Esmiyorsa esmiyor. Kış mevsiminin nesi güzel;-Yağmur yağınca müşteri seçen taksiciler?-5 dakikalık yolu 2 saatte gidebildiğimiz trafiği mi?-Haşırt the blackboard doğalgaz faturası mı?-Sıkıntıdan kendimizi hamburger kebaba verdiğimiz için büyüyen göbeğimiz mi?-Erken kararıp, geç aydınlanarak bizi depresyondan depresyona koşturan havası mı?-Soğuk klozet kapağında oturması mı?Şöyle workshoplar olsa da gitsek-Bazı berbat Türkçe pop şarkılarını dinleyebilme sabrı.-Oluruna bırakma teknikleri.-7/24 kendini övenlerin yüzüne yüzüne “kes lan!” diye bağırabilme sanatı.-Diyetteyken buzdolabındaki dondurmayı unutmanın yolları.-Göbek içeri çekildiğinde nefessiz kalıp ölmeden şezlongtan denize kadar yürüyebilmenin püf noktaları.-Yalan haberlerle yaşamaya alışma gamsızlığı.-Nefretten nemalanan politikacıları sevme sanatı.Anne ben yaşam koçu oldum!-Bir tane kişisel gelişim kitabı okudum. Şimdi bir tane daha okuyorum.-”3 beyazdan uzak durun un tuz şeker” gibi dahice bir şey buldum, onu söylüyorum.-Müşterilerime “Pozitif ol, olumlu düşün” diyorum. Enerji içimizde diyorum. Evrene mesaj diyorum. Kötü bir şey olursa da “nazardır nazar” diyorum.-İnsanlara şimdiye kadar hiç duymadıkları “Sebzeye meyveye ağırlık verin, akşam 8’den sonra bir şey yememeye özen gösterin” cümlesini kuruyorum.-Müthiş bir buluş yaptım, meğer spor yaparak kalorilerimizi yakabiliyormuşuz. Müşterilerime spor yapmalarını öneriyorum. Hatta ücreti mukabilinde beraber koşabiliriz diyorum.-Ünlülerle magazincilerin yoğun olduğu Arnavutköy-Bebek arasındaki sahil yolunda dostlar sporda görsün koşularına başladım. Magazinciler yanımıza yaklaştığında “üff yaa görmüyor musunuz! spor yapıyoruz heralde!!!” bakışları atıyorum.-Zayıflatmak için öyle bir para istiyorum ki duyanlar “demek bir bildiği var” deyip bir kamyon doları kafamdan aşağı boca ediyorlar. Anne ben yaşam koçu oldum!Yaz aylarının en güzel içeceği limonataMalum yaz mevsimindeyiz, hava çok sıcak ve sürekli sıvı tüketiyoruz. Ben yaz aylarında en çok limonata tüketiyorum. Limonatadan başka beni kendime getiren, ferahlatan bir şey yok. Bu nedenledir ki kim nerde iyi limonata yapar bilirim. Burada kolay kolay şuraya gidin buraya gidin demem. Ama 2,5 yıl sonra ilk defa bir yeri önermek istiyorum bugün size. Bu yer İstanbul’daki en iyi limonata yapan mekan. Adı Kırık Fincan. Barbaros bulvarından aşağıya inerken ikinci ışıklarda sağda. Ambians olarak da, organik şartlarda hazırlanan uygun fiyatlı yemekleriyle de oldukça güzel bir yer. İçine bir kaç ot sokuşturduğu işlenmiş limonatayı 20-25 liraya müşteriye ittiren yerlerin aksine Kırık Fincan’da binbir emekle üretilen koca bardak limonata’nın tanesi 9 lira. Afiyetle için.
