Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

‘Yok abi, bitmiş bu ilişki’ dedirten 8 şey

3 Mayıs 2014

1) Kendine çay kahve yapmakSevdiceğinle evdesin, canın çay kahve içmek istiyor, mutfağa gidiyorsun ve o çayı kahveyi sadece kendine yapıyorsun. Oysa eskiden ona "Bir şey içer misin?" diye bile sormaz, şekerini atar karıştırır önüne koyardın. Şimdi ne oldu da böyle oldu canısı, sen ne ara bu kadar bencil oldun? (Kollarından tutup silkeleyerek)2) Kötü alışkanlıklarına karışmamakEskiden sigarasına laf sokar, gece dışarıya çıktığınızda "Çok içme araba kullanacaksın" falan derdin. Şimdi günde 7 paket sigara içse, evin altına rakı üretim tesisi kursa umurunda değil. Bitirmişsin onu kafanda sen, çok bariz.3) Yanında pis pis şeyler yapmakTamam sevgilinin yanında rahat olmak iyidir güzeldir, kimsenin yanında yapmadığın şeyleri falan yaparsın da eşeğin de malum yerlerine su kaçırmamak lazım. Yanında gaz çıkartmak olsun, geğirmek böğürmek olsun, bunları abartırsan sevgilisi değil Mahmut abisi oluyorsun.4) Olağan şeyleri başa kakmaya başlamakİlişkinin doğasında olan şeylerin zamanla silah haline getirilmesi halidir. Artık büyük özveriler yapılmadığı için mini jestlerin dillendirildiği eşiktir. "Dün senin telefonunu şarja ben taktım" "Üzerine battaniyeyi ben örttüm" gibi cümleler kurulmaya başlandıysa artık demir almak vakti gelmeye başlamıştır.5) Kısa cümlelerle konuşmakOkulda, işte, günlük hayatta olanlar detaylıca konuşulmuyorsa, taraflar uzun cümleler kurmaya tenezzül etmiyorlarsa, örnekse "Ne yapıyorsun?" sorusuna "Hiç" cevabı vermek bir ritüel haline geldiyse, söz konusu çiftimiz için Ajda Pekkan söylüyor; "Kimler geldi hayatımdan kimler geçti"6) Cepte akreple dolaşmakSon zamanlarda Alman usulü hesap ödemek sempatik gelmeye başlamışsa. Sevdiceğinin restoranda bakkalın 3 katı fiyatına içtiği su sana batmaya başladıysa. İkiniz bir fidanın güller açan dalı değilsiniz demektir artık maalesef güzel kardeşim.7) Aşkın Hüseyin abi halini yaşamakİlişkinin başından beri en alevli aşkı yaşayıp, en tutkulu geceleri geçirip bir süre sonra birbiriyle "Şu tuzluğu uzatsana be hacı" "Ne zaman hazır olursun kardo" diye iletişim kuran çiftler için kaçınılmaz son yaklaşmıştır hiç şüphesiz. Artık o senin için bakkal Hüseyin abidir, takıcı Nurşen teyzedir.8) Oha senin burnun neymiş öyle sendromuna kapılmakMühim olan iç güzelliği mottosuyla çıktığın bu yolculukta sevdiceğinin kaşı, gözü, ağzı, burnu ve bilumum uzuvları sana küçük rahatsızlıklar vermeye başlamışsa, inci gibi dişlerin arasındaki bakteri plakları gözünde büyüyorsa "Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde" nağmeleriyle yollara düşme zamanıdır.3 mecra 3 öneriTwitter: @samihazinsesInstagram: ToprakNarVine: Salih Zafer KuntÇok sıkıldık...Rihanna cıbıldaklığındanBu hafta Rihanna ablamız gerek Twitter'dan gerekse Instagram'dan öyle fotoğraflar paylaştı ki bol ünlemli şaşırmalara doyamadık. Hatta bir süre sonra da fena halde bıktık ve "Artık yeter" kıvamına geldik. Yüzyüze gelsek "Açtın ablacım işte anladık yani, neyin peşindesin!" deme potansiyelindeyiz şu an. Hayır zaten ben anlamadım koskoca Rihanna'sın sen, ne gerek vardı ki bu atraksiyona.Mizah yabancısı kafalardanGeçen hafta tayt lobisi başlıklı bir yazı yazmıştım. Dünyada varolan erkekte tayt modasının ülkemizde yaygınlaşmasıyla ilgili tamamıyla goygoy, gülelim diye yazdığım bir Pazar günü yazısıydı. Ve kesinlikle cinsiyetçi bir yazı değildi. Gelgelelim tahammülsüz, mizah yabancısı, somurtmayı yaşam felsefesi haline getirmiş kimi modacı büyüklerimiz demediklerini bırakmadılar bana. Yahu abiler biraz rahatlayın, salıverin kendinizi, ölüp gideceğiz eğlenin biraz, ne bu şiddet bu celal...Ajitasyonlu reklamlardanYahu tamam anladık, süper insanlarız biz. Harika bireyleriz, birbirimizi çok seviyoruz, en kral biziz. Tamam yeter övmeyin bizi artık sıkıldık. Kapı komşusunu tanımayan, ufacık çocuklarını kaybeden, rakip takımın dükkanını yakıp yağmalayan insanlar bizden değil zaten tamam. Kendimizi düzeltmeyelim, böyle reklamlar izleyerek "Vay be biz neymişiz" demeye devam edelim tamam.Sevimsiz futbol yorumcularındanAlttan alttan fanatizm ateşini körükleyip millet birbirine girince olana bitene hayret eden, fair play çağrısı yaparak aklı başında taklidi yapan samimiyetsiz futbol yorumcularından tiksinti geldi artık. Kusura kalmayın ama olup biten bütün musibetlerin en büyük sorumlusu sizlersiniz sayın abiler. 90 dakikalık maçın ıcığını cıcığını çıkarıp sabahlara kadar konuşmanız, birbirinizin en hassas sinirleri üzerinde 5 bin tane sorti yapıp ortamı germeniz, olaylar olunca da Fransızı oynayıp sükunet telkin etmeniz çok baydı bizi artık.

