Geçen gün mağdur olduğu bir konudan dolayı eski sevgilimin arkasında olduğumu belirttiğim bir kaç tweet attığımda anladım ki; biz eski sevgili olayını baya baya yanlış anlamışız. Tweetlerimin arkasından “ooo hayırlı işler” gibi “hayırdır ne iş?” gibi “yine mi barıştınız ya?” gibi tepkiler aldım. Ya da tam tersi yaptığım şeyi yere göğe sığdıramayanlar oldu. Oysaki bana göre çok sıradan bir eylem bu. Eskiden beraber olduğun, sana enfes duygular yaşatan, yanında kendini şahane hissettiğin, acı tatlı birçok şey paylaştığın o insana neden düşman olayım ki.Tamam ben demiyorum ki boynuzların 700 metre olsa da onu iyi hatırla, ben demiyorum ki güzel günler göreceğiz derken sırra kadem basan o umut tüccarına düşman olma. Ama her ilişki de bu sebeplerden bitmiyor sonuçta. Ortalama bir ayrılıktan sonra düşmanlık besleyenlere benim lafım. Güzel güzel ayrılmışsın işte neyin kinindesin? Hatırlasana; Pazar sabahları sahil yolunda yürürdünüz onunla, yol üzerinde bir yerde kahvaltı yapardınız. Sen denizi gör diye sırtını denize dönerdi. Sabahları sinirli oluyorsun diye alttan alırdı. Bir an önce kahvaltın gelsin ve yüzün gülsün diye sabırsızlanırdı. Sen farkında olmazdın ama seni trafiğin içine sokmamak için özel bir çaba harcardı. Bir gün köpeğin kaybolmuştu ve deli divane aramıştı onu. Sanki çocuğunu kaybetmişti. Sırf sen çok üzüleceksin diye kendini paralamıştı o köpeği bulmak için.Buna benzer yaşanmışlıkları buraya yazmaya kalksak liste uzar gider... Benim lügatımda eski sevgiliye düşman olmak gibi bir cümle yok. Her yaşanmışlık bambaşka bir şey katıyor insana. O aklıma geldiğinde Allah yolunu açık etsin diyorum hep. Onu sorduklarında “o dünyanın en iyi kalpli insanı” diyorum.Onu üzenleri üzmek, onun canını sıkanların kafasını ezmek istiyorum hâla. “Benden sıkıldı, yeni bir hayat kurmak istedi ve gitti” diyorum. Sözün özü; sıradan sebepli bir ayrılık sonrası ona düşmansanız sizin iç dünyanızda bir sıkıntı var bence. Eğer böyleyse ona “eski sevgilim” demeyin, “eski” deyin yeter. Ha bi de; hem eski sevgilinizi öldürmeyi düşünüp hem de “nerde o eski aşklar” falan demeyin, ağzınıza vururum... Ayrılırken ki tavırlarımızı da toparlayıp, fevri olmaktan uzaklaşır ve birbirimizi bulmak istediğimiz gibi bırakırsak; psikolojisi düzgün, sevimli bir toplum olabiliriz belki...Bir katille empati yapabiliyorum artık- Hararetli hararetli lafa başlayıp başlayıp “neyse boşver ya, anlatmayayım” diyen biri olduğunda.- Arkadaki araba trafik ışığı sarıdan yeşile geçmeden korna çalmaya başladığında.- Kamyonla para alan dijital platformun ufacık bir yağmurda sinyali gittiğinde...- Komşulardan biri, Pazar uykusunun en tatlı yerinde matkabını çalıştırıp dünyayı delmeye başladığında.- Karşımda konuşurken gözlerime değil cep telefonuna bakan biri olduğunda. Sözüm bitince de dediklerimi anlamadığını anladığımda.- Zamanlı zamansız bir kampanya sms’iyle rahatsız edildiğimde.- Gözünün içine baka baka yalan söyleyen ve bu sayede alacağını aylarca erteleyen modern dolandırıcılarla karşılaştığımda.Seni Seviyorum Adamım gerçekten komikBu hafta sonu yepyeni bir film girdi gösterime, adı; Seni Seviyorum Adamım. Yönetmenliğini Biray Dalkıran’ın yaptığı filmin başrollerinde Gizem Karaca ve Barış Kılıç var, ayrıca filmde Ayşen Gruda, Asuman Dabak gibi usta oyuncular da yer alıyor. Ve de tadımlık bir rolle de olsa ben de varım. Çarşamba günkü galada çok heyecanlıydım. Nihayetinde bu benim ilk sinema filmi tecrübemdi ve suretim beyaz perdeye ilk kez yansıyacaktı. Yüzlerce insanın seni izlediği ana şahit olmak çok hoş ve çok değişik bir duyguymuş. Ne mutlu ki yaşadım bunu. Filme gelince şunu söyleyebilirim; film rejisinin başarısı hemen göze çarpıyor. Şahane görüntüler, enfes bir kurguyla harmanlanmış. “Oynuyorsun diye böyle söylüyorsun” diyenler olacaktır elbet, onları filme gidip dediklerimi test etmeye davet ediyorum. Gizem Karaca, deli dolu bir kız olan Ezel karakterini ustaca canlandırmış. Özlenen isim Ayşen Gruda’nın performansı harika. Film hafta sonu iyi bir şeyler izleyip güzel vakit geçirmek için birebir. Ne diyelim o zaman;Haydi sinemaya!