Hayalet olma, hayal et. İlk kimin söylediğini bulamadığım, "hay dillerine kurban" denilesi bir güzel laf. Bir de "yaptığın iyilikler zamanla görevin haline gelir" cümlesi var ki onu da çok seviyorum, ilk söyleyen kimse bulup dilini damağını öpmeli, ses tellerine akord yapmalı. O da yine üzerine uzun uzun yazılabilecek bir mesele. Gelgelelim bizim bugünkü konumuz hayalet olmamak, hayal etmek. Evet, her ne kadar şartlarımız, durumlarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız, ve en önemlisi; kalabalık yalnızlığımız bizi zaman zaman, dönem dönem karamsar olmaya itse de hayal kurmaya çalışmakta fayda var sevgili okuyucu.- "Hayaller sizin kim olduğunuzun aynasıdır." demiş Barbara Sher bacı. Evet sen kimsin; hayal etmekten bile korkan zavallı bir sümsük mü, yoksa "yürek ister" dedirtecek hayaller kuran cesur bir ölümlü mü?- Hayal kurmak deyince "istenilen şeyi düşünüp düşünüp uyumak, zıbarmak" gibi bir algı oluşmuş güzide ülkemizde ama o öyle değil, hayaline ulaşmak için gereken adımları atmak da sevdaya dahil. Hayalini besleyeceksin; yemeğini suyunu vereceksin, çişe götüreceksin, gezdireceksin, sevecek okşayacaksın.- Ulaşamadığını düşünüp kafayı kırmayacaksın. Kafanda sınırlar çizmeyeceksin. Yok efendim "yaşım geçti" yok efendim "içim geçti" demeyeceksin. Zaten bir süre sonra sen hayallerinin peşini bıraksan bile hayallerin senin peşini bırakmaz. Su uyur, hayallerin uyumaz.- İşe hayallerinizi dinlemeyen, hayallerinizi küçük görenleri hayatınızdan çıkarmayla başlayın önce. Yollayın gitsin o vizyonsuzları. Sevgiliniz bile olsa acımayın. Sevecekse doğru düzgün sevsin, saygı duysun, motive etsin, takdir etsin, insanın asabını bozmasın!Sanal mecralardan 3 hastalık- Sevdiceğiyle fotoğraf paylaşmayan kişinin yalnız ve mutsuz olduğunu düşünmek diye bir hastalık var mesela. Sana sevgilimiz olduğunu belgelemek zorunda mıyız kardeşim? Belki biz onu özelimizde yaşamak istiyoruz, hatta belki nazar değmesinden korkacak kadar yürekten seviyoruz.- Takip edilen kişiden sürekli komik şeyler yazmasını, mizahıyla uçurmasını, çılgın kahkahalar attırmasını beklemek diye de denyosal bir şey var. Nedendir bilinmez, böyle bir saçmalık söz konusu. Her saniyesini bilgisayar başında yeni espriler düşünerek geçiren üç beş barzo vardır ama bunu genellemeden takip etsek mis gibi olur.- "En çok ben duyarlıyım, en çok ben" hastalığı var bi de. Bir ispat çabası. Hele bir de ünlü biriyse; sanki herkes onun fikrini bekliyormuş gibi beylik açıklamalar. Alengirli cümleler falan. "Arkadaşlar astronotların uzayda portakal yiyebilmeleri için saat 2'de Kadıköy meydanında buluşuyoruz" gibi saçma salak çağrılar, komik komik durumlar.Komşunun kafası rakı ile güzelGeçenlerde bir Yunan adaları turu yaptım ve gördüm ki, Yunanlılar ekonomileri zıbardı diye hiç de öyle karalar falan bağlamış değiller. Hayat devam ediyor kafasında yaşayıp gidiyorlar. Gelgelelim ben öyle bir "ah yazık ya bunlara" diye gittim ki, uğradığım restoranlarda kırılan tabakları saymaktan eğlenemedim. Hep aklımda "şimdi bu tabağın tanesi 1 euro olsa, bir gecede 500 tane kırsalar, ayda eder 15 bin euro" gibi düşünceler uçuştu. Mey İçki'nin CEO’su Galip Yorgancıoğlu Yunan adalarındaki rakı satış rakamlarından bahsetti ve o tabakların boşa kırılmadığını öğrenmiş oldum. Galip Bey'in dediğine göre bu adalara giden Türk turist sayısı beş yıl öncesine göre dört katı artmış ve 750 binleri bulmuş durumda. Bu artışla paralel olarak da yeni rakı markası Yunan adalarında oldukça benimsenmiş. Nereye baksanız bir rakı görseliyle karşılaşıyorsunuz. "Yunan’a gidince uzo içilir" kafası yok eskisi kadar dünya insanında. Globalleşen dünyada rakımız da globalleşmiş anlayacağınız.
