- Her kadına “Orada bi şeyler içip bana geçeriz” diyen adamlar için haşlanmış yumurtanız sevdiğiniz kıvamda olsun diye ocak başında dakika sayan adamları üzdünüz.- Babet çorabı giyen adamlar için bindiğiniz taksinin plakasını alan adamları üzdünüz...- Sucuklu yumurtadaki son sucuğu yiyen adamlar için, bademler size kalsın diye beyaz leblebileri yiyen adamları üzdünüz.- İki dakika beklettiğinizde çıngar çıkaran adamlar için Whatsapp’ta online olmanızı gece gündüz bekleyen adamları üzdünüz.- Sinan Akçıl’dan “tabi tabi” dinleyen adamlar için, Müzeyyen Senar’dan “Benzemez Kimse Sana” çalarken gözlerinize bakıp iki bir şeyler içmeyi hayal eden adamları üzdünüz. - ”Ya bu aralar kafam çok karışık benim” diyen adamlar için “Aklımda sadece sen varsın” diyen adamları üzdünüz.- Size kıçını dönüp gazını çıkara çıkara uyuyan adamlar için uyurken size seyreden adamları üzdünüz.- ”Sessiz bir çığlık gibi senin aşkın” gibi laflarla tırıvırı showlar yaparak aklınızı almaya çalışan kılçık adamlar için, hasta olduğunuzda aklını yitiren adamları üzdünüz.- Uyuyunca telefonunuzu karıştıran adamlar için, uyuyunca telefonunuzu şarja takan adamları üzdünüz.- Alkolü fazla kaçırdığınızda sizden yararlanmaya çalışan adamlar için, alkolü fazla kaçırdığınızda eliniz ayağınız olan adamları üzdünüz.- Partiden partiye koşan adamlar için peşinizden koşan adamları üzdünüz.- ”Bize gel de sana pul kolleksiyonumu göstereyim” diyen adamlar için “Bize gel de seni annemle tanıştırayım” diyen adamları üzdünüz.- ”Saçmalama ya ne araba kullanması!” diyen adamlar için “Arabayı sen kullan aşkım” diyen adamları üzdünüz.- Burcunuzu bilmeyen adamlar için, size falcı adresi, büyücü adresi bulmaya çalışan adamları üzdünüz.- Koltuğa devrilip “Bi kahve yap da içelim!” diyen adamlar için sormadan kahve yapıp önünüze koyan adamları üzdünüz.- Bu yemek olmamış, dışardan pizza söyleyelim” diyen adamlar için elinizden zehir olsa içecek adamları üzdünüz.Sanal mecralarda İN’LER OUTLAR- Doğal komik olmak. Kişiselleşmek İN- Tribünlere oynamak, ne şiş yansın ne kebap tarzı takılmak OUT- Eski sevgiliyi yüceltmek, vefalı olmak, yaşanmışlıkları anmak İN- Eski sevgiliye 7/24 beddua etmek, ölsün gebersin demek OUT- Etkileyebilen olmak İN- Takipçi sayısıyla övünmek, takipçi sayısıyla yaşamak OUT- Siyasi gündemle ilgili gerektiğinde taşı gediğine koyup çekilmek İN- Günler geceler boyu siyaset yazmak, ideoloji kasmak OUT- Futbolla ilgili ılımlı paylaşımlar İN- Buram buram fanatizm kokan, küfürlü ve tehditkar paylaşımlar OUT- Beğenilen şarkıların linkini paylaşmak İN- ”X popçunun şarkısı Twitter’ı salladı” yalanı OUT- Meşhurlarla zekice dalga geçmek İN- Meşhurlara bodoslama laf sokmak, küfür etmek OUT- Meipai aplikasyonu İN- Flipagram aplikasyonu OUT- Yerli kizi yurdun oglu herkes ondan hoşlanmalı diyen Be Cool İN- Bana feyk profil olduğu izlenimi veren ve yurdum insanının hayaller peşinde koşturulduğu kanısına vardıran Tinder OUT
1- Çaya kaç şeker attığını, patlıcan musakkayı çok sevdiğini, mantıya bayıldığını, midye dolmaya asla hayır diyemeyeceğini bilmesi. Sormadan kahve yapması.2- Gece yediğin bol sarımsaklı işkembe çorbasını umursamadan seni öpücüklere boğabilmesi. Dünyanın en çirkin insanı olarak uyansan bile “oy benim güzel sevgilim uyanmış mı!” şirinlikleri.3- Dağ gibi göbeğin olduğunda “dana gibi oldun” değil de “oy ben senin göbüşünü yerim” diyebilmesi. Selülitlerini, gözaltı torbalarını, adonis fakiri vücudunu bağrına basması. 4- Gece sen uyurken telefonunu alıp şarja takması. Sabah işe giderken kondurduğu öpücüğün mutluluğu. 