Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

Biz üç kişiydik: İdo, Oğulcan ve Engincan

24 Ağustos 2013

Gün geçmiyor ki bir ünlümüzün çocuğu daha büyüyüp magazinlere malzeme olmasın. Bebekliğini bildiğimiz, gözümüzün önünde emeklemeye, yürümeye başlayan, teyzemizin çocuğundan daha sık gördüğümüz ünlü bebişlerinin büyüyüp koca koca adamlar kadınlar olması ilginç bir süreç. İbrahim Tatlıses, Seda Sayan, Sibel Can gibi ülkemizde büyük şan ve şöhrete ulaşmış, saygı görmüş isimlerin çocuğu olmak bir taraftan şans gibi görünse de başka bir taraftan bakınca da mühim bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor bu yüzden. En ufak bir yanlışınızda “peeeh koskoca İbrahim Tatlıses’in oğlunun dansına bak!” gibi, “Yakıştı mı hiç Seda Sayan’ın çocuğuna o kız” gibi, “Oldu mu şimdi Sibel Can’ın oğluna o pantolon” gibi cümleler kuran bir kamyon insan olması kaçınılmaz olabiliyor. Ama ben yine de çok yorulmadan parayı ve şöhreti bulmalarından mütevellit onların şanslı çocuklar olduğunu düşünüyorum. Ha bir de bu çocuklar fena halde kıskanılıyorlar tabii. Sınav maratonunda boğulmuş, akbillerle yaşayan milyonlarca yaşıtları nedeniyle kıskanılmaları da normal aslında. Her neyse, bizim bugünkü konumuz İdo, Engincan ve Oğulcan’ın durumu. Çünkü bu üç delifişek gerek aşkları meşkleri, gerek lüks arabaları, sevgilileri, gerek giyim tarzlarıyla gazetelerin magazin sayfalarında yüz metrekare yer buluyorlar her gün.İdo TatlısesDans videoları olay yarattıİdo 21 yaşında. Amerika’daki Berklee College of Music’te “Düzenleme ve Yapımcılık” bölümünde okuyor. Adeta “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik?” diyen İbrahim Tatlıses’in hayalini yaşıyor. Gerek sosyal medyadan gerekse magazin sayfalarından anlaşıldığı kadarıyla neşeli esprili biri. Biraz da asi. Babasına büyük saygı duyduğunu her fırsatta söylese de azar işitme pahasına cesur adımlar atıyor. Onun gibi arabeske türküye değil de elektronik müziğe sarmış durumda. Bir ara sosyal medyada sadece kaşlarıyla konuşulsa da şimdilerde kaşlarının yerini arkadaşlarıyla çektiği dans videoları ve DJ’lik serüveni almış durumda. İdo bu videolarda son trend parçalarla eğleniyor, dans ediyor. Geçenlerde bu dans videolarından birinin ardından İbrahim bey Twitter’dan “Nedir bu arkadaş. Gençsin tamam da yakışmayan işler bunlar. Bence daha ağır başlı ol. Arkadaşlarına uyarsan yandık!“ şeklinde yardırsa da o bildiğini okumayı seviyor. Dövme tutkusu da var. Yine bir rivayete göre kolunda dövme yaptıracak yer kalmamış durumda. Bakalım dövmeleri için de bir fırça gelecek mi. Ayrıca sadece müzik tarzı olarak değil görüntü olarak da babasıyla oldukça farklı bir dünyası var. Kafasına ters taktığı şapkası, geniş tişörtleriyle Urfalı değil adeta bir Connecticut’lı.Oğulcan EnginAralarında en ağırbaşlısığulcan, Seda Sayan ve Sinan Engin’in 23 yaşındaki oğlu. Milano’da ekonomi okuyor. Futbol aşığı. Yaşadığı sakatlıklar yüzünden futbolda istediği noktaya gelemese de bu spora olan büyük ilgisi devam ediyor. Oğulcan magazin basınında lüks araba merakıyla ve kız arkadaşlarıyla gündemde ama yakın çevsinde matrak yapısı, mütevaziliği ve yardımseverliğiyle tanınıyor. Engincan ve İdo’dan daha ağırbaşlı, daha oturaklı bir havası var. Birkaç sene öncesinde daha fütursuzca hareket ediyor ve bu hareketleri magazinlerde fazlasıyla yer buluyordu. Örnekse 2009 yazında Bebek’te arabasının aynasıyla çarptığı İtalyan gençle kavga ederek medyaya çıkmış ve bu tavrı çok tartışılmıştı. Aşkları meşkleri gece turları halen daha basında olsa da son zamanlarda daha bir ağır abi, daha bir stand by modunda yaşamayı tercih ediyor. Ya da ettiriliyor mu tabii orasını bilemiyoruz. Ne de olsa annesi dobralığıyla, eli maşalılığıyla bilinen Seda Sayan. Belki de o pıstırmıştır Oğulcan’ı. Tabi Sinan Engin faktörünü de unutmamak gerek. Futbol yorumculuğundaki sert söylemleriyle tanınan Sinan Engin’in Oğulcan’ı kriz dönemlerinde karşısına alıp “Oğlum şöyle yapma böyle yapma“ dediğini görür gibiyim.Engincan UralKıyafetine aylık 20 bin lira harcıyorngincan Sibel Can ve Hakan Ural’ın 21 yaşındaki oğlu. Miami Üniversitesi’nde Yönetim danışmanlığı bölümünde okuyor. Seneler önce annesinin yanında pıtı pıtı yürürken görürdük onu. Sonra kayboldu, uzun bir süre ortalıkta görülmedi, ama sonra bir ortaya çıktı pir ortaya çıktı. Her yerde onun ilginç giyim tarzı konuşuluyor bu aralar. Ama sahiden de alışılmadık bir tarzı var. Bıyıkları, renkli babet tarzı ayakkabıları, skinny pantolonuyla çok da alışık olmadığımız bir görüntü sergiliyor. Ve de zaten kısır olan magazin gündeminde bu şekliyle adından çokca bahsettiriyor. Kıyafetleri için aylık 20 bin lira harcadığı söyleniyor. Ya tamam zevkler ve renkler tartışılmaz da o kıyafetler için aylık 20 bin lira harcamak en azından bana “yazık o paraya” dedirtiyor. Hali hazırda benim gibi düşünenlere ise “Giysilerimi kim ne düşünür? diye seçmiyorum. Bu benim tarzım. Annem-babam da bana karışmıyor” diye yaptığı bir kapağı var. Annesi Sibel Can’da “Çocuk tarzını kendi belirliyor. Her şeyi yakıştırmasını biliyor. Ben karışmam. Ne isterse giyer. Her anne gibi evladıma bayılıyorum. Hatta Engincan’a deliriyorum. Kızlar da oğluma hayran” diye ekleyerek son noktayı koyuyor. Ama yok valla ben yine de dayanamayıp söyleyeceğim; o pantolon, o ayakkabılar falan olmamış be kardeşim.

