Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

Teknoloji, ben artık ayrı eve çıkmak istiyorum!

4 Nisan 2015

Gün geçmiyor ki insanoğlu bir sanal mecranın daha kölesi olmasın. O beğenmediğimiz "yalnızlık" ileride çok değerli, çok özlenen, gıpta edilen bir durum haline gelecek gibi görünüyor. Zira her yeni sanal mecra, diğer insanlarla yeni bir iletişim şekli vaad ediyor. Facebook'tu, Twitter'dı, Instagram'dı, Vine'dı oydu buydu derken şimdi de Periscope adında kitleleri fena halde kitlemeye aday nurtopu gibi bir mecramız daha oldu. Oldu olmasına da iyi mi oldu kötü mü oldu o tartışılır. Artık ortalama bir akıllı telefonu ve onu idare edecek kadar interneti olan herkes dilediği yerden dilediği şekilde canlı yayın yapabiliyor. Tabii bir kamyon uygulama yüklü telefonların çilekeş şarjı da izin verirse. Bu yeni mecra ile Andy Warhol'un o çok bilinen "Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak" sözünün gerçeğe dönüşmesine hiç bu kadar yakın olmamıştık belkide. Hatta bir gün değil, herkes istediği zaman 15 dakikalığına ünlü olabilir bu canlı yayınlarda yapacağı atraksiyonla. Ama ünlü olurken maymun mu olur, kral mı orasını bilemem. Sanal mecraları amaca giden yolda araç olarak kullanmış ilklerden biri olarak bende eksik kalmadım tabii, kaydımı oldum, sonra o canlı yayın bu canlı yayın gezdim dolaştım vatandaşın profilinde. Durum baya ciddi arkadaşlar. Bu uygulamanın yaygınlaşması ana medyadaki düzeni ve dengeleri fena halde değiştirebilir.Şimdilik şunları gözlemledim;- Millet olarak çok meraklıymışız canlı yayın yapmaya, o net. Bakıyorum herkes bir yerlerden bildiriyor. Yıllardır ekranda izlediği canlı yayın muhabirlerinin dillere pelesenk olmuş sunuşlarıyla şenlenen otobüs yolculukları mı dersin, uçak rötarları mı, sahil yolu yürüyüşleri mi, çöpü alınmamış mahalle sakininin feryadı mı, ne ararsan var. Artık herkes temsili bir medya mensubu olma yolunda ilerliyor. Ana medya için sıkıntılı bir süreç başlıyor.- Tabii bir de sabah şekeri kıvamına gelmeyi tercih eden büyük kalabalığımız var. Uygulamanın canlı yayın yaparken izleyenlerin yorum yapabilme özelliğinden mütevellit o yorumları okuyup şekerimsi şakalarla bilumum geyikler döndürülüyor. Nadiren iyi şakalar ve hoş sohbetler, genellikle kepaze espriler, "herkes beni çok merak ediyor" hezeyanıyla türlü saçmalamalar, ne ararsan var. - Yattığın yerden canlı yayınla Amsterdam sokaklarında bisikletiyle dolaşan bir Hollandalının cep telefonuna takılanları izlemek, Şanzelize'de dolaşmak, Moskova'da bir club'ta insanların nasıl eğlendiğini canlı canlı görebilmek ise bu uygulamanın keyifli tarafları. - Daha şimdiden çeşitli sapkınlıklar, teşhirler, sakıncalı pornografik yayınlar bu uygulamanın çehresini sarmış durumda. Bu sürpriz değil zaten. Her sanal mecrada olduğu gibi bir süre sonra burada da olacaktı ve malesef oldu da. Bireyler burada spontan bir yayın gerçekleştirdikleri için diğer sanal mecralarda olduğu gibi uygulayıcının sansür yapabilme şansı da yok. Yani ben o cep telefonunu ani bir hamleyle hiç olmadık bir tarafa döndürebilir, abidik gubidik bir görüntüyü gözünün içine içine sokabilirim. İşin bu kısmı biraz can sıkıcı.- Özel hayata müdahale meselesi de insanların başını baya ağrıtacak cinsten. Magazinsel meşhurlar çok veryansın edecekler, öyle hissediyorum. Muhabirlerin "içeride bir sarışınla sarmaş dolaş olduğunuz doğru mu?" sorusuna "yok öyle bir şey" derken eskisi kadar rahat olunamayacak. Belki daha kapıdan çıkmadan yediği naneyi izlemiş olacak herkes. "Konserimi 50 bin kişi izledi" yalanı birinin cep telefonundan canlı canlı gelen görüntülerle tarihe karışacak. Sıradan vatandaşın da sevdiceğine karşı daha dürüst olması gerekecek. "Yap oradan bir canlı yayın bakalım" isteğinin neticesi kötü sonuçlar doğurabilir.