- Sen çok değiştin eskiden böyle değildin, eskiden ben uyurken kahvaltıyı hazırlardın, sonra beni uyandırırdın!- Sen çok değiştin eskiden böyle değildin, eskiden ders notlarını hoppadanak verirdin, şimdi popon arşa değiyor, bir havalar bir havalar.- Sen çok değiştin eskiden böyle değildin, eskiden elimi cebime attırmazdın, şimdi alman usulü ödeyelimler, cüzdanımı evde unutmuşumlar falan, çok değiştin çok.- Sen çok değiştin eskiden böyle değildin, eskiden benim işlerime de yardım ederdin, şimdi hep kendine çalışıyorsun.- Sen çok değiştin eskiden böyle değildin, eskiden dışarı çıkarken beni de çağırırdın şimdi hiç aklına bile gelmiyorum.Bu liste böyle uzayıp gider... Sigmund Freud; “İnsanlar sizi eskisi gibi kullanamadıklarında, değiştiğinizi söylerler.” diyeli yaklaşık 100 yıl olmuş. Ve ne yazıktır ki biz bir arpa boyu yol alamadık...Herkes kendi evinin önündeki- Herkes kendi evinin önündeki sanat musikisi cover’ı yapmaya hazırlanan rock grubu solistine “yeteeeeeer!” diye bağırsa...- Herkes kendi evinin önündeki Sinan Akçıl’a “neden şarkıcılık?” diye sorsa...- Herkes kendi evinin önündeki herkese kendini sevdirmeye çalışan ortayolcuya “hayırdır birader, dünyayı mı ele geçiricen?” diye patlasa.- Herkes kendi evinin önündeki; ben dobra biriyim kisvesiyle ağzına her geleni söyleyen patavatsıza; “bu yol, yol değil” dese.- Herkes kendi evinin önündeki, ortamlarda şirin gözükmek için başkası üzerinden şakalar yapan, ama kendisine şaka yapıldığında suratı muşmulaya dönene “oh olsun sana” dese, dalgasını geçse.- Herkes kendi evinin önündeki, aldığı borcu geri ödemeyip gözümüzün içine baka baka mal mülk alana “Allah belanız vermesin!” diye çemkirse.- Herkes kendi evinin önündeki, eğlence bitip de hesap geldiğinde elini cebine atmayan pintiye “böyle yaparak zengin olamazsın.” diye fısıldasa.- Herkes kendi evinin önündeki, Facebook’tan ısrarla oyun isteği gönderen şapşiği “Bi Bitmediniz!” diye kovalasa.- Herkes kendi evinin önündeki, hedefe giden yolda her yol mübahtır kafasıyla ayak kaydırmaya çalışan terfi açına “zavallı” diye seslense.- Herkes kendi evinin önündeki, arabasıyla işe gidip trafikten yakınan metropollüye ; “toplu taşıma kullansan incilerin mi dökülür?” diye bağırsa.- Herkes kendi evinin önündeki, tarzlı marzlı moda yarışmasına katılan kıza; “jürideki şımarıklara kendini aşağılatmak nasıl bir motivasyonun eseri?” diye sorsa.- Herkes kendi evinin önündeki, “Twitter’da dünya çapında TT oldum.” diyen yerli popçuya “TT için kaç para verdin?” diye sorup bozsa.- Herkes kendi evinin önündeki Salih Memecan’a “şu yaşına kadar bırak güldürmeyi, kimseyi tebessüm ettirebildin mi?” dese.- Herkes kendi evinin önündeki “kışı çok seviyom” diyen insana beyzbol ya da kızılcık sopası, veya levye gösterse.- Herkes kendi evinin önündeki, her selam vereni arkadaşlarına “bana asıldıaa” diye anlatan kadına; “ruh eşiniz Recep İvedik” diyerek gerçekle yüzleştirse.- Herkes kendi evinin önündeki, başkasının fikrini kendi fikriymiş gibi lanse etmekten utanmayan beyaz yakalı plaza çakalına “arkandan hırsız diyorlar” dese.Dünya daha yaşanası bir yer olmaz mı?