Devamını Oku

Yeni yaşımda uygulamak istediğim 10 önemli karar

26 Nisan 2014

Dün itibariyle yeni bir yaşa girdim. Yok asla kaça girdiğimi söylemem. Ama iyi bir yaş yani, güzel bir yaş. Birçok şeyi görüp görebileceğin tecrübe edebileceğin bir yaş. Asla huyum değildir “Yeni yaşımda şöyle yapacağım, böyle yapacağım” diye kendime sözler vermek ama bu yıl öyle şeyler yaşadım ki bunu yapmak şart oldu. O yüzden ahanda buraya yazıyorum...1) Annemi babamı görmeye daha sık gideceğim. Aileme daha çok zaman ayıracağım. Kadir kıymet bilmezlere ayrılan süre doldu. En kalbi duygularla davranan, samimi sıcacık insanlar onlar, değerlerini daha çok bileceğim...2) Sigarayı bırakacağım diyemiyorum şu an ama kesinlikle azaltacağım. Herkese de tavsiye ederim.3) Beşiktaş’ımın bütün maçlarını stattan izlemeye çalışacağım. Elimden geldiğince üşenmeyeceğim, miskinlik yapmayacağım.4) Görüşmek isteyen, değer veren, arayan soran arkadaşlarıma “İşim var, toplantım var, o var, bu var” diye beyaz yalanlar söylemeyeceğim.5) İmkanlarım dahilinde en az iki ülke görmeye çalışacağım. Fazlası ballı kaymak olur. İlla bir arkadaş bulmaya da çalışmayacağım. Yalnız gezmek en şahanesi. Ama Allah herkese imkan versin tabii, imkan çok önemli...6) Gelip gidip hayatından yakınan negatiflerden uzak duracağım. Sorunum dert dinlemek değil, sonra bir bakıyorum benden daha mutlular bunlar. Olan benim enerjime oluyor.7) İş güçle ilgili bir gelişme olduğunda imzalar atılmadan en yakınımdakine bile söylemeyeceğim. Hem büyüsü bozuluyor, hem de olmayınca “Ne oldu o iş?” falan diye bin kere açıklama yapmak zorunda kalıyorsun.8) Şartlarım ne olursa olsun sevdiceğim dışında başka biriyle asla aynı evde yaşamayacağım. Geçen sene çok sevdiğim bir erkek arkadaşımla aynı evde yaşadım ve dostluğumuz bitti.Güzel kapak oldu bu bana, şahane oldu.9) Asla ve kat’a diyet yapmayacağım. Canımın her istediğini miktarını ayarlamak kaydıyla yiyeceğim. Tabii düzenli spor yapmaya da başlayacağım. Dünyaya bir kere geliyoruz yahu, 1,5 iskender yemediğim hayat, hayat mı!10) Yeni tanıştığım kişilerle hemen can ciğer kuzu sarması olmamaya çalışacağım. Varsın ukala desinler, varsın poposu arşa değiyor desinler, ne derlerse desinler. İyi niyet suistimali kontenjanım doldu. Sözler verildi inandık, anlattığımız derdi sonra başkalarından duyduk falan, gerek yok...Sosyal medyanın bitmeyeni- “Abi bu neyin kafası ya?Ne içiyorsan söyle biz de içelim” demek.- “Ünlü şarkıcı bilmem kimin yeni şarkısı Twitter’ı salladı” bayıklığına devam etmek.- “Gündem buyken sen nelerden bahsediyorsun” diye uyarıp örnek vatandaşı oynamak.- Saat başı birbirini pohpohlayan kimi ünlü tayfasının “Ay canım çok güzel olmuş albümün” ve benzeri cümleleri.- “En duyarlı benim, en duyarlı beeeen!” yarışı yapmak.- 7/24 siyaset yazmak, kendi gibi düşünmeyenlerle en sertinden ideoloji çarpıştırmak.- Eski sevgiliye laf sokmak.- Rakip futbol takımlarıyla ilgili sinkaflı hashtag’ler uydurup, onları trending topic’e sokmak.- Hata yapanlara imla kurallarını hatırlatma.- Her durumda ünlü düşünürlerin ünlü sözlerini yazan biri olmak. Dertleri sevinçleri kişiselleştirmemek.- Selfie’ler, bel popo baldır çekilen Belfie’ler, hatta dünya üzerindeki bütün “fie”ler...- Onlarda öyle-bizde böyle vine’ları çekmek.- Twitter’a “Facebook’ta kedi videoları, Instagram’da yemek fotoğrafları baydı” yazmak.Tayt lobisi iş başında!Yok yok bu sefer belgeleri de kanıtları da her şeyleri de var! Dış mihraklar resmen biz Türk erkekleri üzerine kötü oyunlar oynuyor. Zamanlama da çok manidar zaten! Yaz yaklaşırken Türk erkeklerini dünya kadınlarına tehtid olarak gören “ecnebi feşın dizaynırlar” çirkin bir plan hazırlığı içersindeler. Ey Dolce Gabbana! Ey Armani, ey Dior! Ey Louis Vuitton, ey H&M, ey Zara! Ey Waikiki!! Ne yani siz tayt modasını bizim ülkemize enjekte edip benim masum Cemal abime, bakkal Kenan dayıma o taytınızı giydirebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Sizin benim mazlum minibüscü Sezgin abimin, mahallenin manavı Ahmet amcamın gardrobuyla alıp veremediğiniz ne? Neyin peşindesiniz? Ve ne yazık ki ülkemizden bazı modacılar da dış mihrakların maşası olmuşlar, harıl harıl ülke erkeklerimizin tayt giymesi için provokasyon yapıyor! Ey Atıl Kutoğlu! Ey Cemil İpekçi! Ey Hakan Akkaya! Ey Niyazi Erdoğan! Ey Cengiz Abazoğlu! Ey Salı Pazarı! Ey Terkos Pasajı! Kendinize gelin! Bizi kendi silahımızla, “erkeğin malı meydandadır“ deyimimizle vuramazsınız! Devlet büyüklerimizden de çok rica ediyorum, bunların atölyelerine girin atölyelerine! Ey tayt lobisi! Sonun geldi artık, burası Amsterdam değil! Biz bu oyunu bozarız!Alkışlanacak olaylar da oldu- Kardeş Payı dizisine. Selçuk Aydemir, Ahmet Kural ve Murat Cemcir’e, son yılların en eğlenceli dizisini yaptıkları için.- Serhan Arslan’ın ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu Kendime İyi Bak filmine. Duyguların şelale olduğu, samimi, sıcak bir film.- Şu ortamda böyle cesur bir klip yaptıkları için Murat Boz ve Gülşen’e...- Çuvalla parası olduğu halde metrobüs’le seyahat etme tevazusu gösteren Galatasaray’ın dünyaca ünlü futbolcusu Hamit Altıntop’a.- Bugünkü maçın ardından muhtemelen şampiyonluğunu resmi olarak ilan edecek Fenerbahçe’ye..

