- "Yediğini içtiğini paylaşmazsa ölecek" hastaları. Önlerine yemek konduğunda ellerine çataldan kaşıktan önce cep telefonlarını alırlar bunlar. Altına da "Bu yenmez mi" yazıp iyice sinir bozarlar. Ne hikmetse hep de porçini mantarlı risottolarının, dallas steak'lerini fotoğraflarını çekerler. Yahu hiç kır pidesi ya da ne bileyim tavuk döner falan yemiyor musunuz kardeşim siz?- Fotoğraflarını üç milyon hashtag yazarak paylaşanlar. Bunlar tam dayaklık arkadaşlarımızdır. Elma fotoğrafı bile paylaşsalar altına #apple #fun #fruit hashtaglerini yazarak başlayabilir ve #robinhood'a kadar devam edebilirler. Neymiş efendim Etopyalı bir instagramsever bile bunların çektiği fotoğrafı görsünmüş. Yeni takipçiler gelsinmiş. Ayarlarıyla oynaya oynaya bozacaksınız abicim gül gibi siteyi.- Her Allah'ın günü giydiği elbisenin, yaptığı makyajın fotoğrafını çekip paylaşan ilgi delileri. Aynanın karşısına geçip çekerler bunlar o fotoğrafı ve genellikle de "Bugün de böyle" diye not eklerler paylaşırlarken. Maksimum 10 dakika içinde kız arkadaşlarından "Ayy canım çok tatlı olmuşsuaaaan" yorumu, erkeklerden de "ve Tanrı kadını yarattı" yorumu gelmezse canlarına kıyabilirler bunlar. Aman eksik etmeyin yorumlarınızı bunlardan.- Ayak fotoğrafçısı. Özellikle yaz aylarında gün aşırı şezlong üzeri ayak fotoğraflarını çekip paylaşırlar. Hangi parmakları eğri, hangi parmakları büğrü biliriz biz bunların. Yahu kardeşim ayak fotoğrafını çek bir şey demiyoruz ama hobi olarak çek. Yemek yiyoruz burada.- Beğeni sayısıyla yaşayanlar. Vallahi bunları yataklı tedavi paklar. O like butonuna tıklattırmak için her türlü şey beklenir bunlardan. Anladık evinde amuda kalkınca Boğaz'ı görüyorsun, cipin de güzel, takıların da çok minnoş, her gün her gün aynı şeyleri 30 değişik açıdan çekmenin ne anlamı var?- 7/24 kedisinin köpeğinin fotoğrafını paylaşanlar. Yahu tamam seviyoruz hayvanları da tamam yeter artık be. Valla bazılarının sadece instagram'da fotoğrafını paylaşmak için kedi köpek beslediğine inanıyorum ben. Zavallı hayvan şekilden şekile giriyor iki gıdım mama yiyecek diye. Tamam çok şirinmiş kedin köpeğin canım kardeşim, anla ama ayıp olmasın diye like'lıyor eşin dostun, bir kendine gel artık.- Hayat boyu dudakları büzüşeciler. Ağzında pipet olan ördekler de diyebiliriz bunlara. Kısa yoldan nasıl seksi olabilirim arayışındaki kadın kullanıcıların başvurduğu bir yöntemdir. Ve malesef kalbi atsın yeterci erkekler rağbet gösterdikleri için de kadınlar arasında bu akım daha uzun yıllar devam edecek gibi. Bir el belde, bel kırılmış, gözler de güneş gözlüğü, ve dudaklar büzülü. Bak yazarken soğudum yine, görsem nasıl fena olurum kimbilir. Hele dudak büzmeli fotoğraf paylaşan erkekleri hiç anlatmayayım. Sinan Akçıl var mesela, ocaklardan ırak. Tamam sustum.Sayın Emrah, siz değil miydiniz?- "Çekip gitti sevilenler, gariplerdi yenilenler, dünya sizin sevmeyenler, acıların çocuğuyum, ben acılar çocuğuyum" diyerek terkedenlerin ardından bir çocuğun sevgisizliğe isyanını bağıran.- "Yaşadım çocukken hasretlerini, annemle doldurdum özlemlerimi, hep ona söyledim hayallerimi, dönülmez gibisin böyle mi baba" diyerek bir çocuğun babasına duyduğu o büyük özlemi anlatan.- "Bizim çocuklarımız onlar, bizim evlatlarımız, sevgiye şefkate ihtiyaçları var, sevin onları, sarın onları" diyerek bizlere sevgi kelebeği olma çağrısı yapan.- "Boynu bükükler, anasız babasız garip yetimler, kader kurbanları, boynu bükükler" diyerek anasız babasız çocukların kadersizliğinin altını çizen.- "Sevecekse insan candan sevmeli" diyerek sevginin samimiyetini sorgulayan.- Sonuç olarak diyeceğim şu ki; yıllarca şarkılarla bize orantısız merhamet kullanan, vicdan muhasebesi yaptıran sayın Emrah, oğlunuz televizyonlara çıkıp saçmalamış olabilir, hatta sizden tuhaf istekleri, garip beklentileri de olmuş olabilir, ama neticesinde gencecik bir çocuk, bu aşırı doz sahiplenmeme neden?