Devamını Oku

Fitnıs merkez çok flörtöz herkes

28 Mart 2015

Artık iyiden iyiye yaz mevsiminin geldiğini hissettirdiği, güneşin açısının leğen kemiklerimizi ısıtmaya yettiği şu günlerde ben dahil çevremdeki herkes; plaj cıbıldaklığı öncesi son hazırlıklarını yapmakta. Eminim senin çevren de öyledir. Benim gibi dambılı bomba diye polise götürme potansiyelinde olan biri bile deli gibi spor yapıyorsa olay bitmiştir zaten. Eskiden iki hafta gidip bırakan ben bu defa çok sevdim fitness'ı mesela. Spor salonunun haftada üç kez gelebilirsiniz tuhaflığına bile itiraz ettim. Sana ne kardeşim ya, aylık paramı veriyorum işte, bırak geleyim. Zaten ayda yılda bir heves etmişim. Şimdi tabi bir de oyunculuk tarafım olduğu için adonis madonis bunlar önemli hale geldi. Ya tamam Kıvanç Tatlıtuğ kardeşim panik yapma, İmirzalıoğlu sen de korkma kardeşim, çikolatayla fingirdeşen bisküvi erkeği manyakları siz de tırsmayın, benim ki sadece bir deneme, derdimi anlatacak kadar adonisim, six pack'im olsun yeter.Salonlardaki havayı çok yakından kokluyorum- Neyse biz esas konumuza gelelim. Dedim ya bu aralar hiç yapmadığım kadar spor yapmaktayım. Ve dolayısıyla da fitness salonlarındaki havayı çok yakından kokluyorum. Koklamak deyince de bazılarının efil efil estirerek yaydığı ter kokusu geldi aklıma. Yahu tamam spor yapıyorsun terlersin elbet de yanına bir havlu al bir şey yap, o koltukaltına bir uğra, bir otur, bir çayını kahvesini iç koltukaltının, buram buram kokuyorsun be kardeşim. Baktın yine kokuyorsun aliminyum folyoyla kapla o koltukaltını. Yani insanız olur böyle şeyler de seninki biraz fazla. Â Çift falan deyince de konuya cumburlop girmiş bulunduk ucundan. Günümüz dünyasında özellikle metropol insanlarının hayat kavgasından fırsat bulup sosyalleşmekte zorlandığı apaçık gerçek. Yani böylelikle de ne oluyor, spor salonları gibi noktalar bu insanlara diğer insanlarla tanışma, kaynaşma fırsatları doğuruyor.Spor salonu fingirdemeleri için birkaç tavsiye:- Yukarıda da bahsettiğim gibi asla ter kokunu başlarının farketmesine izin verme. Â En iyi sosyalleşme yerleri bisikletler. Hani o genelde koşu bantlarının yanında olan. Gerçi bizim salonda ben dahil herkes cep telefonlarına bakıyor bisitlet yaparken ama ilk kurşunu atmak için en iyi yer orası bence. Â Bu sözüm de spor hocasına yavşayan ya da yavşamayı düşünen tüm hanım kızlarımıza. Yapmayın arkadaşlar, o fetiş 1987'de falan bitti. Eskiden yokluk vardı, bu kadar kaslı maslı, kendine bakan adam yoktu- Bir de lütfen çok konuşmayın.

