en istemez miyim şakalı komikli bir Pazar yazısı yazayım. Ben istemez miyim kuşlardan, çiçeklerden, böceklerden bahsedip Polyanna’nın amca oğlu gibi takılayım. Ben istemez miyim bir ünlüyü dilime dolayıp koca bir paragraf gülmeli bir şeyler yazayım. Ama açıkcası bu aralar hiç keyfim yok a dostlar. Bu aralar içim çekildi, moral motivasyon denen şeyin zerresi kalmadı bende. Tamam pozitif olmak gerek, olumlu düşünmek gerek falan ama bazen ne kadar zorlasan da bünyeyi başaramıyorsun bunu. Şunu anladım ki yaşın ilerledikçe ülkende olan biten şeyleri çok daha fazla dert ediyorsun ve kim haklı kim haksız diye düşünmekten çok “Aman kimsenin kılına zarar gelmesin“ endişesiyle olaylara yaklaşıyorsun. Ya da en azından bende böyle oldu. En başından beri diyalogla, karşılıklı fikir beyan etmekle, sevgiyle, saygıyla, anlayışla, tahammülle halledilebilecek bir mesele büyüdü büyüdü ve hepimizi üzen can kayıpları yaşandı. Allah bütün kaybettiklerimize gani gani rahmet eylesin.Hiç dinlemiyoruz ve hak vermiyoruzTüm dostlarımdan arkadaşlarımdan bir ricada bulunarak girizgah yapmak istiyorum meseleye; iletişim çağındayız, uzay çağındayız hikayelerini falan kimse anlatmasın lütfen bir süre bana. Tamam belki cep telefonlarımız akıllandı, bilgisayarlarımıza üstün işlemciler takıldı, televizyonlar kıl kadar inceldi, ama biz insanoğlu nedendir bilinmez kendimizi güncelleyemedik bir türlü. Hâlâ ilk çağ seviyesinde iletişim kuruyoruz gerçek hayatta. Hatta belki ilk çağdan da kötüyüz. Hiç dinlemiyoruz, hiç anlamıyoruz, hiç hak vermiyoruz, hiç samimi değiliz! Mış gibi, miş gibi yapmaktan ciğerimiz soldu. Birbirimize bakmıyoruz, birbirimizi duymuyoruz, birbirimize dokunmuyoruz. Durum o kadar fena ki; biri bizi dinlediği zaman bin kere teşekkür etme ihtiyacı hissediyoruz ona. Sağol beni dinlediğin için, varol beni dinlediğin için, çok mutluyum beni dinlediğin için falan diye uzadıkça uzuyor teşekkür faslı. Hele bir de iyi bir şey duymuşsak mutlaka doğrulatma ya da tekrar ettirme ihtiyacı hepimizde. Hepsini geçtim birbirini anlamak dinlemek isteyenler olursa ona da mani oluyor etrafımızdaki bir takım meymenetsizler.Haksız olduğumuzu duymak istemiyoruzSon günlerde kimbilir kaç kere kendimi televizyon başında içten içe “O onu demek istemedi aslında, sen de böyle demek istemedin, keşke bir yerde oturup bir kahve içerken bunları konuşsanız“ derken buldum. Hani imkanım olsa televizyonun içine elimi sokup birini o kanaldan alacağım, birini bu kanaldan alacağım, salondaki kanepeye oturtucağım bunları, mutfağa gidip çay kurabiye falan getirip “Siz kardeşsiniz, buyrun burada anlatın derdinizi, anlaşmadan gitmek yok, akşam da karpuz kesip pijama partisi yapacağız“ diyeceğim. Sadece ülke meseleleri tartışılırken olan bir şey de değil aslında bu bende. Arkadaşlarım tartışırken de oluyor, annemle babam tartışırken de. İtiraf edelim ki hayatımızla ilgili bir çok konuda biz de yapıyoruz bunu. An geliyor öyle tuhaf bir konuşmanın içine giriyoruz ki geri vites yapmak mümkün olmuyor. Annemizle, babamızla, kardeşimizle, arkadaşımızla, sevgilimizle yaptığımız o münakaşa uzadıkça uzuyor. Kendimizi durdurmak istiyoruz, karşımızdakiyle daha sıcak, daha sevecen bir diyaloğa girmek istiyoruz, “Aslında sen haklısın“ demek istiyoruz, “Senin dediğin daha doğruydu“ demek istiyoruz, “Kabahat bendeydi“ demek istiyoruz, fakat yapmıyoruz, yapamıyoruz. Çoğu zaman da haksız olduğumuzu duymamak için dinlemiyoruz zaten...Nelerden vazgeçmiyoruz?- Sözünü kesiyoruz.- Sen beni anlamıyorsun deyip masadan kalkıyoruz.- Tartışmayı kestirip atmak, hatalarımız duymamak için son söyleyeceğimiz şeyi ilk başta söyleyip uyuz ediyoruz.- O konuşurken başka şeylerle ilgileniyoruz.- Kel alaka meseleler açıp haksız olduğumuz ana konudan uzaklaşmaya çalışıyoruz.- Karşı taraf tamam “ben hatalıyım” deyip özür bile dilese bile iyi niyeti suistimal ediyor ve daha fazla üzerine gidiyoruz.- Sinirlerimize hakim olamayıp fevri hareketler yapıyoruz.- Sırf onun iyi taraflarını görmemek için yalan yanlış şeylere inanmak istiyoruz. Hiçbir şey bulamadık, çamur atıyoruz.Fitne fesatlardan Allah korusun!Bunlar sadece ilk aklıma gelenler aslında. Günlük hayatımızda yaşanan iletişimsizliklere 1500 tane daha örnek verilebilir. Dediğim gibi; keşke tartışma sürerken “sen haklısın aslında“ diyebilsek. “Gururumun canı cehenneme“ deyip kendimizi dizginleyebilsek. Bunu yapabilenler de yok mu? Var tabii. Çevremizdekilerin rolü de büyük oluyor bu durumlarda yalnız. İnsanın iyiliğini isteyenleri ne kadar çoksa o kadar akıllı, o kadar naif, o kadar medeni hareketler yapabiliyor. Ne diyelim sevgili okur; Allah hepimizi etrafımızdaki fitne fesatlardan korusun. “Konuşun anlaşın öpüşün barışın“ demek yerine, türlü çakallıklarla, çoğu zaman da iftiralarla sıkıntıyı büyütenlerden korusun! Umarım en kısa zamanda yeni durum güncellememiz gelir. Belki o zaman birbirini daha iyi dinleyen, daha iyi anlayan, daha hoşgörülü, daha tahammüllü, daha iyi, daha sevecen insanlar oluruz.
