Geçen hafta Pazar günü, öğleden sonra. Kahramanımız başına geleceklerden habersiz evde pinekliyor. Telefonu çalıyor, arayan kişi dangoz arkadaşı Altan. Hararetli hararetli bir şeyler anlatmaya başlıyor Altan. Konu karşı apartmanında boşalan daire. Altan site hayatından bıktığımı, markete gitmek için bile arabayla çıkmak zorunda olunmayan, manava "O bombastik kız hangi apartmanda oturuyor" diye sorabileceğim samimi, mahalle arası bir yere taşınmak istediğimi biliyor. "Ömür karşı apartmandaki daire boşalıyor, kesin bilgi, kirası da çok uygun, sakın kaçırma burayı. Caddebostan'da bu fiyata böylesini bulamazsın, acele değil ama çabuk çabuk gel” diye panik panik durumu anlatıyor bana. Bu arada söylediği kira bedeli o bölge için sahiden de çok çok uygun. Üstelik arada emlakçı da yok. Emlakçıya vereceğim parayla Türkbükü'ne gider 50 liraya lahmacun yerim her gün diye düşünüyorum. Böyle de vizyonsuzum. Neyse işte adeta o daireyi tutmak görevimmiş gibi, adeta Charlie'nin meleklerinden biriymişim de görevi almışım gibi olduğum yerden fırlıyorum. Hızlıca üzerimi giyip, soluğu kiralayacağım evin önünde alıyorum. 
Gece akrepler, sabah su basması ile uyanmak
Ev tam istediğim gibi giriş katı, boydan boya cam, önünde park yeri var, caddeye 50, denize 150 metre. "Ooooh" diyorum, "Nihayet o soğuk suratlı site hayatından kurtuldum." Hemen gidip mahalle berberiyle tanışayım, kasaba gidip kıyma çektireyim istiyorum. Kapıcı marifetiyle ev sahibinin telefonuna ulaşıyorum. Konuşmamız sadece 2 dakika sürüyor. "Merhaba, bu sabah eviniz boşalmış da ben tutuyorum onu, tüm isteklerinizi kabul ediyorum, yarın da taşınacağım" diyorum, o da "Tamam" diyor. Hani 20 yıllık kirayı peşin istese gidip banka soyup vereceğim, istese arabesk rap dinleyeceğim, istese Sinan Akçıl konserine gideceğim. Düşünün yani durumumu vereceğim tavizlerden. Neyse; bir kira ve artı bir kira bedeli de depozito verip evden eve nakliyat marifetiyle yeni evime taşınıyorum. Güle oynaya perdelerimi takıyorum, tablolarımı asıyorum. Derken gece oluyor. Saat 11 sularında salonda gezinen böcekimsi bir canlı görüyorum. “Keyfimi bozamazsın hamam böceği” diye yaklaşıyorum ama bu hamam böceği değil ki! Bu bildiğin akrep! National Geographic'te görmüştüm en son bunlardan ben. Soktuğu kişi 15 saniyede öbür dünyaya intikal etmişti. Evet evet hatırladım akrep buuu. "Akreeeeeeep!" diye bağırıyorum. Sonra bir tane, sonra bir tane daha görüyorum. O hışımla yerdeki terliği kapıp kafalarına kafalarına vuruyorum. Valla Panter Emel kızarsa da kızsın. Öldüklerine emin olunca kapıcıyı arıyorum "Abi sen bilmiyor muydun ya, o evde çok akrep yavrusu vardır, dikkat et, ayakkabılarının falan içine girerler, dikkat et, pantolonunu donunu falan iyice silkele giymeden" diyor bana. O anlatırken aklıma bu yavruların da neticede bir anası babası olduğu, bunların aşırı kinci hayvanlar oldukları, gece psikopat gece sayko oldukları falan geliyor. Konuşma bitiyor, hızlıca evden çıkıp karşı apartmanda oturan ve beni bu belaya bulaştıran Altan'a gidiyorum. Niyetim geceyi onun evinde geçirmek. Ama Altan evde yok. Binbir çeşit küfürle eve dönüyorum. Bir duş alayım da kendime geleyim diye banyoya gireyim diyorum, kapıyı açıyorum ve içeride bir düzine akrep yavrusu daha görüyorum. Ve çevrelerinde 13 bölüm "Banyo Seven Böcekler" belgeseli yapmaya yetecek kadar farklı böcek çeşidi var.
Basıyorum ilacı, koyuyorum zehiri ve banyonun kapısını sıkı sıkı kapatıyorum. Son çare arabada uyumak üzere evden tekrar çıkıyorum. Ama uykum kaçtı tabii. Sabah oluyor; uykusuz ve sıfır moralle çekine çekine eve dönüyorum. Evde her şey normale dönmüş görünüyor. En azından akrepler gitmişler. Birkaç saat sonra güneş ışınları bütün güzelliğiyle eve giriyor, sokaktaki canlılık hoşuma gidiyor bir enerji geliyor bana.