Devamını Oku

Bütün dünya Sziget olsa hayat bayram olsa...

17 Ağustos 2013

Bu hafta Sziget Müzik Festivali için Budapeşte’deydim. Buhranlı geçen günlerime bir deva olsun, güzel müzik dinleyeyim, kafam dağılsın, ortam şenlensin, ruhum ferahlasın diye. Ve tam da böyle oldu. Tek kelimeyle şaşırtıcıydı. Festival zamanlarında “özgürlükler adası” denen ve karaya köprüyle bağlanan kocaman bir ada, dünyanın her ülkesinden pırıl pırıl gençler, yüz binlerce kişinin en ufak bir yığılma olmadan rahat rahat dolaşabildiği alanlar, müzik sesinin birbirine bulaşmadığı yüzlerce sahne, her ihtiyacın düşünüldüğü 7/24 açık standlar ve daha bir çok artısıyla Sziget Festivali’nde unutulmaz bir deneyim yaşadım. Tuvalet sırası diye bir şeyin tarihe karıştığını gördüm. Bol bol da iç geçirdim “neden bizim ülkemizde böyle festivaller olmuyor” diye. Sonra alkol yasağını falan hatırlayıp iç geçirmeyi bıraktım tabii.Ana sahnedeki David Guetta, Franz Ferdinand ve Babylon Circus performanslarına bayıldım. Bizden de tınılar vardı Sziget’te. Sziget Festivali’nin ana sponsorlarından Yeni Rakı’nın Roma Tent sahnesinde şahane Türk eğlenceleri oldu. Bizim ekiple Kuzey İngiltere’li iki arkadaşa rakı adabını öğrettiğimizi hatırlıyorum en son. Zira Yorkshire’lı arkadaşlar rakıya biraz daha tekila shot muamelesi yapsalardı ilk kez ambulans sirenlerini duyacaktık Sziget’te. Bu arada o bardan aklımda kalan şeylerin başında Bubble Gum geliyor. Adamlar çalışmışlar ve rakıyı ecnebiye sevdirecek çeşit çeşit kokteyller yapmışlar. Bubble Gum bunlardan biri. E tabii rakının dünya pazarındaki bilinirliğini artırmak için güzel yöntemler bunlar.Neyse işte hep mutlu insanlar gördüm orada. Herkes güleryüzlü ve neşeliydi. Şimdi kimileri “o kadar içtikten sonra tabii ki hepsi güleryüzlü ve neşeli olur” falan diye sığ bir bakış atacak konuya belki ama mesele o değil. Mesele hoşgörü, mesele tahammül, mesele saygı meselesi. 400 bin kişiden bahsediyorum size. Bir tane mi olay olmaz? Bir tane mi kavga çıkmaz, biri de mi kontrolünü kaybedip birine dalmaz 7 gün boyunca? Olmadı dalmadı işte. Ortalıkta ne bir güvenlik görevlisi ne de bir polis vardı üstelik. Herkes saçmalamadan, birbirinin özgürlük sınırına müdahale etmeden gönlünce eğlendi. Bir David Guetta performansı düşünün, 200 bin kişinin izlediği bir performans. Ve kimseyle dalaşmadan hatta neredeyse temas bile olmadan sahne önüne kadar yürüyebiliyorsun. Öyle bizdeki gibi omuz atmalar, “niye öyle baktın birader?” demeler, elle taciz etmeler falan yok. Nihayetinde güzeldi güzel, Sziget çok güzeldi.Bu yazının kıssadan hissesi şudur ki sevgili okur; Hayat çok kısa ve özgürlüklerimiz kadar varız şu dünyada. Ne demiş Çehov abimiz; “İçinde yaşadığınız dünya ile içinizde yaşattığınız dünya arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlu olursunuz” demiş. Ne de güzel demiş, ne de iyi demiş...Azalarak bitsenize... - Kahvaltının hızlı servis edilmesi gereken bir öğün olduğunu anlayamayan beyin terk müesseseler..- Twitter’da fikrine katılmadığı kişilere ağır küfürler eden klavye ishalleri.- Başkasının fikrini kendininmiş gibi lanse etmekten utanmayan plaza çakalları.- Başarısızlığını “beni çekemeyenler var” diye örtbas etmeye çalışan az ünlümsü magazinel denyolar.- Daha yeni sezon başlamadan ergen fanatizmi sıtaylı açıklamalar yapan fair play fakiri yöneticiler.- Gazetedeki köşesini bir tek kendisi okumaya başlayınca toplumun tepki vereceği açıklamalar yaparak gündeme gelmeye çalışan yanar döner aydınlar.- Bilgisayarı açmayı bilmediğini gizleyip “Sosyal medya çok berbat bi şey, iğreniyorum, ordaki herkesin Allah belasını versin” falan gibi şeyler söyleyen Ortaçağ ünlüleri.- Sürekli hayattan, yaşamaktan, dünyadan şikayet edip yaşama sevincimizi öldüren enerji vampirleri.5 soruda sosyal medyaGenç nesilin sevilen yazarlarından Oben Budak’a sordum;1-İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsun?Ben en çok yalnızlığımı gidermek için kullanıyorum. Gazete-makale, Wikipedia okuyup bir şeyler öğreniyorum tabii de ana amaç biriyle tanışıp mutlu ölmek, yalan söyleyemem bu konuda :)2-Facebook mu, Twitter mı? Neden?Twitter sayesinde bir sürü kişiyle bir arada yaşıyormuş gibi hissediyorum, bol seyahat ettiğim için de sürekli birileriyle iletişimde olmak hoşuma gidiyor. Artık haber alma konusunda da en guvenilir kaynak olduğuna göre bu sorunun cevabi tartışmasız Twitter.3-Sanal mecralar yüzünden kolay ulaşılabilir biri olmak şöhretlerin büyüsünü bozuyor mu sence?Belki insanı biraz kendine getiriyor olabilir, binlerin alkışladığı sahneden inip kendini atmosfere çıkmış gibi hissederken “Bu şov muydu şimdi, biz yazlıkta ateş yakarken daha çok eğleniyorduk” gibisinden bir tvit pembe bulutları dağıtıyor olabilir ki bu hoş bir şey.4-Twitter’daki takipçi sayının artması için özel bir çaba gösteriyor musun?Yok ben cimriyimdir o konularda, para harcayıp yumurta satın alamam! Bir de genelde seksüel konulardan çok rahat bahsediyorum ve her konuyu açışımda takipçiler veda ediyor. Gidenin arkasından su döküyorum tabi.5-Twitter’da beğenerek takip ettiğin isimler kimler?Valla biliyorsun sana çok gülüyorum. Onun dışında Özgür Mumcu, Pucca, Azuth... TWİTTER@tekerleklibavulDirseğini masaya koyup, elinle de yanağına destek yapınca ağzın yüzün kayıyor ya hani, işte ben seni o zaman da seviyorum.@ardaerdik Trafikte sinirlendiğin arabalara arabanın plakasının memleketine göre söyleniyorsan baba olma zamanın gelmiştir: “Bursalı, yola bak Bursalı!!”@airlangga bu cips paketlerinin içine doldurulan havayla bi ailenin bir aylık oksijen ihtiyacı giderilir yazık günah ya içine biraz da cips koyar insan@resulertasKimi görsem “hep dürüstlüğümden ve dobralığımdan kaybediyorum” diyor. Lan bir tek ben mi salaklığımdan kaybediyorum?