@ceriLevis cerilevis@gmail.com7/24 aşk acısı çekenler, klavyeleriyle kollarını jiletleyenler. Mandaldan, ayakkabı çekeceğinden bile aşklı meşkli özlü söz türetir bunlar. "Aşk bir tirbüşon gibidir, eğer döndürmezsen hayatın mantar olur" gibi akıllara zarar tasvirler yaparlar. Hele geceleri... Sanırsın Boğaz Köprüsü’nün korkuluklarından atıyor o tweetleri.- "Komik mi şimdi bu!"cular, "laf söyledi bal kabağı" cılar, "olmadı bence sil bu tweeti"ciler, "bunu daha önce yazmıştın" cılar ve buna benzer sanal memnuniyetsizler. Bu arkadaşlar takip ettikleri kişilere maaş yatırırmışcasına tweetlere not verir, acılı yorum yapar ve hesap sorarlar. Bunlara verilecek en iyi cevap "Bu ay ki maaşımı yatır öyle konuşalım" dır. Ya da bloklayın gitsin.- Her gece her gece bir etkinlikten check-in yapan manyaklar. "Bombastik bar şahane olmuş, işletmecisi Sevtap Hanım da bir içim su" vb tweetler atar dururlar bunlar. İnsan her akşam "ulan benim nasıl hayatım var böyle" diye sorgular kendini bunlar yüzünden.- Sabah akşam gerekli gereksiz hashtag türeten ilgi manyakları. #GaydırıGuppakCemileyiSeviyorumÇünkü gibi, #AstronotOlmakİsteyenlereTavsiyeler gibi saçma lafının bile az geldiği hashtagler uydurup dikkat çekmek peşindedir bunlar.- Çok merak edildiğini sanan, ne yediğini ne içtiğini öğrenmediğimiz günlerde uyuyamadığımızı düşünen bazı yurdum meşhurları. "Az sonra sürpriz bir fotoğrafımı sizinle paylaşacağım" diye tweet atar mesela bunlar. Oysa biz o esnada çay koymuşuzdur, mandalina soyuyoruzdur, göbeğimizi kaşıyoruzdur, sevdiceğimizle konuşuyoruzdur falan, umrumuz değildir.- "Herkes kötü ben iyiyim" ciler. Twitter jargonumda "atarlı insanlar" da denir bunlara. Tweetlerine baksan hep birileri kazık atmıştır, hep birileri yanlış yapmıştır, hep birileri kuyularını kazmaktadır bunların. Sabahın köründe başlarlar atara, gece yarılarına kadar hep şikayet. Unfollow ikonunu tıklayarak kurtulup ömrünüzü 10 yıl uzatabilirsiniz.- Takipçilerini özlü söz komasına sokan "ünlü düşünür" delileri. Hayır yani sevdiğimiz şairlerden, yazarlardan, politikacılardan soğuttu bizi bunlar. Bir de hep melankolik olanlarından paylaşıyorlar zamanlı zamansız. Sabahın köründe bir Cemal Süreya şiiri patlatıyor, hoop o saat akıl gidiyor eski sevgiliye.- Bir konuda medenice fikrini belirttiğinde bile linç edenler, küfür edenler, hakarete boğanlar. "Blokla geç" dediğinizi duyar gibiyim ama merak ediyorum, neden böyleler bunlar, ne yer ne içerler, nerede yaşarlar? Beyin kıvrımları neden dümdüz bunların?Ne zaman anlarız?- Daha önce daha iyi bir iş yapan ama tamamen kendi seçimi veya şartlar nedeniyle daha az kazandığı işleri yapmak durumunda olan Rüzgar Erkoçlar ve onun gibi şerefiyle çalışan diğer insanların anormal bir şey yapmadıklarını,"ohaa fırında çalışıyor" gibi saçmalıklar peşinde koşmanın dangalakça olduğunu ne zaman anlarız?- Almanya'ya da, İtalya'ya da kar yağıyor ve bakıyorsun stadları tertemiz, kardan eser yok. Bizde ise sene neredeyse 2014 oldu ve en yeni stadımızda bile kar yüzünden maç tatil oluyor. Olimpiyat stadı gibi bir falsomuz olmasına rağmen, mühim olanın nicelik olduğunu ne zaman anlarız?- Yılbaşını kutlamak bizim kültürümüzde olmasa da çam ağacıyla süsle Noel Babayla falan işi deliliğe vurduğumuzu, acısıyla tatlısıyla biten koca bir yılı ağlayarak değil eğlenerek uğurlamanın gayet insani bir durum olduğunu ne zaman anlarız?- Kadına şiddetin sadece "kadını dövmek" meselesi olmadığı gerçeğini ne zaman anlarız?
