- Yeşil ışık yanar yanmaz neden kornaya basıyor?- Neden karşısındakini hiç dinlemeden sürekli konuşuyor?- Sinemada neden durmadan konuşuyor ve o patlamış mısırı neden öyle yiyor?- Bizden izin almadan neden telefonumuzu başkalarına veriyor?- Neden hep kendi dertlerini anlatıyor?- Neden kendisini dünyanın merkezi sanıyor?- Sevdiceğinin doğum gününü neden hatırlamıyor?- Çok sıradan bir sohbette bile neden küfürlü konuşuyor?- Selam versen arkadaşlarına “bana asıldı” diye neden anlatıyor?- Ortamlarda komik olmak için neden yakın arkadaşlarını şakalarıyla ezip soytarı oluyor?- Eğlence bitip de hesap geldiğinde neden elini cebine atmıyor?- Yaptığı dengesizliklerle neden hayatımızı altüst ediyor?- Pazar sabahı evde neden tadilat yapıyor ve rahatsız ediyor?- Emniyet şeridini neden gereksizce kullanıyor?- O firma yetkilileri neden olur olmaz saatlerde kampanya sms’leri atıyor?Unutuyor muyuz? Özlüyor muyuz?İlişkin biteli birkaç ay olmuş, sanki sana şu leoparları bayıltan iğneden yapmışlar, üç seksen apışmışın da yavaş yavaş kendine geliyorsun. Bir uyuşukluk, bir aptallık, bir kendini bilmezlik, bir gerçeklerden sapma hali, hayata yeniden adapte olmaya çalışıyorsun, ne yapacağını bilememe halindesin. Peki onunla ilgili ne düşünüyorsun? Acaba özlüyor musun? Unutuyor musun? Tam geçti derken geçmediğinin farkına varıyorsun di mi? Bitmeyen grip gibi. Ya burnun akıyor, ya boğazın ağrıyor, ya başın ağrıyor, ya eklemlerinde tarifsiz bir halsizlik, mutlaka bir yerinde kalıyor onun tortusu.Bir gün gelecek anlayacağız elbet. Ama şu an kafalar çok karışık. Nedir durumumuz? Unutuyor muyuz? Özlüyor muyuz?- Unutuyoruz çünkü ayrılığın ilk zamanlarına göre daha çok uyuyabiliyoruz. Hele bir de yorgunsak kafamızı yastığa koyar koymaz bayılıyoruz.- Özlüyoruz çünkü gece ne kadar rahat uyusak da bazı sabahlar yokluğunun hüznüyle nefes almakta zorlanarak uyanıyoruz, bazen gözyaşları da eşlik ediyor hatta o daralmalarımıza.- Unutuyoruz çünkü elimiz eskisi kadar telefonumuza gitmiyor. Günde 75 kere konuştuğumuz insanla günlerdir nefesini bile duymadan yaşayabiliyoruz.
Bilenleriniz vardır, Güzel Köylü dizisinde oynadığımdan mütevellit yaklaşık 7 aydır Muğla’da yaşıyorum. Muğla güzel bir şehir, insanı güzel, doğası güzel, çevresi güzel, her şeyiyle gayet yaşanası bir yer. Bodrum olsun, Marmaris olsun, Fethiye olsun hemen burnunun dibinde. Muğla merkez ise içinde 35 bin öğrencinin yaşadığı şirin bir öğrenci şehri. Yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuçla bu 35 binin yarısının deniz var diye Muğla’yı tercih ettiğini söyleyebilirim. Gelgelelim Muğla merkezde, üniversitenin olduğu yerde deniz yok arkadaşlar! Kamu spotu tadında tekrar ediyorum; “ Muğla merkezde deniz yok!”Şimdi biz gelelim esas konumuza. Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan biri olarak burada en çok dikkatimi çeken şey, aşk meşk işlerinin işleyişinin büyük şehirlere göre büyük farklılıklar göstermesi. Sanırım Muğla örneğinden yola çıkarak İstanbul, İzmir ve Ankara dışındaki tüm şehirlerimizdeki aşk meşk işlerini genelleyebilirim. Küçük şehirlerde sevgili olmak ayrı dert, o sevgililiği yürütmek ayrı dert, ayrılmak ayrı dert, hadi ayrıldın diyelim unutmak çok daha ayrı bir dert.İLK KARŞILAŞMA VE TANIŞMA SÜRECİValla küçük şehirlerde öyle rastgele ilk karşılaşma falan yok. Sürekli karşılaşıyorsun zaten. Bir gün içinde ben diyeyim 10 sen de 30 kere karşılaşıyorsun. Tanışma meselesi de öyle çok alengirli bir mesele değil. Zaten herkes herkesi tanıyor. Bir süre sonra belleğine işleniyor insanlar “oha ya bu kız da her gün çiğ köfte yiyor” gibi başka başka insanların hayatıyla ilgili fikirlerin oluyor gel zaman git zaman. Şehirde ilk defa gördüğün insanların yüzde 90’ını durdurup sorsan “otogar’dan geliyorum” der sana. Öyle derin bir aşinalık söz konusu insanlar arasında. Ayrıca da karşılaşılacak ya da tanışılacak yerler belli zaten. Çünkü mekan açısından büyük şehirlerdeki kadar çeşitlilik yok. Dolayısıyla herkes aynı mekanlarda dolaşıp duruyor. Sözün özü şu ki küçük şehirlerde ilk karşılaşma ve tanışma meselesi büyük şehirlerdeki kadar altı doldurulabilecek ve derin anlamlar yüklenecek bir mesele değil.