İletişim çağındayız, uzay çağındayız hikayelerini falan kimse anlatmasın bana. Tamam belki cep telefonlarımız akıllandı, bilgisayarlarımıza üstün işlemciler takıldı, televizyonlar kıl kadar inceldi, ama biz insanoğlu nedendir bilinmez kendimizi güncelleyemedik bir türlü. Hâlâ ilkçağ seviyesinde iletişim kuruyoruz reel hayatta. Hatta belki ilkçağdan da kötüyüz. Hiç dinlemiyoruz, hiç anlamıyoruz, hiç hak vermiyoruz, hiç samimi değiliz! Mış gibi miş gibi yapmaktan ciğerimiz soldu. Birbirimize bakmıyoruz, birbirimizi duymuyoruz, birbirimize dokunmuyoruz. Durum o kadar fena ki; biri bizi dinlediği zaman bin kere teşekkür etme ihtiyacı hissediyoruz ona. Sağol beni dinlediğin için, varol beni dinlediğin için, çok mutluyum beni dinlediğin için falan diye uzadıkça uzuyor teşekkür faslı. Hele bir de iyi bir şey duymuşsak mutlaka doğrulatma ya da tekrar ettirme ihtiyacı hepimizde. Hepsini geçtim birbirini anlamak dinlemek isteyenler olursa ona da mani oluyor etrafımızdaki birtakım meymenetsizler.Son günlerde kimbilir kaç kere içten içe “o onu demek istemedi aslında, sen de böyle demek istemedin, keşke bir yerde oturup bir kahve içerken bunları konuşsanız” derken buldum kendimi. Hele o televizyondaki tartışma programları. Hani olabilse o televizyonun içine elimi sokup birini o kanaldan alıcam, birini bu kanaldan alıcam, salondaki kanepeye oturtucam bunları, mutfağa gidip çay kurabiye falan getirip “buyrun burada anlatın derdinizi, anlaşmadan gitmek yok, akşam da karpuz kesip pijama partisi yapacağız” diyeceğim. İtiraf edelim çoğu zaman biz de yapıyoruz bunu. Tartışma esnasında sakin olmayı başaramıyoruz. An geliyor öyle tuhaf bir konuşmanın içine giriyoruz ki geri vites yapmak mümkün olmuyor. Kendimizi durdurmak istiyoruz, karşımızdakiyle daha sıcak, daha sevecen bir dialoğa girmek istiyoruz, “aslında sen haklısın” demek istiyoruz, “senin dediğin daha doğruydu” demek istiyoruz, “kabahat bendeydi” demek istiyoruz, fakat yapmıyoruz, yapamıyoruz. Çoğu zaman da haksız olduğumuzu duymamak için dinlemiyoruz zaten!-Sözünü kesiyoruz.-Sen beni anlamıyorsun deyip masadan kalkıyoruz.-Tartışmayı kestirip atmak, hatalarımız duymamak için son söyleyeceğimiz şeyi ilk başta söyleyip uyuz ediyoruz.- O konuşurken başka şeylerle ilgileniyoruz.-Kel alaka meseleler açıp haksız olduğumuz ana konudan uzaklaşmaya çalışıyoruz.-Karşı taraf tamam ben hatalıyım deyip özür bile dilese iyi niyeti suistimal ediyor ve daha fazla üzerine gidiyoruz.-Sinirlerimize hakim olamayıp fevri hareketler yapıyoruz.-Sırf onun iyi taraflarını görmemek için yalan yanlış şeylere inanmak istiyoruz. Hiç bir şey bulamadık, çamur atıyoruz.Günlük hayatımızda yaşanan iletişimsizliklere 1500 tane daha örnek verilebilir. Dediğim gibi; keşke tartışma sürerken “sen haklısın aslında” diyebilsek. “Gururumun canı cehenneme” deyip kendimizi dizginleyebilsek. Bunu yapabilenler de yok mu? Var tabi. E ne diyelim sevgili okur; Allah hepimizi etrafımızdaki fitne fesatlardan, “nasıl davranacağımı şaşırdım” diye düşündürenlerden korusun. “Konuşun anlaşın öpüşün barışın” demek yerine, türlü çakallıklarla, çoğu zaman da iftiralarla sıkıntıyı büyütenlerden korusun! Umarım en kısa zamanda yeni durum güncellememiz gelir. Belki o zaman birbirini daha iyi dinleyen, daha iyi anlayan, daha hoşgörülü, daha tahammüllü insanlar oluruz.
- Bir süre sonra o tarz senin bu tarz benim şeyindeki Nurella gibi hiçbir şeyi beğenmemeye başlaması ayrılmak için şahane bir neden. Erkeksen 3 senedir aynı boyda olan sakalın hatunun suratına batmaya başlar, kadınsan 3 senede 30 kilo verdiğin halde “camış gibi yiyorsun” imaları yapılır. Oran şöyle buran böyle imaları başlar- Arkadaş ortamlarında senin üzerine oynuyorsa, yüceltmiyorsa; “benim hatuna da öğretsenize pasta yapmayı” gibi, “nasıl kilo verdiğini anlat da, bizimki de öğrensin” gibi denyo cümleler kuruyorsa, üzerinden espriler yapıp susmak bilmiyorsa daha ne bekliyorsunuz? - Yedi ayda bir düzenli olarak duş alıyorsa, teni sizi rahatsız edecek boyutta kokuyorsa, ağzının içinde bir ceset olduğunu düşünüyorsanız işi fazla uzatmadan yollayın gitsin. Mecazi anlamda söylenir bu aslında ama, buraya da uyar; “Biz bu dünyaya kimsenin ağız kokusunu çekmeye gelmedik.” Öyle çekinmeye gerek de yok.