5- Beraberken birlikte izleyip çok sevdiğiniz dizinin yeni sezonunun başlaması.6- Yeni ilişkiye başlamayı düşündüğün kişinin ceset gibi kokması, burnunu karıştırırken yakalanması ve daha bilumum pislikleri.7- Sıkıntılı anlarında seni bir tek onun dinlemesi, bir tek onun anlaması. Ona sarıldığında içine dolan mutluluk, huzur ve güven hissi. 8- Pazar sabahları beraber kahvaltı yapıp sahil yolunda yürüyememenin büyük boşluğu ve özlemi.9- Arkadaş kalmaya çalışma çabalarınız. Niye çünkü bu asla sonuç vermeyecek ve tekrar birlikte olmanız kaçınılmaz bir hal alacaktır. 10- Yeni sevgili adayının eski sevgilin hakkında ileri geri konuşması. Yeninin ağzının ortasına “sen kimsin lan” nidalarıyla iki tane çakıp ışık hızıyla eski sevgiliye koşmak geliyor o an insanın içinden.Eski sevgiliye dönmemek için 10 neden1- Yeni birinin işine gücüne, ailene, sana gösterdiği ilgi, duyduğu saygı ve hayranlık. Yani eski sevdiceğinde olmayan şeyler.2- Daha ayrılığın külleri soğumadan türeyen yeni sevgilisiyle yastık savaşı yaparken çektirdiği şirinlik(!) abidesi pozları instagramda orda burda iftiharla sunması. Sonra onunla olmadı deyip size dönmeye çalışması. “Şiddete hayır” demek hiç bu kadar zor olmamıştı.3- Daha önce 7000 kere ayrılmış olmak ve eski sevgiliye dönmenin duş sonrası aynı donu giymek gibi bir şey olduğunu nihayet idrak etmek. Hatta Douglas Noel abimiz de konuyla ilgili olarak “Eski sevgiliye dönmek, sonunu bildiğin bir kitabı yendiden okumak gibidir.” demiş, o şekil...4- Ayrılık sonrası başkalarıyla yaşadığınız birtakım maceraların döndüğünüzde büyük kavgalara neden olacağını bilmek. Başkalarıyla yapıılan Whatsapp konuşmalarını ve çektirilen bir takım fotoğrafları ona dönmeden önce silmeye üşenmek.5- Ayrıldıktan sonra dostlara arkadaşlara aileye anlatılan kötü şeyler. O bana bunu yaptı, şunu yaptı. “O zaten sizi hiç sevmedi. Hani bir keresinde ben hastayım diye gelmemiştim ya sizle, yalan söyledim, o sizden nefret ettiği için beni göndermemişti.” tarzı dökülmeler. Dönsen bütün çevren ondan da senden de nefret edecek korkusu.6- Beklentilerinizin uyumsuzluğu gibi aşamayacağınız büyük bir sorununuzun olması. Misal siz evlenmek istiyorsunuzdur o istemiyordur. Siz küçük bir sahil kasabasında balıkçı olmak istiyorsunuzdur, o köprü trafiğine aşık bir plaza çalışanı.7- Altı tane madde okuyup “en önemlisini unutmuş salak” diye içinizden geçiriyorsanız yanılıyorsunuz. Aldatmak nasıl es geçilebilir. Aldatan sevgiliye dönmek gibi bir denyoluğu aklınızdan bile geçirmeyin. Dönerseniz yine aldatılacaksınız. Kaçarı kuçarı yok. Çok net.8- Onun sizin arkadaşlarınız, sizin de onun arkadaşlarınız hakkındaki berbat düşünceleriniz. Genelde bir taraf başlatır. O sizin arkadaşlarınızı sevmez. Siz de “sen misin benim arkadaşlarımı sevmeyen, ben de senin arkadaşlarından tiksinicem” deyip kankileriyle mesafe koyarsınız. Sonra olan olur zaten. İki kişilik bir dünyanız olur ve tez zamanda birbirinizin canına okuyuverirsiniz. Dönmemek için yeter sebeptir bu.9- Uzun bir ilişkiyse eğer, en büyük dönmeme nedenlerinizden biri ilişkinizin sevgililik boyutunda meydana gelen hasar olmalıdır. Tamam bir ilişkide arkadaş olmak falan iyidir de ölçüyü kaçırıp kanka olursanız kaçınılmaz sona doğru hızlı adımlarla koşuyorsunuz demektir. Fazla koruma kollama, sahiplenme derin yaralar açabilir. Bir süre sonra bakkal Salih abiyle bayramlaşır gibi öpüşürken buluverirsin kendini. Sevgili olduğunuzu unutmamak, ve durumun gereğini yapmak gerekir. Anlamayanlar için şöyle anlatayım; sırnaşmalar oynaşmalar bittiği halde dönüyorsanız doktora görünün. 10- Ve tabii ki de son olarak ona olan aşkınızın, sevginizin, heyecanınızın bitmesi. Yılmanız, vazgeçmeniz, yeni bir hayata yelken açmak istemeniz. Umarım eski sevdiceğiniz de sizinle aynı paraleldedir siz bu duyguyu yaşarken. Eğer değilse, size dönmek için can atan bir eski sevgiliyse, vay onun haline.