Merhabalaştıktan hemen sonra "Yılbaşında ne yapıyorsun?" sorusunu yapıştıran sosyal manyaklar...-"Yılbaşını kutlamak bizim kültürümüzde yok" diyen "o çam ağaçları oranıza buranıza monte olsun" diyen içimizdeki fahri kültür bakanları.-1950'li yıllarda biten "Seneye görüşürüz" esprisini yapmaya devam eden mizah düşmanları.-"Bana ne hediye alıyorsun!" diye soran, "Eşeğin şeyini alıyorum" cevabı verilesi, 7 kat el, Fizan’dan arkadaşlar.-2014'te Sinan Akçıl'ın sesi çatallaşmayacak, Sibel Can 300 kilo daha verecek, Bülent Ersoy evlenip çocuğunu kesecek gibi ünlü kehanetleri yapan sözüm ona medyumlar.-Kendi evine nerdeyse shengen vizesiyle misafir alan ama "Yılbaşı gecesi sizin evde parti yapalım!" demekten imtina etmeyen çakal carlos arkadaşlar...-"Yılbaşı gecesi hangi ünlü ne kadar alıyor?" haberleri ve o haberlerlerdeki okuyana "boşuna çalışıyoruz" dedirten astronomik rakamlar.-Yılbaşı gecesini hayatının en mühim gecesi gibi abartıp filmlerdeki gibi bir ihtişam yaşamak isteyen, mantık düşmanı sevgililer. Hele bir de "canım biz Erdem'le Amerika'ya gidiyoruz, Özgürlük Anıtı'nın üzerinde şampanya patlatıp okyanusa atlayacağız!" diyen bir arkadaşı falan varsa yandınız.Dünyanın en saçma şeyleri TOP 51- Boğazlı kolsuz kazak: Yıllardır anlam veremediğim, gereksiz mi gereksiz, hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan mantık dışı bir kıyafet. Amacın soğuktan korunmaksa kolların nerde, hava kollarını açacak kadar sıcaksa neden boğazlı o kazak?2- Belediye başkanlıklarına "aday adayı" olanların sokaklardaki afişleri... Bize ne onların aday adaylıklarından? Aday olsunlar öyle gelsinler. Hayır yani ne katkısı olabilirki sıradan vatandaşın onların aday adaylıklarına? Sms falan da atıyorlar. Kimse genel başkanları gitsinler ona sms atsınlar "günaydın tatlım" falan diye.3- Beatbox... Bitmedi abicim, bitemedi bu meret. Hatta ve hatta ülkemiz yetenek yarışmalarında matah bir şeymiş gibi yapılmaya devam ediyor hâlâ. "Acun abi ben Almanya'dan geliyom, size beatbox yapıcam" cümlesiyle başlıyor her şey ve koca koca adamlar dünyayı kurtarıyorlar edasıyla ağızlarından birtakım sesler çıkarıp alkış bekliyorlar. Biz burda adamların gurbette canı çıkıyor diye üzülüyoruz, adamların ağızlarında pırt çırt çurt sesler, gerçi belki de özlemin yan etkisidir, bilemezsin.4- Sabahın köründe uyanıp işe, okula gitmek zorunda olmak... Bunun mantığını çözen varsa beri gelsin. Ne olurdu yani saat 12'de uyanabilse insanoğlu, bir süre yatakta sağa sola dönse, keyif yapsa, rahat rahat kahvaltısını yapıp, saat 13 gibi işine okuluna gitse? Haydi sevgili büyükler, haydi, geç kalmış sayılmazsınız. Bir el atın şu işe.5- Televizyonlarda magazin haberi yorumu yapan erkekler. Bir de her sabah her sabah yapıyorlar. Koskoca kıllı böğürlü kahvehane abileri "Kenan Doğulu Beren Saat'e uçan balon almış, Beren'de onu öpmüş, ne şekerler." falan diyorlar, "Kıvanç, Çağatay'dan daha yakışıklı bence" diye kıyasıya tartışıyorlar."Salih abi biz neden battık?" sorusuna muhtemel cevaplar:- Çünkü kahvaltı hızlı servis edilmesi gereken bir öğündü. Öyle salına salına servis yapmamalıydınız. Yeni uyanmıştık, açtık, sabırsızdık. Hiç olmazsa oturur oturmaz bir çay verseydiniz önümüze. Ayrıca camış değildik, 30 bardak çay içmezdik zaten. Kahvaltı ücretinin içine 3 lira 5 lira daha katıp "sınırsız çay" deseydiniz irrite olmazdık.- Çünkü markette 20 liraya satılan şarap sizde 70 liraydı. Tamam eyvallah mekanınız güzeldi hoştu, ayrıca serbest piyasa ekonomisi var ülkede ama böyle de geçirilmezdi. Yurdumuz çöl değildi sonuçta, üzümümüz çoktu.- Çünkü kapıdaki bodyguard'larınız fena halde uyuzdu. İnisiyatif kullanmıyorlardı ve kapıya her gelene "potansiyel gangster ve azılı bir sapık" muamelesi yapıyorlardı.- Çünkü gerekli gereksiz zamanlı zamansız sürekli kampanya sms'leri yolluyordunuz. Hatta uluslararası bir pizzacı olarak "neden bizden pizza sipariş etmiyorsunuz?" diye telefon bile açtınız. İşte orada bir koptuk, soğuduk.- Çünkü yüksek bir meblağ karşılığı verdiğiniz televizyon hizmeti en ufak bir yağmurda kesintiye uğruyordu. Biraz sabrettik, belki düzelir dedik ama devam edince vazgeçtik. Üstelik müşteri ilişkileri temsilcilerinizden fırça da yedik bazen.- Çünkü duraktan çağırdığımız yere gelirken taksimetreyi açıyordunuz. Sonra bunu yapmayan bir taksi durağı keşfettik ve orayı aradık, hatta telefonumuza bu yeni çıkan taksici aplikasyonlarından yükledik, ya da yoldan geçene bindik.- Çünkü sizden kargomuzu almak imkansızdı. Ya kayboluyordu yolda ya çok geç getiriyordunuz ya da evde bulamayınca binbir işkence çektiriyordunuz. Sıkıldık sonra bu durumdan, birbirimize anlattık şikayetlerimizi, sonrasını biliyorsunuz...Üç Pazar önerisi- Mümkünse Polonezköy'de güzel bir kahvaltı yap. Ardından dökülmüş yapraklarla bezenmiş meşhur orman yolunda uzun bir yürüyüşe çık. Â Düğün Dernek filmine git. Ahmet Kural, Murat Cemcir ve Rasim Öztekin'in şahane oyunculuklarını izleyip, bol kahkahalı bir kaç saat geçir. Â Özlenen adam Bora Öztoprak'ın yeni albümünü dinle. Özellikle ‘Eylül’ ve ‘Debelendik’ şarkılarını dinlerken "dünya aslında güzel bir yer" de.Yurdum meşhurlarına birkaç Twitter notu...- Sanal mecralarda konuşulmak değil, nasıl konuşulduğun önemli. Herkes sana "malın bayrak taşıyanı" derken konuşuluyorum diye böbürlenirsen kadrolu loser olursun.- Twitter'da çok takipçin olması çok hayranın olduğu anlamına gelmiyor. Sana uyuz olanlar da takip edenler arasında. 3 milyon takipçin de albümünü alıyor mu? Hayır.- Şarkınızın, programınızın, dizinizin dünya'da trend topic olmasının havası var ama manası yok. Elin Yeni Zelanda'lısı naapsın senin şarkını? Sen Gümüşhane'de ses getirebiliyor musun ondan haber ver.- Duyarlı olmak güzel şey ama "her konuda duyarlı olmalıyımcılık" da gereksiz bir çaba. "Bugün dünya arıcılık günü, Tüm kovanlar balla dolsun!" gibi temenniler "yahu ne samimi bir insan" dedirtmiyor.