- Hesap gelirken uzun zamandır görmediği arkadaşıyla muhabbeti uzattıkça uzatıyorsa ya da hesap gelmek üzereyken telefonu alıp biriyle konuşmak için masadan kalkmayı adet haline getirdiyse... Alman usulü olayına sıcak bakmıyorsa Suzanna Tamaro usulü “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git Gerizekalı” diyerek hoşçakal deyin.- Telefonunu masanın üzerine koymuyorsa, veya ters koyuyorsa, telefonunun sesi kısıksa, telefonunun tuş kilidinin şifresini 2 günde bir değiştiriyorsa, durup dururken yeni hat alıp iki telefon birden kullanmaya başladıysa ve kel alaka anlarda online oluyorsa alın karşınıza bir konuşun. Mantıklı bir açıklaması varsa tamam, yoksa...- Aranızdaki heyecanlı maçlara konsantre olacağına, Şükrü Saracoğlu’ndaki, Aslantepe’deki, Olimpiyat Stadı’ndaki maçlara konsantre oluyorsa, takım tutmaktan oranı buranı tutmuyorsa, seni öpeceğine kıllı böğürlü adamların posterini, terli formasını falan öpüyorsa, ayrılığın hediyesi olarak tuttuğu takımın bir kombine kartını alın.- Maymundan değil ayıdan geliyor olduğunu hissettirmesi. Garsondan ayı gibi kahvaltı isteyip, benzinciden ayı gibi benzin istemesi. Marketteki kasiyerden ayı gibi poşet alması, trafikte tam bir ayı gibi araba kullanması, ailemizle arkadaşlarımızla ayı gibi iletişim kurması, ayı gibi içmesi.- Falcıyla büyücüyle kafayı çizmişse, sana sorup öğrenebileceği şeyleri Türk kahvenin fincana dökülmesiyle vuku bulan tortularını yorumlayan birinden öğrenmeye çalışıyorsa. - Siz “evleneyim” derdindeyken, o “alemlere gideyim” derdindeyse, siz “çocuğum olsun” derdindeyken o “şeklim olsun” derdindeyse, yani hayaller, umutlar birbirinizden farklıysa “teşekkür ederim” deyin.- Daraltmalı kıskançlık nöbetleri, Arka Sokaklar’daki Rıza baba gibi sorgulamalar, küçücük şeylerden kıllanmalar, davranış değiştirmeler, Hal böyleyken ilişkiyi zirvede bırakmakta fayda var.
- 1- Çünkü hayat çok kısa ve bünyemizi ayakta tutan hormonları alçıdan kurtarıp hareketlendirmek, deli gibi koşturmak lazım. Ölü hücreler dirilmeli, yenilenmeli, hayat şenlikli yaşanmalı.- 2-Biten ilişkimizin yasını yeterince tuttuk. Yeterince odamıza kapandık. Eski ilişkimizin anısına yeterince hürmet ettik. Yeterince üzüldük, yeterince daraldık, yeterince özledik, yeterince ağladık. Şimdi ruh kalabalığa karışmalı.- 3-Yeni biri uyandırmalı güne, yeni bir ses, uyanınca bize baktığını gördüğümüz yeni bir çift göz. Üzerimizdeki ölü toprağını atacak, kokusunu sevdiğimiz yeni bir nefes.- 4-Eskiyi çok sevmiştik, ona çok aşıktık ama bitti. Aşkı suçlamak yersiz, aşkın kabahati yok, hem zaten eski sevdiceğimiz bizi istemiyor artık. Yeni bir maceranın peşinde belkide.- 5-Çünkü pazar kahvaltısını yalnız yapmaktan, sinemaya yalnız gitmekten, sahilde yalnız yürümekten, salondaki kanepede uyuya kalmaktan sıkıldık. Kahvaltıda yumurta çarpıştıracak, sinema çıkışı filmi tartışacak, sahil yolunda yürürken konuşacak, kanepede yanına kıvrılıp uyuyacak bir aşk lazım.- 6-”Sence bu nasıl oldu?” diye mağaza görevlisine sormak istemiyoruz artık. Ne giysek “çok iyi oldu” diyorlar zaten. Geçenlerde biri “bu olmadı size beyefendi” dedi, neredeyse aşık olacaktım. Cevaplarını da seveceğimiz biri olmalı hayatımızda.- 7-Yalnızız diye sallama çay içmekten baygınlık geldi valla. Demleme çayı özledik. Bu abur cubur yeme durumu zaten çok beter. Tek başına anason-balık fikri de zaten ayrı bir hüzün.- 8-İş yerinde olan bitenleri anlatacak biri şart. İçimize ata ata çatlayacağız bir gün. Bütün iş arkadaşlarımın adını bilmeli. “Bugün şöyle bir şey oldu” dediğimiz zaman “kesin şundan olmuştur “ deyip bir öpücük kondurmalı. En az bizim kadar isyan etmeli haksızlıklara. Başarılarımızı sevmeli, takdir etmeli.