Ne demiş şair “Ayrılık da sevdaya dahil”. Gel de bunu hanım kızlarımıza kadınlarımıza anlat ama. Beraberken beklemedikleri şeyleri ayrılık sonrası talep ediyorlar senden. İlişkisi biter bitmez “özgür ruh” takılmaya çalışan nice civanmert kardeşimiz depresyon tedavisine başladı en şiddetlisinden. Çifte standartın ağa babası var valla ayrılık sonrasındaki süreçte. Kadınların yapabildikleri bir çok şeyi biz yapamıyoruz. Yaparsak dünyanın en aşağılık, en pislik insanı oluyoruz. İlişki bittiğinde erkek şunları yaparsa kadının gözünde 10 numara 5 yıldız bir eski sevgili olur;- Ayrılıktan sonraki 3-5 ay tatile eğlenmeye falan gitmemelidir. Giderse de sanal mecralarda “çok eğleniyorum, aman ne şahane bir gece” temalı fotoğraf paylaşmamalıdır. Hadi diyelim ki paylaştı o fotoğraflarda kadraj içinde asla bir kadın silüeti olmamalıdır. Tabii bunların tam tersini kadınlar yapabilirler ve bu konu tartışmaya kapalıdır. Hatta kadınlar daha ayrılığın olduğu günün gecesinde “oooooh kurtuldum bugün bi pislikten, sabahlar olmasın!” temalı bir fotoğrafı çok rahatça paylaşabilir, ertesi gün de “dün gece aşık oldum” mânalı bir tweetle yeni güne başlayabilirler.- Ayrılıktan sonra kimseyle dertleşmemelidir. Kimseye neden ayrıldığıyla ilgili bir şey anlatmamalı, kimseye bir şey söylememeli, çıtı çıkmamalıdır. İçine atmalı, şişmeli, patlamalı, hasta olmalı, ama konuşmamalıdır. Odasına kapanıp hüngür hüngür ağlamalı ama soranlara eski sevgilisini kayıtsız şartsız yüceltmelidir. Ve tabii kadınlar bu konuda da hoyratça davranabilirler, onların tüm arkadaşları senin donunun rengine kadar bilebilirler ve bunda garip olan hiçbir şey yoktur.- Ayrılıktan 3 sene sonra falan güney kutbuna gidip bir eskimo kadınla beraber olmalıdır. Yakınından yöresinden ilçesinden ilinden ülkesinden kıtasından kimseyle beraber olmamalıdır. Erkeğin yeni sevgilisi ayrıldığı kadınla aynı gezegenden olabilir ama orada da tercih güney kutbu dolaylarından olmasından yanadır. Ve de müstakbel manitanın bir eskimo olması önerilir. Olmazsa da “şiddetle” önerilir ve öğretilir. Kadınlar için tabii ki de bu konuda da bir kısıtlama, bir problem yoktur. Onlar aşık olmuşlardır, sorarsan da aşktan yapmışlardır. Aşkla ilgili iki cümle kurarlar falan başın döner. Hiç kurcalama bence.- Ayrılık sonrası öyle gaza gelip Twitter’da İnstagram’da yeni birilerini asla takip etmemelidir. Ederse derhal o takip edilenlerin 7 cedleri araştırılır, gerekirse eski sevgiliye telefon edilip kim oldukları ve neden takip edildikleri sorgulanır. Ayrılık sonrası erkek sanal mecralarda böyle özgürce takılmaya devam ederse uygulanacak şiddetli baskıyla tüm hesapları kapattırılır.. O aynı sorguyu yapmaya kalkarsa “onu bir iş için takip ettim, zaten gay o, sevgilisi var” gibi şeyler söylenip konu kapatılır. Hatta ve hatta hiçbir açıklama yapılmadan “sana ne!” deyip konu kapatılabilir.- Ayrılık sonrası kadınlardan hoşlanmamalıdır. Son kadını kendisi olmalı, hatta mümkünse ayrılık sonrası cinsel tercihini değiştirmeyi gündemine alması konusunda ikna edilmeye çalışılmalıdır. Olur ya biriyle görüşmeye başladığı öğrenilirse hemen o aylardır suratına bakılmayan, çürümeye terkedilmiş adamdan görüşme talep edilecektir ve “bana bunu nasıl yaparsın” diye hesap sorulacaktır. Bu konuda da kadınlar sonuna kadar özgür davranabilirler. Ayrılığın üçüncü günü biriyle beraber olup İnstagram’a kırk yıllık aşıkmış gibi el ele diz dize fotoğraf koyabilirler mesela. Ayrılıktan 2 ay sonra falan biriyle evlenebilirler, erkek yaparsa vay onun haline.