelip bıkacak. Bu kadar açığı IMF kapatamaz ve o bıraktığı anda patlar. Bırakmasa da sonunda o noktaya gelir."- Doların değeriyle de yakın ilişkisi var galiba? "Evet. Doların düşüşü Amerika'ya yarar sağlıyor. Bu ABD'de başkan seçimlerine kadar devam edecek. En geç o tarihte bizim sıkıntılarımız artacaktır."İşte böyle. Sizi korkutmak istemem. İlhan Kesici de kâhin değil ama anlattıklarına bakılırsa kâhin olmak da gerekmiyor. Pembe tablolarla bir kez daha tuzağa doğru yol mu alıyoruz acaba? Bilmem, ben ekonomiyi çok iyi bilmiyorum ama... O tahmin yapıyor, biz de gözlerimizi kapatıp her söylenene inanmadan önce biraz düşünelim hiç değilse?(Not: Dünkü yazımda '1989 yılında devredilen iç ve dış borç toplamı 18.5 milyar dolardı' cümlesinde 1989 yerine 1983 olacaktı. Özürlerimle düzeltiyorum.)Bu nasıl yurttaşlık?Buyrun örneklerini... Her gün görüyorsunuz, dünkü gazetelerde hepsi bir aradaydı yine. Aşırı süratten arabası devrilerek yananlar, trafik magandalarının sıkıştırdığı araçta ağır yaralananlar, eşini dövdüğü için 6 ay hapse mahkum olup 750 milyoncuk ödeyerek kurtulanlar, "Ölsem de, babam hapiste kalsa da tecavüzcümle evlenmem" dediği halde ağlaya ağlaya evlenen "A.Ş."ler ve evlendiği için tahliye edilen tecavüzcüler. Buyrun, tepe tepe okuyun ve unutun.İlk paragrafta sözünü ettiğim olayların tamamı cezasız, adaletsiz ülkenin sorunlarıdır. Tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda bırakılan masum kızlara, magandalar tarafından sıkıştırılıp yaralanan masum insanlara ne zamana kadar gözlerinizi ve ağzınızı kapatacaksınız?Trafik, tecavüz, töre cinayetleri ve her türlü suçu cezalandıracak TCK değişiklikleri acilen yapılmak ve Meclis'ten çıkarılmak zorunda. Töre cinayetlerindeki cezaları cinayet suçlarında 'kan davası 'nın yanına bir tek 'namus' kelimesi ekleyerek şu anda sonuçlandırmak mümkün. Ve hâlâ bundan kaçmak için fırsat kollanıyor.Açın ağzınızı!.. Çıkın ortaya!.. Siz vatandaş değil misiniz?

Devamını Oku