Devamını Oku

2013 model bayram gençliği

10 Ağustos 2013

- "Ama bu ev baklavası" diye ısrar eden akrabaya "yemeyeceğim!" diyebiliyor. Bir parça yiyeyim de kırılmasın üzülmesin gibi kaygıları yok.- Bayram harçlığı beklentisi yok. Harçlık yerine son model bir kulaklık, tablet PC, oyun konsolu falan derdinde. Çorap, mendil falan veren olursa suratını cırmalayabilir.- Halaların teyzelerin bol şapırdamalı bayram öpücüklerinden haz etmiyor. El öpmeye karşı. Bayramlaşmaya önce büyüklerden başlanır gibi hassasiyetleri yok.- Bayram ona sadece tatili ifade ediyor. Bayramda Çeşme'de Bodrum'da olmak onun için prestij. Akraba akraba dolaşan arkadaşlarını sosyal mecralarda paylaştığı tatil fotoğraflarıyla çatlatmak en büyük tatmini.- Bayram günü şık giyinmek gibi bir çabası yok. O gün de kendi tarzıyla arz-ı endam etmek istiyor. Bayram sabahı çalan kapıyı boxerla açabilir, bu ona göre gayet normal.- Biri ikisi haricinde ünlülerin bayram mesajları falan zerre umurunda değil. Saygı duymadıkları ve görmekten sıkıldıkları ünlülerin klişe cümlelerine tahammülleri yok.- Toplu bayram mesajı SMS'lerini ziyadesiyle yapay buluyor ve genellikle okumadan siliyor. Özel olduğunu hissetmek istiyor. Hele o manili olanlar falan telefonu parçalama sebebi.Hoşgeldin futbol- Hoşgeldin heyecan, mücadele, dolu tribünler, Drogba'nın gözündeki kazanma hırsı, Sow'un gol atmak için alev alev yanan ateşi, İbrahim Toraman'ın rakipten topu çaldığında gülen gözleri, Onur'un köşeye giden topu çıkaran panter güdüleri.- Hoşgeldin, eşek kadar adamların bikini giymeli iddialara girdikleri futbol programları.- Hoşgeldin koca bir sezon kendini futbolun kuması hissedecek kadınların hüznü ve çaresizliği.- Hoşgeldin TV kumandası savaşları, dizi mi maç mı izleyelim polemiği, salonda gergin anlar.- Hoşgeldin "goduk mu"lu tweetler, rakip taraftarların şiddet ve cinsellik unsurları içeren hashtag savaşları.- Hoşgeldin Sabri Sarıoğlu'nun kalenin 30 metre üzerinden giden şutları, Emre'nin kontrol edemediği siniri, Burak Yılmaz'ın demode dik yakası.- Hoşgeldin Anadolu takımları aleyhine yapılan hakem hataları. Verilmeyen penaltılar, çalınmayan fauller, ofsayttan yenen goller.- Hoşgeldin taraftarlarına şirin gözükmek için holiganca açıklamalar yapan, hayat felsefesi "kıroyum ama para bende" olan, fair play'den nasibini almamış yöneticiler.5 soruda sosyal alemOyuncu, eğitmen Çiçek Dilligil'e sordum.İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?İletişim, haber alma ve oyun oynamak.Facebook mu, Twitter mı? Neden?Twitter, az, öz ve akışı hızlı olduğu için.Sanal mecralar yüzünden kolay ulaşılabilir biri olmak şöhretin büyüsünü bozuyor mu sizce?Ben o şöhretlerden değilim. Her zaman ulaşılabilir olmayı seçtim. Böylesi daha da keyifli.Twitter'daki takipçi sayınızın artması için özel bir çaba gösteriyor musunuz?Gerçekten hiç göstermiyorum. Takipçi satın alanlar var mesela ve hiç gerçek değiller. Sahte takipçilerim olacağına hiç olmasın daha iyi. Ben orayı gerçekten iletişim yapabilmek için kullanıyorum. Her soruya cevap vermeye çalışıyorum. Takipçi satın alanlar kendi kendilerine konuşmaktan başka bir şey yapamazlar.Twitter'da beğenerek takip ettiğiniz isimler kimler?Ahmet Hakan, Oyunculuk Dergisi, Özen Yula ve en sıkı şekilde oğlum Ardahan Öztoprak'ı takip ediyorum.@chezseliİstediğin kadar oku, kariyer yap, o "falcı" efem "kurşun dökmek" laflarını duyunca gözlerinin bir parlamasıdır kadın olmak.@hoanesDiyetteyken yanlışlıkla bir şeyler yemek diyeti bozmuyomuş, kaloriden sayılmıyomuş o an yediklerimiz. Mühim olan niyetmiş.@musmulafarukTürk dediğin; "Çabuk şu öndeki arabayı takip et" dedikten sonra bile, kaç lira yazdı diye sürekli taksimetreye bakandır.@AbSurDMaN_Çocuğa kaç doğumlusun diyorum 2002 diyor. 2002'de insan mı doğar lan, olsa olsa 2002 model araba olur. Bu doğum olayları 90'larda bitmeliydi.

Devamını Oku

Günaydın baba! İyi pazarlar!