- Ayrılık sonrasındaki hayatına köprüaltlarında şarapçı falan olarak devam etmelidir. Deli divane olmalı, kendine hiç bakmamalı, perperişan dolaşıp durmalıdır. Arada bir kadınını arayıp “seni çok özledim, sensiz çok perişanım, ölüyorum, geberiyorum” demeli ve kadın tarafından “arama bir daha beni pislik” cevabıyla uğurlanmalıdır. Ayrılık sonrası kadınlar sürünen erkek görmeye bayılırlar. Erkek sürünürken kadın erkeği arayıp özlediğini söylerse erkek “geliyorum aşkım” nidalarıyla 10 dakika içinde kadınının yanında olmalıdır. Eğer kadınının yanına gidişi 15 dakikayı bulursa “seni aradığımda yanında kim vardı!” sorgusuna çekilebilir.Yaşasın futbol!Oh be valla çok özlemiştik. Uzun bir aradan sonra yeni futbol sezonu nihayet başladı. En azından benim gibi aşk meşk meselelerinden dolayı kafası karmakarışık olan erkeklerin tutunacakları bir dal var artık. Futbolsuz her saniyemiz bir yıl gibi geçti. Amma çok şey taktık kafaya yahu futbol yokken. Ne dertlerimiz varmış meğer, hepsini bu uzun ara varken anladım. Futbolu sevdiğimiz için “Ne salaksınız” diyen kadınlar olacaktır şimdi her zamanki gibi, ee tabii işlerine gelmiyor. Beynimizi yiyemeyecekler abidik gubidik sorunlarıyla. Ohhh canımıza değsin, yaşasın futbol! Biraz da şuralarıma futbol, buralarıma da futbol oooh!- Yaşasın futbol, yaşasın eski sevgiliyi daha az düşünmek, eski sevgilinin atarlarından daha az etkilenmek.- Yaşasın futbol, yaşasın sevgilinin çıkardığı uyduruk kavgaları, dengesizlikleri takmamak, uzak kalmak.- Yaşasın futbol, yaşasın bu hafta sonu ne yapacağım derdinden stresinden kurtulmak.- Yaşasın futbol. yaşasın arkadaşlarının beğenmediğin planlarına hiç üzülmeden “berbat plan, gelmiyorum!” deme lüksü.- Yaşasın futbol, yaşasın maçların ertesi günü rakip takımları tutan arkadaşlarınla futbol goygoyu yapmak.- Yaşasın futbol, yaşasın sevgilisiyle beraber maç izleyen arkadaşlar görüp “bizim de beraber maç izleyebileceğimiz bir sevgilimiz olsa” umuduyla yaşamak.-Yaşasın futbol, yaşasın maç günü arkadaşlarla buluşup testosteron seviyesi göğe değmiş türlü jargonlu keyifli muhabbetler.-Yaşasın futbol, yaşasın Beşiktaş balık pazarında buluşulup içilen balık yanı anason şalgam.-Yaşasın futbol, yaşasın sanal mecralarda yapılan zeka kokan, zeka fışkıran şahane futbol şakaları.-Yaşasın futbol, yaşasın ülkenin durulmayan, ülkenin yoran siyasi gündeminden kopmak uzaklaşmak.
Gün geçmiyor ki bir arkadaşım arayıp “bu kez tamamen bitti” demesin. Ve hatta gün geçmiyor ki “yahu 3 bin kere ayrıldınız, yine barışırsınız” demeyeyim. Ne acaip canlılarız biz di mi ya. Şöyle adam akıllı bir ilişkimiz olsun isteriz, ve olur da, sonra triplere girer, acaip acaip sorunlar çıkartır dünyayı hem ona hem kendimize dar ederiz. Bir ortamız yok yani.- Yalnızlığa tur bindirirken dost meclislerinde “yeni ilişkimde huzur istiyorum ben” diye şekiller yaparız, o asırlardır beklenen ilişki başladığında da en büyük arızaları çıkaran huzuru hunharca baltalayan bütün eylemleri biz yaparız.- ”Kıskançlığın fazlası zarar” der yataklı tedavilik kıskançlıklarımızla sevdiceğimizi nefes alamaz hale getiririz. Tüm saykolukları yaptıktan sonra işimize gelmeyince de “kıskanmıyor insan sevmiyordur” gibi dangoz bir düşünceyi gezegenin en büyük doğrusuymuş gibi empoze etmeye çalışırız.- Sevişemeden ölmeye 5 dakika kalmışken yeni sevgili kriterlerimizin ilk maddesini “dürüst olması” olarak açıklar, ama biriyle beraber olmaya başlayınca bu beklentiyi rafa kaldırırız. Dünyanın en dürüst insanıyla beraber olduğumuzu bilsek de ona dünyanın en büyük şerefsizi muamelesi yaparız. Hep bir açık arama peşine düşeriz, hep abuk subuk senaryolar yazarız, hep bir “neden durup dururken bana iyi davransın ki” temalı denyo kafalara gireriz. Sonra Usain Bolt deparıyla kaçınca da “kendi kaybetti” diye aciz ötesi avunmalar yaşarız.