Devamını Oku

Yüzleşelim güzelleşelim

21 Mart 2015

Çelik’in soyunmadığı şahane bir pazar gününden sevgiler saygılar sayın okuyucu. Bugün bitmek bilmeyen, o lanet olası, o sinir bozucu, o çevremizdekileri hayattan soğutan hastalıklarımızla yüzleşelim güzelleşelim dedim...- Kronik Dengesizlik Sendromu; Bir gün “kesin hoşlanıyor” dedirtip, ertesi gün umut bırakmayanların travmatik halidir. Bunların tedavisi konusunda hiçbir umut ışığı yoktur. Hasta kendi haline bırakılmalı ve olay mahallinden koşarak uzaklaşılmalıdır.- Kibirüs Ben Bilirimüs; Ben her şeyi bilirim şeklinde takılan, kimseleri anlamaya dinlemeye çalışmayan, bildiğini okuyan herbokolog insan hastalığıdır. Hasta uzaktan izlenmeli, durumu ağırlaşırsa yaptıkları yüzüne yüzüne ve aşırı yüksek sesle bağırılmalıdır.- Mutluluk Alerjisi Sendromu; Çevresindekilerin mutluluğuyla mutsuz olma halidir. Bu insanlar mutlu insanlar gördüklerinde üzülür ve ellerinden gelen pisliği yaparak etraflarındaki herkesi hayata küstürmeye çalışırlar. Bu hastaları anlamaya çalışarak zaman kaybetmeyin. Hastalığı kimselere bulaştırmadan en yakın köprüden atın bunları.- Kronik Terfi Şuursuzluğu; Genellikle iş yerlerimizde görebileceğimiz hastalardır. “Amaca giden her yol mübahtır” mottosuyla yaşayan bu hastalar yüzünden her an ayağınız kayabilir ve kendinizi bir insan kaynakları sitesinde cv’nizi hazırlarken bulabilirsiniz. “Deli deliyi görünce sopasını saklar.” sözünden yola çıkarak bu hastalara deli taklidiyle yaklaşın. Allah yardımcınız olsun.- İlgi Sersemliği Saçmalamasyonu; Herkesin kendisiyle ilgilendiğini, herkesin tek derdinin kendisi olduğunu, herkesin kendisini konuştuğunu, ve hatta kimsenin onu çekemediğini düşünme hastalığıdır. Bunlar sürekli ilgi ve güzel sözler duymak isterler. Duyamayınca da hayali düşmanlar yaratmaya bayılırlar. Her selam veren karşı cinsi arkadaşlarına “bağaa asıldıaa” diye anlatan boşboğazlar da bunlardır. Bunların kızılcık sopası darbeleriyle kendilerine geldikleri bilim adamlarınca ispatlansa da şiddeti önermiyorum ben.- Varyemez Amca Sendromu: Elini cebine atmadan 70 sene yaşama hırsı ve felsefesiyle donanmışların hastalığıdır. Bunların bakımı zordur. Yemeğini yediricen, gezdiricen, eğlendirecen falan derken sen perişan olursun. Yüzsüzlük gibi belirtiler de görülür bunlarda.Berlin’de anason kokusu...Güzel ülkemin güzel topraklarında üretilen, bize özgü müstesna bir rakı markasının düzenlediği The Spirit Of İstanbul festivali için ülke sınırlarını terkedip elin Almanya’sının Berlin’ine bir yolculuk yaptım geçen hafta. Festival esnasında bir yandan mutlu mutlu zamanlar geçirirken bir yandan da içim buruldu, üzüldüm. Neden bize ait, bizden bir şeyin eğlencesini kendi vatanında yapamıyoruz diye. Gurbetçisi, Almanı, Japonu, Ugandalısı binlerce insan gece boyu hiçbir taşkınlık yapmadan, konser veren gruplarla kadeh tokuşturarak enfes bir gece geçirdiler. Onlara bakıp keşke bizde de böyle bir şey olsa deyip durdu iç sesim. Şu da kesin ki böyle festivaller yasak oldukça topluca eğlenme yeteneğimizi kaybediyoruz iyice.

Devamını Oku

Kabullenmek bir harika dostum...