Geçen gün Twitter'da başlayan "az ünlülerin çok ünlü olabilmek için çeşitli yollarla dikkat çekmeye çalışmaları" polemiğinin ardından sevgili arkadaşım Fatih Aker'in gazladığı "az ünlülük yasaklansın" goygoyu son zamanlarda Twitter'da beni en çok eğlendiren goygoy oldu. Yırtmak için soyunan az ünlüler mi dersiniz, 7/24 kendisiyle dalga geçip en sempatik olma yarışına girenler mi, çok ünlüyle polemik yaratma çabasına girenler mi. Az ünlüler çok ünlü olabilme yolunda bir sürü yöntemi denedi ve denemeye de devam ediyor. İşinde gücünde başarılı, ekranda az görünen, seçici olduğu için medyatik olma ihtiyacı duymayan az ünlülerimizi tenzih ederim.Ülkemiz az ünlü cenneti. Gerek bir diziyle parlayıp arkasını getiremeyen oyuncular, gerek bir şarkısı tutup sonra cortlayan rockçı popçu tayfası, güldüremeyen komedyenler, tutunamayan yazarlar, gerekse son zamanlarda sayıları hızla artan internet fenomenleri, ülkemiz az ünlü rezervinin İstanbul nüfusuna yaklaşmasını sağlayan zat-ı muhteremler oldu. Malum, ülkemizde yüz milyon tane ses ve yetenek yarışması, türlü türlü televizyon programı var. Kimbilir, belki siz de az ünlüsünüzdür. Mevcut az ünlülerin çoğu da çok ünlü olduklarını sanmakta, az ünlü olduklarının farkında değiller. Gelin 5 soruluk mini bir test yapıp az ünlü olup olmadığınızı açıklığa kavuşturalım.5 soruluk ‘az ünlü müsün’ testi1- Biri Bizi Gözetliyor, İner misin Çıkar mısın, Var Mısın Yok Musun, Pasaparola, Çarkıfelek, Müge Anlı, Pasaport, Gelinim Olur musun, Survivor, Popstar, Dest-i İzdivaç, Türkiye'nin Yıldızları, Akademi Türkiye, Yemekteyiz, Kim 500 Bin İster. Bu programlardan birine ya da bir kaçına katıldınız mı?2- İlk soruya bir çoğunuzun evet dediğini duyar gibiyim. Nüfusumuzun yüzde 99'u bunlara katılmıştır. İkinci soruya geçeyim. Sokakta yürürken "ya bunu bir yerden tanıyorum ama nereden" bakışıyla karşılaştınız mı hiç?3- İçinizden bir ses "Cihangir'e git, Cihangir'de bir kahve iç" diye telkinlerde bulunuyor mu?4- Sanal mecralarda sizi eleştirenleri yasal yollarla tehdit ediyor musunuz? Ya da ne bileyim Twitter'da falan kendinize feyk düşmanlar yaratıp tweetlerle ‘çok önemli kişi’ şekli yapıyor musunuz?5- Çok benzin yakan, iyi marka, gösterişli duran ama ucuz bir arabanız var mı?Eğer evetler çoğunluktaysa siz de bir az ünlüsünüz. Koşun hemen ailenize akrabalarına haber verin. Değilseniz de üzülmeyin, olmanız yakındır. Eğer egolarınızla barışık yaşayıp şımarmazsanız, biraz kanatlanınca "oldum ben artık" triplerine girmezseniz çok ünlü biri eşiğine bile ulaşabilirsiniz. Nerden biliyorum; NetD.com'da yaptığım Ömür Törpüsü adlı, gelenlere çanak sorular sormadığım, ünlü tayfasının huysuz hallerini görebildiğimiz programıma gelen konuklardan.Kış mevsiminin nesi güzel?Kışı sevenleri anlayamıyorum. Hayır yani söyler misiniz, kış mevsiminin nesi güzel?- Yağmur yağınca müşteri seçen taksicileri mi?- 5 dakikalık yolu 2 saatte gidebildiğimiz trafiği mi?- Haşırt the blackboard doğalgaz faturası mı?- Erken kararıp, geç aydınlanarak bizi depresyondan depresyona koşturan havası mı?- Soğuk klozet kapağı mı?- Lahana gibi üstüste giyinmesi, boğazlı kazak giyerek astronota benzemesi mi?- Gripi, aksırığı tıksırığı mı?Twitter@OzcagliKubra: Cihangir kahvesi'nde "bu kimdi lan?" diye beyin fırtınası yapmaktan sıtkımız sıyrıldı, yeter! #AzÜnlülükYasaklansın@littleiv3: #AzÜnlülükYasaklansın Yeter artık sizi sürekli birilerine benzetmekten ve kim olduğunuzu bulamamaktan bıktık!@Cihanovich: Galata'da kahve içeyim oturayım etrafı izliyeyim diyorum, imza isteyecekmişim gibi davranıp kendini de beni de geriyorsun. #AzÜnlülükYasaklansın@kocari: #AzÜnlülükYasaklansın araba alacak kadar kazanamayan az ünlülerin toplu taşımada yaşadıkları dram toplumsal hafızadan kolay silinmiyor.