İLİŞKİYE BAŞLANGIÇKüçük şehirlerde ilişkiye başlarken büyük şehirlerdeki kadar bodoslama davranamıyorsun. Çünkü müstakbel sevgili adayıyla ilgili büyük bir bilgi datası var elinde. Ve o bilgiler sana hızla akıyor. İlla biri hakkında bilgi edinmek istiyorsan da otur şehir merkezinde bir cafeye üç saat takıl, o bilgi edinmek istediğin kişinin seceresini çıkar. “Adam bekâr, iki kız kardeşi var, eşofman giymeye bayılıyor, bir kamu dairesinde memur olarak çalışıyor, Türk kahvesi müptelası, tuttuğu takım Beşiktaş, en sevdiği meyve portakal” diye. O çocuk daha önce onun en yakın arkadaşıyla çıkmış, o kız da daha önce onun arkadaşını Facebook’tan dürtmüş, Instagram’dan layklamış falan. Bütün bilgiler sen istemesende geliyor sana. Dolayısıyla nasıl biriyle beraber olacağını üç aşşağı beş yukarı biliyorsun. Hiçbir şey karanlıkta kalmıyor. “Yalanın er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” lafı küçük şehirlerde tıkır tıkır işliyor. Öyle İstanbul’daki gibi babanın arabasını alıp kıza “bu benim arabam” diye artislik yapma şansın yok. Hatunla caddede yürürken baban sana “naaptın lan arabayı” diye sorabilir, bu da sana koyabilir.İLİŞKİ SÜRECİVelev ki ilişkiye başladın bu sefer de rüzgara karşı küçük çişini yapmaya hazır olman gerekiyor. Kim kiminle, nerede buluştu, ne yediler, ne içtiler, bayram değil seyran değil kim kimi neden öptü? herkesin dilinde. Bütün ilişki sürecini şehrin gözünün önünde yaşıyorsun. Gittiğiniz kafede manitanızın eski sevgilisinden “şu ketçabı uzatır mısın?” diye bir ricada bulunma ihtimaliniz oldukça yüksek. Ya da onu gördüğünüzde gerim gerim gerilmeniz. Herkes herkesin ortak arkadaşı zaten. Bir doğum günü partisinde son 5 sevgilinizi aynı anda görebiliyorsunuz. Dün gece manitana WhatsApp’tan “uyudun mu?” diye soran insanla tuvalet sırasında berabersin. Bir de şu var ki kaybolalım, gözden uzak takılalım, biraz bizbize olalım, ya da ikimizin de ayrı hayatı olsun şansın hiç yok. Hemen “kesin ayrıldı bunlar” yaftası yapıştırılıveriyor kafalara. Sevdiceğinle gideceğin yerler de çok belli zaten. Misal bizim burda Akyaka var, ben bile şu halimle biliyorum kimler dün akşam orda romantikleşti, Seyir Tepesi’nde kimler kahvaltı yaptı? Hepsini her şeyi herkes biliyor valla çok zor burda sevgili olmak. Şeytana uysan falan bittin zaten. Hemen haberin uçuyor “seninki şöyle şöyle yaptı dün gece” diye. Kaşı gözü ayrı oynayanlar için cehennem gibi bir yer küçük şehir.AYRILIK VE SONRASIİşte zurnanın zırt dediği yer. Sen İstanbul’da biriyle ayrılıyorsun ve çekip gidiyorsun. Bir daha onunla karşılaşabilme ihtimalin minnacık. Oysa küçük şehirde böyle bir şey mümkün değil. Kopamıyorsun. Her yerde o var. Senin doğum gününde hediye ettiğin bereyle caddede fink atıyor. Ya da ne bileyim ayrıldın, o efkarla bir şeyler içmek için bir yere gidiyorsun ve o başka biriyle oraya şarkılar söylemeye, göbecikler atmaya gelmiş. Çünkü orası o şehrin, o saatte gidilebilecek tek yeri. Sen sinirden kendini alışverişe vuruyorsun, o yeni sevgilisiyle aynı mağazada çeyiz alışverişinde. Al sana aklını kaçırmak için bir neden daha. Şimdi depresyona girip kendini camış gibi yemeğe içmeye versen, kilolar alsan o da ayrı bir hüzün. Küçük şehirde senin obezleştiğini görüp içinin yağları eriyecek pisliğin.Ben burada iki tarafında sevgili olmak istediği bir durumdan bahsettim. Eğer böyle değilse yani küçük şehirde karşılıksız bir gönül işine girdiysen falan bittin zaten, Allah belanı vermiş, vay senin haline. Düşünsene neredeyse her gün o aşık olduğun ama seni reddeden kişiyi göreceksin. Çekilir dert değil yemin ederim. Allah düşmanıma vermesin valla.Demem odur ki küçük şehirde biriyle olmak da, ondan vazgeçmek de zor. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar ilişkinin tüm evrelerinde daha keyfekeder, daha konforlu hareket edebilirlerken, küçük şehirlerde yaşayanlar için ilişkinin her aşaması kahır, ızdırap ve hatta işkence haline dönüşebiliyor.Yani sevgili metropol insanları napacağız? Öyle sürekli şehirden şikayet etmeyeceğiz, biraz da orada yaşadığımız için şükredeceğiz...