Ülkemizde güzel şeyler de oluyor mu desek, yok artık daha neler mi desek bilemedim. Konu İETT'nin yeni başlattığı bir uygulama. Bu uygulamayla vatandaşlar İstanbul kartlarını kullandıklarında kutlama mesajıyla karşılaşıyorlar ve bu kutlama mesajı diğer yolcuların duyacağı şekilde oluyor. Aslında sempatik, ama bir yandan da hüzünlü. Her ne kadar bir makina marifetiyle olsa da kimi kimsesi olmayan insanlar için hoş bir şey. "En azından hatırlayan var lan" diye teselli bulabilir. Küçük bir tebessüm olur, güzel olur. Bir televizyon muhabirinin bu uygulamanın haberini yaparken "bakiye yetersiz" uyarısına maruz kalması ise hem komik ve hem hüzünlü. Doğum günü olan kişiye o gün boyunca bedava yolculuk hakkı verilse de gayet şukela olur aslında.Bu uygulama üzerine şöyle fantaziler kurdum;- Kutlama mesajını duyan cengaverin "Adamın doğum günü beyler" haykırışıyla harekete geçen otobüs ahalisi mevzu bahis şahsa yer verebilir. "Doğum günümde metrobüste oturarak gittim" diye torunlarına bile anlatır. 300 yılda bir olabilen bir şey sonuçta bu, anısı olur.- Kuru kuru kutlama olmasa mesela, pasta da kesilse. Şöför torpidodan pastayı çıkarıp "İyi ki doğdun Şaduman" diye bağırsa, bunu duyan yolcular mezdeke eşliğinde çılgınca göbek atsa şahane olmaz mı? Hatta belki bir dansöz. Otobüste bir bayram havası.- Kaptan emniyet şeridine çekse, teyzeler çantalarından dolmalar çıkarsa, kekler çıkarsa, kısırlar çıkarsa. Herkes nasiplense. "Dolmamdan bir tane yemeden indirmem durakta valla" gibi dialoglar yaşansa.- Taşıta ilk binen kişiysen kötü ama. Kimse olmayacak kimse duymayacak. Karşında kıllı böğürlü bir şöför ve sen Sudenaz. Sen manitam Burak'la kutlarım önce diye düşünürken, şöför Selahattin abiyle kutluyosun. Büyük hayal kırıklığı.Bunlarla tatile gidilmez- Bütün gün camış gibi şezlongta yatanlarla. Sabahın köründe kuaföre gidip saçına fön çektiren ve sırf bu yüzden denize girmeyen insanlar var, valla bak gözümle gördüm.- Hesap geçirme konusunda mba yapmışlarla. Yok efendim cüzdanımı odada unutmuşum, yok efendim sende nakit var mı, yok efendim sen hesabı iste ben bi tuvalete gideyim. İliğini kemiğini kurutur valla bunlar.- Ortamda prim yapmak için yeni tanışılan insanlara senin üzerinden espri yapanlarla. Bunlar en kötüsü, tatili zehir eder bunlar. Tam şakayı yaparken ağzının ortasına şiddet uygula bunun.- Tatilden tek anladığı "biriyle tanışmak" olanlarla. Yahu gel iki tek atalım. Marinayı gezelim, Bodrum kalesine doğru iki çay içelim. Libido manyağı ruh hastası.- Hep bir oraya da gidelim buraya da gidelim kafasında olanlarla. Şu şelaleye gidelim, o tepeye çıkalım, bu koyda yüzelim. Dur kıçımızın üzerine oturalım biraz be. Dur dinlenelim, nefes alalım. Orta Asya'dan yeni mi geldin?- Kalınacak yer, gezilecek yer, gidilecek plaj vesaire konularında kararsız olup hiçbir yeri beğenmeyenlerle, bütün tatil gidilen ortamı eleştirenlerle. Buranın denizi iyi değil, oranın barmeni kötü, şuranın müziği bayık. Yerden boş bir şezlong alıp geçireceksin kafasına.- Tatilden dönüldüğünde tüm ülkeye ve yavru vatana, hatta dünyaya kainata o tatilde neler yaşandığını, ne haltlar karıştırıldığını anlatanlarla. Tatilde olan tatilde kalır, niye anlatıyosun davar gibi horladığımı, niye anlatıyosun sarhoş olduğum gece o 60 yaşındaki İngiliz turist kadına "you are my princess" dediğimi. Ayıp ya valla ayıp.- Çok düzenli insanlarla gidilmez bir de. Yahu tamam ben de düzenli biriyimdir ama bazıları çok abartıyor be. Bırak biraz dağınık kalsın ulan. "Housekeeping" diye bir şey var. Toplasın katlasın işte. Deve yüküyle para ödüyoruz.- Kahvaltıyı kaçırmamak için alarm kuran manyaklara ne demeli. Gece hayvan gibi sürttük orada burada, yorulduk. Bırak kaçsın o kahvaltı. Yok illaki uyandıracak. Rüya görürken ağzıma salam sokuşturuyorum.