- ”Her şeyini bana anlatsın” diye ortamlarda güzellemeler yapıp, her şeyini anlatan sevgilimiz olduğunda doğduğuna pişman ederiz. Anlattıklarını sonra sonra başına kakar, her küçük tartışma sonrası “sen küçükken bakkaldan sakız çalıyormuşsun, pis hırsız” diyecek kadar psikopata bağlarız. Yatacak yeri olmayan bilinç altımız küçük kavgalar, tartışmalar anında onu belaltından vurabileceğimiz türlü pisliği dilimizin ucuna getiriverir. O dilinin ucuna gelen şeyleri ne kadar ötelersen o kadar kralsın. Öteleyemiyorsan da git cennet mahallesinde yaşa. “Senin ağzını caaaaart diye ayırırım” diye bağıra bağıra gez sokaklarda.- Lafa gelince “benim için mühim olan ruh güzelliği” der, ama yakışıklılık ya da güzellik ortalaması genel geçer ortalamanın altında olan tiplere selam vermeye bile tenezzül etmeyiz. Al bak şu bir tuhaf evlilik programlarına bu tiplerden bir milyon tane var. Ulan sen iki dakika önce “benim için ruh güzelliği ilk planda gelir” demedin mi? Dedin. Eee bir çay bile içmeyi reddediyorsun teyzeyle? Nasıl olacak o iş. Nasıl anlayacaksın ruhu güzel mi değil mi? Düşün bak bunu evlilik programına katılan köprüden önce son çıkıştaki 70 yaşında dedeler bile yapıyor. Çevremdeki bazı arkadaşlarım da aynen böyle.- Bir de şey var; yalnızlıktan ölmek üzere olan, cinsel organlarını örümcekler sarmış, gelgelelim “çok seçiciyim” diye vızırdayan metropol insanları. Hem “yalnız ölücem” diye ağlarlar, hem de gelen masumane kahve içme tekliflerini kafadan reddeder bunlar. Yahu git iç işte ölür müsün? İki insan tanı, uymazsa da tecrübe hanene yazarsın. Bir sonraki flört için de antreman olur belki hem.- Bunların bir değişik versiyonu da 23 saat fal baktırıp, müstakbel manita adaylarına 1 saatlerini ayırmayanlar. Kainattaki bütün falcıları tanır bu manyaklar. Hayatlarını “isim söyleyen falcı adresi” bulmaya adamışlardır. Bunlara isim veren falcı adresi ver, paraları olmasa bile dedelerinin takma dişlerini satar giderler o falcıya bu şuursuzlar. Maaşlarının dörtte üçünü falcıya büyücüye verip “30 sene çalıştım ev sahibi olamadım” diye yakınıp dururlar sonra da. Yahu kısmetin çıktı işte Allah’ın delisi, gitsene o adamla içsene işte bir çay, bir kahve, bir şey. Yok anam yok, isim veren kişi Nostradamus olsa ve adamın ismi Nostradamus’un verdiği isimle aynı olsa yine bir maraz bulur çıkarır bu sosyopatlar.- ”Ailesinin bana yaklaşımı çok önemli” der, ortada hiçbir problem yokken birlikte olduğumuz insanı “kardeşini öldürürsen seni daha çok severim” gazına getirebilecek hallere gireriz. Onu ailesiyle kendimiz arasında bir yerde bırakıp salağa çeviririz. Sözde çok sevdiğimizi söylediğimiz o zat-ı muhteremin fena halde arada kaldığının ve ne yapacağını bilemez hale geldiğinin farkında olmayız. O ruhumuzu esir alan nefretlik egolarımız yüzünden, karşımızdaki insanı maymuna döndürdüğümüzü anlamayız.Örnekler çoğaltılabilir. İnkar etmenin anlamı yok, bunların çoğunu yapıyoruz. Oysa hayatı daha kolay yaşanır bir hale getirmek bizim elimizde. Çelişkilerimizin bilincinde olmalı ve sık sık “ben ne yapıyorum” kafasıyla aynaya bakmalıyız. Çünkü hayat gerçekten çok kısa ve “mutluyum” demek için az zamanımız var. Yarın her şey için çok geç olabilir.
-Madem peşimde kaçayım dangozluğu: Üzerine titreyenden, arayıp sorandan hoşlansa bile kaçan, ona karşı değişik değişik triplere giren, kavuşup mutlu mutlu yaşamayı hiç tatmamış, huzursuzluğu seven insanların içinde bulundukları durumdur. Peşinden koşan insanlar ilgiyi kestiklerinde bu hastalar aynı kişinin peşinden koşmaya başlarlar. Ne yaptığını kendileri de bilmez bunların. Derhal vedalaşılmalı.-Kronik dengesizlik sendromu: Bir gün “kesin hoşlanıyor” dedirtip, ertesi gün umut bırakmayanların travmatik halidir. Kırmızı tişört almak için girdikleri dükkandan mavi don alıp çıkar bunlar. Bunların tedavisi konusunda hiçbir umut ışığı yoktur. Hasta kendi haline bırakılmalı ve olay mahallinden koşarak uzaklaşılmalıdır.