Zor tarafları...- Ömrünüz boyunca örnek insan olmak zorundasınızdır. Kılığınızda kıyafetinizde saçınızda davranışlarınızda asla bir falso olmamalıdır. Aksi halde "sen ne biçim öğretmen çocuğusun" silahıyla defalarca vurulursunuz.- Defterleriniz kitaplarınız o çiçekli böcekli kaplarla kaplanmalı, sayfalar pırıl pırıl olmalı, yazınız güzel olmalı, ders notları itina ile tutulmalı, bir sonraki derse girildiğinde arkadaşlarınızdan küfür yeme pahasına "öğretmenim ödev vermiştiniz" cümlesi kurulmalı ve yaptığınız ödev öğretmeninizin gözüne sokulmalıdır.- Bir öğretmen çocuğunun okul hayatında başarısız olma lüksü yoktur. Teşekkür belgesi annesi babası için üzücü ve ağıtlar yakılası bir sonuçtur. Gelgelelim başarılı olmanızın da diğer öğrenciler tarafından "torpilli öğrenci" olarak lanse edilmesi kuvvetle muhtemeldir.- Öğretmen çocuğu olduğunuzu bilen öğretmeniniz sizi diğer öğrencileri değerlendirdiği kriterlerle değerlendirmez. Yazılı kağıdınız ince elenip sık dokunur, alabileceğinizden daha düşük notlar verilir. Bir öğretmen çocuğu ilk küfürünü bu anlarda eder.- Akranlarınız serseriliğin tadını çıkarırken siz evde sinüs tanjant kotanjant, havuz problemleri gibi insanın yaşama sevincini öldüren sinir bozucu şeylerle uğraşırsınız. Azıcık zincirlerinizi kırsanız "öğretmen çocuğu tabii, şımarmış" yaftası yapıştırılıverir hemen.- Önemli günlerde şiir okuma ve konuşmalar yapma işleri hep size verilir. İğne sırasının en başında siz olmalısınızdır.- Sınıftaki yüksek sesle ders anlatma durumundan mütevellit evde sürekli büyük harflerle konuşan ebeveynleriniz vardır. Öyle bir "Haydi yemek hazır!" denir ki öncesinde30 dana bile yemiş olsanız o masaya oturup o yemeği yemek zorundasınızdır.- Öğretmen anne babanız elin çocuklarıyla ilgilenmekten size gereken ilgiyi alakayı gösteremeyecektir. Onlar gün boyu ortalama 50 çocuğun kahrını çekip yorulmuş, enerjilerini ve sabırlarını tüketmişlerdir. Tek istedikleri sessizlik eşliğinde dinlenmektir.İyi tarafları...- Her ne kadar eve yorgun ve tüm enerjisini başka çocuklara vermiş olarak gelen bir ebeveyniniz olsa da ödevlerinizde sıkıştığınız noktada size yardım edebilecek bir imdat koluna sahipsinizdir. Ve bu sayede hiçbir zaman çaresiz kalmazsınız.- Öğretmenler Günü'nde annenize babanıza gelen bir sürü hediyeyi açmak çok keyiflidir. Çikolatalar şekerler hunharca mideye indirilir. Güzel hediyelere el konulur ve hatta o hediyelerden biri kendi öğretmeninize armağan edilir.- Akranlarınız çöp adam çizemezken siz okuma yazmayı, çarpım tablosunu çoktan öğrenmişsinizdir. Okula başladığınızda diğer öğrencilerden 30-0 öndesinizdir.- Ganster de olsanız öğretmen çocuğu titriniz her zaman adınızın önündedir. Böylelikle de başkaları için hep hayırlı bir kısmetsinizdir. İyi aile çocuğu imajınız ile güzel ilişkilerin kapısını aralayabilirsiniz.- Kimse sizi şöyle ağız burun kırmalı dövmez. Azılı psikopat okul çetelerinden "Öğretmen çocuğusun diye bir şey yapmıyoruz" cümlesini duyarsınız hep. Çünkü o serseri öğrenci kardeşlerimiz bilirler ki haklı da olsalar kimse onların masum olduğuna inanmayacaktır. Öğretmen çocukları her zaman haklıdır.- Netice olarak öğretmen çocuğu olmak güzel bir şeydir. Annenizin babanızın ülkeye hayırlı bireyler yetiştirdiği algısıyla büyümek bizler için gurur vesilesidir. Allah onları başımızdan eksik etmesin.TWITTER@amanneguzel: Durakta 3 kişi otobüs bekliyoruz, otobüs gelince 300 kişi oluyoruz. Bu 297 kişinin kamuflaj tekniği SAT'larda yok yemin ediyorum.@sisman_kiz: 90'lar ne güzeldi ya... Hey gidi hey... Hele o 80'ler, 70'ler... Asıl 60'lar, 50'ler dün gibi gözümün önünde... İnsan ne çabuk kilo alıyor!@hasanise: Gece yarısı bir an var. O anda yoldan çıkıp mutfağa gidersen sonrası muhakkak sığır gibi yemek, sonrası muhakkak pişmanlık.@geceyiyenadam: Maharet adının yazılı olduğu kolayı bulmakta değil, kolayı içtikten sonra geğirerek adını söylemekte.
