Akıl almaz bir uygulama daha!

Önceki gün, henüz yazım baskıya girmeden önce Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit aradı

Haberin Devamı

Önceki gün, henüz yazım baskıya girmeden önce Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit aradı. Ben yazıya başlamadan, bilgi almak üzere onu aramıştım ama yolda olduğu için konuşmak mümkün olmamıştı.

Akşam üzeri konuştuğumuzda da sorularıma verdiği cevaplar yazıyı geri çekecek açıklamalar değildi ne yazık ki...

Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdürü olan ve bu görevdeki çalışmalanyla uzun zaman önce benim de kulağıma gelecek başarılar kazanan Kahraman Eroğlu'nu o da başanlı buluyordu.

"Kesinlikle yaptığı çalışmalardan ben de memnunum" diyordu. Peki o zaman neden böylesine ani şekilde görevden alınıvermişti?

Anladığım kadarıyla İl Müdürlüğü'ne bağlı kuruluşlardan birinde bir soruşturma açılmıştı. Ve Eroğlu sırf görevi nedeniyle bu kuruluşun 9 yönetim kurulu üyesinden biriydi. Bakan "O soruşturmanın sağlığı açısından..." diyordu ama Kahraman Eroğlu'nun neyle suçlandığı sorusuna cevap vermiyordu. Bunun cevabını beklemenin ve öğrenmenin, durup dururken çalışkan, verimli, üretken bir insanın gönderilmesine akıl sır erdiremeyenlerin hakkı olduğunu söyledim. Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını Sayın Bakan'dan bekliyoruz. Bir İl Müdürü'nü çocuk yuvasına müdür yardımcısı yaparken, bir yurdun müdür yardımcısını onun yerine getirirseniz bu cevaplar da beklenir.

Ve diğer konu. Dün daha da ilginç dediğim konu. Güldal Akşit konuştuğumuz sırada arabada olduğunu, bu soruma da o anda cevap veremeyeceğini belirtti. Herhalde bir ara verecektir, zira öyle önemli ki mesele...

Bahçelievler Atatürk Kız Yurdu; sığınma evi, çocuk yuvası, tacize uğrayanlara barınak, kısacası çok yönlü hizmet veren birkaç önemli yurttan biri. İstanbul için hem önem taşıyor, hem de çok sayıda genç kızı, kadını ve çocuğu barındırıyor.

Müfettiş raporuna rağmen...
Çanakkale Yetiştirme Yurdu'nda görev yapmakta iken bir kız çocuğuna tacizde bulunduğu için Genel Müdürlük tarafından hakkında soruşturma açılan, görevinden alınarak İzmir'e atanan, orada da benzer davranışlardan soruşturma geçiren biri Bahçelievler Kız Yurdu'na tekrar müdür olarak atanıyor. Orada da gece kız çocuklarını rahatsız ettiği için görevden alınarak Halkalı Yetiştirme Yurdu'na öğretmen olarak atanıyor.

Şu anda bu şahıs (ismi bende saklı) bir Çocuk Yuvası'nda müdür. Oradan da şikayetler geliyor.

Şimdi sayın Güldal Akşit'e sormaz mısınız; madem ki soruşturmaya bu kadar duyarlısınız, suçu müfettiş raporlarıyla sabit olmuş birini neden tekrar tekrar çocukların, kızların, kadınların başına müdür yapmakta İsrar ediyorsunuz? Aynı suçu işleyen bir üniversite öğrencisi 24 yıl hapse mahkûm olurken, bu neden ödüllendiriliyor? Yasalar onlara uygulanmıyor mu?

Dediğim gibi; cevapları öğrenir öğrenmez size de anlatacağım!

(Not: Yazım bittikten sonra araştırmanın sonucu geldi. Kahraman Eroğlu'nun dahil edildiği soruşturma 'temiz' olarak sonuçlanmış. Yani ortada bir neden yok.)

Hıncal'ın kontratı!
Çarşamba akşamı Nebil Özgentürk'ün "Bir Yudum İnsan'ında tesadüfen Hıncal'ın konuşmasına rastladım. Çalıştığı gazetede şikayetçi olduğu, hatta fena halde kızdığı olaylarla karşılaştığını anlattıktan sonra;

"Ama benim kontratım bu gazetenin okurlarıyla... Ben onları bırakmam, onlar da beni..." dedi.

Bu söz üzerine çok düşündüm. Aynı gazeteyi ben bırakmıştım. Verilen sözler tutulmadığı, bunun cezasını tüm çalışanlar çekmesine ve halk tarafından olup bitenlerden onlar da sorumluymuş gibi görülmesine rağmen sözler tutulmamaya devam ettiği için hiç tereddüt etmemiştim.

Ayrılırken okurlarıma karşı hata yaptığımı düşünmedim, çünkü seven okurlarımın nerede olursam olayım beni bulacaklarını biliyordum.

Onlar da biliyordu. Nitekim buldular. Birbirimizi hiç kaybetmedik, o sevgi, bağlılık hep sürdü.

Gazeteler kendi çıkarları için, gerektiğinde en değerli elemanlarını bile göz kırpmadan feda edebiliyorlar.

Sorun okuyucu ise, onlar sevdiklerini, takdir ettiklerini asla bırakmıyor. Öyle bilinçli bir kitle...

Ben buna inanıyorum. Keşke Hıncal Uluç da inansa.

O belli bir gazetede yazmasa, sadece kitap yazsa, sadece kendi sitesinde yazsa veya program yapsa yine Hıncal Uluç. Seven okuyucusu yine onunla.

Bu korku, bu baskı niye o zaman?

Şehitler için mevlût!
Dün 18 Mart Şehitler Günü idi. Türkiye Muharip Gaziler Derneği (Anadolu Yakası) Pendik Şubesi Yönetim Kurulu'ndan bir mektup geldi:

"Sayın Ruhat Mengi Gazi ve şehit aileleri dostu" diye başlayan bir mektup. Aynen veriyorum:

"Sizi rahatsız etmek istemiyoruz. Siz 18 Mart Şehitler Günü'nü bilen ve yaşayan şehit aileleri ve gazi dostusunuz.

Toplumun bizi Şehitler Günü'nde unutmamasını, bu günde şehit ailelerini ve gazileri hatırlamalarını istiyoruz.

Sizin satırlarınız bize her zaman yardımcı oldu. Topluma tesir eden bir köşeniz mevcut. Size sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.

Ruhat Hanım, Şehitler Haftası dolayısıyla 19 Mart 2004 tarihinde Pendik Merkez (Çarşı) Camii'nde Şehitler ve (ölmüş olan) gazilerimiz için mevlût okutacağız. Bu manevi günümüze köşenizde yer verirseniz biz şehit ailelerini ve gazileri çok mutlu edersiniz. Sevgilerimizle."

Değerli okurlanm, her yaştan sevgili okurlanm, zamanınız müsaitse bu mevlûde katılın. Ben de katılmak istiyorum. Onlara öyle çok şey borçluyuz ki. Hiç değilse orada bulunup toplu olarak dua edelim.

Ruhları şâd olsun!

Haydi Cuma günü şehitlerimize, gazilerimize layık bir görüntü yaratalım. Artık onları yalnızca 29 Ekim'lerde hatırlamayalım. Ne dersiniz?

DİĞER YENİ YAZILAR