İçki markalarının son ilanları bitirdi beni. Ben ki zaten duygusallıktan ölen, ayrılık konuşmalarını sevmeyen sulu gözün tekiyim, geçen sabah gazeteleri okurken gördüğüm ilanlar karşısında gözlerim doldu, içim parçalandı, çok fena oldum. Şarap üreticileri derneği "Anadolu'nun eşşiz üzümlerini artık siz anlatın, onlar size emanet" derken en köklü rakı markalarımızdan biri "Reklamlar bitti, bize müsaade kardeşim" diyordu. Sevgilimizle ayrıldığımızda, babamızla tartıştığımızda, işlerimiz yolunda gitmediğinde yanımızda olan, bizimle konuşup rahatlatan birinin dilsiz kalması gibiydi durum.Kıbrıs'ta anason rüzgarı...Tesadüf bu ya tam da ülkede bir takım alkol yasakları konuşulurken Kıbrıs Rakı Festivali'ndeydim. Bu yıl ikincisi düzenlenen ve "Gaşık gaşık lezzet, Gadeh Gadeh Muhabbet, Doya Doya Eğlence" sloganıyla yapılan festival yavru vatanda buram buram anason rüzgarı estirdi. Mey içkinin düzenlediği festivalde Murat Dalkılıç'ı fasıl söylerken izlemek gibi enteresan sürprizler oldu. Klarnet ve keman sesleriyle süslü günler yaşadık festival boyunca. Benim Kıbrıs Rakı Festivali'nde gözlemlediğim en mühim şey ise şuydu; Kıbrıslı bir hafta boyunca rakısını içti ama tek bir olay çıkmadı. Muhafazakar olanı olmayanı herkes konser alanlarındaydı. O kadar etkinlik oldu, büyük kalabalıklar alanlara toplandı, yenildi içildi ama herkes eğlencesinde muhabbetindeydi. Kimse kimseye "O ayyaş, bu ayyaş" demedi, hep beraber gülündü eğlenildi. Aslında istenince oluyor yani bazı şeyler, ama önce istemek lazım tabii..."Adın Batsın AVM" adlı şiirim"Hadi dışarı çıkalım" deyip içine girdiğimizYürüyen merdivenlerinde oynaşıp durduğumuzKredi kartlarına 38 taksit yaptığımızPisliğin tekisin sen, adın batsın AVM***Boş bulunan yere derhal yapalım denenHer politikacının hemen aklına gelenFast food'larda göbeklere can verenPisliğin tekisin sen, adın batsın AVM***Ağaçları kesip yerine temel atalım50 bin yetmez, 50 bin daha yapalımOnlar yapsınlar biz mal gibi susalımOldu canım başka isteğin var mı AVM?Pisliğin tekisin sen, adın batsın AVMRihanna konseri nasıldı?- Seyirci çok güzeldi.- Rihanna çok güzeldi.- Rihanna çok şekerdi.- Rihanna çok seksiydi.- Rihanna çok samimiydi.- Rihanna müthiş dans etti.- Rihanna'nın sesi harikaydı.- Rihanna'nın sahne şovu, şarkılarının önüne geçmeyecek kadar kararındaydı.- Rihanna; "Star olunmaz, star doğulur" der gibiydi.- Rihanna bizim popçulara "aliminyum folyo kaplı vinçlere çıkıp, kendinize güldürtmeyin" der gibiydi.- Kısaca Rihanna iyiydi ya, başka bir gezegenden elmiş gibiydi.Merhaba plaza insanı... be...- Çok proaktif gördüm seni.- Skecılına uyuyorsa toplantı set eder misin?- Mailini check et önce.- To do list'e de bak bi.- Bu arada contentler gelmiş mi?- Contentleri confirm ettiysen bana forward'la.- Peki outsource etsek diyorum, handle edebilir misin bu işi?- İstersen arkadaşın seni push etsin?- E bunu yapman must oldu artık.- Zaten bir süre sonra sizin işlerinizi mörç edeceğim.- Ha bu arada akşam cime gidecek misin?İçimizde kalan cevaplar Bu yaz napıyorsun? "Sırf kendi planını anlatmak için sordun bunu değil mi pislik? Cehennemin dibine gidiyorum, gelecek misin?"- Seni de hep işim düşünce arıyorum ama... "Aynen öyle, öküzsün çünkü!"- Ee maaşın kaç lira? Ne kadar kazanıyorsun ayda? "Sana ne, sana ne! Ben sana soruyor muyum lan hadsiz."- Kolundaki dövmenin anlamı ne? "Seni şimdi mi dövsem, sabaha mı bıraksam acaba!"- Senin makinenle çektirdiğimiz fotoğrafları bana gönderir misin? "Gönderirim allahın cezası gönderirim! Lanet gelsin gönderirim!"Twitter@amanneguzelBir sabah da biri çıkıp desin ki "Yanlış alarm, yanlış alarm! Herkes yatağına geri dönsün!", biz de gidip tekrar yatsak.@zodyakliGörünen o ki iliskilerden beklentimle taksicilerden beklentim aynı, dolandırmayın yeter.@pakiteysisZaten karısını döverek öldürüp, 13 yaşındaki kız çocuklarına tüm kasaba tecavüz edenler hep 22'den sonra alkol alıyordu, iyi ki yasakladınız.@ziyaturpAl yaşlı teyze al, otobüste ayakta durduğum güzel yeri de al. Evimi barkımı da al yaşlı teyze.@HasaniseAmca sen telefonda konuşmuyorsun seninkisi bildiğin ulusa sesleniş.@hakankoksalİlişkinin 5N1K’sı: Kiminle konuşuyordun? Neredesin sen? Ne dediğinin farkında mısın? Ne zamandan beri? Nasıl yaptın bunu bana? Neden?