14 Mart 2015

 Sıkıntılı, stresli, daralmaya meyilli, mutsuz biri misiniz? Her şeyi kafanıza takıyor, kendinizi iyi hissetmiyor üstüne üstlük geceleri uykusuzluk problemi mi çekiyorsunuz? Peki tüm bunlardan kurtulup mutlu huzurlu yaşamak, siz de başkaları gibi gülmek, eğlenmek, mutluluğun dibini görmek istemez misiniz? İstersiniz di mi? İstersiniz, istersiniz. İşte size o mucize çözüm; KABULLENİN!Kabullenme yöntemiyle her şey daha güzel olacak, hayatınızı etkileyen sorunlardan, çevrenizdeki karaböcüklerden kurtulacak, "oh be dünya varmış" iç sesiyle şahane vakitler geçireceksiniz.Bünyeni kabullen:- Burnun büyük mü? Ya da gözünün biri pörtlek mi? Saçların mı dökülüyor? Dudakların lavaş kadar ince mi? Ön dişlerinden biri tavana mı bakıyor? Kaşların saçlarınla birleşmiş mi? Popon otoban gibi düz mü? Belden yukarın Kate Upton, aşağın Roberto Carlos mu? Ayak parmakların kartal pençesi gibi mi duruyor? Yaz geliyor ve senin 10 kilo fazlan mı var şu an? Üstelik bu sabah kahvaltıda sucukları hüplettin ve fena halde pişman mısın? Dur tamam, koy o bıçağı yerine, kesme bileklerini. Ne gerek var bunlar yüzünden bu kadar germeye, gerilmeye! Kabullenme yöntemiyle tüm bu takıntılarını aşabilirsin. Kabullenmek demek o sorun dediğimiz şeyle barışmak demek aslında. Hem ne var yani? Başkaları için mi yaşayacağız bu hayatı? Malzeme budur kardeşim. Seni beğenen böyle beğensin. Hem önce kendi tipine baksın o shrek göbeğini yediğim. Sen kabullen bedenini. Aş bunları. Kabullen durumu. Gerisi kolay.Yalnızlığını kabullen:- Selam yalnız insan. Bakıyorum bu pazar da her pazar olduğu gibi bir yandan televizyondaki magazin programını keserken bir yandan da "hayatım hep böyle mi geçecek lan?" diye derin düşüncelere gark olup kendinle hesaplaşıyorsun. Üstelik belki biriyle kahvaltı yaparım umuduyla aldığın o 1 kilo beyaz peynirin bir kısmı küflenmiş, domateslerinin çoğu çürümüş, salatalıklarının alayı kurumuş. Yahu her seferinde aynı şeyi yapıyorsun. Kabullenme yöntemini kullansan sana 100 gram beyaz peynir, iki yumurta, bir iki domates, bir kaç tane de zeytin gerektiğini içine sindirecek, tasarruf bile edeceksin. Ben sana demiyorum ki bu devran böyle sürecek, sen hep tek tabanca takılacaksın. Sadece içinde bulunduğun sürecin geçici olduğunu kabullen.Aileni kabullen:- Baban yine acı acı şeyler söylüyor. İşini beğenmiyor. Ve her defasında neden terfi edemediğini sorup seni uyuz ediyor. Ya da öğrencisin, baban sürekli derslerine çalışmadığını iddia etmekte. Annense sevdiceğine hiç ısınamadı. Ondan öncekine de ısınamamıştı, hatta ondan önceki manitandan nefret etmişti. Ne zaman annenle iki laf edeyim desen bu konuları açıyor canını sıkıyor. Kardeşlerin desen hepsi kendi dalgasında. Kimi para pul, kimi ilgi, kimi de annen baban gibi dırdır derdinde. Dayının Facebook'tan gereksiz dürtmelerinden, amcaoğlunun gönderdiği bitmek bilmez oyun isteklerinden hiç bahsetmeyeyim. Ee napacaksın peki Norveç'e gidip başka bir aile mi bulacaksın kendine? Ya da bırada gazeteye ilan mı vereceksin "beni pamuklara sarıp sarmalayacak bir aile arıyorum" diye? En iyisi gel sen de kabullenme yöntemini kullan güzel kardeşim. Anneni babanı, kardeşini, diğer akrabalarını böyle kabul et, sıkılma, darlanma, daha fazla sorgulama. Seni seviyorlar, mutlu olmanı istiyorlar.Sevdiceğini kabullen:- Keşke daha konuşkan olsaydı. Keşke daha az konuşsaydı. Keşke daha komik olsaydı. Keşke arabası olsaydı. Keşke evlenmeyi düşünseydi. Keşke daha ilgili olsaydı. Keşke memeleri kafam kadar olsaydı. Keşke boyu daha uzun olsaydı. Yemek yapabilseydi. İkizler burcu olmasaydı. Liste uzar gider. Hep fazlasını isteme halleri. Sorunsuz uyumak diye bir şey lugatında yok. İlla sevdiceğiyle ilgili kafayı takacak bir mesele buluyor, hatta yeri geliyor ona dünyayı dar ediyor. Halbuki kabullenme yöntemini kullansa pırıl pırıl, mis gibi bir kafası olacak, kafasını yastığa koyduğu gibi uyuyacak. Ben demiyorum ki mutsuz olduğun bir ilişkinin içinde ol, kıvır kıvır kıvran. Gitmek istiyorsan tabii ki git. Ama kalmak istiyorsan da içindeki çaçaronu öldür ve huzura er artık. Psikolojin bozuldu o çaçaronla çatışmaktan.- Arkadaşlarını kabullen, tuttuğun takımın durumunu kabullen, eski sevgilinin yeni sevgilisini kabullen.- Ve ne yazık ki köprü trafiğini, kariyerini yalakalık yöntemiyle şekillendirmiş müdürünü de kabullen. Kabullen ki sağlığını kaybetme.- Ama ne olur, kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını, aç sokak hayvanlarını, engellilerin görmezden gelinmesini kabullenme güzel kardeşim... Ne olur...

Devamını Oku

Kadınlar biz size çok ayıp ettik...