Devamını Oku

Arkadaş kaldık çünkü başka arkadaşımız yok

19 Nisan 2014

Çok eskilerden bir tweet'im vardı. "Ayrılık sonrası arkadaş kalabilenlere dair gözlemim şu; başka arkadaşları yok" diye. Evet hâlâ bu cümlemin arkasındayım. Hatta özellikle şu aralar çok daha arkasındayım. Çünkü bizzat yaşıyorum bu durumu. 3 buçuk sene ayrılmalı barışmalı şekilde devam eden ilişkim nihayetlenince kendime "Evet Ömür, at kendini ortamlara artık hayat sokaklarda" demiştim. Koştur koştur her gece başka bir ortama akarım, dünyanın en iyi kalpli insanını ancak böyle unutabilirim demiştim. Ama gelin görün ki durum hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Tamam gezme tozma kısmı düşündüğüm gibi oldu, orada sıkıntı yok, ayrılığın hemen ardından İstanbul'un muhtelif mekanlarında sürttüm, barmenlerle "Her zamankinden" diyecek kadar kaynaştım falan da... Sabah olduğunda hep mutsuz uyandım. Yok yahu öyle bir iki gün falan değil, çok denedim. İçimde hep bir "Çok yanlış yapıyorsun, böyle nereye kadar" sesleri yankılandı durdu günler geceler boyu. Sonra etraflıca bir düşündüm de hiç arkadaşım olmadığına karar verdim. Belki birkaç tane candan arkadaşım olsaydı her şey daha kolay olurdu benim için. Arkadaştan kastım günde, hadi bilemedin iki günde bir arayıp "Nasılsın? Ne yapıyorsun? Neredesin? Görüşelim" diyen arkadaş. Yok yani tamam eski yeni arkadaşlarım, sevdiklerim falan var ama hiçbiriyle böyle bir iletişimim yok.O hikayedeki mal tam olarak işte benimBiraz daha düşündüm ve kendime "Nasıl olsun ki be salak oğlan, sen üç buçuk yıl boyunca o insanları arayıp sordun mu ki?” dedim. Kendime cevabım kocaman bir "HAYIR" oldu. Sizi bilmem ama ben bir ilişkinin içerisindeyken tamamen mala bağlayanlardanım dostlar. Hani şu istenmeyen tipler vardır ya; hah işte o hikayedeki mal tam olarak benim. Dostlarım bunun beraber olduğum insanın bana koyduğu katı kurallardan kaynaklandığını sanıyor ama yok yani öyle değil. Tamamen bir seçim, bir davranış meselesi bu. Gelmiyor içimden eski arkadaşlarımla oturup iki lafın belini kırmak falan hayatımda biri olduğunda. Demem o ki; nasıl bekleyebilirim eski güzel dostlarımdan beni aramalarını sorup soruşturmalarını... Olmaz yani, olmuyor, olmadı da. Ayrılık sonrası gecelere akınca oralardan bir takım arkadaşlar edindim. Sabahlara kadar sohbetler, laylaylomlar yapıyor, ama sabah olunca aynada mutsuz bir surat görüyor, duygusal kramplar falan geçiriyordum. Akşam 10'lara 11'lere kadar kimsecikler arayıp sormuyordu zaten. O saatlerden sonra arayanların da tek dediği "Bu akşam nereye akıyoruz birader?" elinin körüne akıyoruz Allah'ın conconu, “Kıçını kır da evde otur bir gece de” diyemiyorsun, denize düşen yılana sarılır hesabı sarılmışsın önüne gelene.Bir gece iki gece derken baktım bu iş böyle olmuyor.Cumhurbaşkanı adaylarımYılmaz MorgülKendileri "Haliniz varsa gülün, gözyaşlarınız Morgül'ün" gibi tweetleriyle ülkedeki yüksek tansiyonu düşürebilir ve ülke Şirinler Ülkesi kıvamına gelebilir.İlber OrtaylıCumhurbaşkanı olursa cehalete karşı büyük bir savaş açacağına eminiz.Yıldız TilbeGecenin 04'ünde saçının bir tarafını spreyle mora boyarken "Delikanlım" şarkısını söyleyen ve bunu videoya çekip Twitter'da paylaşan Cumhurbaşkanınız olsun istemez misiniz?Müge AnlıŞu durumda bile sayesinde ülkede hiçbir şey kaybolmuyorken Cumhurbaşkanı olduğu zaman nasıl huzura ereceğimizi varın siz düşünün. Kapımızı kitlemeden rahat rahat uyuyabileceğiz mesela. Allah korusun çocuğumuz falan kaybolduğunda, Çankaya'nın kapısını çalabiliriz.Kıvanç TatlıtuğKadınlarımız yakışıklı bir Cumhurbaşkanları olduğu için sevinir, erkekler de Çankaya'da daha az göz önünde olacak olmasından dolayı. Ayda yılda bir haberi çıkar da biz erkekler huzura ereriz en azından.Ajda PekkanBence süper olur. Kendisi değerli bir hazine sonuçta. Ülkenin tüm tarihine tanıklık etti. Hem bak böyle sarı sarı, mis gibi kadın Cumhurbaşkanımız olacak.Karşılıklı beklentiyi sıfıra doğru indirdikBunları tecrübe ettikten sonra anlıyorsun ki sen sadece sevgilinden değil, en iyi arkadaşından da ayrılmışsın. Belki de ayrılığın en çok koyan kısmı bu oluyor. Evet belki sevgili olarak biraz uyumsuz bir çifttik, belki aşktan beklentilerimiz farklıydı ama seni en çok o anlardı.Tüm bunlardan sonra şimdi arkadaş kalmaya çalışıyoruz işte biz. Kahvaltılar yapıyoruz, sinemalara gidiyoruz. "Yok yani asla olmaz" dediğimiz şeyi başarmaya uğraşıyoruz. Aklına öyle geniş geniş takılan bir çift gelmesin. Yeni birilerinden falan bahsetsek birbirimizi bıçaklayabilecek level'dayız hâlâ. Biz sadece birbirimizden beklentilerimizi sıfıra indirdik, kötü hatıralarımızı kapının önüne bıraktık, birbirimize merhem olmaya çalışıyoruz. Belki daha çok üzüleceğiz hikayenin sonunda ama şimdilik ikimiz de mutluyuz. Hem kim bilir, belki de hikayemiz o sonla bitmez.