3 Ağustos 2013

Günaydın baba, iyi pazarlar... Bu pazar sabahı da yine evdeki herkesten önce uyandın ve hızlı adımlarla gazete almaya gittin değil mi? Ve her pazar olduğu gibi dayanamayıp daha gazetenin parasını öderken açtın baktın, oğlunun yazısı yayınlanmış mı, gazetedeki yeri iyi mi diye. Hatta marketten çıkarken kendi kendine söylenir gibi yapıp "Bakalım oğlum bu hafta ne yazmış" gibi bir cümle bile kurdun bakkal ve diğer müşteriler duysunlar diye. Halamı da organize etmişsin zaten. O da yazılarımı kesip kesip saklıyormuş, arşiv yapıyormuş. Oysa aylarca "Şimdi sen hangi gazetede yazıyorsun?" diye sordun durdun bana. Kaale almıyormuşsun, ilk kez öğrenecekmişsin gibi...Yahu gazeteyi bırak attığım tweetleri noktasına virgülüne kadar takip ediyormuşsun sen. Yüksek sesle okuyormuşsun evdekilere. En dikkatli takipçim babammış Twitter'daki meğer. Ben de diyorum televizyon dururken neden internetten takip ediyor haberleri bu adam. Meğer ben sizin eve habersiz geldiğimde hızlıca Twitter'ını kapatıp haber sitelerine giriyormuşsun. Geleceğimi bildiğin zamanlarda da bilgisayarını kapatıp saklıyormuşsun. Hayretler içindeyim. 60 yaşından sonra bilgisayar kullanmayı öğrenmenin nedeni de benmişim hatta. Canım babam benim.Ben bunları nereden mi biliyorum? Annemden biliyorum tabii. Başka nereden bilebilirim ki. Yıllarca o kadar ilgilenmiyormuş taklidi yaptın ki çoğu baba gibi. Şimdi umurunda olduğuma, benimle övündüğüne, beni dikkate aldığına inanmak zor oldu haliyle. Ama olsun, nihayetinde inandım tüm bunlara ve o kadar sevindim ki. Sonunda biraz olsun başardım seni mutlu etmeyi galiba. Annem anlatıyor da o pislik hastalığı ötelemende bile payım varmış. Moral olmuşum sana. Ne mutlu bana. Son zamanlarda akraba ortamlarında en favori konun benmişim hatta. Bahçede yetiştirdiğin domatesleri anlatmayı ikinci plana atmışsın nihayet.Oynadığım diziyi izlemek için halının üzerindeki o tatlı uykundan nasıl vazgeçtiğini, uyuyanları ayağa diktiğini, o uzun reklam aralarında tuvalete bile gitmediğini, adeta evli olduğun uzaktan kumandayla benim yüzümden 2 saatliğine vedalaştığını, bütün akrabalara "Ömür'ün dizisi başladı, televizyonu açın!" diye mesaj attığını ve daha birçok şeyi de biliyorum. Ama konuyu uzatmayacağım. Biliyorsun ki duygusal bir oğlun var, ağlamak istemiyorum, yazımı yetiştirmem gerek. Yazımı sana yetiştirmem gerek... Her şey bir tarafa; meğer sen beni ne çok seviyormuşsun be baba...Bize de böyle aşklar nasip et...Gün geçmiyor ki sanat dünyasından bir boşanma haberi daha almayalım. Artık şaşırmıyoruz da zaten bunları duymaya. Özellikle iki tarafta sanatın bir koluyla uğraşıyorsa her an 2. Dünya Savaşı şiddetinde bir ego savaşı yaşanabiliyor orada. Hele ki uzun senelerdir evli olup, üzerine çocuk yapıp, birbirinin gözünün için aşkla bakmaya devam etmek herkese nasip olmuyor. Geçtiğimiz hafta Bodrum'daydım. Bora Öztoprak, Çiçek Dilligil ve diğer arkadaşlarımızla bir hafta boyunca bayılana kadar gülmeli eğlenmeli keyifli bir tatil yaptım. Ve o bir hafta boyunca Bora Öztoprak ve Çiçek Dilligil'in birbirlerine nasıl güzel bir aşkla bağlı olduklarına bizzat şahit oldum. O kadar mutlu bir aile ki onlar. İkisi de bütün egolarını koymuşlar kenara ve dev bir bütün olmuşlar. Oğulları Ardahan'la da arkadaş gibiler. Farkında olmadan öyle bir özendirdiler ki, az kalsın denizin üzerinden İstanbul'a koşup eski sevgilime evlenme teklif edecektim. Ne diyelim; "Bize de böyle aşklar nasip et Allah'ım." Not: Bodrum Marina Pier'de Bora Öztoprak ve Kaan Öztürk söyledikleri şarkılar ile muhteşem bir gece de yaşatıyorlar.5 soruda sosyal alemSanal mecraları en iyi kullanan ünlülerden birine, Atilla Taş'a sordum.İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsun?Eğlence için başladım, şimdi içimi dökmek için bir araç oldu. Facebook mu, Twitter mı? Facebook daha çok tanışma, Twitter'ın ise daha çok fikir odaklı olduğunu düşünüyorum. Sanal mecralar şöhretin büyüsünü bozuyor mu?Ulaşılır olmak şöhreti kötü etkiliyor. Bir tür sevgi nefret ilişkisi var. Bir katarsis sağlıyor twitter.Takipçi sayınızın artması için bir çaba gösteriyor musunuz?Zamanlaması ve dinamiği yerinde tweetler zaten takipçi getiriyor. Beğenerek takip ettiğiniz isimler kimler?Ahmet Hakan, PuCCaa, Cüneyt Özdemir, CeriLevis, Taci kalkavan ve kendimi beğenerek takip ediyorum.

