Foklara duyarlı milletvekili!

Hürriyet gazetesindeki bir haber vardı; yani açıkçası bu tür haberleri görünce gülmekle ağlamak arası bir duyguya kapılıyor insan...

Haberin Devamı

Hürriyet gazetesindeki bir haber vardı; yani açıkçası bu tür haberleri görünce gülmekle ağlamak arası bir duyguya kapılıyor insan... Bakın aynen şöyle;

"AKP toplumsal hassasiyetlere duyarlı bir parti. Bu hassasiyetlere bu kez fok balıkları katıldı. AKP'nin fok balığı atağının gerisinde İstanbul milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun nesli tükenmekte olan bir Akdeniz fokunu evlât edinmesi yatıyor."

Şimdi biraz beyin fırtınası yapalım; hiçbirimiz hayvanların, hele de Türkiye kıyılarında yaşayan ama yalnız bizim için değil dünya için de önem taşıyan, nadir bir hayvan neslinin korunmasını takdirden uzak olamayız. Onları korumak her Türk vatandaşının en insani, en medeni görevlerinden biridir. Ama Allah aşkına, bir milletvekilinin, bugüne kadar birçok vatandaşın yapmış olduğu gönüllü bir davranışa katılmasının ve bir foku koruma altına almasının "atak"la, toplumsal hassasiyetle, hele "partinin toplumsal hassasiyetiyle" ne ilgisi var?

Zeynep Karahan Uslu toplumsal hassasiyeti düşünseydi, ülkesinde her gün olan yüzlerce trafik kazasında bebeklerin, gençlerin, koca ailelerin kökünü kazıyan trafik canavarlarının salıverilmesiyle, ülkenin dört bir yanında tecavüz edilen, hamile bırakılan, tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlanan çocuklarla, "namus cinayeti", "töre cinayeti" diye öldürülen kadınlarla, kızlarla, kitabı olmayan okullarla, önlüğü ayakkabısı olmayan, okuluna dereleri sallarla geçerek giden öğrencilerle ilgilenirdi.

En azından bir kadın milletvekili olarak çıkar bir konuşma yapar ve Avrupa Birliği'nin bile "TCK'nın bu maddeleri derhal değiştirilmelidir" şeklinde kesin uyarıda bulunduğu konuları dile getirir, zaman kaybedilmeden çözülmesini isterdi.

AKP'nin kadın milletvekillerinin sesini hiç duymuyoruz, nihayet fok balığıyla ortaya çıktılar. Yine de iyi ama bu ülkede foklardan önce kurtarılması gereken insanlar, koruma altına alınması gereken kimsesiz, aç, eğitimsiz çocuklar var. Açılması gereken "sığınma evleri" var. Oturdukları yerden "Biz de yeni bir rapor hazırladık" demeleri, sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan'ın "Ama töreler var" açıklaması olmuyor. Yakışmıyor.

Aynı gün, aynı gazetede "İki aylık eşe tek kurşun", "Boğazını 45 dakika sıktım", "Eski koca infazı" başlıklarıyla kadın cinayetleri haberleri verilmişti. Aynı gün "Ters yola girip nişanlı çifti öldüren TIR şoförünün 8 ayda serbest kaldığı" haberi yazılmıştı.

Böyle olayların olduğu bir ülkede, durup durup, susup susup bir foku "toplumsal duyarlılık" örneği olarak verirseniz o çelişki, çelişkiden de öte bir tepki, hatta gülme duygusu yaratır.

Milletvekillerinden vatandaşlarının can güvenliği, huzuru, ülkedeki vahşetin önlenmesi için önceliklerin belirlendiği bir toplumsal duyarlılık beklemek yerinde olur diye düşünüyorum.

İstanbul'un hesabı ve garip demokrasi!
Büyükşehir Belediyesi İstanbul'da bir yılda 7 katrilyon TL harcıyormuş. Dile kolay geliyor "katrilyon" ama ödememiz o kadar kolay olmuyor. Peki vatandaş olarak biz neden bu paraların nereye harcandığını, üstelik kuruş kuruş, göremiyoruz?

Diğer belediyeler de öyle, kimbilir ne paralar hangi ihalelerle nerelere gitmiş. Örneğin bir yıl içinde hurdaya dönen yollara, köprülere, açılıp da kullanılmayan havaalanlarına ne harcanmış? Kaldırımlar kaç kez sökülüp yeniden yapılmış?

Bir Maliye Bakanı çıkıp hiç çekinmeden "Bizim partiye oy verirseniz hoşuma gider, bu ne anlama gelir bilirsiniz" diyebiliyor.

Başbakan çıkıp "Vereceğiniz oylar 1.5 yıllık iktidar için de referandum anlamına gelecek" diyebiliyor.

Milletvekilleri "Seçim sonunda tek tek sandıkları inceleyeceğiz. Kimin ne oy verdiği ortaya çıkacak" diyerek baskı uygulayabiliyor.

Türkiye'nin garip demokrasisinde (aslında başka bir isim lâzım buna) her şey serbest. Düşünülmesi bile kabul edilemeyecek her şey dillendirilebiliyor.

Ama hesap yok. Her dönem sonunda belediye başkanları çıkıp TV'lerden kısa ve net şekilde büyük harcamaların nerelere yapıldığını ve hangi nedenle o harcamaya öncelik verildiğini açıklasınlar.

Milyonlarca insanı açlık sınırından aşağıda yaşayan, aynı vergilerin vatandaştan tekrar tekrar ve dayanılmaz miktarlarda alındığı bir ülkede bunu sormak ve duymak insanların hakkı değil midir?

Ne yazık ki dilini yutmuş, her duyduğuna inanmaya hazır bir toplum var ortada!

DİĞER YENİ YAZILAR