Bu kış da ne depresyon yaptı yalnız be. Polyanna Türk olsaydı ayakta kalamayabilirdi öyle söyleyeyim ben sana. Ya da çok büyük dayak yerdi. Tam “ne güzel lapa lapa kar yağıyor” derken ağzının ortasına bir şamar yiyebilirdi mesela. Zira bizde öyle bireysel psikolojiler pek sevilmez. Girilecekse hep beraber depresyona girmeliyiz, çıkarken de hep beraber çıkmalıyız. Öyle birileri mutsuzken mutlu olmak falan çok göze batar bizde. Polyanna 5 dakika ana haber bülteni izlese o meşhur pozitif enerjisinden zerre kalmazdı zaten, “tamam ama gül biraz artık!” diye biz teselli etmeye çalışırdık kızcağızı. Zaten bizden çıkacak kahramanın adı “Arabesk Fatma” falan olur, neyimize gerek bizim Polyanna. Her şeyin altında bir şey arayan, küçücük şeyleri büyütüp kocaman sıkıntılar yaratan ve dünyayı kendine yaşanmaz bir hâle getiren, en ufak bir tartışmada ağlayan zırlayan kendini ordan oraya atan, herkesten ve her şeyden şikayet eden bir masal kahramanı yaratma konusunda kimse elimize su dökemez. Misal birileri “yahu hava da ne güzel bugün deyince” Arabesk Fatma koşarak yanlarına gidiyor ve “ama yarın baya kar yağacakmış” diyerek oradakilerin bütün yaşam sevinçlerini emiyor. Ya da nikah dairesine gidip evlenen çiftlere “bunlar cicim ayları tabi, bir sene sonra görürüm ben sizi” diyor ve ortalık buz kesiyor. Aslında dikkatle bakarsanız görürsünüz, binlerce Arabesk Fatma var etrafımızda.Bu aralar bir çoğumuz da Arabesk Fatma olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Soğuk hava yüzünden evlere kapanıp baykuş gibi düşünmeler mi dersin, sıkıntıdan ne bulursak yiyip geri dönüşü zor olacak o kiloları almalar mı dersin, evli ya da sevgilisi olanların beraber çok vakit geçirmek durumunda kalmalarından dolayı artan laf sokmalı kavgalarını mı dersin ne musibet ararsan var bu aralar. Böyle havalardaki trafiği, aksırılığı tıksırığı, eski sevgilinin yeni sevgilisiyle kartopu oynarken çektirdikleri fotoğrafı instagram’a koymasını, boğazlı kazak giyip şekilsiz şekilsiz, astronot gibi dışarı çıkmayı falan saymadım daha.Valla ünlü düşünür, renkli kişilik, en güzel duyguların insanı Yıldız Tilbe’nin “Yıkılmadım ama ayakta da değilim” sözünde de olduğu gibi, düşe kalka yaşayıp gidiyoruz işte hepimiz.Hadi havalar çabucak ısınsın da güzel psikolojili, on numara beş yıldız insanlar olalım.ESKİDEN ne derlerdi ŞİMDİ ne diyorlar!ESKİDEN ne kadar iyi bir insan derlerdi.ŞİMDİ tam bir gerizekalı diyorlar.ESKİDEN kazandibi olsa da yesek derlerdi.ŞİMDİ trileçe yemeden yaşayamam, macaronsuz ölürüm diyorlar. ESKİDEN “senin beğenmen yeter beni” derlerdi.ŞİMDİ “az layk alırsam bileğimi keserim” diyorlar. ESKİDEN “kızım sen bu sesle boşver müziği, overlokçu falan ol” derlerdi.ŞİMDİ Ömür Gedik’in yeni single’ı tüm müzik marketlerde diyorlar. ESKİDEN utanınca suratlar kızarırdı.ŞİMDİ surat yok. ESKİDEN yemeğe oturunca şükür edilirdi.ŞİMDİ selfie çekiliyor.ESKİDEN sevdiceğimizi göremiyoruz diye üzülürdük.ŞİMDİ çevrimiçi olmuyor diye üzülüyoruz. ESKiDEN malını mülkünü reklam etmeyene “mütevazi biri” derlerdi.ŞİMDİ vizyonsuz diyorlar. ESKİDEN önce “nasılsın?” denirdi?ŞİMDİ önce “wifi şifresi ne?” deniyor. ESKİDEN iş arkadaşlarını satana “dünyanın en eski mesleğinin çocuğu” derlerdi.ŞİMDİ gerçek bir profesyonel diyorlar. ESKİDEN “hatırlaman yeter” derlerdi.ŞİMDİ “tek taş almazsan biter” diyorlar. ESKİDEN “ekmeği kes, sebze meyve ye, bol bol yürüyüş yap” diyene “biliyoruz lan” derlerdi.ŞİMDİ yaşam koçu diyorlar.ESKİDEN “o da senin görüşün tabi” derlerdi.ŞİMDİ benim gibi düşünmeyen vatan hainidir diyorlar.