7 Mart 2015

- Binbir emekle hazırlayıp önümüze koyduğunuz yemeği zıkkımlanırken “eline sağlık” demek yerine “tuzu mu eksik bunun?” demeyi yeğledik. Yemeği hüpletince masadan kalktık. Belki bizimle beraber yemek istiyordunuz ama biz öküzdük, anlayamadık.-Araba kullanmanızı beğenmedik. Kullandığınız arabaya binmek ismedik, başınızın etini yedik, “öldürcek misin beni!” dedik, sizi şöför koltuğundan soğuttuk, özgüveninizi bitirdik.-”Ben sana güveniyorum ama çevrendekilere güvenmiyorum” deyip lafı “sen salaksın ne yapacağını bilemezsin”e getirdik. Boşu boşuna kalbinizi kırdık.-Ayrılık kararını sizin almanızı kabullenemedik. Psikopata bağladık. Telefonda tehdit ettik, yolunuzu kestik, aramızdan bazıları evinizi bastı, ağır konuştular, büyük ayılık ettiler.-Parayı sevme, para için her şeyi yapma misyonunu kadınların üzerine yıktık. Sanki biz paranın delisi, arabaların hastası değildik. Böyle denyoluklarla kadını basitleştirmeyi, sakil göstermeyi çok sevdik. Barzolukta çığır açtık.-Kadına şiddet konuşulurken “bütün suç oğullarını böyle yetiştiren annelerde” diyenlere alengirli küfürler etmedik. “O oğul mal mı? Bir karakteri yok mu, hiç mi geliştiremiyor kendini?” demedik, hata ettik.-Gülen kadınlara hafif meşrep kadın muamelesi yaptık. “Ne gülüyorsun karı gibi” diye aptalca bir cümleyi dilimize pelesenk ettik. Somurtan kadınlar yarattık. Sonra neden komik kadın yok dedik, kusuru yine sizde aradık.-”Elinin hamuruyla erkek işine karışma” diyerek egomuzu tatmin ettik. Sanki dünyayı kurtarıyorduk, doları durduruyorduk, kansere tedavi buluyorduk. Altı üstü elimizde hesap makinası faturaları topluyorduk.-Evdeki tüm kumandaları avucumuzda tuttuk. Kumandalar kontrolümüz dışına çıktığında uyuz olduk, bizden habersiz kanal değiştirdiğinizde sinirlendik söylendik, istediğiniz şeyi izlemek için ricalar minnetler ettirdik size.-Bütün uyarılarınıza rağmen küçük tuvaletimizi yaparken kapağı kaldırmadık. Size hiç kolaylık sağlamadık, üşendik, umursamadık, yeri geldi klozet kapağına işedik, çok büyük ayıp ettik.-Oku dedik, çalış dedik, çalışma dedik, dur dedik, koş dedik, atla dedik, zıpla dedik, sürekli hayatınıza müdahale ettik. Hayallerinize beklentilerinize, planlarınıza saygı duymadık. Bencilce, hoyratça davrandık.-Önce kendi istediğimiz şarkıyı dinledik, önce kendi çayımızı koyduk, önce biz dişimizi fırçaladık, bayramda seyranda önce kendi anne babamızı ziyaret ettik, önce ekmeği menemene biz bandık, önce kendi telefonumuzu şarj ettik, sizi yüzde 1 şarjla işinize, okulunuza yolladık.-Namus kavramını sizlerle özdeşleştirdik. Kendi saçmalamalarımıza bin tane kılıf bulurken size en ufak saçmalamanızda “namussuz” yaftasını yapıştırdık. Yanlış yaptık.Velhasıl kel-m sevgili kadınlar, biz size çok ayıp ettik. Özür dilemek kifayetsiz kalacak biliyorum ama dileriz.8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz kutlu ve mutlu olsun.