Devamını Oku

Bekarlar için hayatta kalma rehberi

20 Temmuz 2013

Bekarlar olarak zor bir dönemden geçiyoruz arkadaşlar. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günler bunlar. Evlenen evlenene. Kulağımızda "Erkan Ayşe'ye evlenme teklif etmiş!" "Sen düşünmüyor musun evlenmeyi oğlum!" "Kızım o çocukla da kaç yıl oldu? hayırdır!" "Ayşe'ler gelinlik bakmaya gitmiş bugün!" sesleri yankılanıyor. Kabuslarla uyanıyoruz. Üstüne üstlük birileri rahat rahat sevişecek diye her hafta bir çeyrek altın takıyoruz yakalarına. Bu verdiğimiz altınları geri alabilecek miyiz orası da soru işareti zaten. Neyse şimdi bu kaos ortamından kurtulmak için harekete geçip ruhumuzu ve cüzdanımızı dinlendirme zamanı. Beni dinleyin ve şunları yapın... Eğer çeyrek altın baskısından kurtulmak istiyorsanız acilen tatile çıkın. İmkanınız yoksa da çıkmış gibi yapın. Yok olun. Kaybolun. Telefonunuzu kapatın. Işıklarınızı söndürüp karanlıkta oturun. Sakın whatsapp'ta falan online olmayın. Online olursanız ölürsünüz. Donunuza kadar alır bu vicdansızlar. Ananız babanız "evlensene lan artık!" minvalinde konuşmaya başladığında konuyu değiştirmeye çalışın. Konu değişmezse bir daha konuyu değiştirmeye çalışın. Konu yine değişmezse o da sizin beceriksizliğiniz yani yapacak bir şey yok. Ama siz siz olun onların gazına gelip olmayacak birine ısınmaya çalışmayın.  Sevdiceğiniz "o bu şu evleniyor, biz ne olucağız?" diye kanırtmaya başladığında kavga çıkartın. "Bana ikide bir onu bunu kıyaslayıp durma!" cümlesi her zaman iş yapan güzel bir kavga bahanesidir. Beklediğiniz kavga çıkmazsa da belirgin bir tarih söylememeye gayret edin. "Ayrılıyorum ben" falan derse ama iş değişir. Kıyamam ona. Burada amaç evliliğe hazır olmadığınızı ona çaktırmamak zaten. Onu kandırmak değil. Madem seviyorsunuz ve iş yavaş yavaş ayrılık noktasına geliyor açık açık konuşun her şeyi. Kaybetmeyin onu. Sakın ola evli arkadaşlarınızla görüşmeyin. Ah onlar ne anasının gözüdür onlar. Bir dolduruşa getirirler, bir evlilik presantasyonu yaparlar tanıştığın ilk kişiyle evlenmek istersin. Hele de bir bebekleri falan varsa aman aman. Onların esas derdi evli arkadaşları olmasıdır. Sen de evleneceksin ki onların o sıkıcı okeyli tavlalı tatillerine eşlik edeceksin. Hele sevgilinle falan asla görüşme o evlilerle. İki dakikada beynini yıkarlar, tanıyamazsın valla manitanı.5 soruda sosyal alem"Çetrefilli Yollar" şarkısıyla son günlerde büyük beğeni toplayan usta müzisyen Bora Öztoprak'a sordum...İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?İş, tanıtım, arama motoru, haber...Facebook mu, Twitter mı? Neden?Daha çok twitter. Ancak çok büyük fark yok. Her ikisini de çoğunlukla projelerimle ilgili takipçileri bilgilendirmek için kullanıyorum. Ara sıra güncel olaylarla ilgili fikirlerimi yazıyorum. Tüketici haksızlığına uğradığım zaman doğrudan twitter kullanıyorum. Fikir belirtmek, yorum yapmak veya mesajlaşmak için facebook'u neredeyse hiç kullanmıyorum. Sanal mecralar yüzünden kolay ulaşılabilir biri olmak şöhretin büyüsünü bozuyor mu sizce?Artık şöhretin büyüsü diye bir kavram var mı bilemiyorum. Şimdi akıl ve yetenek fark yaratıyor. Herkes iyi veya kötü şöhret olabiliyor. Ancak gerçek beğeni ve tepkiyle doğrudan karşılaştığın için, yaptığın işi, şöhreti veya söylediğin sözü daha gerçek değerlendirebiliyorsun. Yalansız. Elinle tutabiliyorsun yani. Ben; ölçü kaçırmamak kaydıyla, dokunulabilir olmayı seviyorum. Ama gene de ben doğru bir ölçü olmayabilirim. Çünkü bugüne kadar "şöhret!" olabilmek adına çok doğru adımlar atmamış olabilirim. Bunun hesabını da yaptığım söylenemez.Twitter'daki takipçi sayınızın artması için özel bir çaba gösteriyor musunuz?Hayır. Canım istediği zaman, tanıtım yapmaya ihtiyacım olduğu zaman veya söyleyecek sözüm olduğu zaman twitter'a girdiğim için takipçi sayım artar mı artmaz mı diye bir hesabım olmuyor.Twitter'da beğenerek takip ettiğiniz isimler kimler?Ceri Levis, Ahmet Hakan, Google Gerçekleri, bu aralar Feyzi İşbaşaran ve tabii ki Çiçek Dilligil. Karım olduğundan değil ama. 140 karakteri kullanma becerisine, insanlara sabırla cevap vermesine hayranım gerçekten.Şişşt 2013'e gelsenize- Elinde bebek tutan kaslı dövmeli erkek fotoğrafı paylaşıp yanına "evrene mesaj gönderiyorum" yazan kızlar.- Havuz başında ayaklı bacaklı göbekte frozenli "tatildeyim ulen" temalı klasik pozu çektirmeye devam edenler. - Hayat felsefesi "damsız almıyoruz birader!" olan sözde insan sarrafı 1980 beyinli uyuz bodyguardlar!- Twitter'da takipçi satın alarak "çok takipçim var" triplerine giren, kafayı takipçi sayısına takmış "yazık la buna" dediğimiz ünlüler.- Siyah kemik gözlük, çene sakalı, saç vesaireyle Johnny Depp'e benzemeye çalışan imitasyon adamlar.- Sabahın köründe uyanıp kuaförde saçını yaptıran, suratını tuval gibi boyatıp bilmem kaç pont topuklu ayakkabısıyla plaja teşrif eden kokoş kadınlar.- Yaz mevsiminin en cavcavlı dönemlerinde tatil beldelerine giden yolllarda çalışma yapan karayolları genel müdürlüğünün dahilerden oluşan beyin takımı.- Farklı görüşleri şiddet kullanarak, küfrederek, birbirini karalayarak empoze etmeye çalışan mağara adamları.- Her fırsatta sanal mecralardan tiksindiğini söyleyen, yeni teknolojilere çamur atan, bilgisayarı bomba zannedip karakola götürecek potansiyeldeki zorlama elitist, sözde aydın takımı.Twitter@tekerleklibavulDirseğini masaya koyup, elinle de yanağına destek yapınca ağzın yüzün kayıyor ya hani, işte ben seni o zaman da seviyorum.@handekudayKüfür eden kız itici ama PES oynayan kız şahane, fanatik kız rerero ama rakı içen kız süper. Sen resmen pembe sıçan Mahmut Abi istiyorsun.@hakankoksalSevgili erkekler, beğendiğiniz kadın için "gideri var" diyorsunuz ya, onlar da sizin için "iyi bir geliri var" diye konuşuyorlar.@AbSurDMaN_2 şey merak ediyorum: 1) İnsanoğlu uygarlaşırken "sabahın köründe uyanıp güne başlayalım" fikrini ortaya atan kimdi? 2) Onu neden dinlediler?@resulertas“Kadınlar çok kötü araba kullanır, kaza yapanlara bak, hepsi kadın” diyen de "ikinci el araba alacaksan bayandan al” diyen de aynı insan.