Al işte 2015’e gireli 11 gün oldu. E hani nerde sevgi, kardeşlik, dünya barışı falan? Bir sürü temenniler edildi ama yine aynı teraneler, yine aynı son dakika haberleri, yine aynı felaketler, yine aynı, hep aynı şeyler. Her gün bir başka sinir bozucu haber. Yani öyle kuru kuru yeni yıl dilekleri dilemekle olmuyor bu iş kardeş, bizzat o dileklerinin içindeki kahraman esas oğlan, kahraman esas kız olmaya çalışman lazım. “Armut piş, ağzıma düş” dersen daha çok beklersin o sevgiyi barışı falan. Ben demiştim ama size; çok fazla beklentiniz olmasın, bu yılların alayı fason diye. Dünya kardeş sende böyle felaketlerle döneceğine bir mola ver, biraz dur ve dinlen istersen...Öyle bir noktaya geldik ki tahammülsüz ve sevgisiz olduğumuzu söylemek klişe oldu artık. Kabullendik resmen bu durumu. Sanal mecraları bir geziyorsun yine herkes birbirini gömüyor. Benim gibi düşünmeyen ölsün sıradan bir hayat mottosu haline gelmiş durumda. Neyi paylaşamıyoruz anlayamıyorum ki. Her şeyden bir şikayet halindeyiz. Misal kar yağıyor, hayatı Bebek Rumelihisarı hattında geçen tiki kızımızdan 300 tane kar şikayeti tweeti geliyor. Üşüyormuş, saçını yeni yaptırmışmış bozulmasınmış. Yahu sen sus da şu Sibirya soğuğunda çalışmak zorunda kalan insanlar konuşsun biraz. Hem bak Uludağ’da yarım metre kar varmış sen hâla burda mısın? Şimdi alayımız memnuniyetsiziz ya dünyadan, acaba diyorum çoğumuzun hayatında aşk yok diye mi böyleyiz? Yok yok, öyle çiçeğe böceğe aşık olmaktan falan bahsetmiyorum, birine aşık olmaktan bahsediyorum ben direk olarak. Hiç öyle sürreal aşklara falan inanmıyorum. “Salondaki kasımpatıma aşığım” diyor mesela. Yahu geç bunları. Başını kasımpatının omzuna koyabiliyor musun? Kasımpatınla yürüyebiliyor musun sahil yolunda?İşte bunlar hep yalnızlık. İşte bunlar zamanla insanın sinirini bozabilecek, iç sesine “delirdin sen galiba” dedirtebilecek tırt aşklar.En mühim sorunlarımızdan biri de şu, ‘yalnızız dostlarım!’“İnsanlar çok kötü o yüzden hayvanları çok seviyorum” olayına karşı değilim bak mesela, ama onu da ziyadesiyle abartıp hayat felsefesi haline getirmeyi doğru bulmuyorum. Tamam 40 yaş sonrası falan bunu söylemen kabul edilebilir de, 18 yaşındaki Sudecan sen bari bir dur yahu, ne ara bıktın, ne ara tiksindin insanlardan bu kadar. Hem kedini sev, hem komşun Safiye ablayı. İlla birini sevmen ve birinden nefret etmen gerekiyorsa zamanla bakarsın durumlara, bir hal çaresini bulursun.En mühim sorunlarımızdan biri de şu ki; yalnızız dostlarım. Sadece fiziken tek olmak değil yalnızlıktan kastettiğim, kalabalıklarda da yalnızız. Ve sürekli o yalnızlığımızla hesaplaşma halindeyiz. Camış gibi yemek yiyip semirip eski sevgilimiz yüzünden kilo aldığımıza inandırmaya bayılıyoruz kendimizi mesela. Ya da işteki başarısızlığımızı eski sevdiceğimize mal etmelere doyamıyoruz. Sonra gelsin öfke, gelsin daralmalar bunalmalar, gelsin depresyon, gelsin özgüven eksikliği. Yahu Ömür Gedik’in bile şarkı söylediği şu tuhaf dünyada sen neden özgüvenini kaybediyorsun ki güzel kardeşim? Ne demiş şair; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey” demiş. Ne de güzel, ne de şahane demiş.Kötü başlasa da mutlu sonla biten bir 2015 dileklerimle...