Ayrılabilmek gerçekten bir sanat. Hayatım boyunca bunu layıkıyla yapanlara hep saygı duydum. Onları hep bir ilah olarak gördüm. Çünkü benim hayatta en çok zorlandığım şeylerin başında geliyor sevgiliyle ayrılmak. Tam o noktaya geldiğimde “Tamam son günlerimiz kötüydü belki ama ne güzel günler geçirdik beraber” diye düşünüp onsuz yaşamaktan korkar hale geliyorum. Hatta 20 sene sonra karımızla kocamızla bir yerde karşılaşıp çok üzüleceğimizi düşünerek kendime ekstra acılar yaratmaya bayılıyorum. Arkaya bakmadan gidebilmek büyük başarı. Kavgasız gürültüsüz yolları ayırabilmek önemli erdem. Usta şair Atilla İlhan; “Ayrılık da sevdaya dahil” diye ne güzel söylemiş... Her neyse, bu “çat” diye ayrılabilen vicdansızlara baktım da şöyle bir halleri var bunların...- Ne istediklerini biliyorlar. Misal o evlilik istiyor, karşı taraf istemiyor mu? Hadi geçmiş olsun. “Gidiyorum elimde çanta, tüm bağlantımı kestim bir anda” şarkısı eşliğinde kayboluyorlar.- İlişkilerini yaşarken eski arkadaşlarından kopmuyorlar. Eski arkadaşlarıyla görüşmeye devam ediyorlar. Bu nedenle de ayrılmaktan korkmuyorlar. Sevgilileri olmadığında dımdızlak tek başına kalma korkuları yok. Bu da rahat ayrılabilmeyi sağlayan önemli bir motivasyon.- İlişkinin biteceğini kafalarına öyle bir koyuyorlar ki daha eski ilişkileri bitmeden yeni birinin arayışlarına başlayabiliyorlar. Karşı taraftan da sinyal aldılar mıydı hoooop hiç acımadan yollarını ayırabiliyorlar eskiyle bu vicdansızlar. Ara verme diye bir şey yok bu zalimlerde. Daldan dala, daldan dala.- 7/24 pohpohlanan, sevildiğine emin olmanın özgüveniyle şımaran bazı pislikler daha kolay ayrılıyorlar. Gerizekalı sevgilileri bunların popolarını öyle bir kaldırıyorlar ki kendilerini bir Adriana Lima, bir Kıvanç Tatlıtuğ karizmasında sanıp zırt diye ayrılıyorlar. Bu denyolar gerçeği görüp dönmek istediklerinde iş işten çoktan geçiyor. Bunlara müstehak mı? Evet.- Sana bana mantıksız gelen ama onlara göre çok mantıklı olan gerekçeleri var. Ve “Yazık lan, benimki de öküzlük” falan diye düşünmeden çat diye ayrılabiliyorlar bu nedenlerle. Sevdiceği şişmanladığı için ayrılanlar, arkadaşları istemediği için ayrılanlar, ailesi istemediği için ayrılanlar, sevdiceği işsiz kaldığı için ayrılanlar hep bu gamsızlar işte.- Çevresine sevgilisini çok sevdiğini inandıran sahte okeyler. Bunlar istisnasız her sevgilisine bir Romeo bir Juliet, bir Leyla bir Mecnun muamelesi yapar ve alacaklarını aldıktan sonra makdülü kapının önüne koyarlar. Erkek ya da kadın her iki cinste de sıklıkla görünen bir vakadır bu. Zavallıyı kendilerine aşık edip parasını pulunu bedenini kullanıp bir SMS’le ilişkiyi bitirir bu merhametsizler.2013 model adamlık kriterleri- “Bu fotoğrafları yollarım size de” deyip sahiden yollamak.- Sevdiğin kişinin telefonunu şarja takmak.- Facebook’ta like’lamak, hatta mümkünse fotoğraf altına “Canım çok güzel çıkmışın yaa” diye yorum yazmak.- Twitter’da takip etmek, retweet etmek, başkalarına onu takip etmelerini önermek.- Whatsapp’tan gelen mesaja hemen cevap vermek.- Birini Whatsapp’taki dedikodu grubunun içine dahil edip onurlandırmak.- İş arkadaşının ayağını kaydırmak için az pislik yapmak, az gammazlamak.- İnsanlar hakkında az iftira atmak, az yalan söylemek, az dedikodu yapmak.Abiler şu konuları da bir açıklığa kavuşturun be...- 22.00 ile 06.00 saatleri arasında perakende alkol satışı yasak, peki ya meze? Misal haydari alabiliyor muyuz? Ya da leblebi fındık?- 22.00’dan sonra komşumuzdan içki isteyebilecek miyiz? “Yaa komşu evde bira kalmamış da ben sana rakı vereyim sen bana bira ver” gibi diyaloglar olabilecek mi mesela?- GSM şirketlerinin zararı karşılanacak mı? Hayır yani adamlar cirolarının yüzde 90’ını alkollüyken aranan eski sevgililerden yapıyordu. O bakımdan...- Yeni yasayla araba kullanırken sigara içilemeyecekmiş. Yasa İsveç’ten de bizim trafiğimiz İsveç trafiği mi peki? Trafikte 50 saat beklerken nikotin sakızı mı çiğneyelim?- Yahu madem yasaklıyorsunuz gece 22 akşam 17 arası falan yapsaydınız içki satışının yasak saatlerini. Sabah 6 yapınca bize kendimizi alkolik gibi hissettirdiniz. Sabah 6’da da tekele gidecek değiliz ya, yok artık.