Devamını Oku

Üç gün, üç ev ve bir salak

6 Temmuz 2013

Geçen hafta Pazar günü, öğleden sonra. Kahramanımız başına geleceklerden habersiz evde pinekliyor. Telefonu çalıyor, arayan kişi dangoz arkadaşı Altan. Hararetli hararetli bir şeyler anlatmaya başlıyor Altan. Konu karşı apartmanında boşalan daire. Altan site hayatından bıktığımı, markete gitmek için bile arabayla çıkmak zorunda olunmayan, manava "O bombastik kız hangi apartmanda oturuyor" diye sorabileceğim samimi, mahalle arası bir yere taşınmak istediğimi biliyor. "Ömür karşı apartmandaki daire boşalıyor, kesin bilgi, kirası da çok uygun, sakın kaçırma burayı. Caddebostan'da bu fiyata böylesini bulamazsın, acele değil ama çabuk çabuk gel” diye panik panik durumu anlatıyor bana. Bu arada söylediği kira bedeli o bölge için sahiden de çok çok uygun. Üstelik arada emlakçı da yok. Emlakçıya vereceğim parayla Türkbükü'ne gider 50 liraya lahmacun yerim her gün diye düşünüyorum. Böyle de vizyonsuzum. Neyse işte adeta o daireyi tutmak görevimmiş gibi, adeta Charlie'nin meleklerinden biriymişim de görevi almışım gibi olduğum yerden fırlıyorum. Hızlıca üzerimi giyip, soluğu kiralayacağım evin önünde alıyorum. Gece akrepler, sabah su basması ile uyanmakEv tam istediğim gibi giriş katı, boydan boya cam, önünde park yeri var, caddeye 50, denize 150 metre. "Ooooh" diyorum, "Nihayet o soğuk suratlı site hayatından kurtuldum." Hemen gidip mahalle berberiyle tanışayım, kasaba gidip kıyma çektireyim istiyorum. Kapıcı marifetiyle ev sahibinin telefonuna ulaşıyorum. Konuşmamız sadece 2 dakika sürüyor. "Merhaba, bu sabah eviniz boşalmış da ben tutuyorum onu, tüm isteklerinizi kabul ediyorum, yarın da taşınacağım" diyorum, o da "Tamam" diyor. Hani 20 yıllık kirayı peşin istese gidip banka soyup vereceğim, istese arabesk rap dinleyeceğim, istese Sinan Akçıl konserine gideceğim. Düşünün yani durumumu vereceğim tavizlerden. Neyse; bir kira ve artı bir kira bedeli de depozito verip evden eve nakliyat marifetiyle yeni evime taşınıyorum. Güle oynaya perdelerimi takıyorum, tablolarımı asıyorum. Derken gece oluyor. Saat 11 sularında salonda gezinen böcekimsi bir canlı görüyorum. “Keyfimi bozamazsın hamam böceği” diye yaklaşıyorum ama bu hamam böceği değil ki! Bu bildiğin akrep! National Geographic'te görmüştüm en son bunlardan ben. Soktuğu kişi 15 saniyede öbür dünyaya intikal etmişti. Evet evet hatırladım akrep buuu. "Akreeeeeeep!" diye bağırıyorum. Sonra bir tane, sonra bir tane daha görüyorum. O hışımla yerdeki terliği kapıp kafalarına kafalarına vuruyorum. Valla Panter Emel kızarsa da kızsın. Öldüklerine emin olunca kapıcıyı arıyorum "Abi sen bilmiyor muydun ya, o evde çok akrep yavrusu vardır, dikkat et, ayakkabılarının falan içine girerler, dikkat et, pantolonunu donunu falan iyice silkele giymeden" diyor bana. O anlatırken aklıma bu yavruların da neticede bir anası babası olduğu, bunların aşırı kinci hayvanlar oldukları, gece psikopat gece sayko oldukları falan geliyor. Konuşma bitiyor, hızlıca evden çıkıp karşı apartmanda oturan ve beni bu belaya bulaştıran Altan'a gidiyorum. Niyetim geceyi onun evinde geçirmek. Ama Altan evde yok. Binbir çeşit küfürle eve dönüyorum. Bir duş alayım da kendime geleyim diye banyoya gireyim diyorum, kapıyı açıyorum ve içeride bir düzine akrep yavrusu daha görüyorum. Ve çevrelerinde 13 bölüm "Banyo Seven Böcekler" belgeseli yapmaya yetecek kadar farklı böcek çeşidi var. Basıyorum ilacı, koyuyorum zehiri ve banyonun kapısını sıkı sıkı kapatıyorum. Son çare arabada uyumak üzere evden tekrar çıkıyorum. Ama uykum kaçtı tabii. Sabah oluyor; uykusuz ve sıfır moralle çekine çekine eve dönüyorum. Evde her şey normale dönmüş görünüyor. En azından akrepler gitmişler. Birkaç saat sonra güneş ışınları bütün güzelliğiyle eve giriyor, sokaktaki canlılık hoşuma gidiyor bir enerji geliyor bana. "Yahu daha ilk gün bu, hemen pes etme, diren. Bir gün daha bak duruma, bu muhitte bu kiraya nereden ev bulacaksın ki" diyorum kendime ve tekrar motive oluyorum. Altan rahatsızı da "Oğlum yavrularını öldürdün akrebin, kesin anasıgil gelecek bu gece seni sokmaya, bende kal" diye akıl veriyor utanmadan. Bir umutla, korkuyla ve heyecanla geceyi bekliyorum. Saatler ilerliyor ve maalesef akrepler evi yine kuşatıyor. Koltuğun üzerinden inmiyorum artık. Üstelik o kadar yorgunum ki. Sonra o yorgunlukla olacak heralde, derin bir uykuya dalıyorum. Çürük raporu da mı var!Sabah gözlerimi yavaş yavaş açarken "Akrep görmem inşallah çevremde" diye dua ediyorum. Ama o da ne; evi su basmış bu sefer de. Bildiğin göl olmuş ev. İsmail Türüt terlemiş sanki evin ortasında. Yine kapıcıyı arıyorum, bu kez maytap geçen bir ses tonuyla "Abi bilmiyor muydun ya, senin ev sahibin eski su borularını yenilemedi, hep olur bu durum o evde, alış bence" diyor. Suyu temizliyorum bin türlü eziyetle. Derken akşama doğru kapı çalıyor ve yönetici geliyor elinde tebligatla. Meğer apartmanın çürük raporu varmış ve Eylül sonu yıkılacakmış. "Sizin haberiniz yok muydu bundan?" diyor. Far görmüş tavşan gibi kitleniyorum. O an "dünyanın en mal insanı" ödülünü verseler bana, gururla, hiç gocunmadan koşa koşa alacağım. "Oha ev çürükmüş, hanimiş benim kiram, hanimiş benim depozitom, yandım anam!" minvalinde iç haykırmalarıyla yöneticiyi uğurluyorum. Evden tamamen soğuyorum tabii. Pılımı pırtımı toplayıp banyodaki börtü böceklerle vedalaşıp olay mahallinden hızlıca uzaklaşıyorum. Ve şimdi başka bir evdeyim artık. Bu acelecilikle karışık salaklığım sayesinde üç gün içinde üç ev değiştirdim. Ve bir sürü masraf ettim. Tamam ben hatalıydım ama beni fena halde gaza getiren Altan faktörünü de görmemezlikten gelemem. Ona buradan en derin beddualarımı yolluyorum. Ev sahibine ise kızmıyorum. Tamamen ben kaşındım. Gerçi yine de en azından çürük raporu meselesini söyleyebilirdin be amca! En nihayetinde kıssadan bir hisse çıkaralım dersek sevgili okur; "Aldığımız ani kararlar her an bir tarafımızda patlayabilir" cümlesi ziyadesiyle uygundur.Sevgili ev sahipleri çok rica edeceğim yapmayın...- Uçan daire kiralıyormuş havasına girmeseniz. Fiyatlarda uçmasanız.- Evinizi kiralamak isteyen her insana aynı güvensizlikle yaklaşmasanız.- Evinizi gazoz kapağı karşılığında kiralamadığımızı bir idrak etseniz.- Evinize 1980 model çamaşır makinası koyup "eşyalı ev" triplerine girmeseniz. O külüstürlere bayılmadığımızı bilseniz.- Her bekar kiracının çılgın çıplak partiler verip duvarlarda şampanya patlatmadığını kafanıza soksanız.- Eski sevgiliyle yeni sevgiliyi kıyaslar gibi eski kiracınızın yaptığı denyolukları yenisiyle kıyaslamamayı öğrenseniz.- 70 yıllık evinize depozito isterken dolar ve Euro'yla konuşmasanız. Makul ve mantıklı bir rakam isteseniz.- İlk kirayı ve depozitoyu alırken ki o dakikliğinizi, o özeninizi, depozitomuzu geri verirken de gösterseniz.- Tanışır tanışmaz "Ne iş yapıyorsun?" gibi sorulara girmeseniz. Kızınızı istemiyoruz sonuçta. Belki ben palyaçoyum ama param var, size ne yani. Bazı ev sahiplerini tenzih ederim ama ülkemizdeki ev sahiplerinin geneli böyle. Sürekli bir güvensizlik, sürekli bir kandırılacağım algısı. Çok yüklendim, susayım şimdi. Yoksa ev vermeyecekler artık bana... Saygılar ve sevgiler çok sevdiğim ev sahipleri.