- Asla sevdiğinizi söylemeyin. Ketum olun. Geri çekin kendinizi ve ağırdan alın. Bir araştırmaya göre ikide bir sevildiğini duyan insanların yüzde 99'u fena halde şımarıyormuş. Evet, tamam ben uydurdum bunu ama bence öyle yani.- Sevdiğinizi belli de etmeyin asla. Öyle kahvaltı hazırlamalar, küçük jestler falan bozuyor ilişkiyi. Bir gün belli edecek, söyleyecek diye pür dikkat beklesin dursun.- Mesajlarına hemen geri dönmeyin, görüşme isteklerini erteleyin. Ulaşılmaz olmak iyidir bak valla dinle sen beni.- Özel günlerinizi unutmaya çalışın. Öyle her günü hatırlayıp mıçmıç olursanız hoş olmuyor, tecrübeyle sabit. Doğum gününü hatırlayın bak ama, unutmayın onu. Bir buket çiçek yeterlidir.- Sakın öyle çok dürüst falan olup da her şeyinizi anlatmayın. Esrarengiz olmaya çalışmakta fayda var. Sizi çözmeye çalışmakla geçsin ömrü. Güven vermeyin sakın. Canlı canlı ilişki işte, mis gibi.- Arkadaşlarına iyi davranmayın. Korksunlar çekinsinler biraz sizden. İyi davrandıkça yüz bulup tepenize çıkarlar o arkadaşlar, size haber vermeden planlar yapmaya başlarlar sevdiceğinizle. Sonra da hoop bir bakmışsın yalnız kalmışsın.- Öyle sürekli tavşanlar gibi şey yapmayın. Cinsel hayattaki mutluluk çok tehlikeli. Her şey yolunda giderse bir süre sonra monoton bir ilişkiniz olacak. Uzun aralar verin, ne zaman olacak diye beklesin. Al sana capcanlı bir cinsel hayat.- Geleceğe yönelik planlar falan yapmayın sakın. Ne o öyle filmin sonunu söylemek, spoiler vermek falan.Günümüz insanının devasız hastalıkları- Sosyal medyayı amacına göre kullanalımcılık.- Twitter'da okuduğu şakaları o an ve ilk kendisi yapıyormuşcasına gündelik hayatta yedirmeye çalışmacılık.- İş yaptırırken coşup, ödeme günü geldiğinde ölü taklidi yapmacılık.- Lafa gelince mangalda kül bırakmayıp, icraatta çuvallamacılık.- Ben demiştimcilik, benim sayemdecilik, ben yaptım olduculuk.- Bütün jestler, bütün kıyaklar bana yapılsın, ben öylece durayımcılık.- Herkesle iyi olmalıyımcılık.- Bakın ben her konuda çok duyarlıyımcılık.- Bakarızcılık, ayarlarızcılık, hele o gün bir gelsindecilik.- Benim gibi düşünmeyenin Allah belasını versincilik.- Hep dürüstlüğümden kaybediyorumculuk.- Düşmanımın düşmanı benim dostumdurculuk.- Hatalarını görüp ders almak yerine tüm olumsuzlukları Merkür'e Mars'a bağlayıp rahatlamacılık.Evli bir kadın eski eşinin programına çıksaydıBildiğiniz üzere Bülent Ersoy hanfendi geçen hafta yaptığı televizyon programında şu an başka bir kadınla evli olan eski eşi Armağan Uzun'u konuk etti. Ben de dahil birçok kişi bunu başlangıçta gayet normal olarak karşılarken program esnasında anlatılan yatak odası hikayeleri bambaşka bir şeyi düşündürttü bana.Eğer evli bir kadın eski eşinin programına katılıp güle oynaya yatak odası hikayelerinden bahsetseydi güzel ülkemizde neler olurdu? Bu durum nasıl karşılanırdı? Bu kadar sessizce atlatılabilir miydi?Bence malesef şunlar olurdu...- Öncelikle kocası böyle bir şeye izin vermezdi bence. Verirse de bundan sonraki hayatını "godoş" ya da "gavat" gibi sıfatlarla yaşamayı göze almış olması gerekirdi.- O kadın sosyal medyada "namussuzsun" ithamıyla çok ağır küfürler edilerek linç edilirdi.- Babası "kızımdan utanıyorum" temalı uzun uzun röportajlar verirdi.- Devlet büyüklerimizden "böyle şeyleri tasvip etmiyoruz" benzeri açıklamalar yapılırdı.- Ertesi gün bütün gazetelerde ve ana haber bültenlerinde o kadının mezhebinin ne kadar geniş olduğu masaya yatırılırdı.- Fırsat bu fırsat diyen internet siteleri "işte o kadının bikinili halleri" başlığıyla foto galeriler açarlardı.- Ayşe Arman derhal o kadınla röportaj yapar, manşetini de "tabuları yıkan kadın" koyardı.