- Peki alkol içmeye özendiren şeylere karşı da bir önlem alınacak mı acaba? Müzeyyen Senar’ın, Tanju Okan’ın o müthiş sesini dinlemenin de bir saati olacak mı? Ya da ne bileyim yalnızlığa önlem alınacak mı mesela? Yalnızlık da yasaklanacak mı?He la he, bunlara inandık heeTwitter@hakankoksalSevgili erkekler, beğendiğiniz kadın için “gideri var” diyorsunuz ya, onlar da sizin için “iyi bir geliri var” diye konuşuyorlar.@hasaniseFakir hipnozu diye bi şey var. Taksiye binersin ve gözlerin taksimetreye kilitlenir. Biri gelip o an donunu alsa haberin olmaz.@MuzoChe“Düşünüyorum, öyleyse varım” -Descartes “Ne düşünüyorsun?” -Descartes’ın Karısı.@Rapunzelll“Sorun sende değil bende” yani diyor ki; “sen şu köşede bekle ben biraz daha alemlere akıp sevişeyim boşta kalırsam ararım.”@CengizhanYeldanPenguen olmanın en kötü kısmı, çok ateşli bir kavgadan sonra olay yerinden penguen gibi yürüyerek gitmek olmalı. Komik lan o.@yetmislikfenom Türk kızını aya göndersen, ilk adımı aydan bekler.
Yaz temennileri- Bu yaz gazetelerde televizyonlarda güneşlenirken yakalanmış ünlü poposu, memesi görmeyelim. Hep aynı kişilerin memeleri, popoları zaten. Artık kimin neresinde ben var, kimin neresinde gamze var hepsini biliyoruz. Ha değişik popolar, memeler olacaksa ona kabül.- "Çirkin insan yoktur, dev güneş gözlüğü vardır" atasözünü unutmayalım. Gözlük çıkınca kaçmak zorunda kalmayalım.- Her şey dahil sistemle bir yere gidiyorsak bir -afta önceden limon kolonyası içmeye başlayalım ve kendimizi limon kolonyasına alıştıralım. Otelde votka verirlerse sürpriz olsun.- Gece kulüplerinde öküz gibi dans edip hayvan gibi terlediğimizde hemen evimize otelimize gidip uyuyalım. Birbirimizi ıslak koltuk altımızla ve onun iğrenç kokusuyla sınamayalım.- Sevgili sivrisinekler; gelin ateşkes yapalım. Bırakın bu yaz rahat edelim. Silahlarımızı bırakmaya hazırız. Süreci baltalamayın. Hayır yani biz size ne kötülük yaptık da böyle her yaz kanımızı emiyorsunuz.- Akdeniz Akşamları'nı çalarak prim yapmaya çalışan libido manyağı çocuk! Şimdi sakin ol ve elindeki gitarı yavaşça yere bırak. Zaman bunun artık iş yapmadığı gerçeğiyle yüzleşme zamanı senin için.Kilo vermenin 10 altın kuralı1) Yeme.2) Hadi yedin diyelim akşam saat 8 gibi uyu. Uyu ki acıkma.3) Brokoli kaçınılmazsa zevk almaya çalış.4) Sibel Can'ın diyet önerilerini dinleme.5) Geçen yaz o haşmetli göbeğini plaj ahalisine arz-ı endam etmemek için şezlongundan kalkmadığını, hatta plaja lazımlık bile götürmeyi düşündüğünü unutma.6) Diyet yapmayan arkadaşlarınla görüşme, facebook'tan sil, twitter'dan blokla, sevgilin diyet yapmıyorsa ilişkine ara ver, hatta mümkünse ayrıl. Hem aşk acısı falan iştahın da kesilir, iyi olur.7) Hayır kemiklerin iri değil, su içsen de yaramıyor, kendini bunlara inandırıp pes etme.8) 1,5 iskender'in yanına diyet kola içerek vicdanını rahatlatmaya çalışma. 1000 kalori aldın, boru değil.9) "Her şeyden yiyorum canım ya, hiç aç kalmıyorum" diye diyetini anlatan uyuzlara inanma. Her şeyden yiyormuşmuş. Daya bakalım baklavayı yiyecek mi!10) Baktın olmuyor Survivor'a git. 2 ayda 15 kilo veren var lan, oha.Kısa kısa...- Acun Ilıcalı teknesini 10 bin dolara Panama'ya taşıtmış. Tekneyi sabit tutup dünyayı döndürebilirdi aslında, gücünün farkında değil.- Bu aralar bazı gözlükçülerin "hardcore" ilişki isteğine karşı ayık olalım. 600'e satmaya çalıştıkları gözlükleri indirim isteyince 250'ye 300'e kadar indiriyorlar.- Bir zamanlar her mikrofon uzatıldığında yeni nesil oyunculara şarkıcılara sallayan eski toprak sanatçılar TV reklamlarından cukkaları alınca nasıl da sus pus oldular.- Twitter'da hangi meşhurun takipçi satın aldığını biliyoruz ve bunu yapanlarla fena halde dalga geçiyoruz.- Serdar Ortaç "Hatalarımın farkına bu hükümetle vardım" demiş. Müziği de bırakacak yakında demek.- Geçenlerde bir yakınım için Haydarpaşa Devlet Hastanesi aciline gittim. Ufacık tefecik şeyleri büyütüp dert ediyoruz ya biz, büyük saçmalıyoruz.Tavsiye ediyorum- Oben Budak'ın yeni kitabı Hayvan'ı.- Eksik Sayfalar filmini.- Bora Öztoprak'ın yeni şarkısı Çetrefilli Yollar'ı.- Okan Bayülgen'in Radyo Trafik'te yaptığı kitap okumalarını.- Şu zamanda Alaçatı'yı.- Craft Tiyatro'nun Kabin adlı oyununu.Twitter@saditekinİstanbul'dan başlayarak tüm şehirlere biber gazı tesisatı döşensin. Mobese'den gördün olayı, ver biber gazını, boşa yorulma!@BlogcuAnnePolis böcek ilacı sıkar gibi biber gazı sıksın; ben çocuğuma "Kaybolursan polis amcaya git" diyeyim, öyle mi? Oldu, görürsem söylerim.@hakankoksalO banka bana güvenmeyip tükenmez kalemi bankoya spiralli kordonla sabitleyecek, ama ben güvenip paramı yatırıcam. Yoo dostum yoo!@AbSurDMaN_2 şey merak ediyorum: 1) İnsanoğlu uygarlaşırken "sabahın köründe uyanıp güne başlayalım" fikrini ortaya atan kimdi? 2)Onu neden dinlediler?@dokuyanemreFinal dönemi motivasyonum, arkadaşlarımın çalışmadığını duyup rahatlamaktan ibaret.@hoanesKopya düzenine göre oturan öğrencilerin; yerlerinin değiştirilmesi sonrası bakışması, en hüzünlü ayrılık sahnesinde bile yok.