-Kibirüs ben bilirimüs: Her şeyi ben bilirim edasında takılan, kimseleri anlamaya dinlemeye çalışmayan, bildiğini okuyan insan hastalığıdır. Kolay kolay kimseyi ve hiçbir şeyi beğenmez bunlar. Hasta uzaktan izlenmeli, durumu ağırlaşırsa yaptıkları yüzüne yüzüne bağırılmalıdır.-Mutluluk alerjisi sendromu: Çevresindekilerin mutluluğuyla mutsuz olma halidir. Bu insanlar mutlu insanlar gördüklerinde üzülür ve ellerinden gelen pisliği yaparak etraflarındaki herkesi hayata küstürmeye çalışırlar. Hastalığı kimselere bulaştırmadan en yakın köprüden atın bunları.-Kronik terfi şuursuzluğu: Genellikle iş yerlerimizde görebileceğimiz hastalardır. “Amaca giden her yol mübahtır” mottosuyla yaşayan bu hastalar yüzünden her an ayağınız kayabilir ve kendinizi bir insan kaynakları sitesinde cv’nizi hazırlarken bulabilirsiniz. “Deli deliyi görünce sopasını saklar.” sözünden yola çıkarak bu hastalara deli taklidiyle yaklaşın. Allah yardımcınız olsun.-İlgi sersemliği saçmalamasyonu: Herkesin kendisiyle ilgilendiğini, herkesin tek derdinin kendisi olduğunu, herkesin kendisini konuştuğunu, ve hatta kimsenin onu çekemediğini düşünme hastalığıdır. Bunların kızılcık sopası darbeleriyle kendilerine geldikleri bilim adamlarınca ispatlansa da şiddeti önermiyorum ben.-Herkesle iyi geçinme travması: Bu hastaların hayatı iyi davranmaya, herkesle iyi olmaya çalışmakla geçer. Niyetleri iyi olsa da gereksizdir. Hastalıklarının ağırlaştığını “ben hep dürüstlüğümden kaybettim” cümlesiyle anlayabilirsiniz. Yapılan klinik çalışmalar bu hastaların yediği acı kazıklar sayesinde normale döndüklerini göstermiştir.Kahvaltıya dair-Bi kere yatakta kahvaltı hiç de romantik değil. Ne o öyle çayı peyniri yatağa dökmeler, o pis ellerle yumurta soymalar, bala reçele banmalar falan. Gece kimbilir neler neler yapılıyor o ellerle. Yapılmasa da illaki yatağa ekmek kırıntısı falan dökülecek, yatak çöplüğe dönecek. Ah ah hep Hollywood’un işleri bunlar.-Bazı mekanlar mönülerine “köy kahvaltısı” yazıyor ama gelen kahvaltı bizim değil de İngilizin köyünün kahvaltısı gibi oluyor. Bi bakıyorsun kahvaltıda jambon var, krep var, kruvasan var. Kruvasan hangi köyümüzün adeti ki? Jambon delisi köyümüz nerde? “Krepsiz yaşayamam” diyen köyümüz hangisi? açıklayın!-Özellikle pazar günleri imkanlar ölçüsünde güzel bir kahvaltı mutlaka yapılmalı. Kahvaltıyı öğle ya da akşam yemeği gibi sıradan bir öğün olarak görmemek gerek. İyi bir kahvaltı en kral psikoloğun veremeyeceği motivasyonu verebilir insana.-Dünyanın en iyi kahvaltısını satan mekan da olsan eğer servisin hızlı değilse o kahvaltı benim için beş para etmez. Müşteri oturur oturmaz önüne çayını dayamalısın bir kere. Adam zaten yeni uyanmış, açlıktan midesi delinmiş, sinirli tahammülsüz falan sen bir de ona çayını kahvaltısını geç getiriyorsun. Yani şu çok açık ve net; kahvaltıda hızlı servis çok önemli, marka olmak isteyen işletmeler buna çok dikkat etmeliler.-Benim en sevdiğim kahvaltı mekanları kahvaltı fiyatının içinde “sınırsız çay” olan mekanlar. Üç lira beş lira fazla yap kahvaltının fiyatını ama o rahatlığı ver bana. Kafam içtiğim çay sayısı hesaplamaya yeltenmesin. Bittikçe getir, bittikçe doldur çayımı. Kahvaltıyı kahvaltı yapan en önemli şeyi ekstra yapıp germe beni.-Son olarak “en güzel aşklar kahvaltıyla başlar” demeden geçemeyeceğim. Tamam, gece gezmelerine gidersin, akşam yemekleri yersin beraber ama üç beş maske üstüste takılır o “birbirimizi tanıyalım” akşamlarında. Oysa kahvaltı öyle midir? Kahvaltı masumdur. En güzel, en samimi duyguların yeridir kahvaltı masası. Karşında bir Al Pacino bir Meryl Streep bile olsa rol yapmakta zorlanır o saatlerde. Her şey daha natüreldir.