- 9-Gülmek lazım artık, aşk yüzünden nedensizce gülmek. Yüzümüze aptal bir tebessüm oturmalı. Asansörü çağırmayı unutup gelmesini beklemek lazım. Kettle’ı çalıştırmayı unutup başında beklemek. Alışveriş merkezinin şeffaf kapısını farketmeyip kafayı çarpmak. Saçmalamak lazım artık.- 10-Sıkıntıdan dünyaları yedik. Üç beyazla kanka olduk. En yakın arkadaşımızın adı İskender oldu. Göbek aldı başını gitti. Mide midelikten çıktı stadyum oldu. Ya bir süre sonra bizi bu halimizle beğenmezse? hemen toparlanmak, diyete, spora falan başlamak lazım.- 11-Gözümüzden bile kıllar çıktı bakımsızlıktan. Oysa aşıkken hangi ojeyi süreyim diye 2 saat düşünürdün, rujun çıkınca aklın çıkardı, o kaşların Boğaz Köprüsü gibi değildi sayın bayan. Bizim sakallar da Maraş dondurması gibi uzadıkça uzadı. Yanağını değdirecek bir yanak olmayınca koyverdik gitti. Yeni birine aşık olmalıyız, artık kendimize gelmeliyiz.- 12-”Ben yalnızlığı çok seviyorum abi yaa” yalanını kendimize bile yediremiyoruz artık. Tamam bazen iyidir, bazen hoştur yalnızlık, ama bazen. Çantamızı sırtımıza alıp tek başımıza tatile gitmek bir seçim ya da özgürlük değil, yalnızlıktan çoğu zaman.- 13-Eski ilişkimizin bitişinden sonra kafayı dağıtalım diye kendimizi o tarz senin bu tarz benim gibi zamazingoları izlemeye, Alişan’la Lerzan Mutlu barıştı gibi gereksiz magazinleri dikizlemeye verdik. Derhal aşık olup battaniyemizi mısırımızı yanımıza alıp onunla o diziye başlamak, o filmi izlemek lazım.- 14-Arabayı pislik götürüyor. Evdeki eşyalar “değiştir artık bizi” diye bağırıyor. Buzdolabını açıyorsun peynirin “1 kilo peynir senin neyine! bak bozuldum işte yine” çığlığı. Banyoya giriyorsun diş macununun “yahu artık biri olsun da beni ortadan sıksın” isyanı.- 15-Sadece Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray aşkıyla nereye kadar yaşayacağız? Yahu tamam hayatımızda biri olunca da ilgileneceğiz elbet ama yalnızlıktan sosyopat taraftar moduna ha girdik ha gireceğiz. Beş üniversite bitiren adam bile maç olduğu gün saykoya bağlıyor, manyağa bağlıyor başıboşluktan. Uganda ligini takip eden insan var. Biraz da Aşkspor taraftarı olup, Gönülspor maçında bağıralım artık.- 16-Her sabah X firmasının Y kampanyasının sms’leriyle uyanmak için hangi günahı işledik? Hangi günahın bedeli bu? Tamam en azından telefonumuzda bir hareket, içimizde “kim merak etti beni acaba?” heyecanı oluyor ama ekrana baktığımızda keder, kahır ve hüsran. Bir süre sonra çıldırıp müşteri hizmetlerinde çalışan masum arkadaşlara patlıyoruz. Yeni bir aşk lazım bize o telefonun hakkını veren; “Nasılsın?” diyen, “Özledim” diyen, “İyi ki varsın” diyen.Tavuk döner de sevdaya dahil Ne futbol, ne Ortadoğu’da olan bitenler, ne de başka bir şey, Twitter’da geçtiğimiz hafta üzerinde en çok konuşulan konu tavuk dönerdi. Evet evet aynen öyle, tavuk döner. O gün Ceren adındaki bir hanım kızımızın attığı “Gelir düzeyiniz bir ilişki yaşamaya müsait değilse o işlere hiç kalkışmayın. O da eksik olsun. Kimse sizinle tavuk döner yemek zorunda değil” tweetinin yayılmasıyla beraber saflar belirlendi, ve konu enine boyuna masaya yatırıldı. Ve hâla da tavuk döner üzerine geyikler devam etmekte.Aslında bu tweet geldiğimiz noktanın güzel bir fotoğrafı bence. Aşkın, birşeyleri paylaşmanın, tahammülün, bir elmanın iki yarısı olabilmenin günümüz ilişkilerinin içinde kapsadığı alanın ne denli azaldığının piksel piksel fotoğrafı bu. Şimdi böyle “ah nerde o eski aşklar, eski sevgiler” triplerine falan girmeyeceğim. Ama dilimin ucuna gelmiyor da değil. Dileyen dilediği kişiyle ilişki flört zart zurt yaşar tabii. Ama buna sevgili olmak diyemeyiz bence, sevgili olmak başka bir şey, içinde sevgi var, paylaşmak var, emek var. İçinde tavuk döner ya da porçini mantarlı risotto yok. Her neyse; bence sevdiceğinizi ilk buluşmada tavuk döner yemeye götürün. Eğer ufflar puflarsa çakın poposuna tekmeyi, postalayın gitsin.Ve beyler; rokfor soslu bonfile yemediği gün sinir krizi geçiren kadınlar için tavuk dönere ketçap sıkıp yiyen kadınları da üzdük. Farkındayız değil mi?