Devamını Oku

Sayın ninja vekilim

28 Şubat 2015

- Yahu meclis çıkışı kavga etsenize, misal biz okul çıkışını beklerdik kavga için, ne o öyle herkesin gözü önünde birbirinize dalmalar falan. Bekleyin çıkışı, tam böyle rakip partinin vekili makam arabasına binerken "bilader gel hele biraz konuşalım" falan deyip girişin olaya.- Küfürleri duyuyoruz bazen de çok sıradan, çok klasik, çok rutin küfürler. Şöyle alengirli küfürler yaratsanıza, biz sizi oraya bizim ettiğimiz küfürleri edin diye mi gönderdik? Koskoca vekilsiniz böyle sıradan küfürlerle nereye kadar yani!- Benim vekilim dövecekse şekilli dövmeli. Ne bileyim bir uçan tekme olsun, bir jackie chan yumruğu olsun, bir dövme tarzı, bir sumsuk tekniği olmalı. O kadar maaş alıyosunuz gitsenize tekvando, kung fu, kick box kursuna falan. Şöyle koltuktan koltuğa atlayıp rakip parti vekillerinin boynunu kıran ninja vekiller hayal ediyorum.- Bu kavgalar bittiğinde vekilim boşluğa düşmesin canı sıkılmasın diye meclis içine bir fight club kurulsun. Evet evet aynı filmindeki gibi geceleri o kulüpte buluşup ölümüne kavga edip birbirlerinin ağızlarını burunlarını kırsınlar. Hem nasıl olsa vekilimin mis gibi özel sağlık sigortası var. Burnu kopsa yeni burun yaptırabilir kendine.- Meclis gençleştirilsin. 60 yaş üstü olup yumruk yiyen vekilim şekerden kalpten ebediyete intikal edecek, yazık olacak. Milletvekili olabilmek için üst yaş 40 olsun mesela. Of ya ne güzel kavgalar olur öyle olursa. 30 saniye havada durabilen ninja vekilimiz bile olur.- Meclis TV'de oturum aralarında Cennet Mahallesi gibi içinde bol bol saç baş yolma olan diziler ve Rocky serisi gibi full kavga döğüş atraksiyonu olan filmler yayınlansın. Meclis TV seyircisi yeni oturumdaki kavgaya ısındırılsın.- Kavgaların ardından Meclis TV'de bir program yapılsın ve uzak doğudan gelen dövüş guruları gerçekleşmiş kavgayı yorumlasınlar. Misal en güzel hareketi seçsinler, en şahane tekmeyi, en teknik yumruğu, en harika kafa atmayı. Haftanın en sağlam milletvekilini seçsinler. Ona ödül versinler, haftanın ninjası ödülünü mesela...- Hazırda mis gibi gerilim varken Acun Ilıcalı bir sonraki Survivor'ı mecliste yapsın. Kavgalar dövüşler küfürler falan derken sağlam reyting olur. Dokunulmazlıkları olan vekillerle dokunulmazlık oyunu oynasın. Kaybedenler bir süreliğine dokunulmazlıklarından olsunlar. Yok ya olmaz bu da büyük fantezi oldu şimdi. Benim vekilim canını verir dokunulmazlığını vermez.- Derhal yeni bir tüzük çıkarıp şu takım elbise kravattan kurtulun. Ne öyle kravattan çekip boğmaya çalışmalar falan. Üzerinize rahat bir şeyler giyin. O takım elbiselerle uçamıyor, öğrendiğiniz dayak tekniklerini uygulayamıyorsunuz. Ninjamsı şeyler giyin üstünüze, adınız da yazsın hatta üzerinde. Televizyondan izlerken bilelim ki o kündeyi benim bölgemin vekili attı, bilelim ki benim bölgemin vekilinin gözü patladı.- Arada bir de milletvekili zamları görüşülerek vekillerimin uslu olmaları kardeşce birbirlerini sevmeleri, saygılı olmaları sağlansın. Sürekli de kavga dövüş sıkıcı olur yani. Onlar vekil zamları konuşulurken çok tatlı oluyorlar. Hem biraz dinlenirler, biraz güç toparlarlar.Keşke o günlere dönsek birazGün geçmiyor ki ülkenin gündeminde acı bir haber olmasın. Kahır keder hüsran, bazen de Özgecan olayında olduğu gibi canavarca duygularla işlenmiş, insanlığın yüz karası, vahşice bir cinayet. "Uzun zamandır milletçe güldüğümüz, sokaklara çıkıp sevindiğimiz bir şey olmadı" derken Beşiktaşım çıkıp Liverpool'u eledi de gülmek için yaratılmış gözlerde yaşlar değil, sevinçler oldu biraz. Bazen düşünüyorum da bir zamanlar ne gamsız, ne tasasız günler yaşamışız biz millet olarak, televizyonlarda öyle acaip şeyler oluyordu ki hepimiz onlara kitlenmiştik. Hatırlamadın mı o günleri? Dur sana biraz hatırlatayım;- İbrahim Tatlıses, "Termosa sıcak su koyunca sıcak tutuyor, soğuk su koyunca soğuk tutuyor. Termos bunu nasıl anlıyor?" demişti ekranda ve Müjgan’la ben ağlaşmıştık.- Petek Dinçöz "üç beyazdan uzak durun Tuz, şeker, BÖREK" demişti bir sabah programında ciddi ciddi, çok gülmüştük. Hatta Foolish Casanova diye bir şarkı söylemişti ve ingilizce bilenleri toplu intiharlara sürüklemişti.- Tülin’le Caner vardı, nasıl bir boşluksa bizimki baya sarmıştık o saçmalığa. "Caner bu sabah kafasında ne kıracak acaba?" merakıyla televizyonun başına geçip beklerdik. Şöyle kafasını yaracak bir şey olsun diye hayaller kurardık.- Seda Sayan, programına konuk ettiği Haydar Dümen'e "Vajinismus kadınlarda da olur mu?" diye sormuştu ve kopmuştuk...