Bu konu tüm mecralarda enine boyuna dikine tepesine her yerinden ele alınmaya, tartışılmaya devam ediyor. Ve sanırım bu tartışmalar uzun bir süre daha devam edecek. Hal böyleyken tüm öğrencilerin ama özellikle de erkek öğrencilerin konuyla ilgili gergin bekleyişleri sürüyor. Çünkü komşular tarafından sevilmeyen öğrenci evleri genellikle erkek öğrencilerin yaşadıkları evler. Erkek öğrencilerde daha okula kayıt olunduğu andan itibaren bir gerginlik vukû bulmaya başlıyor ayrıca da zaten. Bünyeleri alışık çocukların sıkıntıya strese. Tabii kız öğrenciler de benzer problemler yaşıyor ama ben erkek öğrenciliğin nasıl olduğunu yaşamış biri olarak onların sorunlarını masaya yatırayım dedim bu yazımda...- BİTMEYEN AYAK KOKULARI Erkek öğrenci yurtlarındaki o 8-10 kişilik odalarda ayak kokusu ve bilumum kokular hiç eksik olmaz. Horlamak da genellikle erkek işidir ve tüm bu nedenlerle de erkek öğrenciler için yurtlarda geceler zor geçer. Bazen yatağından kalkıp horlayan kişiye yumruğu çakmak istersin ama fazlasını yiyeceğinden korkar, kuyruğunu indirir, çaresizce kıvrılır yatarsın.- KÜÇÜK EMRAH BAKIŞLARI "Erkekler geç olgunlaşırlar" tezini benimseyen aynı sınıftaki kızlar tarafından hep arkadaş olarak görülürler. Beğendikleri kızlar hep üst sınıfların erkeklerine ilgi duyarlar. Özellikle birinci sınıflarda, okul koridorlarında Küçük Emrah bakışlarıyla dolaşan yüzlerce erkek öğrenci görebilirsiniz. Yazık bak aklıma geldi şimdi hüzünlendim yine.- MECBURİ HANIM ANNE ROLÜ Evde kalan erkek öğrenciler için yemek yapmak, bulaşık çamaşır yıkamak, ütü yapmak çok büyük sorunlardır. Bakımsızlık, ilgisizlik ve tembellik neticesinde o mutfak bir süre sonra patlamaya hazır bir Ümraniye çöplüğü kıvamına gelebilir. Ama siz siz olun dünyaca ünlü bir aşçının yeteneğinde bile olsanız, ev işlerini yapmak size hiç koymasa da asla ve asla ev arkadaşlarınıza deşifre olmayın. Yoksa okul hayatınızın sonuna kadar ders kitaplarından çok bulaşık süngerini, bulguru, domatesi gören bir hanım anne olarak yaşarsınız. Genellikle ev işleri için bir iş tablosu hazırlanır. Gerçi o tabloya da hiçbir zaman uyulmaz. Hatta o tablo en büyük kavgaların nedeni olabilir. Okul kantinlerinde anlatılan hikayelerin çoğu "Bulaşıkları yıkamadığı için ev arkadaşımın ağzını kırdım" hikayeleri değil midir zaten.- AĞUSTOS BÖCEĞİ MİSALİ Erkek öğrencinin hikayesi Ağustos böceğiyle karıncanın hikayesindeki Ağustos böceğine benzer aslında. Bütün zamanını uyuyarak, gezerek, maça giderek, batak oynayarak geçirip sınav dönemine 24 saat kala ders çalışmaya başlama kararı alırlar. Ve ders çalışabilmek için de ders notu arayışına girerler. Her seferinde de soluğu sene boyunca inek diye dalga geçtikleri o çalışkan kızın kapısında alıverirler. Bir kamyon dil dökerler, bir sürü şaklabanlıklar yaparlar o ders notlarını alabilmek için. Gerçi hak ediyorlar bu muameleyi ya, bu meselede mağdur falan değiller.- DEĞİŞMEYEN MAKUS KADER Genellikle her erkek öğrencinin rüyası okulun futbol ya da basketbol takımına girip kampüsün popüler çocukları arasına girmektir. Gelgelelim o kadar büyük bir rekabet vardır ki hep başka çocuklar o takımlara girerler ve sen anca onların oynadığı okul maçlarına gider, hayran hayran onlara bakan kızlara tezahurat yaptıran amigo olursun. Sonra da gider ya dağcılıkla ilgilenir kendini dağlara tepelere vurursun, ya Yeşilay kolu olup silinirsin ya da bir kafe bulup 7/24 okey oynarsın.- YAZILI OLMAYAN KURALLAR Erkek öğrencilerin kaldığı yurtlarda öğrenciler arasında hiyerarşik bir düzen vardır ve eğer birinci ikinci sınıf öğrencisiysen üst sınıfların bazı yazılı olmayan kurallarına uymak zorundasındır. Odanın ışığı ne zaman kapanacak, müziğin sesi ne zaman kısılacak, televizyonda hangi kanal izlenecek gibi birçok konuda sesini yükseltemezsin. Söz sahibi olmak için üçüncü dördüncü sınıfa geçmeyi beklersin ve o günler gelince de sana yapılan muamelenin aynısını alt sınıflarına yaparsın. Ve bu döngü böyle sürer gider.- POTANSİYEL SEVİŞGENLER Ev sahipleri tarafından potansiyel sevişgensindir. Onlar için sen o şehre okumaya değil sevişmeye, parti vermeye gitmişsindir. Hele eski kiracılardan kötü anılar varsa yandın. Kira artırdıkça artırılır. Uyduruk birkaç eşya koyulup "eşyalı ev" diye kakalanır çoğu zaman. Kişi sayısı üzerinden para isteyen yüzsüz ev sahipleri vardır mesela. Sen evi bin liraya kiralarsın eve bir kişi daha gelince 1300 ister. Özellikle küçük şehirlerde çok yapılır bu muamele. Bu sadece erkeklerin değil kız öğrencilerin de yaşadığı, el atılması gereken bir sorun.- SİYASETTEN KAÇIŞ YOK İlk sınıflardan itibaren sürekli bir takım siyasi oluşumlar tarafından oraya buraya çağrılırlar erkek öğrenciler. Erkeksen mutlaka bir siyasi duruşun olmalıdır gibi bir durum vardır. Özellikle küçük şehirlerde apolitik olma şansın yok denecek kadar azdır. Bu da ister istemez psikolojik bir baskı yaratır ve bu konudaki aşırı aktiflik öğrenciyi derslerinde başarısız olmaya ve hatta devamsızlıktan kalmaya kadar götürebilir.TWİTTER@airlangga:Bu cips paketlerinin içine doldurulan havayla bir ailenin bir aylık oksijen ihtiyacı giderilir. Yazık günah ya içine biraz da cips koyar insan.@ardaerdik:Trafikte sinirlendiğin arabalara arabanın plakasının memleketine göre söyleniyorsan baba olma zamanın gelmiştir: “Bursalı, yola bak Bursalı!”@hakankoksal:"Anangille nasıl tanıştım?" diye dizi yapsak millet kıçıyla güler ama elinoğlu "How i met your mother" yapınca ayıla bayıla izliyoruz.@Muzoche:Zayıflamak için hıyar yiyen, güzelleşmek için hıyar maskesi kullanan kadının; sevmek için bir hıyarı seçmesi çok normal.