"Yahu daha ilk gün bu, hemen pes etme, diren. Bir gün daha bak duruma, bu muhitte bu kiraya nereden ev bulacaksın ki" diyorum kendime ve tekrar motive oluyorum. Altan rahatsızı da
"Oğlum yavrularını öldürdün akrebin, kesin anasıgil gelecek bu gece seni sokmaya, bende kal" diye akıl veriyor utanmadan. Bir umutla, korkuyla ve heyecanla geceyi bekliyorum. Saatler ilerliyor ve maalesef akrepler evi yine kuşatıyor. Koltuğun üzerinden inmiyorum artık. Üstelik o kadar yorgunum ki. Sonra o yorgunlukla olacak heralde, derin bir uykuya dalıyorum.
Çürük raporu da mı var!
Sabah gözlerimi yavaş yavaş açarken "Akrep görmem inşallah çevremde" diye dua ediyorum. Ama o da ne; evi su basmış bu sefer de. Bildiğin göl olmuş ev. İsmail Türüt terlemiş sanki evin ortasında. Yine kapıcıyı arıyorum, bu kez maytap geçen bir ses tonuyla "Abi bilmiyor muydun ya, senin ev sahibin eski su borularını yenilemedi, hep olur bu durum o evde, alış bence" diyor. Suyu temizliyorum bin türlü eziyetle. Derken akşama doğru kapı çalıyor ve yönetici geliyor elinde tebligatla. Meğer apartmanın çürük raporu varmış ve Eylül sonu yıkılacakmış. "Sizin haberiniz yok muydu bundan?" diyor. Far görmüş tavşan gibi kitleniyorum. O an "dünyanın en mal insanı" ödülünü verseler bana, gururla, hiç gocunmadan koşa koşa alacağım. "Oha ev çürükmüş, hanimiş benim kiram, hanimiş benim depozitom, yandım anam!" minvalinde iç haykırmalarıyla yöneticiyi uğurluyorum. Evden tamamen soğuyorum tabii. Pılımı pırtımı toplayıp banyodaki börtü böceklerle vedalaşıp olay mahallinden hızlıca uzaklaşıyorum. Ve şimdi başka bir evdeyim artık. Bu acelecilikle karışık salaklığım sayesinde üç gün içinde üç ev değiştirdim. Ve bir sürü masraf ettim. Tamam ben hatalıydım ama beni fena halde gaza getiren Altan faktörünü de görmemezlikten gelemem. Ona buradan en derin beddualarımı yolluyorum. Ev sahibine ise kızmıyorum. Tamamen ben kaşındım. Gerçi yine de en azından çürük raporu meselesini söyleyebilirdin be amca! En nihayetinde kıssadan bir hisse çıkaralım dersek sevgili okur; "Aldığımız ani kararlar her an bir tarafımızda patlayabilir" cümlesi ziyadesiyle uygundur.
Sevgili ev sahipleri çok rica edeceğim yapmayın...
- Uçan daire kiralıyormuş havasına girmeseniz. Fiyatlarda uçmasanız.
- Evinizi kiralamak isteyen her insana aynı güvensizlikle yaklaşmasanız.
- Evinizi gazoz kapağı karşılığında kiralamadığımızı bir idrak etseniz.
- Evinize 1980 model çamaşır makinası koyup "eşyalı ev" triplerine girmeseniz. O külüstürlere bayılmadığımızı bilseniz.
- Her bekar kiracının çılgın çıplak partiler verip duvarlarda şampanya patlatmadığını kafanıza soksanız.
- Eski sevgiliyle yeni sevgiliyi kıyaslar gibi eski kiracınızın yaptığı denyolukları yenisiyle kıyaslamamayı öğrenseniz.
- 70 yıllık evinize depozito isterken dolar ve Euro'yla konuşmasanız. Makul ve mantıklı bir rakam isteseniz.
- İlk kirayı ve depozitoyu alırken ki o dakikliğinizi, o özeninizi, depozitomuzu geri verirken de gösterseniz.
- Tanışır tanışmaz "Ne iş yapıyorsun?" gibi sorulara girmeseniz. Kızınızı istemiyoruz sonuçta. Belki ben palyaçoyum ama param var, size ne yani.
Bazı ev sahiplerini tenzih ederim ama ülkemizdeki ev sahiplerinin geneli böyle. Sürekli bir güvensizlik, sürekli bir kandırılacağım algısı. Çok yüklendim, susayım şimdi. Yoksa ev vermeyecekler artık bana... Saygılar ve sevgiler çok sevdiğim ev sahipleri.
Üç gün, üç ev ve bir salak
Haberin Devamı