Devamını Oku

En paranoya aşklar modemle başlar

12 Nisan 2014

Teknolojinin bizi yalnızlaştırdığı şu devirde" diye başlayıp trilyon tane afilli cümle kurup, konuyu sanal mecralardaki flörtleşmeye getirdiğimi farz edersen über şahane bir haraket yapmış olursun şu an sevgili okuyucu. Zira ne zaman sosyal paylaşım sitelerinde olup bitenlerle ilgili bir yazı yazılacak olsa ilk cümle buna benzer bir şey oluyor ve koca bir paragraf evelenip geveleniyor. Hem zaten internet flörtleşmeleri çağımızın karşı konulamaz bir gerçeği. Daha bir iki yıl öncesine kadar internetten manita yaptığını söyleyemeye utananlar artık göğsünü gere gere "yengeni facebook'ta tavladım" gibi "enişteni twitter'dan ayıkladım" gibi cümleler kurabiliyor. Kısa bir süre sonra gerçek hayatta sevgili yapmak için çabalayanlarla dalga geçilebilir kıvama gelinecek gibi hatta durum. "Nasıl yani arkadaş ortamında mı tanıştınız?" "Oha aynı iş yerinde tanışıp mı evlendiniz?" gibi hayret cümleleri kurulması yakındır. BİR ADSL ÜCRETİ İLE FARKLI OLUNUYORYakındır diyorum ama politikacı büyüklerimiz izin verirlerse yakındır tabii. Malum son zamanlarda sosyal medyadan pek hazetmiyorlar. O yüzden siz siz olun hızlı hareket edin. Sevgili bulmak için elinizde bidonla çeşme başlarında avare beklerken kendinizi bulabilirsiniz.İnternet flörtleşmeleri normalleşirken bir sürü de taktik, teknik, yol yordam gelişti tabii. Twitter'da ayrı, Facebook'ta, İnstagram'da, Foursquare'de Whatsapp'ta, Askfm'de, Snapchat'te ayrı ve etkili gidiş yolları bulundu. Artık kur yapılan insan hakkında her türlü bilgiyi çabucak öğrenebilme şansın var. Adını soyadını Google'a yazıyorsun seceresi ortaya çıkıyor. İflah olmaz bir çapkın mı, zengin işadamı avcısı bir kenar mahalle güzeli mi? Haa, kendini kamufle etmeyi başarabilen sosyopatlar yok mu, var. Zekiyi oynayan aklı gidikler, dünyanın en romantik insanını oynayan barzolar ve daha birçok çeşit sadece bir ADSL ücreti mukabilinde istedikleri insan olabiliyor. Attıkları Tweetlerden, Facebook'taki arkadaşlarına, Instagram'daki fotoğraflarından, Foursquare'deki check-in'lerine kadar özenle irdelenen birinin kendini ele vermemesi imkansıza yakın.Kim bu klavyedeki yabancı?- Buradaki en büyük kriterimiz gerçek adını soyadını kullanması. Eğer müstakbel flörtümüz mahlas kullanıyorsa biraz temkinli olmakta fayda var. Yazdığı iğneli şeylerden dolayı adliye saraylarında sürünmek istemiyor olabilir mesela, buna saygı duymak lazım. Ama bunu hiçbir nedene dayandıramıyorsa orada bir tırsmak lazım. Ben şimdi böyle söylüyorum diye bana "Aman Ömür sen de ne pimpiriklisin" diyenler "Böbreğinin tekini bana verir misin?" diye aramasınlar sonra.Profil fotoğrafında neler var?-Â Profil fotoğrafı da çok önemli tabii. Kendi fotoğrafını mı kullanıyor? Yoksa google görsellerden aşina olduğumuz bir avatar mı yapmış? Allahın gücüne gitmesin ama albenisi yok diye kendi fotoğrafını kullanmıyorsa ona büyük saygı duymak gerek. Dürüstçe bir yaklaşım sonuçta. Başkaları gibi minareyi çalıp "Çok güzel olduğum için rahatsız ediyorlar, o yüzden de kendi fotoğrafımı kullanmıyorum" kılıfını hazırlamıyorlar en azından. Bu mahlas ve fotoğraf kriteri tüm sanal mecralar için geçerli bir referans. Ama mahlasın en yaygın kullanıldığı yer Twitter olduğu için orada daha bir itina ile yaklaşmalı bu meseleye.Eski tweetlerine bakmalısınız- Twitter'daki birinin karakteri hakkında fikir sahibi olmak için ilk yapılması gereken şeylerden biri de eski tweetlerine bakmak. Hatta bence en etkilisi bu. Bir sene önceki tweetlerine bakmak o insan hakkında önemli detaylar elde etmemize katkıda bulunacaktır. Hayatına dair bize anlattığı şeylerle o günlerde yazdığı tweetler birbiriyle örtüşüyor mu? Şu an bize Paulo Coelho'dan alıntılar yapan o insan, bundan 3 ay önce "Burma burma bıyıklarım, Tarkan seni ayıklarım" gibi kamyon edebiyatından örneklerle mi yürüyormuş işte bunları öğrenme şansı olacak.Etiketlendiği fotoğraflara dikkat- Arkadaşlarının etiketlediği fotoğraflar çok ama çok önemli. Bu çoğunluk tarafından bilinen altın bir kuraldır ama hatırlatmakta fayda var. O her gün özenile bezenile çektirdiği ve on bin filtre kullanılarak cavcavlandırdığı fotoğraflarla nereye kadar kandırılacağız değil mi? Senin o dudakların hep mi büzülü? O kaşların hep mi şekilli? O burnunun kemiği hiç mi görünmez? Ama buna uyuz olan bir arkadaşı varsa o zaman yaşadın işte. Nerede patates çıktığı fotoğraf varsa alayını etiketlemiştir. Kahramanımız duruma müdahale edip o fotoğrafları sildirmeden yetişmen, görmen lazım, saniyeler bile çok önemli.Nerelere gittiğini yazıyor mu?- Foursquare geçmişine de bir bakmalı. Nerelere gidiyor nerelerde yemek yiyor, nerelerde eğleniyor falan uyum açısından önemli şeyler bunlar. Sana caz sevgisiyle yanıp tutuştuğunu söyleyen kişi türkü bar aşığı olabilir mesela, ya da evde oturmayı severim diyen adamın ülkenin açık olan son mekanını da kapatıp eve öyle döndüğünü görebilirsin belki.De ve da’yı ayırması da önemli-Dilbilgisi kuralları da çok önemli. Noktalama işaretlerinin doğru kullanımına özen gösteriyor mu? Dahi anlamındaki da'ları de'leri ayrı yazıyor mu? Yanlız değil yalnız, yalnış değil yanlış, şarz değil sarj? Soru sorarken mı'ları mi'leri ayırıyor mu? Bunlar o insanın özenli ve düzenli biri olup olmadığı hakkında tarafımıza ipuçları veren önemli şeyler. Hele o dahi anlamındaki de’leri da’ları doğru ayıran birini bulursanız hiç kaçırmayın. Bugün böyle ayırabilen insan hiç şüphesiz şu hayatta ne yaptığını bilen insandır, akıllı mantıklı, ne istediği konusunda soru işaretleri olmayan insandır.İlgi alanlarını sakın unutmayın- Facebook'ta kedi videosu paylaşıyor mu mesela hâlâ? Recep İvedik mizahına mı gülüyor? Mizah uyumu da çok önemli mesele. Sen Cem Yılmaz'a gülüyorken, o Yavuz Seçkin'e çığlıklı kahkahalar atıyorsa ağır sıkıntı var. Ben sana direk blokla derim hatta, ama yine de sen bilirsin, gönül bu sonuçta. Dinlediğiniz müzikler de önemli, misal siz Andrea Bocelli delisiyken o arabesk rap manyağı olabilir ve beraber olmanız halinde atlatamayacağınız kadar büyük travmalar yaşayabilirsiniz. Dikkat etmek gerek.Geçmiş selfie’leri büyük bir ipucu- El ayak konusunda seçici biriyseniz Instagram'daki el ayak selfie'lerine bakmak lazım adayınızın. Malum birkaç yazdır çok moda. Benim için eller ayaklar çok önemlidir mesela. Bir fokuslamak, karıştırmak lazım orayı da. Kaslı erkeklerde de adayınızın geçen yazki plaj fotoğraflarına mutlak bakmalısınız.3 mecra 3 öneriTwitter: @GurlemediInstagram: GokhanAbiVine: Alphacat