- “X ünlünün eşi plajda nefes kesiyor” haberini yapan magazinciye “Abi karın plajda nefes kesiyor” desek bizi kaç saniye sonra bıçaklar?- Civcivleri boyayarak orda burada satan abileri rujla, rimelle, allıkla boyayıp TEM yolu kenarına koysak empatiye doyurabilir miyiz?- ‘’Uzaya gitmek istiyorum ama 200 bin dolar istiyorlar, kararsızım’’ diyen Justin Bieber’in temelli orada kalması için ne kadar para gerek?- 65 yaş üzerindekilerden devir işlemlerinde ‘’Akli dengesi yerindedir’’ raporu istenirken 65 yaş üzerinde bir dolu milletvekilimiz olması normal mi?- Alişan’la Çağla Şikel’in barışıp barışmamasını kim merak ediyor da bin kere haber yapıyorlar? Bir deney mi yarım kalmıştı küsünce bunlar?- Magazinci olsam ve “Beni bu yaz bikiniyle yakalayamazsınız çocuklar” diyene, “Aman çok da meraklıydık senin kuru totona” desem milyonların sevgilisi olur muyum?- Bazı çok duyarlı (!) meşhurlarımız iki magazinci kendisini görsün de haberini yapsın diye İstinye Park’a, Kanyon’a film izlemeye gitmeseydi Emek Sineması bu durumda olur muydu?- Mutluluktan ağlamak nasıl bir şey? Az mutlu olsak olmaz mı?- Yarın bir gün kediler iktidara gelirse “Ben de yaş mama severim, kuma yaparım” diyen aydınlar olur mu?- Bu ilaç prospektüsü gibi sayfa sayfa olan yıkama etiketlerinin kıyafetin vücudun en kaşındıran bölgesine koyulma zorunluluğu var mı?- “Oo bensiz eğlenmelere gidiliyor” diye sitem eden insanın “Ben bunlara ne hıyarlık yaptım acaba” diye düşünmesi daha mantıklı değil mi?Allah hepimizi...- Nasıl davranacağımı şaşırdım diye düşündüren insanlardan- Sevildiğine emin olan insan şımarıklığından- Her şeyi ben bilirim şuursuzlarından- Eziğin atarından, loser’ın şirretinden- 7/24 kendini öven narsistlerden- Hazedilmeyen biriyle aynı ortamda olmak zorunda kalmaktan- Yaptığın iyilikleri görevin zanneden hazırcılardan- Aldığı borcu geri ödemediği gibi, gözünün içine baka baka mal mülk alan yüzsüzlerden- Az dinleyip, çok konuşandan- Güzelliğinin/ yakışıklılığının farkında olanın sinir bozan tribinden- Yaptığı iyilikleri sürekli başına kakan küçük hesapçılardan- Herkesle arası iyi olsun diye çırpınan sevgi arsızlarından- Hep negatif, hep huysuzlardan- Survivor Duygu’nun dırdırından- Müge Anlı’nın gazabından- Bülent Ersoy’un azarından korusun... Amin.Vekillerim için alternatif ayrıcalıklarGün geçmiyor ki vekillerimiz kendileriyle ilgili ballı kaymaklı mevzular için uzlaşıp kaynaşmasınlar. Bu hafta da toplaşıp trafik cezalarından muaf olmak, estetik masraflarının karşılanması, bir kere milletvekili seçildikten sonra verilen tüm haklardan ömür boyu yararlanmak gibi kanayan yaralarına parmak bastılar ve birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaçları olan şu günlerde bir araya gelerek büyük bir duyarlılık örneği sergilediler. Ama yeni yasayı okudum ve gördüm ki hâlâ bir takım eksiklikler var. Şunlar da eklenmeli bence...- Milletvekillerimiz Twitter’a Facebook’a girdiğinde biz çıkalım. Hatlarda yoğunluk olmasın, rahat rahat tweetlerini, iletilerini yazsınlar.- Onlarla aynı yolu kullanmak bile bizi ziyadesiyle şereflendirse de milletvekillerimize özel yollar köprüler, viyadükler yapılsın.- Pizzalarının kenarlarını biz yiyelim, sosisli salamlı bölgeye ulaşmakta zorlanmasınlar.- Ne yerlerse yesinler kilo almasınlar. Bilim adamları buna bir çare bulsun. Ya da onlar yesin biz kilo alalım. Sonuçta onlar bizim canımız.- Maç yayınları bize 5 dakika geciktirilerek verilsin. Golleri bizden önce izlemek, kim şampiyon olmuş bizden önce öğrenmek vekilimin hakkı.- Vekilim “home office” çalışabilsin. Meclise kadar yorulmasın. Meclisteki oylamalar Popstar Alaturka’daki gibi SMS’le yapılsın.- Her sabah sırayla bir vatandaş meclise gidip vekillerimize “Ya bugün yine harika görünüyorsunuz” diyip kese köpük yapsın. Yaz tatilinde sırtlarına güneş yağı sürsün.Neyse en azından...