Neymiş efendim iki haftada selülitlerinizden kurtulun, 15 günde belinizi inceltin, iki ayda göbeğinizle vedalaşın, üç saatte İngilizce öğrenin, bir saniyede sigarayı bırakınmış... Bence iki dakika akıllı olun. Bize esas bunlar lazım;- 1 saatte oluruna bırakmayı öğrenmek- 3 derste evlilik fobisini yenmek.- 1 haftada göbeği içeri çekip sınırsız yürüyebilmenin metodları- 20 saniyede linç kültürüyle yaşamaya alışmak.- 4 dakikada arkadaşların Instagram’daki tatil fotoğraflarına bakınca uyuz olmamak- 20 salisede eski sevgiliyi bakkal salih olarak görebilmek.- 2 haftada sevildiğimizde şımarmamayı öğrenmek.- 4 saniyede insanları olduğu gibi kabullenmeyi kabullenmek.- 15 dakikada trafikte korna çalmadan ilerlenebileceğini idrak etmek.- 7 saniyede sırf moda diye ayva ötesi göbeğimize göbeği açık tişört giymememiz gerektiğini anlamak.- 6 saatte geçmişin tecrübelerini geleceğe ders yapmayı uygulamaya başlamak.TWITTER’da en sevdiğim tipler- 7 gün 24 saat siyaset kastırmayanlar, kastırmayanlara da “neden siyaset yazmıyorsun!” diye hesap sormayanlar.- Linç hastası olmayanlar. Sürekli linç edecek birinin peşine düşmeyenler.- 7/24 aşk acısı çekmeyenler, “sessiz bir çığlık gibi senin aşkın” minvalinde cümleler kurup klavyeleriyle kollarını jiletlemeyenler.- Sevimli takip, yanar dönerli takip, çatır çutur takip, kütür kütür takip, el ele takip, göz göze takip, hoppala takip, yandan yandan takip gibi şeylere takılmayanlar.- ”Komik mi şimdi bu!” gibi, “olmadı bence sil bu tweeti” gibi, “bunu daha önce yazmıştın” gibi geri dönüşler yapmayanlar.- ”Twitter’ı amacına göre kullanalım kafasında yaşamayanlar. Amacı ne ki hem Twitter’ın yani?- Gerekli gereksiz sürekli küfür etmeyenler. Anaya avrata bacıya gardaşa dokunmadan yazabilenler.- Başkalarına sürekli kendi ideolojilerini empoze etmeye çalışmayanlar. Dünya üzerinde kendisi gibi yaşamayanlar da olabileceğini kabullenebilenler.2014 model “adamın dibisin” kriterleri- ”Bu fotoğrafları yollarım size de” deyip sahiden yollamak.-Sevdiğin kişinin telefonunu o uyurken şarja takmak.- Kankanın sevgilisinin instagramdaki bikinili fotoğrafını layklamamak.- Whatsapp’tan gelen mesaja hemen cevap vermek.- Birini Whatsapp’taki dedikodu grubunun içine dahil edip onurlandırmak.- İş arkadaşının ayağını kaydırmak için az pislik yapmak, az gammazlamak.- Az yalan söylemek, az gıybet yapmak.- Wireless’ına şifre koymamak.-Sevdiceğinin telefonunu az karıştırmak.- Panpanın eski sevgilisinin yeni ilişki durumunu layklamamak.- Arkadaşlarınla orada burada çektirdiğin fotoğrafları haber vermeden internette paylaşmamak. Onlara danışmadan check-in yapmamak.
Malumunuz üzere bir bayram daha geldi çattı a dostlar. Ve ülkemiz insanlık tarihinin en büyük klişelerinden biri olan “nerede o eski bayramlar” cümlesinin dünya tombiği amcalar teyzeler tarafından yinelenmesi için sayılı saatler kaldı. Hele de Ramazan bayramının son yıllarda yaz tatilinin tam göbeğine denk gelmesinden mütevellit çok daha fazla altı çiziliyor eski bayramların. Alem ülkenin bilumum tatil beldelerine akmış durumda ve muhtemelen şeker reklamındaki tatlı dedeler nineler ümitsizce yollarını gözleyecekler çocuklarının, torunlarının... Herkese iyi bayramlar ola diyerekten ben de bana “nerede o eski bayramlar” dedirtenleri dökülüvereyim bir;ESKİDEN“Ama bu ev baklavası” diye ısrar eden akrabaya “yemeyeceğim!” denilmez. Şeker uzatan halaya istemiyorum denmez, kolonya veren teyzeye memnuniyetsiz gözlerle bakılmazdı. Kırılmasın gibi kaygılar vardı.ŞİMDİBırak ikram meselesini ziyaret yok eskisi gibi. Olan ziyaretlerde de “bir an önce bitsin de gidelim” havası hakim. Bayram çoğumuz için sadece tatili ifade ediyor artık. Bayramda Çeşme’de Bodrum’da olmak prestij meselesi halinde. Akraba akraba dolaşan arkadaşları sosyal mecralarda paylaşılan tatil fotoğraflarıyla çatlatmak büyük tatmin durumunda.ESKİDENBüyükler harçlık verirlerdi. Bayram günü tanıdık ya da tanımadık bir küçükle bayramlaştıklarında çam sakızı çoban armağanı idare edecek kadar bir meblağı çocuğun cebine sıkıştırırlardı.ŞİMDİ“Nerde o eski bayramlar” falan diyorlar ama iş harçlık vermeye gelince büyüklerde tık yok, alayının cebine akrep girdi. Kimse kimseye 5 kuruş vermiyor. Tamam cüzdanlarınız eskisi kadar şişkin olmayabilir ama miktarı azaltarak bu geleneği sürdürseniz güzel olur be amcalar teyzeler...ESKİDENBayramlaşma sırayla yapılırdı. Akrabaların en büyüğünden en küçüğüne doğru bir hiyerarşi içinde bayramlaşılırdı. Küçükler el öperdi.