2014'ü başımıza gelen her musibetin sorumlusu olarak görüp gömmelere doyamadığımız, 2015'e bir sürü umutlar bağlayıp pamuklara sarıp sarmaladığımız şu günlerle ilgili iki kelam da ben edeyim dedim sayın okuyucu kardeş... Her şeyi bildiğini iddia ettiği halde kendisine faydası olduğunu görmediğimiz bir sürü medyumun, bir sürü kahve falcısı, bir kamyon kolpa astroloğun boy boy röportajlar verip "2015'te Seda Sayan bir daha evlenecek", "Alişan'la Lerzan Mutlu bir kere daha küsecek", "İzzet Yıldızhan porselen dişlerini bir kez daha yaptıracak" gibi son derece gereksiz, gaz çıkarıp çıkarıp ipe dizmelik yorumlar yaptığı şu zamanda ben niye eksik kalayım ki di mi hem? Aslında yılın enleri gibi bir şey yazmak aklıma geldi bu hafta ama bir düşündüm de benim kategorilerimin kazananları hep aynı isimler olacak. Misal 2014'ün en "keşke şarkı söylemese" dedirten insanı ödülünü erkeklerde Sinan Akçıl'a, kadınlarda Ömür Gedik'e vereceğim. Ya da ne bileyim; 2014'ün en güldürmeyen karikatüristi dalında Salih Memecan'ı onurlandıracağım. Yani benden öyle klasik "geçen yılın enleri" yazılarından çıkmaz.Sosyal medya sınav verdi2014'ün en büyük tribinin: "çevrimiçi olduğun halde neden mesajıma cevap vermiyorsun?" olduğu kesin mesela. Ya da 2014'ün en büyük sanal mecra akımının "stalklamak" olduğu su götürmez bir gerçek. En çok kullanılan tweet kalıbının "üzdünüz" olduğu çok bariz. Sosyal medya 2014'te çok büyük sınavlar verdi. Sanal mecralarda özgürlükler konusunda sıkıntılar var. Politikacılarımız kendi lehlerinde olduğunda alkış tuttukları sanal dünyayı, aleyhlerinde bir şey yazıldığında tukaka ilan etmeye bayılıyorlar. Hep pohpoh fetişi, hep pohpoh fetişi. Oysa şunu kafalarına sokmuyorlar ki bırakın politikacıyı, dünyanın en iyi insanı da olsalar mutlaka birileri oraya hoşlarına gitmeyen bir şeyler yazacaktır. Neyse, umarım 2015 sanal mecralarda özgürlüklerin arttığı, kimsenin kimseyi düşüncelerinden dolayı linç etmediği güzel bir yıl olur. Madem yılın enlerini yazmıyorum ne yazayım diye düşünürken editörüm bana "2014'te en çok konuşulan konularla ilgili yorumlarını yazsana bu hafta" dedi. Önce "tamam yazayım" dedim ama sonra düşününce aklıma ilk gelen Soma'da yaşanan o büyük maden faciası oldu. Dolayısıyla şahane bir yıl geçirmediğimiz aşikar. Hele bir de Twitter'a erişimin bir müddet engellenmesi durumu var ki o da ayrı bir hüzün. Neresinden tutsan elinde kalan bir 2014 oldu rahatlıkla diyebiliriz sanırım. O yüzden hiç de goygoy yapılacak bir malzemesi yok 2014'ün. Genelimiz için Allah belanı versin tadında geçen bir 365 gün 6 saat yaşadık. Beni soracak olursanız özel hayatımda başarısız ama reformcu, iş hayatımda sürprizli ve eğlenceli bir yıl olduğunu söyleyebilirim."2014 iyi bir yıldı" diyebilmek için ‘evet’leri sayın...- Yeni biri girdi mi hayatına şöyle seni heyecanlandıran? İçini kıpır kıpır yapan, yanım da olsa da yesem dediğin?- O seni depresyondan depresyona koşturan işten ayrılıp sevdiğin işi yapmaya başladın mı?- Anan baban kardeşin giller sağlıklı mı? Şifası olmayan bir sağlık durumu yok di mi sende ya da sevdiklerinde?- Tuttuğun takım şampiyon oldu mu?- Sanal mecralarda layk sayın arttı mı? Ya da ne bileyim Twitter'da takipçi sayın falan? Durum böyleyse bu seni mutlu etti mi?- Eski sevgiline tır çarptı mı? Ya da senden sonra iki yakası bir araya gelmedi mi?- O yalaka iş arkadaşından önce terfi ettin mi?- "Saçmalama tabii ki sensiz olmaz" diyen dostların var mı? İlla seni yanlarında görmek isteyen, hesapsız kitapsız hep yanında olan?- İstediğin kiloda mısın? Ya da yakın mısın o kiloya? Aynaya baktığında kendini iyi hissediyor musun?- Kıyıya köşeye iki kuruş atabildin mi? Ya da ne bileyim borçlarını kapatabildin mi en azından?- Siyasetçi görür görmez kanal değiştirme alışkanlığı edinerek sinir sistemini yıpratmadan yaşama lüksüne sahip oldun mu?- Herkesin iyi kötü kriteri farklı tabi. Herkesin farklı dertleri var şu dünyada. "Ama her şeyin başı sağlık be kardeş." öyle değil mi? Temenniye gel, sanırım yaşlanıyorum ben arkadaşlar.