Bunlarla konuşmaya bir başlıyorsun adamın kendisine ne kadar kötü davrandığını anlatıyorlar 10 saat. “E madem öyle ayrıl gitsin, neden hayatı kendine zindan ediyorsun, değişmez sonuçta kimse kolay kolay” falan diye akıl verdiğinde de “ne pesimistsin yahu, onu çok seviyorum ben!” cümlesini kuruyorlar sana ve lanet olan sen oluyorsun. Neyse ben yine de bu “sevgilim öküz ama çok seviyorum” diyen büyükbaş canlı dostu bu arkadaşlarımıza naçizane önerilerimi sunayım;- Her sabah kalktığınızda aynanın karşısına geçin ve “ne kadar güzelsin” “iyi ki varsın” “çok tatlısın” gibi şeyler söyleyin kendinize. Güzel şeyler duyma ihtiyacınızı böyle kapatırsınız.- Sevgililer gününde ya da başka özel günlerde tektaş yüzük beklemek yerine size çay koymasını falan bekleyin ondan. Çay koyması da sürpriz olur gerçi ya neyse, olur ya orta halli bir hediye alırsa mutlu olursunuz en azından. Orta halli derken de bir milyoncudan aldığı çin malı bibloyu kastediyorum.- Saçınızı kestirdiğinizde ya da boyadığınızda farketmedi diye bozulmaktan vazgeçin. Hatta siz saçınızı hiç kestirmeyin ve boyatmayın. Bahsettiğimiz adam saçınızı yeşile boyayıp 100 metre uzatsanız bile farketmeyecek sonuçta. Yalnız bunu okuyup da “ayy aynı benimki” diyen varsa durumu gerçekten vahim onun. - Onun bitmek tükenmek bilmeyen maç izlemelerine karşı direnmeye çalışmayın. Amacınızın minimum hayatla maksimum mutlu olmaya çalışmak olduğunu unutmayın bu sığırla. Gidin bir televizyon bulun ve diğer odaya yerleşin. Yok ya hatta gidin Paris’e yerleşin. Futbol sezonu bitmeden dönerseniz farketmez nereye gittiğinizi.- Konuşmaya sosyalleşmeye falan çalışıp kendinizi paralamayın. Sonuçta karşınızdaki bir öküz ve iletişimi sıfır. O anlatırken de dinliyormuş gibi yapın. Gerçekten dinleseniz de bir şey değişmeyecek, anlattığı şeyle ilgilenip güzel bir yorum yapsanız bile havada kalacak çünkü. - Alengirli yemekler yaparak takdir edilmeyi de beklemeyin sakın. Yok efendim porçini mantarlı risotto’ydu, yok efendim imam bayıldı’ydı, hünkar beğendi”ydi falan yapmaya çalışıp kendinizi perişan etmeyin. Adam kalas yani sonuçta ne anlar bu çabadan. - Siz siz olun şu zamana kadar alışverişten zerre haz etmeyen, gittiğiniz yerde size kan kusturan adamın bir hafta sonu size “hadi aşkım alışverişe gidelim” demesine aldanıp tatil gününüzü zehir etmeyin. “Sen de ne kötüsün” dediğinizi duyar gibiyim ama “Belki değişmiştir, belki bu sefer sorun çıkarmaz” diye düşünen nice iyi niyetli hanım kızımızın “Hadi yeter! eve dönelim maç var”, “bir sürü taytın var alma!” “O çok pahalı üff püüff” darbeleriyle hebâ olup gidişini gözlerimle gördüm avm köşelerinde.- Yanında araba kullanmaktan vazgeçin. Dünyanın en iyi şöförü bile olsanız yanınızdaki camış hiçbir zaman size bunun hazzını yaşatmayacak ve “yavaş kullan, ne biçim araba kullanıyorsun, siz kadınlara ehliyet verilmemeli, hoop, ölüyorduk az kalsın” falan diyerek sizi yıldırıp, yaptığınız hataları bin kat abartarak kafanızı şişirip içinizdeki Raikonen’i öldürecektir. Canınızı sıkacağınıza verin arabayı o kullansın. - Şimdi son olarak da kendini sorgula sevgili okur; “ben neden bu öküzü seviyorum, neyin peşindeyim ben?” diye. Tamam aşktır sevgidir gönüldür bunlar, kiminle ne yaşayacağın belli olmaz ama bu da yaşamak değil yahu. Evet evet, sen bu gece uyumadan önce bir düşün bence bunu.TWİTTER@haluk_leventYeni aldığım evimin kapılarını Magazine Star Life yerine Kadıköy 14. İcra dairesine açtım. Nedir çektiğim ulen!@beyinsiz_adamAtalarımız biraz daha sağa göçse doğalgaz deposu, biraz aşağı göçse petrol zengini, biraz sola göçse AB üyesiydik. Tutturamamışlar işte.@pakiteysisBizim ülkedeki ev partisi anlayışı neden bira alıp youtube’dan şarkı açmaktan ibaret lan. Biz niye kırmızı pet bardaklı parti veremiyoruz?BUNLARI SEVDİM - Helen Keller’in gerçek hayat hikayesinden uyarlanan ve gerek Beren Saat’in oyunculuğunu, gerekse konunun anlatımını çok beğendiğim ‘Benim Dünyam’ filmini- Eser Yenenler, İbrahim Büyükak ve Oğuzhan Koç’un talk show’u Üç Adam’ı.- Ali Deniz Uslu’nun kısa öykü ve şiirlerinin bulunduğu ‘Girdap Balıkçısı’ isimli kitabını.- Televizyonda olan biten her şeyi gerçekçi ve yalın bir şekilde sıkmadan yorumlayan Tokyophone mahlaslı Twitter kullanıcısını. Kendisinin televizyon dünyası ile ilgili uzun yorumlarına molium.com sitesinden de ulaşabilirsiniz.Bunları sevdim;