Devamını Oku

15 Şubat “Oha resmen yalnızız” günümüz kutlu olsun

14 Şubat 2015

- Konuşsun içini döksün, rahatlasın, pırıl pırıl olsun diye kendimizi sessize aldık, susum susum sustuk, o hep anlattı biz hep dinledik. Hatta abarttık “sinirlenince ne tatlı oluyorsun” dedik.- Beraber yemek yiyebilelim diye güzelim diyetimizi bozduk, lahmacunu kebaba sarıp da yedik.- Gezmek tozmak istiyor diye trafiğin içine daldık, arabanın içinde ömrümüzü yedik, emniyet kemerimizi kemirdik.- Doğum günü yaklaşıyor diye dünyayı ayağa kaldırdık, doğduğu hastanedeki diğer bebekleri bulduk, kreşteki arkadaşlarına kadar ulaştık, partisine çağırdık.- Depresyonda yalnız kalmasın diye biz de depresyona girdik, antidepresanının ucundan kopardık, ya da palyaço olduk, ruhumuzu soytarıya, şaklabana sattık.- Sevmediği arkadaşımızla el olduk, sohbeti bitirdik. Sanal alemde layklamayı, “kardeşim çok güzel çıkmışsın” yorumlarını kestik.- Grip olunca amansız bir hastalığa yakalandı muamelesi yaptık. Burnumuzu boğazımızı ciğerimizi vermeyi düşündük.- Takip etme dediği kişinin yedi sülalesini unfollow ettik, spam bildirdik.- ”En yakın arkadaşım” dediği o meymenetsizi bağrımıza bastık, “dünyanın en tatlı insanıymış valla” dedik.- Yaptığı yemeğe, sırf onun şevki kırılmasın diye “bunu ebene yedir” diyemedik, asırlardır aç kalmış bir camış gibi saldırdık.- Salih memecan mizahı seviyesindeki şakalarına Cem Yılmaz esprisi muamelesi yaptık. Katıla katıla güldük.- Sinan Akçıl ya da Ömür Gedik’ten hallice şarkı söyleyişine bir Zeki Müren, bir Müzeyyen Senar muamelesi yaptık.- Tatsızlık çıkmasın diye onun istediği diziyi izledik, onun istediği müziği dinledik, onun istediği filme gittik. Yatağın onun istediği tarafında yattık.- Paraya ihtiyacı olunca dedemizin takma dişlerini satmayı aklımızdan geçirdik.- Göbeğiyle gurur duyduk, hatta isim koyduk, benimsedik, nüfusumuza geçirdik.- Önce onun telefonunu şarja taktık. Biz sabah %1 şarjla işe gittik.- ”O kıyafetin altına o ayakkabı olmamış” demedik, “tarz olmuşsun, bu kombininle kalbime gidiyorsun” dedik.- Ama olsun be kardeşim, biz elimizden geleni yaptık, iyi de yaptık, güzel de yaptık. Belki yarın, belki yarından da yakın bu yalnızlık biter, mevsim değişir, Akdeniz olur, gülümseriz elbet biz de. Dünya Oha Resmen Yalnızız Günümüz kutlu olsun...