- Hoşgeldin birbirini hiç tanımayan insanların Mezdeke çalar çalmaz göbek atmaya başladığı Boğaz turu tekneleri.- Hoşgeldin bikinili yakalanmak için çırpınan çok pişmiş dana bonfile rengi tenli az ünlü kadın.- Hoşgeldin açık ayakkabıdan fırlayan kumpir patatesi büyüklüğünde ayak baş parmağı.- Hoşgeldin slip mayo giyen eski body’ci kel adam.- Hoşgeldin her şey dahil sistemle gidilen otelde votka diye verilen limon kolonyası.- Hoşgeldin 3. Selim’in tahtına oturacakmışın gibi verilen fahiş şezlong kirası.- Hoşgeldiniz limonatanın içine bir dilim yeşil elma ve nane yaprağı koyalım da 25 liraya millete ittirelim diyen plajlar.- Hoşgeldin “Ben de dövme yaptırmak istiyorum ama ne yaptıracağıma karar veremiyorum” cümlesi.- Hoşgeldin hanım kızlarımızın babet ve yara bandı ikilisi.- Hoşgeldin 30 bin yıldır her yaz “öğle saatlerinde sokağa çıkmayın” diye uyaran uzmanlar.- Hoşgeldin yıllarca kır düğünü hayali kurup Başak Düğün Salonu’nda evlenen Sex and The City kadınlarının tarifsiz acısı.- Hoşgeldiniz sabahın köründe kuaföre gidip saçını makyajını yaptırıp kafam kadar topukla plaja gelen kızlar.Saplar için tatil tüyolarıSevgili hemcinslerim, sevgili yalnızlar ve her yaz başında “Bu yaz şöyle yapalım böyle yapalım, akalım sahillere hatunlarla kaynaşalım” diye tatil planları yapıp yaz bitince “Ellerim bomboş, yüreğimde bir sızı” şarkısıyla yüreği dağlanan güzel insanlar! Kimbilir belki de bu sene şeytanın bacağını kıracaksınız. Eğlenceli bir tatil geçirmek isteyen siz değerli saplara naçizane birkaç önemli tavsiyede bulunmak istiyorum...- Asla üç ve ötesi sayıda sap olmayın. İki saptan ötesi sıkıntıdır. Üç ve ötesi sap arasında gruplaşma ve ayrışma olması kaçınılmazdır. Çok mecbur kalırsanız dört sap olabilirsiniz. Ayrıca dünyanın en yakışıklı adamı bile olsanız hiçbir kadın üç beş sapın arasından birini keşfedip kaynaşmaz. - Sonraki aşama; hangi sap arkadaşınızla tatile çıkacağınızdır. Misal siz içkinin su gibi aktığı gecelerde çılgınlar gibi eğlenip ertesi gün 12 saat şezlongta uyumak istiyorken o Efes Harabeleri’ni gezmek isteyebilir. Ya da hatunlarla tanışma aşamasında saçmalayıp sizi yaşamak üzere olduğunuz muhtemel bir yaz aşkından mahrum edebilir. Böyle durumlarda oluşabilecek çatışmaları önlemek için en baştan temkinli olun.Sap sayısı ve sap uyumu meselesi tamamsa sıradaki konu nereye gidileceği...- Mesela Bodrum’a gidecekseniz merkezde bir yerde kalın ki akşam olunca gidecek yer alternatifiniz çok olsun. Çünkü muhtemelen o sap halinizle hiçbir iyi mekana alınmayacaksınız. En azından bir birahanede ya da çay bahçesinde vakit geçirme şansınız olur. Gündüzleri de durumunuza göre Türkbükü’ne, Gümbet’e, Ortakent’e artık nereye isterseniz gidip iki sap olarak güneşin tadını çıkarırsınız. Evet karamsarım, çünkü iki sapın Bodrum’da eğleneceği konusunda hiçbir umudum yok. - Çeşme’ye gidecekseniz sakın Alaçatı’da kalmayın bence. Alaçatı’da iki sap olarak “piyasa” yapabileceğiniz yer yok gibi. Mümkünse Aya Yorgi civarı bir yerde kalın. Gündüz Aya Yorgi’deki özel plajlara iki sap olarak girişiniz mümkün. Çeşme’nin yeni aşklara vesile olma ihtimali çok daha fazla.- Ama bana kalırsa saplar için hâlâ en iyi, en verimli tatil beldesi Alanya. Üstelik diğer yerlere göre de oldukça ekonomik. Buradaki otellerde kalan saplar gündüz saatlerinde havuzun denizin kenarında Rusya, Ukrayna gibi ülkelerden gelen tatilci kızlarla tanışma imkanı yakalıyorlar ve bu imkanlarını iyi kullanırlarsa arkadaş olup akşam kulüplerde eğlenebirsiniz.Son olarak bütün hemcinslerime şekil açısından birkaç önemli hususu tekrar hatırlatmak isterim...- Slip mayo giymiyoruz- Kısa kollu gömlek giymiyoruz.- Kapri pantolon giymiyoruz.- Alev desenli şort giymiyoruz.- Tişörtümüzün polo yakasını yukarı kaldırmıyoruz.- Damla gözlük takmıyoruz.- Mümkünse sırtımıza epilasyon yaptırıyoruz.Twitter@littleiv3Dünyanın en keyifli şeyi kahvaltı etmek, dünyanın en zor şeyi açken kendine kahvaltı hazırlamak. Dev paradoks.@PuCCaaKüçük kardeşlerin dünyaya geliş amacı abla ya da abilerine hizmet etmek; anneler sizi biz yalnız kaldık diye doğurdu, lütfen işinizi yapın.@JardaerdikŞu an binlerce erkek yastığa başını koymuş başka bir kadını düşünüyor. O binlerce kadın ise “Yarın ne giysem acaba?” diye düşünüyor.@pakiteysis“Hava çok güzel”den “Off hava çok sıcak”a ne ara bu kadar hızlı geçtik ya, bir gün falan sürdü. Gerçekten yazıklar olsun.@hakankoksalİlişkiler “nasılsın”la başlar, “nerdesin sen”le devam eder, “kimsin sen”le biter.@AbSurDMaNSevgilimle seviyeli bir ilişkim var. Onu çok seviyem, o da beni seviye.