Devamını Oku

Günümüz hastalıklarına müstesna tedaviler

29 Haziran 2013

- Kronik Dengesizlik Sendromu; bir gün "kesin hoşlanıyor" dedirtip, ertesi gün umut bırakmayanların travmatik halidir. Bunların tedavisi konusunda hiçbir umut ışığı yoktur. Hasta kendi haline bırakılmalı ve olay mahallinden koşarak uzaklaşılmalıdır.- Kibirüs Ben Bilirimüs; her şeyi ben bilirim edasında takılan, kimseleri anlamaya dinlemeye çalışmayan, bildiğini okuyan insan hastalığıdır. Hasta uzaktan izlenmeli, durumu ağırlaşırsa yaptıkları yüzüne yüzüne bağırılmalıdır.- Mutluluk Alerjisi Sendromu; çevresindekilerin mutluluğuyla mutsuz olma halidir. Bu insanlar mutlu insanlar gördüklerinde üzülür ve ellerinden gelen pisliği yaparak etraflarındaki herkesi hayata küstürmeye çalışırlar. Bu hastaları anlamaya çalışarak zaman kaybetmeyin. Hastalığı kimselere bulaştırmadan en yakın köprüden atın bunları.- Kronik Terfi Şuursuzluğu; genellikle iş yerlerimizde görebileceğimiz hastalardır. "Amaca giden her yol mübahtır" mottosuyla yaşayan bu hastalar yüzünden her an ayağınız kayabilir ve kendinizi bir insan kaynakları sitesinde CV'nizi hazırlarken bulabilirsiniz. "Deli deliyi görünce sopasını saklar" sözünden yola çıkarak bu hastalara deli taklidiyle yaklaşın. Allah yardımcınız olsun.- İlgi Sersemliği Saçmalamasyonu; herkesin kendisiyle ilgilendiğini, herkesin tek derdinin kendisi olduğunu, herkesin kendisini konuştuğunu, ve hatta kimsenin onu çekemediğini düşünme hastalığıdır. Bunlar sürekli ilgi ve güzel sözler duymak isterler. Duyamayınca da hayali düşmanlar yaratmaya bayılırlar. Her selam veren karşı cinsi arkadaşlarına "bağaa asıldıaa" diye anlatan boşboğazlar da bunlardır. Bunların kızılcık sopası darbeleriyle kendilerine geldikleri bilim adamlarınca ispatlansa da şiddeti önermiyorum ben.- Herkesle İyi Geçinme Travması; bu hastaların hayatı herkese iyi davranmaya, herkesle iyi olmaya çalışmakla geçer. Niyetleri iyi olsa da gereksizdir. Hastalıklarının ağırlaştığını sarf ettikleri "Ben hep dürüstlüğümden kaybettim" cümlesinden anlayabilirsiniz. Yapılan klinik çalışmalar bu hastaların yediği acı kazıklar sayesinde normale döndüklerini göstermiştir.- Şıpsevdilüs Melankolinüs; her saniye birine aşık olup ilişkisi bitince de sanki Leyla ile Mecnun aşkı yaşamışcasına depresyona giren, atarlı insan hastalığıdır. Hayatları ilişkileri üzerine kuruludur bunların. Arkadaşlarını esir alarak en yeni aşklarını 15 saat mola vermeden anlatmaları çok büyük sıkıntıdır. Bir süre sonra arkadaşları kaçar ve hastalar bu dangalak travmayla baş başa kalırlar. Tedavi çok basittir. Hastayı kömürlüğe kitleyin ve uzun bir süre karşı cinsten birini görmesine engel olun.- Varyemez Amca Sendromu; elini cebine atmadan 70 sene yaşama hırsı ve felsefesiyle donanmışların hastalığıdır. Bunların bakımı zordur. Yemeğini yedireceksin, gezdireceksin, eğlendirecen falan derken sen perişan olursun. Yüzsüzlük gibi belirtiler de görülür bunlarda. Bir bakarsın o elini cebine atmayan pinti ev almış, araba almış, sen hâlâ sefil. Bu hastaların durumu ağırlaştığında ortamdaki insanların içinde rezil kepaze etmek onlara yapabileceğiniz en büyük iyiliktir.