Hayaller Ferhat ile Şirin, Hayatlar Safiye ile Faik Hayaller 1,5 iskender, Hayatlar hazır çorbaHayaller Adele’in sesi, Hayatlar Sinan Akçıl’ın sesiHayaller ışınlanma yöntemi, Hayatlar metrobüsHayaller “sarıl bana ısınırsın”, Hayatlar içlikHayaller Cristiano Ronaldo, Hayatlar Filip HoloskoHayaller Susan Miller, Hayatlar Rezzan KirazHayaller Paulo Coelho, Hayatlar Aşkım KapışmakHayaller Cnn İnternational, Hayatlar Koca Kafalar Haber BülteniHayaller “Because I’m Happy”, Hayatlar “O eski halimden eser yok şimdi”Hayaller caramel makiyato ekstra shot, Hayatlar sallama çayHayaller Olimpiyatlar, Hayatlar Ercan Spor tesisleri Halı saha turnuvasıHayaller Tomorrowland, Hayatlar meşrubat kapağı getirene Gençlik FestivaliHayaller “çok özledim seni?” Hayatlar “pardon kiminle görüşüyorum” Hayaller “sana gidelim” Hayatlar “yine karşılaşırız nasıl olsa, hoşcakal”Hayaller Sherlock Holmes, Hayatlar Müge AnlıHayaller brunch, Hayatlar kıymalı kol böreğiHayaller National Geographic, Hayatlar Yaban TvHayaller Paris Moda Haftası, Hayatlar Bu Tarz Benim eleme heyecanı.Hayaller “bütün takipçilerim albümümü alsa 3 milyon satarım” Hayatlar “bir şarkımı indirin bari lan”Hayaller “bütün takipçilerim filmime gitse 5 milyon gişe yapar”, Hayatlar “100 bin kişi izleseydi televizyona satardık filmi”Hayaller Dukan diyetiyle bir haftada 3 kilo vermek, Hayatlar Sibel Can diyetiyle bir haftada 10 kilo almakBİZİM DEVASA HASTALIKLARIMIZ..- İş yaptırırken coşup, ödeme günü geldiğinde ölü taklidi yapmacılık.- Lafa gelince mangalda kül bırakmayıp, icraatta çuvallamacılık.- Ben demiştimcilik, benim sayemdecilik, ben yaptım olduculuk.- Bütün jestler, bütün kıyaklar bana yapılsın, ben öylece durayımcılık.- Herkesle iyi olmalıyımcılık.- Ben her konuda çok duyarlıyımcılık.- Bakarızcılık, ayarlarızcılık, hele o gün bi gelsindecilik.- Benim gibi düşünmeyenin Allah belasını versincilik.- Hep dürüstlüğümden kaybediyorumculuk.- Düşmanımın düşmanı benim dostumdurculuk.- İmkan verilseydicilik, şartlar uygun olsaydıcılık, her şey yolunda gitseydicilik.
Dur tahmin edeyim. Bu Pazar sabahı da yalnız uyandın. Biraz yatakta döndün durdun, tavanı izledin. Sonra telefonunu eline aldın. Birkaç tane bildirim geldiğini gördün. Onlar seni az da olsa mutlu etti. Fakat o evden eve nakliyat firmasının ve bir gsm şirketinin gönderdiği reklam sms’leri seni ziyadesiyle hayal kırıklığına uğrattı. Zira sen hiç değilse bir arkadaşından “kahvaltı yapalım mı?” gibisinden bir teklif bekliyordun. Twitter, Facebook, Instagram profillerini dolanıp durdun, hatta eski sevgilinin tüm sosyal medya hesaplarını da gezdin durdun derken o fasıl da bitti. Şimdi biraz daha tavana bakmaya devam.Tavanı izlerken kafanda şu sorular oluştu;- 1 aydır buzdolabında duran ve küflenmesine 2 dakika kalmış o peyniri, mutfağın kapı koluna asılı poşette 3 haftadır duran ve bir insanın kafatasını kırabilecek kadar bayatlamış o ekmeğin içine koyup yiyeyim mi?- Yoksa en yakın börekçiye mi gideyim? Üzerine pudra şekerini bocaladığım o leziz sade böreği, bir su bardağına koyulmuş çay eşliğinde hüpleteyim mi?- Ya da ne bileyim meşhur bir kahvaltıcıya gidip birbirinin içine düşerek kahvaltı yapan musmutlu çiftleri görüp kaderime isyan mı edeyim?