Güneş ışınlarının beynimizi deldiği, klimayı anamızdan babamızdan çok sevdiğimiz, sarılmak, elele tutuşmak, yanyana uyumak gibi dokunmalı eylemlerin külfet geldiği zor günlerden geçiyoruz sevgili okuyucu. Üstüne bir de ülkede bitmek bilmeyen, her gün yenilenen, nefret dolu, şiddet eksenli sinir bozucu gelişmeler, acı olaylar yaşanıyor ve nefes almakta zorlanıyoruz. Ve hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki ne mutlulukları mutluluk gibi yaşayabiliyoruz. Ne de yasları yas gibi tutabiliyoruz. Sade vatandaşından, sanatçısına, işadamından politikacısına şöyle bir durmak, bir sakinleşmek, bir kendimize gelmek ve etraflıca düşünüp öyle davranmak gereken önemli bir dönemdeyiz. Hızlı kararlarımız ve anlık tepkilerimiz birbirimizi anlamayı, dinlemeyi, birbirimizle empati yapmayı, dolayısıyla da birbirimizle uzlaşmayı engelliyor.Hayatımızdaki her şey o kadar acele ve panikle akıyor ki, anı yaşamanın hazzını tadamıyoruz. Ve bu hızla beraber günlük hayatımızda öyle kötü alışkanlıklarımız oldu ki,- Tanısak sevebileceğimiz insanlara vakit ayırmıyor, ona karşı ön yargılarımızla hareket ediyoruz.- Daha tatile giderken tatilden dönüşü düşünüyoruz ve karalar bağlıyoruz.- Cumartesi olunca Pazar aklımıza geliyor ve hemen ardından Pazartesi kafasına girip iş güç, sendromdan sendroma koşuyoruz.- Biriyle sevgili olmayı düşündüğümüz dönemde olası bir anlaşmazlıkta ondan nasıl ayrılacağımızı düşünüyoruz.- Dinlerken hep bir sussa da ben konuşsam kafasındayız. Tahammül eşiğimiz yerlerde sürünüyor.- Sanki Bodrum'a Çeşme'ye tatile değil de instagrama fotoğraf atmaya gitmiş gibi çoğumuz. Fotoğraf koyulmayınca bir eksiklik, bir olmamışlık hali, bir yaşanmamışlık duygusu. Oysa sen sanal mecralarda dolaşırken, maillerine bakarken hemen önünden bir yunus balığı geçiyor.- Gece gidilen yerlerde o shot denen hızlı şeylerden içiliyor. Hep bir derhal kafam iyi olmalı paniği. Şöyle bir oturalım, konuşalım, birbirimizi anlayalım yok. Hoooop hemen yenilsin koşa koşa içilsin ve ne yaşanacaksa yaşansın gerginliği.Oysa ki hayatı yavaşlatmak, anın tadını çıkarmak, sindire sindire, içimize sine sine yaşamak bizim elimizde. Yeter ki bunu isteyelim.Şimdi;- Yalnızlıktan gebereceğine o vakit ayırmadığın, senden hoşlanan kadına ya da erkeğe bir randevu ver, adrenalin olur, ve hatta serotonin.- Bunalıma gireceğine çık dolaş biraz, kalabalığa karış, denize bak, belki bir yunus görürsün, şaşırırsın, değişiklik olur.- Shot bardaklarını bundan böyle mumluk olarak kullan. Arkadaşlarınla bir çilingir sofrası kur. Gül, eğlen, anla, anlat, hayatı yavaşlat.- Ve biraz da kapat o telefonu, çantana at, ya da en azından sessize al.Gerisini de sen düşün sevgili okuyucu, sen monte et hayatına. Ya tamam belki çok klişe olacak ama şu kesinlikle doğru ki; hep Amerikanın oyunları bunlar, hep Hollywood'un işleri. Dayadılar bize yaptıkları filmlerde o hızlı hayatı, o meşhur kahve zincirlerini, o fastfood'ları, o hızlı içkileri, kapıldık gittik biz de onlarla.Peki var mıyız şimdi o tepedeki meşhur "Hollywood" yazısını silip yerine "Unrush Your World Bro!" (Hayatı Yavaşlat Bilader) yazmaya. Yapmadığımız, alışık olmadığımız şey değil sonuçta, teee bilmem nerdeki yunan adasının taşına "Nuri Alço Bel Fıtığı" yazabilen bir milletiz.