- İlk içkiden sonra sarhoş olup suspus olanlarla.- İlk içkiden sonra sarhoş olup üstüne başına kusanlarla.- Hesap geçirme konusunda MBA yapmışlarla.- Ortamda prim yapmak için yeni tanışılan insanlara senin üzerinden espri yapanlarla.- Gece hayatından tek anladığı “biriyle tanışmak” olanlarla.- Eğlenilecek yer konusunda kararsız olup hiçbir yeri beğenmeyenlerle, bütün gece ortamı eleştirenlerle.- Ertesi gün tüm evrene o gece neler yaşandığını anlatanlarla.- Montunu vestiyere, arabasını valeye vermeyerek dünyanın en zengin insanı olacağını zannedenlerle.Ha uzaylı görmüşsünha bunları...- DJ olmayan ünlü çocuğunu.- “Beğendim” diyen Hıncal Uluç’u.- Gülen bir öğrenci işleri çalışanını.- 2 gündür kavga çıkarmayan kadını.- Twitter’da kantarın topuzunu birazcık kaçıranı mahkemeye vermekle tehdit etmeyen Melih Gökçek’i.- Saba Tümer’in kahkahasından bıkmayan insanı.- Yaptırdığı işin parasını söz verdiği gün ödeyen ajansı.- Her mikrofon uzatıldığında başımızdakileri yağlamayan Orhan Gencebay’ı.- Bu yaz evleniyorum” demeyen Serdar Ortaç’ı.Bunları yemedik yalnız! - Kıvanç Tatlıtuğ’un “Yakışıklılığımın bir faydasını görmedim” demesini.- Avcuna para sıkıştırdığı kanserli kızın kendisine tavır koymasıyla bir anda ilgili alakalı anlayışlı adam olan bakanın samimiyetini.- Şampiyonluğa oynayan takımların yöneticilerinin kendi taraftarlarını bile bezdiren “Hakemler şampiyon olmamızı engelliyor” açıklamalarındaki masumiyeti.- Umre’ye giderken magazincileri havaalanına çağıran ünlülerin bizden daha fazla Allah korkusuyla yaşadıklarını.- İnşaat şirketlerinin “cazibe merkezi Beylikdüzü” diye kastırmalarını.- Takipçi satın aldığını sağır sultanın bile bildiği bazı ünlülerin “Twitter’da beni şu kadar kişi takip ediyor şekerim” diye gerinmelerini.Kahvaltı meselesine dair notlar- Bir kere yatakta kahvaltı hiç de romantik değil. Ne o öyle çayı peyniri yatağa dökmeler falan. Hep Hollywood’un işleri bunlar işte.- Bazı mekanlar mönülerine “köy kahvaltısı” yazıyor ama gelen kahvaltı bizim değil de İngiliz’in köyünün kahvaltısı gibi oluyor. Bir bakıyorsun kahvaltıda jambon var, krep var, kruvasan var. Kruvasan hangi köyümüzün adeti ki? Jambon delisi köyümüz nerde? - Dünyanın en iyi kahvaltısını satan mekan da olsan eğer servisin hızlı değilse o kahvaltı benim için beş para etmez. Müşteri oturur oturmaz önüne çayını dayamalısın bir kere. - Benim en sevdiğim kahvaltı mekanları kahvaltı fiyatının içinde “sınırsız çay” olanlar. Üç lira beş lira fazla yap kahvaltının fiyatını ama o rahatlığı ver bana. Kafam içtiğim çay sayısı hesaplamaya yeltenmesin. - Son olarak “en güzel aşklar kahvaltıyla başlar” demeden geçemeyeceğim. Üç beş maske üstüste takılır o “Birbirimizi tanıyalım” akşamlarında. Oscarlık oyunculuklar sergiler taraflar. Oysa kahvaltı öyle midir? En güzel, en samimi duyguların yeridir kahvaltı masası. Onun sabah saatlerinde nasıl bir ruh haline büründüğünü anlayabilirsin mesela. Karşında bir Al Pacino bir Meryl Streep bile olsa rol yapmakta zorlanır o saatlerde. Sinirli uyanıp, sabah ızdırabı çektiren insanların kafasında kahvaltı tabağını kırıp, başlaması muhtemel ilişkiden Usain Bolt hızıyla kaçabilirsiniz mesela.Twitter@hakankoksalİlişkinin 5N1K’sı: Kimle konuşuyordun? Neredesin sen? Ne dediğinin farkında mısın? Ne zamandan beri? Nasıl yaptın bunu bana? Neden?@ozlemhepsenBizim ülkemizde bilinçli tüketici demek; “reyonda en öndeki ürünü çok mıncıklamışlardır, arkadaki ürünlerden birini alayım” demektir.@hoanesLan adamın tişörtünde; kan, çikolata, at lekesi var sen çıkmış “hımm zorlu bi leke” diyorsun. Bir sor adamın başına ne gelmiş de böyle olmuş.@mesutbahtiyarDünyada hukuk: Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur. Türkiye’de hukuk: Masumluğu ispatlanana kadar herkes suçludur.@atesuysalİlkokuldaki Öğretmenler Odası’nın bende uyandırdığı gizem duygusunu Harry Potter’daki Sırlar Odası uyandıramıyor Allah çarpsın.