Devamını Oku

Ah ah, nerede o eski geyikler

5 Nisan 2014

Evet biliyorum çok klişe ama zaman ne kadar da çabuk geçiyor öyle değil mi sayın okuyucu? Nisan ayının ilk haftasını bile yedik yahu. Daha dün Noel baba kültürümüzde var mı yok mu, hindi kesmek bize yakışır mı diye tartışıyorduk oysa. Saati bir saat ileri bile aldık. Ülkenin yoğun siyasi gündeminden mütevellit zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir dönemdeyiz tabii. Seçimlerdi oydu buydu derken hepimiz geyik yapmayı özledik. "Siyaset siyaset siyaset" derken resmen içimiz şişti. En apolitik olan insan bile politize oldu, Twitter'da yorumlar yaptı. Ama valla artık yorulduk be, biraz nefes almak gerek. Örnekse şunlardan hiç konuşamadık...Kıvanç Tatlıtuğ severliğiAdamdaki şanssızlığa bak ya. Sen git o kadar vücut çalış, kas yap, taa Rusya’lara git emek ver, dizi çek, sonra sen değil de politikacılar, belediye başkan adayları konuşulsun her yerde. Ülkenin en fanatik Kıvanç Tatlıtuğ hayranları bile politikaya verdiler kendilerini ve çocuğun en yakışıklı haliyle arz-ı endam ettiği zamanda ilgilenmediler doğru düzgün. Gündem böyle değilken televizyonda Kıvanç Tatlıtuğ’un dizisi olacak ve sanal mecralarda başka bir şey konuşulacaktı öyle mi? İmkanı yok. Neyse biz erkekler olarak sevindik tabii bu duruma.Eurovision goygoyuEn şahane geyik konusuydu. Hele şu ara ilaç gibi olurdu varlığı. O mu katılacak bu mu katılacak, o katılacaksa hangi şarkıyla katılacak, Tarkan katılır mı? Hande Yener çok mu katılmak istiyor? Eski sanatçılar Eurovision’a katılacak şarkıcımızı nasıl yerden yere vuracak?Tercih edilmeyen şarkıcı Eurovision yarışmasını nasıl aşağılayacak falan derken bir sürü haberler şakalar dönerdi ülkede. Hele Eurovision geceleri o Twitter nasıl eğlenceli bir yer olurdu, gül gül ölürdük. Katılmamamız bir kenara, katılsaydık bile yoğun gündemden dolayı heba olup gidecekti muhtemelen güzelim goygoy.Survivor hastalığıŞu dönemde kaybolup giden alışkanlıklarımızdan biri daha. Yoğun meseleli ülke gündeminde hiç konuşulmaz oldu. Şu an o adada kimler var, kimler birbirini darlıyor, en çok kim kavga çıkarıyor, kimler kimlere uyuz, ünlüler kimler, gerçekten ünlüler mi, gönüllülerin en güzel kızı, en uyuz erkeği kim, aşk meşk var mı? Birbirinin ağzını yüzünü kıran biri oldu mu? En ağlak, en kıskanç, en çekilmez, en beceriksiz, en çirkef, en akıllı kim? Acun’un tişörtleri ne durumda? Hiçbirinin cevabını doğru düzgün bilmiyoruz bu soruların. Ama eskiden olsa ohooo isim isim sayardık oradaki herkesi. Bu seneki yarışmacılar şanssızmış o yüzden valla, kaybolup gittiler gündemde.Sibel Can diyetiKaç kilo şu anda mesela Sibel Can? Kaç kilo verdi son 3-5 aydır? Yaz geldi çattı, ne yiyor ne içiyor bu kadın? Hiçbirini bilmiyoruz şu an. Oysa tam da bunları konuştuğumuz günlerdi eskiden bu mevsim. Sibel Can çoktan bir magazin programına evinin kapılarını açmış, salonundan balkonuna salına salına yürürken dondurma kaç puan, brokoli kaç puan onları anlatıyordu bize gerine gerine.Popçu kavgasıEskiden ne güzel popçular kavga ederlerdi. Demet Hande’ye, Hande Demet’e, Demet Bengü’ye, Bengü Hadise’ye, Hadise Hande’ye, sonra hepsi Ajda’ya falan giydirip dururlardı. Şimdi hepsi kanki oldular. Birbirlerini yere göğe sığdıramamalar, düet yapmalar, aynı reklam filminde oynamalar falan. Hiç heyecan kalmadı. Hayır ne yani bu popçu dayanışması böyle. Şimdi tam da yaz şarkılarının çıkacağı zaman. En güzel kavga bu dönemde olurdu. Hadi valla ya okuyorsanız birbirinize laf sokun, suratınızı falan cırmalayın da heyecan olsun biraz, çok sıkıldık böyle.Futbol manyaklığıEskiden şu zamanlarda kadını erkeği sabahları getirirdik futbol muhabbetiyle. Sezonun bitimine haftalar kala içimiz dışımız maçlar olurdu. Bu sene ne doğru düzgün bir heyecan kaldı, ne de merak. Misal bugün Galatasaray Fenerbahçe derbisi var ama hiç de öyle geçen derbilerdeki kadar tantana yok. Şu derbi başka zaman olsaydı 1 ay önceden konuşulmaya başlanır, sanal mecralarda bin tane tag açılır, gazetesi televizyonu dünya derbisi diye bangır bangır bağırırdı. Bakıyorum ortamı geren kendini bilmez bir yönetici bile yok. Ne güzel olmadığı o ayrı konu ama sahiden de unutuldu yahu bu sene futbol.Ciddi düşünenlere laubali öneriler- Neden ciddi düşündüğünüzü bir daha ciddi ciddi düşünün. Yani ne bileyim belki de sırf ciddi düşünmek olsun diye ciddi düşünüyorsunuzdur. Her ilişkinizde ciddi düşünmek zorunda değilsiniz ayrıca.- Onunla aynı ortamı paylaşmadan asla ciddi düşünmeyin. Sifonu çekmeyi unutması nedeniyle gördüğünüz manzara, ya da parmakla yaptığı ağır bir burun ameliyatı bütün libidonuzu öldürebilir.- Eğer ciddiyetin devamında ezilen üzülen örselenen taraf olmak istemiyorsan her işe ben koşayım, her hıyar gördüğümde tuzluk alıp koşayım cengaverliği yapma. Başta elde etmek için aşırı doz köle Isaura’ya bağlarsan gerisi de gelir. Çek kendini biraz, çok şımartma şunu.- Annesiyle babasıyla kardeşiyle falan neyse de dıdısının dıdısıyla fazla enseye şaplak olma. Huzur kaçıran, gereksiz tipler olur mutlaka o akrabaları içinde, belanı arama. Sevdiceğin mutlu olacak diye, o maydonozları bulmaya çalışma.- Çok para harcamak çok ciddi düşünmek anlamına gelmiyor. Düğünün en iyisi, yüzüğün, gelinliğin, damatlığın en iyisi olsun, o bu falan derken sermayeyi kediye yükleyip ciddi düşünen komik fakir olma. Kıçın açıktayken mutlu olmak zor nihayetinde.Yeni kötü alışkanlıklarımız- Sinemada filmi yanındakiyle konuşa konuşa, tartışa tartışa izleme şapşallığı.- Toplu taşımada hunharca burnu foşlatma, kontrolsüzce hapşurma kendini bilmezliği.- Herkesin midesine nasip olmayacak yemeklerin resimlerini instagramda paylaşma aymazlığı.- Gerek sanal mecralarda, gerekse gazetelerde televizyonlarda fikrini beğenmediğimiz kişileri linç etme ve ettirme denyoluğu.- Burun deliğinin içine kadar gördüğümüz kıllı böğürlü koca adamların devasa gıdılarıyla dolu selfie iticiliği.3 mecra 3 öneriTwitter: @HoanesInstagram: hayalciVine: Geyikfellas