Hazır şu aralar üniversiteye giriş sınavının sonuçlarıyla alakadar heyecanlı günler yaşanırken, yurdum gençlerine geleceğin gözde mesleklerinden bir demet sunmak istedim;- "Ekmek yeme, sebze ye" cümlesi sayesinde en kral semtte residans alma diyetisyenciliği.- Merkür her kımıldadığında o kanal bu kanal dolaşıp "retro metro, şunu yapın, bunu yapın" demeciliği.- Bir miktar ücret mukabili Rumelihisarı'yla Bebek arası biriyle beraber sağlıklı yaşam yürümeciliği.- Sahte tıklanmalar yaptırıp "son klibim 10 trilyon kere izlendi" deme yaygaracılığı.- Tek yaptığı "O bluzun altına bu etek olmamış" demekten ibaret olan moda ikonculuğu.- Kelime dağarcığı "X takım şampiyon olmazsa eşek gibi anırırım" kadar olan bir tuhaf spor yorumculuğu.- Gücün, güçlünün kulu kölesi olan, kudretliye anında yanlayan köşe yazarcılığı.- "Sezon kısa abi" klişesini bahane edip ayrılırken donunu da bıraktığın haşırt şezlongculuğu, gacırt plajcılığı.- "Senin yaptığın gider, benim hoşuma gider" gibi, "Yokuşta sollama beni, rampada ezerim seni" benzeri kamyon arkası yazılarıyla konuşan survivor yarışmacılığı.Sanal dünya gıcıkları- 7/24 siyaset kastıranlar, kastırmayanlara da "neden siyaset yazmıyorsun!" diye hesap soranlar! Linç etmek için aportta bekleyenler.- 7/24 aşk acısı çekenler, klavyeleriyle kollarını jiletleyenler. Ayakkabı çekeceğinden bile aşklı meşkli zorlama özlü sözler yaratanlar. "Aşk bir tirbüşon gibidir eğer döndürmezsen hayatın mantar olur"- Takip edeni takip ederimciler. Bunların sevimli takip, yanar dönerli takip, çatır çutur takip, kütür kütür takip, el ele takip, göz göze takip, hoppala takip, yandan yandan takip gibi malın bayrak taşıyan versiyonları da mevcuttur ve takipçi sayılarını artırmak için canını verme potansiyelindeki bu hashtagci arkadaşlara yataklı tedavi şarttır.- "Twitter'ı amacına göre kullanalım" cılar. "Twitter'ın amacı ne ki arkadaşım! söyle biz de bilelim" diye yakasından tutup silkeleyesin gelir bunları. Ulan eğleniyoruz, goygoy yapıyoruz işte burada, neyin beklentisindesin!- Gerekli gereksiz sürekli küfür edenler. Yahu yerinde ve zamanında olunca şirin de olabiliyor bazen ama ne o öyle her twette ana baba bacı gardaş dümdüz gitmeler.- En küçük eleştiride "seni mahkemeye vereceğim" diye yaygara koparanlar. Blokla gitsin kardeşim işin gücün başka sıkıntın mı yok. Eleştiriye açık değilsen kapat hesabını gir facebook'ta tarla sür.