- Çok da sevmediğin arkadaşa beraber kahvaltı teklif edeyim?Bana soracak olursan en yakın börekçiye git, kıymalı kol böreğini yerken pazar sabahı yalnızlığının hüznünü sonuna kadar yaşa, ve yalnızlığın getirdiği güzel şeyleri de düşünmeye, yaşamaya başla artık kardeşim. Yaşamak için yeni koşullara alışmak şart. Ruhumuzu besleyecek motivasyonlara ihtiyacımız var. Tamam aşk meşk güzel şeyler ama olmayınca da olmuyor be. Hayatımızda biri olsun diye deli gibi aranarak, olur olmaz kişileri hayatımızın aşkı zannederek geçmez bu hayat. Yalnızsak yalnızız kardeşim. İyi dostlarımız olsun, gerisi tırıvırı, gerisi hikaye, gerisi olmasa da olur... İyi güzel de “bende dostlar da yok” diyorsan bak o biraz sıkıntılı işte. Ama bence dost meselesinde de mutluluğu uzaklarda aramamak lazım. Hepimiz bir dönem geldi dostlarımızdan uzaklaştık. Belki bir sevgili yüzünden, belki iş için uzaklara bir yere gittiğinden, belki başka bir sebepten. Yeni dostlar edinmenin tadı başkadır ama eski dostların sevgisi her zaman kalbe daha yakındır. Sanki hiç kopmamış, hep berabermişsin gibi sarıp sarmalar ruhunu eski dostun. İlk adımı sen at, emin ol kendini daha iyi hissedeceksin.Yalnızlığın da çok acaip güzellikleri varNe yemek yiyeceğine kendin karar veriyorsun. Sırf biri çok istiyor diye istemediğin bir yerde istemediğin bir yemeği yemek zorunda kalmıyorsun.Trafikte bırbır eden, konuşa konuşa kafanı şişiren biri yok yanında. Oooh rahat rahat yolculuk yapıyorsun.İstediğin filme gidiyorsun. Seçim tamamen senin elinde. Al büyük boy patlamış mısırını nefesin kesilene kadar mısır ye, oh valla süper hayat.Canın mı sıkıldı, al çantanı bin otobüse uçağa, istediğin yere git. Kimse sana “ya ne işimiz var orda?” demeyecek. Misler gibi takılacaksın.”Uyudun mu?” diye soran yok. “Kalk yerine yat orda üşürsün” diye kafa şişiren yok. “kaçta uyanacaksın ona göre alarmı kurayım” diye başında vız vız konuşan yok.Pazar pazar iyi züğürt tesellisi yaptık ama di mi? Sonuna “deeeeeermişim” yazmak istedim resmen. Yalnızlığın elbette iyi tarafları da var ama şu son yazdıklarım değil tabii ki.. Kafayı resetlemek, iç sesimizi dinlemek, hayallerimizin peşine düşmek, bolca yeni insanla tanışmak için güzel bir fırsattır yalnızlık. İyi dostluklar kurmaya vesile olur ve bir dinamizm getirir insanın hayatına.Biraz kanırtmak lazım bu hayatta sevgili okuyucu. Hayattan istemek lazım. Az önce de dedim, deli gibi aran, yalnız kalmamak için her nefes alanla arkadaş ol demiyorum. Sana kendine mutlu olmayı öğret diyorum sadece. Hayalinin peşine düş mesela. Şu hayatta en çok istediğin şeyin yakasına yapış. 30 küsür yaşından sonra hayatını tümüyle değiştirmiş biri olarak bu dediğime inan.“Bari bu pazar sabahında yalnız kalmayayım diyorsan” da ilk adımı başkalarından bekleme, sen at. “Benimle kahvaltı yapsana!” diye yaz yolla sevdiklerine... Hayat kısa, böyle kasa kasa nereye kadar...50 milyon bana çıkarsa- Ömür Gedik ve Sinan Akçıl’ın dünya üzerindeki bütün albümlerini, kliplerini, şarkı söyledikleri tüm kayıtları ve bundan sonra söyleyeceklerini satın alıp bir odaya kitleyeceğim. Yanlış anlaşılmasın sevdiğimden yani, o kadife sesleri kimseyle paylaşamam ben.- Hali hazırda sevgilim yokken Miranda Kerr ya da Gisele Bundchen’e biraz sırnaşayım diyorum. Son günlerde imkansız aşk diye bir şey olmadığına hepimiz şahit olduk. Avımın gözünü pahalı hediyelerle, süpersonik sürprizlerle boyayacağım. Bakalım işte, kader kısmet be kardeş.- Şu tarzlı marzlı moda programına katılıp jürideki “küçük dağları ben yarattım” tripli arkadaşlara kendini aşağılatmaktan zevk alan yarışmacı kızlara, birinci olan ne kazanacaksa o parayı verip; suratlarına doğru “şimdi dağılın lan burdan!” diye haykıracağım.- Kendime saray yaptıracağım. Valla canım çekti bu ara. Sonuçta biz de insanız, özeniyoruz.