Devamını Oku

Çağımızın vebası ertelemek

7 Şubat 2015

Ayrılmaları erteliyoruzAman üzülür, aman bensiz ne yapar, aman ne yer, aman ne içer diyoruz, hele şu okulu bir bitsin de, hele şu sevgililer günü bir geçsin de, diyoruz. Akıllanır uslanır, zamanla değişir, aslında öyle yapmak istemedi, böyle demek istemedi diyoruz ve aslında çoktan biten o ilişkiyi uzattıkça uzatıyoruz ve kaçınılmaz sonu ertelediğimizin farkında olmuyoruz. Bazen farkında oluyoruz da bilumum nedenlerden işimize gelmiyor işte. Yeni bir hayata yelken açmaktansa memnuniyetsizce yaşamak daha tatlı geliyor. Depresyondan depresyona koşuyor, mutluluğu antidepresanlarda arıyoruz. Kavgalar, tartışmalar, ego savaşları falan derken alışmak sevmekten daha hoş geliyor ve muhtemel ayrılığı erteledikçe erteliyoruz.Kavuşmaları erteliyoruzAh o lanet olası gurur, ah o ego, ah o önce o arasıncılık, ah o önce sorsunculuk. Ah o geriye dönmeyi hep tukaka olarak gösteren sözde ilişki uzmanı yakın dostlar arkadaşlar. Yahu bırakın dönsün belki dünyanın en mutlu insanı olacak. Belki yapamıyor unutamıyor geçemiyor gidemiyor! Dönme kardeşim, barışma kardeşim, yapışma kardeşim, nasihatlar nasihatlar. Sonra herkes evine dönünce kalakalıyorsun yalnızlığınla, arayan soranın, bir kahve yapanın, boynundan bir kuble ısırık alanın yok. Yahu sen yine içinden geleni yap güzel kardeşim, boşver önce sen ara, bir kere daha dene. Belki bu sefer mevsim değişir Akdeniz olur gülümsersin.Dost biriktirmeyi erteliyoruzÖlüp gideceğiz cenazemize kimse gelmeyecek valla. Arkadaşın doğum günü partisine çağırır, sinemaya çağırır, mangala çağırır üşenirsin gitmezsin, biraz konuşmak istiyorum der yollarda fena trafik var der kımıldamazsın, "madem hastasın geleyim sana bir çorba yapayım" der "yok sağol valla gerek yok" der terslersin, "paraya sıkıştım bin lira ateşle bana" der cüzdanın balya balya paradan futbol topu gibi yuvarlak olduğu halde "olsa canın sağolsun" der ötelersin, sonrada yalnızım yalnızlardayım diye isyan eder, aşırı melankoliden gecelerin yargıcına bağlarsın.Para biriktirmeyi erteliyoruzAlayımız tüketme manyağı olmuşuz. Şunu da alayım bunu da alayım, onun bu rengini, şunun bu modelini de alayım. O gözlük çok güzel nereden aldın? Pantolonunu çok sevdim ben de alayım ondan bebeğim!.. Bu nidalarla akıyor hayatımız. İşe gider gitmez malum alışveriş sitelerini açıp yeni sipariş vermezse ölecek hastalığına yakalanmış kadınlardan, cillop gibi telefonuna sırf yeni modeli çıktı diye kakaya bakar gibi bakan erkeklerden o kadar çok ki. "Onu da alayım sonra para biriktireyim" diye diye zulalama işini ertelemelere doyamadık.Müdüre"Allah belanı versin!" demeyi erteliyoruzBazı müdürler hakediyor bunu duymayı valla. Hatta daha ötesini de. Tamam diyeceksin ki kardeşim bunu nasıl yapayım, kredi kartı ekstrelerimi sen mi ödeyeceksin, kirama el mi atacaksın, haklısın evet günümüz şartlarında bunu yapmak zor. Ama olsun, fantazi olarak yazmış olayım bunu buraya. Eski bir ilaç sektörü çalışanı olarak ben de dahil hangimiz demek istememişizdir ki bunu. Şöyle toplantının en gergin yerinde müdürün gözlerinde dolarların uçuştuğu, kölelik sisteminden örnekler sunduğu dakikalarda yükselip "canımızı mı alıcan lan sen bizim?Muhtemeldir ki bu 14 Şubat'ta da...- Sevgilileri olmadığını sanal mecralarda duyurma imkanı bulan yalnızlar bu krizi fırsata çevirecekler.- Yine kazanan gülün tanesini 20 liradan satan çiçekçiler olacak.- 14 Şubat'ın kapitalizmin tuzağı olduğunu söyleyen "sevgililer gününü kutlamak kültürümüzde yok" diyen insanlar hediyelerini alınca susacaklar.- Hedefi tektaş olarak koyan kadınlarımız yaşadıkları hayal kırıklığı sonrası erkenden uyuyacaklar.- Zirilyon tane single parti sayesinde 14 Şubat'ın tadını en çok yalnızlar çıkaracaklar.- 14 Şubat'ı en çok "14 Şubat'ı umursamıyorum" diyenler umursayacaklar.- Uzmanlar televizyonlara çıkıp aşk şudur budur temalı konuşmalar yaparak "aşk elinin körüdür" dedirtecekler.- Anneler "sen git elin kızına hediye al zaten!" diyerek geleneksel triplerini atacaklar.

Devamını Oku