Devamını Oku

Bizimkisi bir Twitter hikayesi

22 Mart 2014

Bundan 4-5 sene önceydi. Ben bir ilaç firmasında mümessillik yapıyordum. Sabahları erkenden uyanıp traşımı oluyor, sonra gıcır takım elbiselerimi giyiyor ve hastanelerin yolunu tutuyordum. Bütün insanların en son gitmek istedikleri yere sabahın köründe gidip sinirli, stresli, meşgul doktorlara çok kısıtlı bir süre içinde firmamın ilaçlarını anlatmaya çalışıyordum. O sıralar dünyanın en mutsuz insanıydım. Bonus olarak da bitmek üzere olan bir evliliğim vardı. Freni boşalmış bayır aşağıya hızla giden bir kamyon gibiydi evliliğimin durumu. Tam da o günlerde Twitter yeni yeni duyuluyor, insanlar Twitter'ın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Gün geldi ben de aynı sebeple Twitter'a girdim. Oldukça eğlenceli bir yere benziyordu. Çok az kişiydik orada. Yavaş yavaş sarmaya, bağlamaya başlamıştı beni kendine. Şu günlerde kendini sosyal medya gurusu sanan, kendini internet gençliğinin kanaat önderi yerine koyan birçok kıytırık herif “Ne yaa bu Twitter, ne saçma mecra" diye programlarında dalga geçiyordu. Hatta kimileri konuklarının yazdığı tweetleri okuyup, orada olanları ti'ye alıp soytarılık yapıyordu ekranda. Kötü giden o evliliği yaşadığım sıralarda Twitter'la bayağı içli dışlı olmuştum. Yazdığım şeyler retweetlendikçe ve açık açık pohpohlandıkça kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Bir tarafta eşim "Allah belanı versin" temalı konuşmalar yaparken, öbür tarafta takipçilerim "Sen çok yaşa inşallah" temalı övgülerde bulunuyorlar ve beni hayata bağlıyorlardı. Takipçi sayım hızla artıyor, yazdığım tweetler gazetelerde, televizyon programlarında yayınlanıyordu. Ama hâlâ az kişiydik Twitter'da. Hatta o zamanlar "Sakın kimse Twitter diye bir yer olduğunu yakınlarına anlatmasın, burası böyle nezih kalsın" diye çok konuşurduk Twitter'da. Şimdi düşünüyorum da en güzel zamanlarıymış o zamanlar Twitter'ın. Değerini bilememişiz. Adeta "Biz eskiden Twitter'a kravatla girerdik" naifliğinde günlermiş.Önemli fırsatların başlangıcı olduDoğru düzgün siyaset konuşulmamakla beraber herkes birbirinin siyasi görüşüne saygı duyar, kimse kimseye bugünlerde olduğu gibi ağır küfürler etmezdi o şahane dönemde. Genç kızlarımız eski sevgililerine laf sokarlar, moda muhabbeti yaparlar, erkekler tuttukları takımlarla ilgili şeyler yazarlar, ünlüler ünlülere laf sokarlar, ergenler tweetleriyle Justin Bieber'a taparlardı. Twitter kullanan ünlülerin sayısındaki artışla beraber insanlar oluk oluk Twitter'a gelmeye başladı. Gazetelerde çıkan "Gülben Ergen Twitter'da öyle bir laf etti ki!" ya da "Demet Akalın hangi popçuyu tweetleriyle dövdü" gibi haberler ülke insanının merakını kaşıdı ve onları Twitter kullanmaya sevk etti. Twitter'ın Türkiye'deki yükselişi başlamıştı artık.Twitter yükselişe geçerken, fırsatlarını da sunmaya başlamıştı bana. Önce Levent Kazak'tan gelen teklifle "Heberler" programında metin yazarlığı, ardından Okan Bayülgen'den editörlük teklifi aldım ve ilaç şirketini bıraktım. Sonra Cengiz Semercioğlu ile beraber çok iyi bir radyoda programı yaptım. Kısa bir süre İzzet Çapa'yla çalıştım. Akabinde eğitimini aldığım fakat yapamadığım oyunculuğu Twitter arkadaşım üstad Gani Müjde'nin verdiği imkan sayesinde Harem dizisinde yaptım. Ve halen daha Vatan gazetesi'nde ve Men's Health dergisinde yazıyorum. Sadece bana imkanlar sunmadı tabii Twitter, birçok arkadaşım kitap çıkardı, geleneksel medyada yazar oldu. Şirketlerin sosyal medya departmanlarında istihdam edildi. Birçoğu digital reklam ajanslarında çalışmaya başladı, sosyal medya uzmanlığı diye bir iş edindi.Evlilik mi, o çoktan bitti. Hatta onun üzerine yine Twitter sayesinde hayatımın en özel ve en güzel aşkını yaşadım. Bilen biliyor, dünyanın en iyi kalpli insanıyla 3 yılı aşkın bir süre beraber oldum.Sanal linçe maruz kalanlar oldu...Derken yurdumun güzide siyasetçileri de gelmeye başladılar Twitter'a. Orada sayı olarak küçük olsa bile nitelik olarak çevresini etkileyebilecek potansiyele sahip mühim karakterlerin var olduğunun farkına vardılar. Mecliste meydanlarda konuştukları şeylerin bire bir aynısını hesaplarından yazmaya başladılar. Hem Twitter'ı baş belası olarak görüp, hem de nimetlerinden yaralanmaya çalışanlar sayesinde tezatlığın kitabı yazıldı adeta. Yavaş yavaş ideolojiler çarpışmaya başlamıştı kullanıcılar arasında, bunda sıkıntı yoktu, gayet normaldi. Fakat insanların Twitter'daki iletişimleri daha saygısızca bir hal almaya başlamıştı. Ama yine de sınırlar korunuyordu. Terbiyesizlik yapana verilen en büyük ceza onu bloklamaktı. Gel gelelim geçen yaz vuku bulan Gezi Parkı olaylarından sonra Twitter'da kantarın topuzu fazlasıyla kaçıverdi. Siyasi partilerin fanatik mensuplarını Twitter'a girmeye teşvik etmeleriyle beraber, inanılmaz şeyler olmaya başladı. Hepimiz kardeşiz yazsan "hadi lan oradan ben senin kardeşin değilim" diyen tipler türemeye başladı. Her gün birçok kişi görüşlerinden ötürü sanal linçe maruz kalıyordu. Ana avrat küfür etmek normalleşmişti. Politikacıların tansiyonu her geçen gün artırmasıyla beraber sanal mecralardaki insanlar çıldırıp birbirlerine akla hayale gelmeyecek derecede terbiyesizce şeyler söylüyorlardı. Oyun alanımızı elimizden almayınOyun alanımız adeta miting alanına dönüşmüştü. Sanki topumuzu kesmişler, futbol sahamıza gökdelenler dikmişlerdi büyük abiler. Eğlencemiz bitmişti. Bu durum yetmezmiş gibi yerel seçimler öncesinde başka bir kutuplaşma oldu. Twitter çok enteresan bir yere dönüştü. Ve gün geldi hayat hikayemin en önemli mihenk taşına koca koca abiler yüzünden veda etmek zorunda kaldım. İçerisinde tekerlekli sandalyeye mahkum olan Burak'ı, lösemi hastası Ece'si, kimsesi olmayan Ahmet amcası, sosyal medya sayesinde evine ekmek götüren ajanscısı, reklamcısı, PR'cısının da olduğu, yaklaşık 15 milyon kullanıcılı bir mecraya erişim engellendi. Aslında sadece kağıt üzerinde engellendi de denilebilir Twitter. Çünkü teknolojinin geldiği bu noktada erişimi engellenen sitelere çeşitli yollarla rahatlıkla girilebilmek mümkün. Ama bu yollarla Twitter'a girmek kanayan yaramıza pansuman olamıyor maalesef. Elin oğlu uzaydan canlı yayın yaparken, elin oğlu uçan arabayı iki kapılı mı dört kapılımı yapsak diye tartışırken bizim uğraştığımız şeylere bakınca "Yazık bize ya, vallaha yazık" demekten alıkoyamıyor insan kendini. Neyse ki ben bu satırları yazarken Twitter’ın açılması için görüşmelere başlanmıştı. Temenni ederim ki bir daha böyle bir durumla karşı karşıya kalmayız. Zira bu kıyafet üzerimizde hiç şık durmadı..