◗ Sanal mecralarda eski sevgilisine laf sokan kadınlar ◗ “Hesabı erkek ödemeli” mottosuyla yaşayan kadınlar◗ Futbol için “22 adam bir topun peşinde koşuyor” diyen kadınlar◗ Her fırsatta kaslı erkek güzellemesi yapan kadınlar◗ İlk adımı erkek atmalı diyen kadınlar.◗ İlişkinin daha fragmanını izlerken evlenelim yaygarasına başlayan kadınlar◗ Yanındaki kim? Nerdesin? Neden aramadın? Onun fotoğrafını neden like’ladın? diyen kadınlar.◗ Yediği her şeyin kalori hesabını yapan kadınlar.◗ “Yalnızım, sülalem rahat” diyen kadınlar.◗ Topuklu ayakkabıyı sadece özel günlerde giyen kadınlar◗ Bekletmeyi “kadınlığın şanındandır” kafasıyla yapan kadınlar◗ Sürekli hediye bekleyen ve hediye beklediğini bangır bangır bağıran kadınlar.◗ “Siz erkekler hepiniz aynısınız” diyen kadınlar.Demode adamlar ◗ Hayatı futbol olan erkekler.◗ Evlilikten tiksinen, hatta konuşulmasından bile rahatsız olan erkekler.◗ “Sensizlik kalbimin en ücra köşesindeki masum bir güvercin gibi” tarzlı şiirler yazan ya da mesajlar gönderen erkekler.◗ Sevdiceğini sahiplenmeyi abartıp, kölelik sistemine selam çakan erkekler.◗ Hayatta tek övündüğü şeyi adonisleri olan, 7/24 aynaya bakıp kaslarını okşayan erkekler.◗ Gittiği mekanlarda eğlenmekten çok etrafı kesen, macera arayan erkekler.◗ Ceket içine beyaz gömlek giymeden bakkala bile gitmeyen polat alemdar imitasyonu erkekler.◗ Hesabı ben ödemeliyim yaygarası yapan erkekler.◗ “Senin kullandığın arabaya binmem” diyen erkekler.◗ “Ben sana güveniyorum da çevrene güvenmiyorum” diyen erkekler.◗ “Kadın dediğin oturmasını kalkmasını bilecek” diyen erkekler.◗ “Erkek adam ağlamaz” mottosuyla yaşayıp robota bağlayan erkekler.Söylesene kardeş, kış mevsiminin nesi güzel? Kış mevsimini seven, kış mevsimine güzellemeler yapan abiler ablalar kardeşler, ya valla sizi anlayamıyorum ben. Kış mevsiminin nesi güzel, bi anlatsanıza bana hele?◗ Yağmur yağınca müşteri seçen taksicileri mi güzel?◗ 5 dakikalık yolu 2 saatte gidebildiğimiz trafiği mi?◗ Haşırt the blackboard doğalgaz faturası mı?◗ Sıkıntıdan kendimizi yemeğe verdiğimiz için büyüyen göbeğimiz mi?◗ Erken kararıp, geç aydınlanarak bizi depresyondan depresyona koşturan havası mı?◗ Soğuk klozet kapağında oturması mı?-Lahana gibi üstüste giyinmesi, boğazlı kazak giyerek astronota benzemesi mi?-Öğrenciysen vizeleri finalleri mi?-Nezlesi gripi, aksırığı tıksırığı mı?
Tamam aylarca uğraşıp kas yaptın kıskanmıyorum da, ama hep es geçtin bir şeyleri bunu yaparken. Kadın ruhunun inceliklerini hiç mi hiç anlamaya çalışmadın...Bir erkeğin ağzından baya klasik bir yakınma olacak ama kadınları anlamak gerçekten de çok zor iş be okuyucu kardeş. Tamam onlar da aynı dertten, onlar da erkekleri anlayamanaktan muzdaripler ama hikaye, bizi çözmek kolay, ama onlar gerçekten zorlar, çok zorlar ve bunun böyle olduğunu en az bizim kadar iyi biliyorlar. Kadın milletinin dertlerini, beklentilerini, isteklerini bilmek, yahu bırak bilmeyi tahmin etmek bile imkansız çoğu zaman. Hatta sen de bilirsin ki bazı kadınların ruh hali 15 dakikada bir nöbet değiştiriyor. Hele o regl dönemlerindeki ultra dengesizliklerine hiç girmeyeyeyim. Dünya yaşanmaz bir gezegen haline geliyor çoğumuz için o dönemlerde. Akıllarından geçeni söylemedikleri halde telekinezi ve benzeri yollarla bilebilmemizi istiyorlar bizden. Anlayamayınca da kızıyorlar, o trip bu trip derken canımıza okuyorlar. Kilosal, saçsal, kıyafetsel problemlerinin olduğu zamanlarda patlamaya hazır bomba oldukları konusunda da hemfikirizdir muhakkak. Vallahi ateşten gömlek bu kadınlar. Tuhaf tuhaf haller. Bir insan oje seçmek için 300 saat ojelerine bakar kalır mı ya? Bunu yapan insandan sağlıklı kararlar bekleyebilir misin? Altı üstü tırnağına sürdüğün bir şey işte, zaten üç beş renk var ve sen bu seçimi yıllardır yapıyorsun. Hoşuma gitmeye başladı yalnız ha bu çekiştirme işi şu an. Yazının geri kalan kısmına böyle mi devam etsek acaba? 1000 tane şey daha aklıma geliyor, çok dolmuşum galiba ben ya. Her neyse, feministlerce benzin bidonlarıyla kovalanmak istemediğimden bu yazının gidişatını değiştiriyorum şu an.- Aynada kendine bakmakEvet kadınlar sıkıntılı, kadınlar stresli, kadınlar soru işareti de biz çok mu iyiyiz, biz çok mu mükemmeliz sanki. Sen kaslı arkadaş! Sen aylar yıllardır vücut yapmak için spor salonlarında yırtındın durdun, biraz daha şişkin adonislerin olsun, pack’lerin four değil, five değil, six olsun, “kadınlar için cinsel obje olayım” diye tırmaladın. Elinde bir sihirli değnek olsaydı muhtemelen kendi vücudun için kullanırdın, Alaaddin’den bir dilek hakkın olsa o dilek “bünyemdeki bütün kaslar fışkırsın” olurdu. Yani kafayı bununla bozdun. Kasları yaptın ve kadınları elde etmek için kullandın. Tamam etkili bir yol, kaslarında gözümüz yok, bende olsaydı ben de kullanırdım, kıskanmıyorum da, ama hep es geçtin bir şeyleri bunu