ŞİMDİHalaların teyzelerin bol şapırdamalı bayram öpücüklerinden pek haz edilmiyor.ESKİDENBayramlıklar giyilir “şık” kıyafetlerle sokağa çıkılırdı. Bayrama özel kıyafetler uzaydan bile farkedilebilirdi.ŞİMDİBayram günü şık giyinmek ve şık görünmek gibi bir çaba yok. Gençler bayram sabahı çalan kapıyı boxerla açabilirler.ESKİDENUzaktaki dostlara akrabalara telefon edilerek, en kötü mesaj atılarak bayramlar kutlanırdı.ŞİMDİTelefon etmek neredeyse tarihe karıştı. Toplu bayram mesajları da ziyadesiyle yapay bulunuyor ve genellikle okumadan siliniyor.KİMİLERİ İÇİN;Annanneler, babanneler, dedeler vardı bayram günlerinde eskiden. Hatta anneler babalar... Sonra onlar yavaş yavaş göçtü gittiler. Bize onlarla geçirdiğimiz sımsıcak bayram günlerini hatırlamak kaldı. Şimdi bayramda dünyanın en iyi planı yapsak da tatmin etmiyor artık bizi. Hatta bazılarımız için bayramlar; eski hatıraları yad etme, duygusallığın en doruk noktasında çömelip ağlama günleri.Çevremizdeki yalnızları güldürme bayramı olsun o zaman bu bayram. Onları yaşanmışlıklarıyla yalnız bırakmayalım, içimize katalım. O zaman bize de bayram olur belki bu bayram...2010 DOĞUMLULAR HAKKINDA ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMAİşte o beklenen an geldi. Üstün matematik dehamın Ömür Gedik’le yarışabileceğini herkese göstermemin zamanı şimdi. Köşenizden 2000’li yıllarda doğanlara kaç yaşında olduklarını söylemek kolay Ömür hanım! Sıkıysa daha çetrefilli olan 2010 yılında doğanların yaşını hesaplayın! Neyse evet, şimdi sıkı durun 2010’lu bebeler, pandora’nın kutusunu sizler için aralıyorum. Şu anda 4 yaşındasınız. Evet yanlış duymadınız! 4 yaşındasınız, 2020’de 10, 2025’te 15, 2037’de 27, 2068’de 58, 2084’te de 74 yaşında olacaksınız. Ne güzel, ne hoş değil mi. Artık varın gerisini siz hesaplayın. Benden bu kadar.
- En ufak şeyden nem kapıp oteli kapalı cezaevi moduna sokan kıskanç sevgililerle.- Tatilden tek anladığı “biriyle tanışmak, oynaşmak” olan libido sebili arkadaşlarla.- Bütün tatil boyunca gidilen oteli, plajı, restoranı, cafeyi, barı eleştiren Allahın negatifleriyle.- Tatilde olan biten her şeyi dönüşte ulusa sesleniş misali kainata anlatmaya meyilli olan boşboğaz kankalarla.- Alkolü koklar koklamaz sarhoş olup bütün gece sana ızdırap olan dayanıksızlarla.- ”Sen havuza gir istersen ben uyuyacağım” modunda yaşayan aktivite düşmanı uykucu miskinlerle.- Girilen ortamda millete şirin görünmek için sana oynayanlarla, senin üzerinden espriler yapıp ezikleyen mizah fakiri patateslerle.- Her gidilen yerde seni de etiketlediği fotoğrafları habersiz paylaşan başına buyruk şuursuzlarla.- Hesap geldiğinde tuvallette olan, gözünü kaçıran, üçün beşin hesabını yapan ense kökünü çekmeliklerle.Allah’ım sana şükürler olsun- Alişan’la Lerzan Mutlu barışmış. Gözümüze uyku girmiyordu, meraktan ölüyorduk. Neyse ki geçen gün bir magazin şeysi flaş haber olarak verdi de hepimiz rahatladık. Yahu bir de 5 saat Lerzan hanımın yüzünü bilurlayıp dayayıverdiler “Alişan’la barışan ünlü kadın kim?” vtr’sini, çıldırdık tabii bu kim diye heyecandan. Alişan’la Lerzan Mutlu barışmasaydı halimiz nice olurdu bizim. Neyse, uykusuz geçirdiğimiz geceler sona erdi, uyuyabiliriz artık. Allahım sana şükürler olsun.- Müthiş sesiyle senelerdir kulaklarımızın pasını silen (L ile) Sinan Akçıl nihayet bir ses yarışmasında jüri oldu. O muhteşem yorumuyla gönül terini tir tir titreten bir insanın yeni nesil şarkıcıları seçmek gibi bir misyonu da olmalıydı doğrusu. O da sağolsun bu görevden kaçmadı ve yakında kulağımızın pasını silmeye(L ile) devam edecek starları seçmeye talip oldu. Talip olsun, talip olsun ki “Bunuğun nessi gariğiiip” diye nağmeler yapabilecek yetenekler yetişsin.- Oleey be, paparazziler bu yaz da denizden tekneye çıkan deforme olmuş ünlü assolist poposu çekme peşindeler. Bence başarırlar. 7 milyonuncu kez aynı assolistin mabadını göreceğimiz için çok mutluyuz. 1 senedir bu anı bekliyoruz. 7000 yıldır yapılan “Bilmem kim ünlünün kız arkadaşı plajda nefesleri kesti” haberlerinden de mahrum bırakmasalar bari.- Uzmanlarımız sağolsunlar bu sene de ana haber bültenlerine çıkıp bize aşırı sıcaklarda kaç litre su içmemiz gerektiğini, hangi saatler arasında dışarı çıkmamamızın iyi olacağını anlattılar. Her sene değişiyor çünkü bunlar. Misal geçen sene güneş akşam saat 21’de doğuyordu bir saat sonra batıyordu. Geçen sene 300 ton su içmemiz gerekiyordu aşırı sıcaklarda mesela, bu sene değişti. Ayrıca her sene olduğu gibi bu sene de sahte güneş gözlükleri haberi yapıldı. Allahım sana şükürler olsun.