Devamını Oku

Düşük bütçeli kafa dağıtma yöntemleri

15 Mart 2014

Memleket meseleleri herkes gibi sizi de derinden üzüyor ve etkiliyor mu? Sanal mecralardaki bitmek tükenmez siyasi tartışmalar sizi de yordu mu? Ya da ne bileyim sevgilinizden mi ayrıldınız? Ailenizle kavga mı ettiniz? Bu yoğun düşüncelerden biraz olsun uzaklaşmak ve kafanızı dinlendirmek mi istiyorsunuz? Peki ekonomik olarak "Şöyle bir dünya turuna çıkayım da rahatlayayım" godamanlığında ya da "planörlük kursuna gideyim de kuş gibi uçayım" ferahlığında değil misiniz? İşte hizmet ayağınıza geldi. Şimdi lütfen televizyonunuzu kapatın, radyonuzun sesini kısın, cep telefonunuzu atın ya da sessize alın ve dediklerimi yapın...Mesafe tanımayan uzun yürüyüşlerEn masrafsız kafa dağıtma yöntemi. Hele hava güzelse tadından yenmez. Yağmur falan varsa da olsun, macera olur, hem erimezsiniz sonuçta. Yaz da yaklaşıyor zaten, baldırı göbeği forma sokar cillop gibi olursunuz. Beraber yürüyecek arkadaşınız da olursa ballı kaymak tabii. Onun bunun dedikodusunu yaparken fark etmeden Yemen'e kadar yürüyebilirsiniz. Kimse olmazsa sizinle beraber yürüyecek de üşenmeyin, siz yine vurun kendinizi yollara. Ben öyle yapıyorum, Caddebostan'dan bir başlıyorum ver elini Küçükyalı, ver elini Maltepe, kafam pırıl pırıl.Küçük miktarlarda bahis oyunlarıÜlkemizde yasal mecralarda oynananları kastediyorum yanlış anlaşılmasın. Öyle evinizi barkınızı ciğerinizi böbreğinizi satın, oynayın demiyorum. İki üç liralık kuponlar yapın. Kendinizi sıkıntıya sokacak miktarları asla oynamayın. Bunu sadece kafanızı dağıtmak için yapacaksınız, büyük paralar kazanmak için değil. Ha o da olsa şahane olur, o ayrı ama bizim meselemiz o değil, adrenalin. Yardıma ihtiyacınız varsa bu işi yemiş yutmuş yorumcular var. Buradaki esas olay internetten maç sonuçlarını an be an takip etmek. Oynadığınız kupon tutacak mı tutmayacak mı derken hoop bir bakmışsınız akşam olmuş, kafa mis.Ev işleriŞimdi bazılarınız "Yok artık anasının gözü, olsa olsa yorgunluk ve stres yapar o" diyebilirsiniz ama ben de dahil olmak üzere tanıdığım birçok arkadaşım ev işleri yaparak kafasını dağıtıyor. Hatta benim özellikle bulaşık biriktiren, evinde bulaşık makinası olduğu halde kullanmayıp bulaşıklarını elinde yıkayan, sıkılıp donunu ütüleyen arkadaşlarım bile var. Yok olmaz öyle şey diyenlere de yemek yapmayı öneriyorum. Günümüzde yükselen bir trend zaten bu. Ülkenin dört başı mağmur beyaz yakalıları bile alengirli restoranları bırakıp kendi yemeklerini kendileri yapmaya başladılar. Sadece yemek üzerine yeni TV kanalları açılmaya başladı. Demek istediğim odur ki a dostlar ev işleriyle geçireceğiniz vakitle hem yardımcıya vereceğiniz para cebinizde kalacak, hem de kafanız şıkır şıkır olacak.Uçak bileti bakıp almamakKafa dağıtmak için en sık yaptığım şeylerden biri. Bunu sabahtan akşama kadar bıkmadan usanmadan yapabiliyorum. Ayrıca da kendini çok özgür ve zengin hissediyorsun bunu yaparken. Uçak bileti derken öyle güzide yurdumun güzide şehirlerini kastetmiyorum tabii. Mümkünse çok istediğin ama öyle ha deyince gidemediğin yerler olmalı. Kaç kere rezervasyonuma ramak kala bırakmışımdır ben mesela Brezilya uçağını, ya da ne bileyim New York uçağını. Bir de kiralık ev ilanlarına bakmak var daralınca, o da güzel. En oturmak istediğin semtin, en oturmak istediğin yerinde. Tutamasan da rahatlatıyor, mutlu ediyor.Balık tutmakEvet klişelerden biridir