Daha biz geçen yılbaşında Noel baba kılığına giren bir animatörün bıçaklanması saçmalığının geyiğini bitiremeden 2015 gelip çatıverdi. Zaman hızla geçiyor belki büyük bir klişe ama çok acı da bir gerçek. “Yılbaşında napıyorsun?” çetesi faaliyetlerine başladı bile. Bu çetedeki rahatsızlar bütün çevrelerine bu soruyu sorarak kendi yılbaşı planlarını anlatıyorlar senelerdir. Eminim sizin çevrenizde de vardır onlardan!“Yılbaşında napıyosun?” Elinin körünü yapıyorum, evdeyim işte. Evdeyim deyince de bunlarda bir şaşırma, suratta hafiften bir acıma efekti. Sanki Tanyeli’yim ben, sanki Asena’yım da yılbaşında evde olduğuma şaşırılıyor. Hem amma meraklısınız yılbaşının o keşmekeşinde o şişirme mekanlara gidip, dünya paralar ödeyip afedersin popo popoya eğlenmeye. Fiks menü bilmem kaç lira diyor, getirdiği votka limon kolonyasından hallice, bira zaten “ben bira değilim” diye bağırıyor, rakı desen “hadi ben kaçtım abi” diye vedalaşmış. Üstüne üstlük yılbaşı gecesi voleyi vurma derdine düşen işletmeci takviye kuvvet de almamış mekana. Normal zamanda 30 kişiye hizmet eden personel bu kez 3 bin kişiye yetişmeye çalışıyor falan. Hele bir de Taksim’e gidenler var ki onları hiç anlamıyorum. Meydanda gelenekselleşmiş bir taciz olayı var ve sen hâla oraya gidiyorsun. Tamam oraya gitmemek yerine oradaki insanları eğitmek topluma kazandırmak daha iyi bir çözüm belki ama faydalar faydasız, imkanlar imkansız. Bu konuştuğumuz temenniden öteye geçmez. Suriye’den gelen arkadaşlarla bezeli bir 31 Aralık gecesi daha yaşayacak Taksim. Umarım o elleşme ritüeli gerçekleşmez ve 1 Ocak 2015 sabahına dünyaya kepaze olmuş biçimde uyanmayız bu kez. Bir de hiç özlemediğim “Yılbaşını kutlamak bizim kültürümüzde yok” geyiği var ki aman aman, evlerden ırak. Kardeşim sen kutlama yahu, biz kutlarız, bu ne saçma muhabbet böyle. Bırak artık bunları. Yeni bir yıla girişimizi kutluyoruz biz. Çam ağacıydı, noel babasıydı sadece simge çoğumuz için. Yeni seneye dair umutlarımızı, hayallerimizi, temennilerimizi karşılıyoruz, geride bıraktığımız yılda yaşadığımız güzel anıları kutluyoruz biz. Kendimize reset atıyoruz bir bakıma. Hadi bırak bu boş sohbeti; sen de bir hayal kur 2015’e dair, gel sen de bir mandalina soy bizimle...Ayrıca sene sonunda toplumumuza nefes aldıracak bir sosyal sorumluluk projesine imza atayım dedim sevgili okuyucum. Şu “seneye görüşürüz” esprisi yapanları bir yere not edip bana mail olarak atarsanız isimlerini buradan ifşa etmekten büyük mutluluk duyacağım.Yani demem odur ki sayın okuyucu umarım yılbaşı geyiklerini göğsümüzde yumuşatır, fazla baymadan ve bayılmadan atlatırız. Çünkü bunun daha hediye geyiği var, piyango geyiği var, sanal mecralarda her yılbaşına doğru yapılan klişe mizahı var, var da var. Allah yardımcımız olsun...Sende bitmiş...- Uyandığında böğründe bir taş hissedip nefessiz kalıp balkona çıkmıyorsan.- Pazar sabahları kahvaltı yaparken izlediğiniz magazin programlarında olan bitenle dalga geçtiğiniz o anları özlemiyorsan.- Geçen yılbaşında beraber olduğunuz aklından geçip, derin düşüncelere gark olmadıysan.- Günde 3-5 kere sosyal medya hesaplarını inceleyip “ne yazıyor?” “kimlerle konuşuyor, kimlerle fotoğraf çektiriyor, şu an nerede?” gibi sorulara cevap aramıyorsan.- Sığ ilişkiler yaşayıp başka biriyle uyanmak seni rahatsız etmiyorsa.- Ciddi bir ilişki yaşayıp köprüleri yıkmaktan korkmuyorsan.- Onun biri için mandalina soyma, onun biri için nar ayıklama, onun biri için sormadan kahve yapma ihtimali canını eskisi kadar acıtmıyorsa.- Oturduğu sokaktan bir overlokçu alakasızlığında geçebiliyorsan.- Onu üzenleri düşündüğünde bir katille empati yapamıyorsan.- ”Köpeğimiz beni hatırlar mı acaba?” diye bir iğne batmıyorsa beyninin tam ortasına. Sende bitmiş...