- "Ama bu ev baklavası" diye ısrar eden akrabaya "yemeyeceğim!" diyebiliyor. Bir parça yiyeyim de kırılmasın üzülmesin gibi kaygıları yok.- Bayram harçlığı beklentisi yok. Harçlık yerine pahalı bir kulaklık, tablet pc, oyun konsolu falan derdinde. Çorap, mendil falan veren olursa suratını cırmalayabilir.- Halaların teyzelerin bol şapırdamalı bayram öpücüklerinden haz etmiyor. El öpmeye karşı. Bayramlaşmaya önce büyüklerden başlanır gibi hassasiyetleri yok.- Bayram ona sadece tatili ifade ediyor. Bayramda Çeşme'de Bodrum'da olmak onun için prestij. Akraba akraba dolaşan arkadaşlarını sosyal mecralarda paylaştığı tatil fotoğraflarıyla çatlatmak en büyük tatmini.- Bayram günü şık giyinmek gibi bir çabası yok. O gün de kendi tarzıyla arz-ı endam etmek istiyor. Bayram sabahı çalan kapıyı boxerla açabilir, bu ona göre gayet normal.- Ünlülerim bayram mesajları falan zerre umurunda değil. Görmekten sıkıldıkları magazinsel ünlülerin klişe cümlelerine tahammülleri yok.- Toplu bayram mesajı sms'lerini ziyadesiyle yapay buluyor ve genellikle okumadan siliyor. Özel olduğunu hissetmek istiyor. Hele o manili olanlar falan telefonu parçalama sebebi.2015 MODEL HASTALIKLARIMIZ- İş yaptırırken coşup, ödeme günü geldiğinde ölü taklidi yapmacılık.- Lafa gelince mangalda kül bırakmayıp, icraatta çuvallamacılık.- Ben demiştimcilik, benim sayemdecilik, ben yaptım olduculuk.- Bütün jestler bütün kıyaklar bana yapılsın, ben öylece durayımcılık.- Herkesle iyi olmalıyımcılık.- Bakın ben her konuda çok duyarlıyımcılık.- Bakarızcılık, ayarlarızcılık, hele o gün bi gelsindecilik.- Benim gibi düşünmeyenin Allah belasını versincilik.- Hep dürüstlüğümden kaybediyorumculuk.- Düşmanımın düşmanı benim dostumdurculuk.- Hatalarını görüp ders almak yerine tüm olumsuzlukları Merkür'e Mars'a bağlayıp rahatlamacılık.- İmkan verilseydicilik, şartlar uygun olsaydıcılık, her şey yolunda gitseydicilik.YİNE Mİ SİZ!- Yaşam felsefesi "klimayı açmayacam!" olan uyuz taksici.- Hayatını Çeşme'den sıkılıp Bodrum'a geçmeye, Bodrum'dan sıkılıp Çeşme'ye geçmeye adamış tikky kardeş.- İki şezlong bir şemsiyeye 100 lira isteyen kahrolası şezlong lobisi.- Klasik havuz kenarı ayak fotoğrafı furyasından geri kalmayıp bizleri kumpir patatesi büyüklüğündeki baş parmağıyla tanıştıran abi.- Başkasına "Abi aynı paraya yırtdışında tatil yaparsın" diye akıl verip kendisi Antalya'da bol yıldızlı bir otelde pinekleyen sevimsiz.- Sinsi, kinci, acımasız, kan müptelası sivrisinek- Sanki evlerde deve besliyormuşuz gibi Turkish Night gecesine deve getiren beş yıldızlı otelin şapşik eğlence müdürü.
Güneş ışınlarının tenimizi en dikinden açılarla yakmaya başladığı şu günlerde sana plaja giden yolda rehber olmaya geldim sevgili okuyucu. Bunu yaparken klavuzum vücudumdaki kas oranının yağ oranına karşı ezikliğinden mütevellit yıllar yılı plaj atmosferlerinde karşılaştığım acı tecrübeler olacak. Kasları olmayan bir erkek hangi plajlarda görünmez adam olur, hangi plajlarda tişörtle dolaşmak zorunda kalır, hangi plajlarda rahat eder, hangi plajlarda göbeğini içine çekerek takılmazsa otele dönünce kendisini asabilir bunları irdeleyeceğiz. Hangi tatil beldemize hangi bünyeler gitmeli, göbekliler nerede rahat eder, çirozlar için "benim için mühim olan erkeğin zekası" diyen kadınlar nerelerde? gibi dünyanın en önemli sorularına cevaplar bulacağız.BODRUMİşte ülkemizin en güzide tatil beldelerinden biri. Bodrum biz