bu ama gerek düşük bütçesi, gerekse ruhu ferahlatmasıyla dört dörtlük bir sıkıntılardan kaçış yöntemidir balık tutmak. Üç tarafı denizlerle çevrili, içinde en şahanesinden derelerin göllerin olduğu ülkemizde kafa dağıtmak için nefis bir yoldur. Şimdiye kadar hiç yapmamış olabilirsin, 30 yaşına kadar ben de yapmamıştım. Sıkıntılı bir dönemimde deneyeyim dedim ve çok sevdim. Al oltanı, git en yakınındaki su birikintisine ne demek istediğimi anlayacaksın.3 mecra 3 öneriTwitter: @mesutbahtiyarInstagram: merichakanVine: Zach King

Devamını Oku

Uzun ilişkilerde ayrılabilme sanatı

8 Mart 2014

Son sevgilimle 3 yılı geçen ilişkimizde kaç kere ayrıldığımı sayamadım. Ben diyeyim 100 bin, sen de 150 bin. Milyon kere bu son dedik, hayatta başarılar diledik, aramayalım sormayalım artık birbirimizi dedik. Gel gelelim ayrılıklarımızın en uzunu 4 ay sürdü. O da sanırım yaz aylarına denk geldiği için o kadar sürdü. Yaz aylarında travmayı atlatmak daha kolay oluyor hiç şüphesiz. Velhasıl kelam uzun soluklu ilişkilerde ayrılık süreci büyük sabır ve dayanıklılık gerektirmekte. Aslında sadece ilişkinin gidişatından memnun olmadığı için ayrılmak istiyor iki taraf da. Dolayısıyla koptuğunuzda kötü anılarınızı bile özleyebiliyorsun. Ona döndüğünde her şeyin düzeleceğine, bu kez yürütmeyi başaracağınıza inandırıyorsun kendini. Sonra olmuyor bir daha deniyorsun, olmuyor bir daha deniyorsun derken zaman akıp gidiyor. Ama oldu ya kafayı kırdın, bu kez başarmak istiyorsun, o zaman şunları mutlaka yapmalısın bence...Eski arkadaşlardan kaçBir kere yalnız kaldın mı 5-0 mağlup başlıyorsun olaya. Dolayısıyla yalnız kalmamak gerek. Eski arkadaşlarına koşma ama, yeni arkadaşlar edinmeye çalış. Çünkü eski arkadaşların sürekli baltalayacaklar bu süreci. Motivasyon falan bırakmayacaklar sende. Hatta telefonla bile söyleme onlara ayrıldığınızı. Hiçbir şey bilmesinler. Ne zamanki ilk travmayı atlattın ve mesafe katediyorsun o zaman söylersin. İçin kan ağlasa bile "iflah olmaz bir çılgın" gibi davranabilme lüksün olacak.Takibi bırakTamam uzun ilişki, tamam alışkanlıklar, saygı şu bu ama öyle İsviçre medenisi olmaya çalışmaya gerek yok. Niye yıpratıyorsun ki kendini. Yapıştır bloğu Twitter'da, Facebook'ta, Instagram'da gitsin. Ayıp mayıp olmaz valla, söyle ona o da aynı şeyi yapsın. Telefonunu eline her aldığında onun profilini görmek hem unutma süreni uzatacak, hem de seni daha çok üzecek.Yaz başı ayrılBu işlerin tabii ki planı programı olmaz ama uzun ilişkilerdeki ayrılıklarda zamanlama çok önemli. Çünkü uzun ilişkilerde genellikle iki tarafta "Yeter artık! hayatımı değiştiricem!" nidalarıyla ayrılıyorlar ve bunu sağlayacak yüksek voltlu bir enerjiye ihtiyaç duyuyorlar. Yaz aşkı demiyorum ama bak, o işlere girme, tam tersi bir etki yapabilir o. Enerji meselesi sende bitiyor ve o enerjiyi de en güzel yaz aylarında ediniyor insan.Günlük şeyler yaşamaNicelerini gördük, ilişki bitince "fena dağıtacağım şimdi!" diye kendini mekanlardan mekanlara vurup "ben aşığım ona" diye eski sevgilisine koşan. Çünkü yaşanan her saçma beraberlik ayrıldığın sevgilinin ne kadar özel olduğu hissi yaratıyor. İlişkinin sıkıntılı zamanlarında gıpta ettiğin o gece hayatının aslında ne kadar sahte olduğuna tanık oluyorsun. Bu nedenledir ki yeni arkadaşlarınla vakit geçirmeye çalış. Onlarla aktiviteler yap.3 mecra 3 öneriTwitter: @ZodyakliInstagram: audiosoupVine: Can Tosun

Devamını Oku