Devamını Oku

Kuşlar çiçekler böcekler falan...

22 Haziran 2013

Milletçe birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde klişesiyle başlamak istemezdim ama sahiden de öyle a dostlar. Evet, gerçekten de milletçe birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günler bunlar. Bir an önce toparlanmalı, sakinleşmeli, kaynaşmalı, gülüşmeli ve şu güzel yaz mevsiminin tadını çıkarmaya başlamalıyız. Daha okuyacağımız, göreceğimiz, duyacağımız bir ton...- Ünlü şarkıcı X, cesur bikinisiyle yürekleri hoplattı haberi- Ünlü at hırsızı X, sosyetenin tanınmış güzeli Y ile şezlongta fingirdeşti haberi- Ünlü assolist balkondan totosunu gösterdi haberi- Murat Boz'un memelerinin bu yaz ki durumu haberi- "Sıcak havadan bunalan İstanbullular soluğu Boğaz’ın serin sularında aldı" haberi- Çeşme mi? Bodrum mu? kıyası haberi- Ajda Pekkan'ın aliminyum folyoyla kaplanan vinçe çıktığı prodüksiyon komedisi konser haberi- Böbreğine kadar bronzlaşmış kimseyi ilgilendirmeyen eski playboyun kimle oynaştığı haberi- "Ünlü türkücü X 35 saat jetski keyfi yaptı" haberi- "Ohaaa Türkbükü'de lahmacun 750 lira oldu" haberi- "Ünlü Hollywood yıldızı X, yatıyla Göcek açıklarında gezdi ve kimseler tanımadı" haberi- Petrol zengini bir iş adamıyla evlenen çaptan düşmüş eski seksi mankenin havuzlu evinin kapılarını ilk kez Magazin Zırt kameralarına açtığı haberi var...Unuttuğumuz çok önemli (!) meselelerŞu süreçte güme giden, aklımıza bile gelmeyen, unuttuğumuz çok önemli (!) meseleler var. Ama çok (!) önemli şeyler bunlar yani öyle böyle değil. İnsanın uykusu kaçıyor bunları düşünmekten...- Survivor'da bu son haftalarda kimler elendi? Bir coconut için kim kimi yok etme planı yaptı? Dokunulmazlık oyununda kim kimi dövdü? Ufuk çizgisine bakarak "annemi özledieeeyym" diye kim zırıl zırıl ağladı? Kim kime ne laflar soktu? Ümit Karan hâlâ oradaysa sakalları ne durumda? Acun'un tişörtleri normale döndü mü? - Dest-i İzdivaç'a katılan azgın teke amcaların son durumu ne oldu? 30 yaşında olsun diyen 70'lik amcalar manita bulabildiler mi? Sahi Adanalı bir çocuk vardı no’oldu ona? 15 bininci talibini de reddetti mi? İlişki uzmanları hasbel kader yan yana gelmiş çiftlerin ilişki haritasını çıkardılar mı? - Vedat Milor ne yedi en son? Kuzu kapamayı hüpletti mi? Mehmet Yaşin abi ne yaptı? En son baklavaya ekmek banarken gördüydüm onu.- Serdar Ortaç Chloe yenge ilişkisi ne alemde? En son evleneceğiz falan diyorlardı. Evlendiler mi? Yoksa ayrıldılar ve Serdar abimiz minibüs dolusu güzel arkadaşıyla gezdiği koloni hayatına geri mi döndü?- Müge Anlı hangi saykoyu saklandığı delikte bulup ümüğünü sıktı? Hangi manyağın yakasında?Gençler zeki programlar görmek istiyorKonunun özüne gelirsek şu son günlerde yaşanan süreçten anlaşıldı ki bu ve bunun gibi tüm soruların cevabı gençliğin umurunda değil. Anladık ki gençliği zerre ilgilendirmiyor, Alaçatı'da dolaşan kodaman iş adamının gece hangi az ünlü mankenle sevişeceği. Magazin Zırt kameralarına evini açan ünlü bilmem kimin yatak odasından çıkan donu. Anlaşıldı ki eski kafalarla yapılan yayıncılık, eski kafalarla yapılan TV programları miladını çoktan doldurmuş. O apolitik diye aşağılanan, her fırsatta gamsız ve kaygısız diye lanse edilen gençler seslerini duyurmak istiyorlarmış nicedir. Gençlerin ağırlıklı olduğu bu popülasyonda yazılı ve görsel medya eğer ayakta kalmak istiyorsa mutlaka kendini yenilemeli ve mutlaka onların bu parlak zekasına hitap edebilecek projeler üretmeliler zaten. Medya patronları akşam yemeği için Paris'e gitmeye devam etmek, Kübalı kadınların bacaklarında sardıkları özel purolardan içmeye devam etmek istiyorlarsa genç beyinlerin yeni fikirlerine yatırım yapmak durumundalar. Bu yüksek IQ'ları Survivor'larla Dest-i İzdivaçlarla falan oyalamak, bunlarla ilgilerini çekmek mümkün görünmüyor önümüzdeki süreçte. Zaten şu an bile çıkardıkları sesi yeterince duyurmadığınız için kızgınlar size. Sırf sizin yüzünüzden iyi anlaşılamadıklarını, yetkililere dertlerini iyi anlatamadıklarını düşünüyorlar. Bir takım menfaatleriniz için onların sesini kıstığınızı düşünüyorlar. Üstüne üstlük bazılarınızın bırakın gerçek haberi vermeyi abidik gubidik uydurma haberlerle durumu çarpıttığını, protestolara katılan herkesi aynı kefeye koyduğunuzu görüyorlar ve iyice kızıyorlar size. Umarım onların gönlünü almayı başarır, umarım onlara onların zekasıyla ve mizah anlayışıyla karşılık verebilirsiniz ilerleyen günlerde.

Devamını Oku