erkekler için en güzel tatil beldelerinden biridir. Alternatifiniz çoktur burada. Bodrum'da görünmez adam olmak istemeyen kassız erkekler için önerim Gümüşlük'e gitmeleri. Gümüşlük IQ'umla gündeme gelmek istiyorum diyen erkekler için on numara beş yıldız fırsatlar sunuyor. Uzun saçlı, bakımsız, bir haftadır aynı tişörtü giyen bir çok erkeğin yaz aşkı başarı hikayelerini dinlemişimdir Gümüşlük'te. Biraz sinema bilgisi, biraz tarih bilgisi, ele ya da koltukaltına yapıştırılmış kitap karşı cinsi cezbetmenize yetecektir. Kaslı arkadaşlara Türkbükü'nü tavsiye ederim. Şekilciliğin en çok prim yaptığı belde olan Türkbükü'nde adonis ve six pack'lerinizle ülkenin en meşhur ablalarının bile dibini düşürebilirsiniz. Yalnız dikkat edin onların dibini düşüreceğim derken müessese sağlam bir hesap kitleyip gardınızı düşürmesin...ÇEŞMEHeybetin mühim olduğu, şeklin şemalin büyük önem arzettiği müstesna tatil yerlerimizden biridir Çeşme. Fit uğurladığımız nice arkadaşımızın kumru bağımlısı olup 3 günde 5 kilo aldığı yerdir Çeşme. Sözün özü Çeşme'ye nasıl gittiğinden ziyade oradaki iraden önemli. İstese de vücuduyla bir yerlere gelemeyecek arkadaşlar için önerim Ilıca plajı. Kafasının üzerinde bile kas olan kardeşlerim içinse en şahane lokasyon Aya Yorgi bölgesi hiç şüphesiz. Buradaki Sole Mare, Paparazzi, Marakesh gibi beachler onların kendilerini göstermeleri için biçilmiş kaftandır. Rekabet de çoktur buralarda. Ama gelgelelim Çeşme'nin en güzel kadınları da bu mevkidedir.KAŞİşte göbeklinin kankisi, entelektüelin dostu, tüysikletin panpası eşsiz güzellikleriyle her derde deva Kaş'ımız, canımız ciğerimiz. Gece alemlerinin vazgeçilmez yüzü değilsen, sakin ve sessiz ortamların muhabbet adamıysan al sana mis gibi ortam. Emin ol hiçbir kadın senin yanlarından fışkıran kontrolden çıkmış çılgın yağ kütlelerinle, göbeğinin o 1,5 iskender yanına diet kola marifetiyle şekillenmiş bombesiyle ilgilenmeyecek. Vücuduna fransızlar için harika bir yer Kaş.MARMARİSMarmaris'i kesinlikle ve kesinlikle kaslı arkadaşlarımıza tavsiye ederim. Kas zengini arkadaşlar; "Erkek dediğinin kafam kadar kolu olmalı, beni evire çevire duvardan duvara vura vura sevmeli" mantaliteli İngiliz hanfendilerinin yoğun olduğu bi yer olan Marmaris ve çevresinde çok eğlenceli günler geçireceklerdir. "Eh işte idare eder" vücutlu arkadaşlar da Marmaris'te maceralı bir tatil yapabilirler. Gece barlar sokağı ve çevresinde erkeklerin en çok tercih ettikleri kıyafet atlettir. Eğer atlet giyebilecek vücuda sahip değilsen tatil yerin Marmaris olmamalıdır.KUŞADASIBurası daha çok yerli turistlerin tercih ettiği bir yerdir, dolayısıyla da burada flört şartlarının oluşması Marmaris'e göre çok daha zordur. Barlar sokağındaki eğlence anlayışı oldukça demode olan Kuşadası ilçemizi bütün kış kas yapmak için çalışıp yazın o kasların ekmeğini yemeyi düşünen arkadaşlarıma tavsiye etmiyorum. O kadar didin uğraş kas yap sonra git şovunu Kuşadası'nda yap. Yok dostum yok, bu iyi bir plan değil.ALANYAErkek kriteri "nefes alsın yeter" olan Rus, Ukraynalı, Moldovyalı kadınların tatil için tercih etmesinden mütevellit yurdum erkeğini kendisine çeken Alanya ilçemiz plajlarından ziyade gece hayatıyla oldukça iddialıdır. Çay bahçelerinde bile köpük partisi yapılası bir ortam sözkonusudur. Alanya gerek kaslı arkadaşlar, gerekse dambılı en son 10 sene önce görmüş arkadaşlar için verimli bir tatil beldesidir olmaya namzettir.