yaparken. Kadın ruhunun inceliklerini anlamaya çalışmadın, kadın ruhuna hitap etmek için uğraşmadın. Kasların yetti sana, üzerine son trend dövmeyi de çaktırdın, dar da bi tişört çektin üstüne, oh ne alâ memleket. Sonra ne oldu peki? ; kadınların zihinlerinde hep “o kaslı çocuk” olarak kaldın. Kimse senin derinine inmeye çalışmadı. Hiçbir kadın “hey yakışıklı çocuk! var mı bir derdin bir sorunun” demedi, ya da hiçbiri okuduğun kitaplarla, aldığın eğitimle işinle gücünle ilgilenmedi. Tamamına yakını kaslarını mıncıkladı sadece. Belki gece saatlerini benden iyi geçirdin ama sabah olunca hep bir duygusal boşluk yaşadın. Kadınlar kasını yediler bağını sormadılar.Kimbilir belki de beraber olduğun kadına illallah ettirdin. Aynada vücuduna baktığın kadar ona bakmadın, protein haplarını yediğin kadar onun yaptığı yemekleri yemedin. Dambılı onun elinden daha çok tuttun. Spor hocanla konuştuğun kadar onunla konuşmadın. Sevdiceğinle bisiklete binmedin gittin spor salonundaki bisiklete bindin. E peki ne oldu gün sonunda, yengemiz ardına bakmadan kaçtı, kayıplara karıştı. Tamam, sadece sevişmek için yola çıkılan durumlar için o kaslar yeterli, hatta fazla bile ama duygularıyla varolan insanlar olarak ciddili ilişkilerde aynı yolu kullanamayız. Beynimizi sadece body building için değil sevdiceğimizi mutlu etmek için de kullanmamız gerekiyor.- Hal ve hareketlerde iddiasız olmak lazımBurada bizim ana amacımız, kahramanımızın orta ve uzun vadeli, hatta evliliğe gidebilecek bir ilişki yaşayabilmesine önayak olacak başlangıcı sağlayabilmek.Kaslı ya da vitaminsiz, nasıl olursan ol bu başlangıcı sağlamanın yolu benziyor aslında. Ama ben bu meseleyi kaslılar açısından irdeleyeceğim...Evet arkadaşlar; şimdi sakin olun, bilumum kaslarınızı, libidolarınızı yavaşca yere bırakın ve yazdıklarımı okuyun;- Her zaman gittiğiniz o mekanları değiştirin, farklı yerlere gitmeye başlayın. Farklı mekanlar demek farklı insanlar, farklı alışkanlıklar demek. Muzdarip olunan konumuzdan mütevellit hep hızlı yakınlaşmaların yaşandığı yerleri tercih ettiniz ve anladığım kadarıyla bu durum sizi baymış durumda artık. Yahu ben kassız, kendi halinde bir organizma olduğum halde beni bile baydı oralar. O size “vaaay manita yapmışın birader” bakışı atan barmenden, vestiyerin “oo bu yenge de kürk seviyormuş” tebessümünden kurtulun. Daha nezih, daha sessiz, daha sohbet edilesi, daha insan tanınası yerlere doğru kaykılın derim ben naçizane.- Arkadaş kadrosunda da sağlam bir revizyona gitmek gerek zannımca. Arkadaş seçimi çok önemli bir mevzu. Senin arkadaş grubun da kalabalıktır şimdi gerçi. O kasların sayesinde esas kızın yanındakiyle bağlantı kurup one night stand manyağı olan bir sürü vitaminsiz asalak arkadaşın vardır etrafında muhtemelen. Neredeyse sadece haftasonları arayan ve tek cümlesi “nereye akıyoruz bu gece pampa?” olan bir kamyon tırıvırı arkadaş. Daha mutlu, daha güzel, sevgi dolu bir dünya için, barış için, kardeşlik için, kurtulun onlardan! Daha sakin, daha dingin, daha muhabbet düşkünü, daha aklı başında bir arkadaş grubuyla olmalısınız amaca giden o çetrefilli yolda.- Kılık kıyafete biraz daha dikkat edelim derim ben. Gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki vücut geliştirme ile ilgilenen bir çok arkadaşımız slip mayo giyiyor plajlarda hala mesela. Arkadaşlar üzerinizde slip mayo varken ciddi bir ilişki kurma ihtimaliniz Ronaldo’nun Real Madrid’ten Akhisar Belediyespor’a transfer olma ihtimalinden bile daha az. Lütfen yakın o slip mayoları yapmayın böyle şeyler, tamam şort giyince tezgahın önü kapanıyor adonisleriniz görünmüyor ama tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki; ciddi ilişki kadınları sevmiyor böyle görüntüleri. Ya konuyla ilgisi yok ama aklıma geldi; baklavaları belli olsun diye yalandan öksüren insan tanıyorum ben ya. Öyle çok seviyorsunuz ki teşhiri, nasıl göstersem vücudumu diye sürekli bir arayıştasınız. Ayrıca atlet olayını azaltmak da en az slip mayoları yakmak kadar faydalı bir eylem olacaktır.- Hal ve hareketler olarak da daha iddiasız olmakta fayda var bence. Hani sanki kasların kendiliğinden şişmiş de sen hiç farkında değilmişsin gibi, six pack’lerin babandan sana genetik olarak geçmiş gibi, kaslarını ameliyatla aldırmak için para biriktiriyormuşsun gibi. Hani “göğüslerimle değil şarkılarımla gündeme gelmek istiyorum” diyen popçu gibi. “Benim gol atmam mühim değil, mühim olan takımın kazanması” diyen futbolcu gibi. Kas konusu falan açıldığında da çok takılma, hemen değiştir mevzuyu. Uzun ilişki kadınları başarılı erkekleri severler, tek başarı hikayen kasların olmasın. Bir de aynaya bakmayı çok seviyorsun biliyorum ama onu da azaltmak gerek biraz. Beraber alışverişe falan gittiğinizde vitrin camlarının karşısına geçip şekilden şekile girmesen, hatunu korkutmasan daha iyi olur bence...