Bu hafta bol bol ana haber bülteni izledim ve trip yöntemiyle yönetilen bir ülkede yaşadığımıza kanaat getirdim. Siyasilerin birbirlerine "Cnm sn meşglsn gliba, nyse ya siz krun koalisynu yaanii" şeklinde yaklaştığı başka bir ülke daha yoktur heralde. Yahu altı üstü bir koalisyon kurup ülke menfaatine bir kaç sene çalışacaksınız, ne bu sevgili tripleri böyle. Haberleri her açtığımda yeni kapris, yeni naz, yeni sitem. Adeta aşk yaşıyorlar.- Eğer onunla görüşüyorsan benimle görüşme!- Onunla neden görüştün?- Daha bir ay önce görüşmedik mi şimdi neden istemiyorsun beni?- Oo hayırlı olsun yeni partnerin?- Ooo bensiz eğlenmelere gidiliyor?- Bunlar var ya beraber takılıyorlar.- Neyse tamam ya siz kurun koalisyonu, ben kimim ki zaten!- Ne oldu, ne düşünüyorsun?- Çok değiştin, daha önce hiç böyle değildin.- O koalisyonu kurun bak ben neler yapıyorum size!Ve daha bir sürü bir sürü trip. Ana haber bültenleri baştan sona bunlarla dolu. Peki bu koalisyon ortamında hangi lider hangi sevgili modeli gibi davranıyor? Bence şöyle:- Ahmet Davutoğlu: "Ben hep doğruyu yapıyorum, o hep yanlış yapıyor" diyen, "ben elimden gelen her şeyi yapıyorum bu ilişki için, ama o hiçbir şey yapmıyor" diyen sevgili modeline birebir uyan bir politika izlemekte kendileri. Sürekli bir "ben demiştim" yakınmasıyla kendini çevresine haklı göstermeye çalışan, "o arkadaşlarının da Allah belasını versin, hepiniz birsiniz ben tekim! bütün dünya bana karşı" tripleriyle kendini hayata karşı motive eden bir duruşa sahip. Bu ilişkide hep en doğru taraf kendisi, hep her şeyi o biliyor, bu ilişkiyi yürütmek için elini taşın altına hep o koymuş. Güya hep o arıyor, o soruyor, vatzaptan hep o kalp yolluyor, görüşelim diye hep o ısrar ediyor. Sorsan "ben evlilik için her fedakarlığı yaptım ama sevgilimin ailesi beni istemedi" der.- Kemal Kılıçdaroğlu: Bu aralar tam bir severek ayrılan eski sevgili modeli gibi davranmakta Kemal bey. Sert çıkışları olmayan, ayrıldıysa vardır bi bildiği diyen, olmadıysa olmamasının da bir nedeni vardır diyen, geri dönmeyi isteyen, Ayrılsak da görüşelim arada bir, canın sıkılırsa ara beni, boşver ben de çok üzüldüm ama ne yapacaksın kader işte diyen, hayatında biri olursa da arkadaş kalırız diyen, özel günlerde eski sevgilisinin ailesini arayıp soran, görüşmeye devam eden, en büyük tribi "peki" olan vefalı cefalı ama kendine yazık eden bir eski sevgili gibi. Böyleleri hep takdir edilir ama "ah yazık ya" denip geçilir malesef.- Devlet Bahçeli: Sevgilisi yanında değilken hakkında ileri geri konuşan, ama onunlayken süt dökmüş kediye dönen bir sevgili modeli gibi görüyorum son günlerde kendisini. Trip atmadan geçen günü yok. Sabah bir uyanıyorsun vatzapta 5000 bildirim.Niye geç uyudun? Dün gece kimleydin? Onunla niye görüştün? Ortamda o varsa ben yokum! Aferin aferin sen onu koru bana zaten, onu savun bana! Bensiz dışarı çıkamazsın! O seni niye aradı? Onu neden Twitter'da takip ediyorsun? Neyse ya Allah mesut etsin sizi ben aradan çekiliyorum! gibi sayfalarca trip atabilecek bir koalisyon siyaseti izliyor kendisi. Halk arasında "arıza çıkartan sevgili" modeli dediğimiz, sevildi mi çok sevilen, ama bir süre sonra bu davranışları yüzünden hayattan bezdiren, kaçmak kurtulmak istenen o sevgili modeli tam olarak uymakta kendisine.- Selahattin Demirtaş: Uzaktan uzaktan seven, körü körüne aşık olmayan, kimse için deliler gibi yanıp tutuşmayan, mantık evliliği peşinde, çoğunlukla yalnız takılan; "Olursa iyi biriyle olsun, olmazsa da canımız saolsun, illa sevgili şart değil, yalnızlık da güzel bir şey." gibi cümlelerle ortamlarda sükse yapan biri tavrı takınmakta kendileri. Bu modeller aşk meşk işlerini umursamaz gibi görünseler de bir sevgilileri olduğunda dünyanın en mutlu olurlar. Sevgiliyle sert kavgalar yaşamazlar. Sokacakları lafları şakayla karışık sohbet arasına serpiştirirler ruhunuz duymaz. Fütursuzca biriyle beraber olmak onlara göre değildir. İlişki başlamadan ilişkinin gideceği yeri bilmek isterler. İlişki esnasında da sürekli "bu ilişki nereye gidiyor" diye sorgulayıp dururlar.Ama en çok da çiftin yanında gezen 3'ncü kişi gibi olmayı seçip "Allah bozmasın, çok yakışıyorsunuz birbirinize" demeyi severler.