- Dünyanın en iyi esprisini bile yapsak mal mal bakan kadınlar için en berbat esprimize bile ayıp olmasın diye kahkaha patlatan kadınları üzdük.- Kanal değiştirirken bile maç denk gelmesine tahammülü olmayan kadınlar için gecenin köründe halı saha maçımızı izlemeye gelen kadınları üzdük.- En son okuduğu kitap Cin Ali Tatilde olan kadınlar için elinden Hegel, Sartre, Descartes kitapları düşürmeyen kadınları üzdük.- Elleri takma tırnak yapıştırıcısı kokan kadınlar için elleri mandalina kokan kadınları üzdük.- Konu eski sevgilisine gelince “Allah belasını versin pisliğin, geberir inşallah” diyen kadınlar için konu eski sevgilisine gelince “Boşver ya konuşmayalım, canı sağolsun” diyen kadınları üzdük.- Her sabah uyanır uyanmaz suratına 30 kilo boya süren kadınlar için makyajsız da güzel olan kadınları üzdük.- Aşağıya inip taksiciye para ödesene! diyen kadınlar için paraya sıkıştığımızda varını yoğunu veren kadınları üzdük.- Ayı gibi oldun diye burun kıvıran adonis manyağı kadınlar için “oy ben senin göbüşünü yerim” diye sevip göbeğimizi yastık yapan kadınları üzdük.- Tencere görse bomba diye karakola götürecek kadınlar için Papua Yeni Gine mutfağını bile bilen kadınları üzdük.- Arkamızdan iş çeviren kadınlar için arkamızdan ağlayan kadınları üzdük.- Orasının burasının fotoğrafını gönderen kadınlar için zeytinyağlı yaprak sarması gönderen kadınları üzdük.- Kullandığımız su bardağından tiksinip başka bardak arayan kadınlar için, sidikli donumuzu elinde yıkayan kadınları üzdük.- Tırnağı kırılır diye portakal soymayan kadınlar için, hamsi temizleyen kadınları üzdük.- Gittiği partilerde twerk yapan kadınlar için, halay çekerken elini tuttuğu kişi yabancı olmasın diye imtina eden kadınları üzdük.- ”Karamel makiyato içmeden güne başlayamıyoruuuuuum!” diye triplere giren kadınlar için çay içerken serçe parmağını havaya kaldıran kadınları üzdük.- Mekanda şişe açtırmayınca surat yapan kadınlar için, “Ben içmeyeyim de arabamızı kullanayım” diyen kadınları üzdük.- Whatsapp’ta 7/24 online olup herkese mavi boncuk dağıtan kadınlar için Whatsapp durumunda “Hi there I’m using Whatsapp” yazan kadınları üzdük.-”Bu gecenin hatrına alıver koynuna, sana yapacaklarım var” şarkısını baştan sona bilen kadınlar için “Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim” türküsüyle duygulanan kadınları üzdük.- 2 kere 2’ye 5 diyen kadınlar için “bugün sevgili oluşumuzun 712.günü” diye hesap kitap yapan kadınları üzdük.- ”Gel beni al” diyen kadınlar için “orada buluşalım” diyen kadınları üzdük.- ”Gelirken bir şey alayım mı?” diye sorunca bin tane şey isteyen kadınlar için “Sen gel yeter aşkım, evde her şey var” diyen kadınları üzdük.- ”Paran yoksa ben de yokum” diyen kadınlar için “sen yoksan ben de yokum” diyen kadınları üzdük.- Tanışma anındaki 3. sorusu “araban var mı?” olan kadınlar için, akbil kullanmaktan gocunmayan kadınları üzdük.- İlişkinin birinci ayında tektaş bekleyen kadınlar için, ilişkinin 10. ayında aldığı çiçekle dünya mutlusu olan kadınları üzdük.