- Evrenin en hoppa kadınlarının evlenir evlenmez namus abidesi kesilmeleri ve bekar arkadaşlarına şıllık muamelesi yapmaları...- İçişleri Bakanımızın “Biber gazımız sağlıklı, tazyikli suyumuz temiz“ diye açıklama yaparak müdahaleye uğrayanları dayak sağlığı açısından rahatlatma çabası.- Magazinciler görsün de haberini yapsın diye film izlemeye İstinye Park’a, Kanyon’a giden kimi meşhurlarımızın uyduruk “Emek sineması kapatılmasın” duyarlılıkları.- Serdar Ortaç’ın; “Yan masadaki adam, yanımda oturan kadın için ‘Ne güzel kalçaları var’ derse gurur duyarım” derken ki rahatlığı.- Sinan Akçıl’ın “Sinan Bieber” diye ortalıklara çıkıp çocuğu yaşındaki Justin Bieber’a benzemeye, böyle böyle haber olmaya çalışması.- Ömrünün 4’te 3’ünü oje rengini seçmekle geçiren bazı kadınlarımızın “Hayatınız futbol olmuş” temalı sitemleri.- Survivor’da yarışanların sanki oraya zorla götürülmüşler gibi “Anamı bacımı kardeşimi” özledim deyip salya sümük ağlamaları.- Harlem Shake dansı yapıp sosyal paylaşım sitesine koyan Çaykur Rizesporlu 8 futbolcunun kadro dışı bırakılması.- Ömür Gedik’in Müslüm Gürses şarkılarından oluşan kolaj albümde şarkı söyleyecek olması. Adamcağız yaşarken ne günah işlediyse artık.Merak etmiyorum- Armağan Çağlayan’sız Popstar Alaturka’yı.- Ali Ağaoğlu’nun Sinan Çetin’i nereye götürdüğünü.- Beşiktaş’ın kalan maçlarını.- Sibel Can’ın yaz gelmeden kaç kilo vereceğini.- Sonuçları pek de inandırıcı olmayan reyting ölçümlerini.- Herhangi bir ünlünün yeni sevgilisinin kim olacağını.- Survivor’ı kimin kazanacağını.- Beyaz, Emrah ve Serdar Ortaç’ın evlenip evlenmeyeceğini.- Ana haber bültenlerini.- Akil adamların neler yapacağını.- Bu yaz hangi meşhurların bikiniyle yakalanacağını.Bu yaz bunları yapmayınSevgili kadınlar...- Etekli bikini giymeyin. Eğer gardrobunuzda varsa da çıkarıp yüksek ateşte yakın. Hatta giyenlerle arkadaşlığınızı kesin. Ya da bize ihbar edin, plajda kıstırıp uyaralım.- Ayak parmaklarınız pörtlekse, kartal pençesi gibiyse açık ayakkabı giymeyin. Parmaklarınızın ucu ayakkabıyı aşıp yere değiyor falan. Hoş bir görüntü olmuyor yani.- Saçınızı yaptırıp suratınıza 5 kilo makyaj çektirip ayağınızda topuklularla düğüne gider gibi plaja gelmeyin. Halay başı gibi o ne ya öyle...- Epilasyonunuz tam olsun. Güneş ışınları suratınıza vurduğunda karşımızda ak sakallı dedeler görmeyelim. Testosteronumuzu öldürmeyin.- Demircilerin kaynak gözlükleri gibi koca koca gözlüklerle sokaklara çıkmayın. Ağzınızı burnunuzu falan görelim en azından. İki mimik görelim.- Hepimiz insanız, kusurlarınız olabilir, mesela bacaklarınız çarpık olabilir. Eğer bacaklarınız çarpıksa bu durumun üzerine gitmenin bir alemi yok. Şort giyip bizi de kendinizi de üzmeyin, yıpratmayın.- Tamam, bronzlaşmak iyi bir şey, hoş bir şey ama bazılarınıza hiç yakışmıyor. Fazla pişmiş pirzola gibi ortalıkta geziyorsunuz. Üzerinize kekik dökesimiz geliyor.Sevgili hemcinslerim!- Lütfen artık slip mayo giymeyin. Bu gerçekten dünyanın en itici şeyi. Ve bundan hoşlanan kadınların nesli 1982’de tükendi. Şansınızı zorlamayın.- Alev desenli şortlarınızı parçalara ayırıp sanayi tüpü aleviyle yakın. Evet zamanında iyiydi hoştu trenddi ama artık demode. - Kapri pantolon denen mezbeleliği giymeyi sürdürmeyin. Kadınların yaz aylarında en nefret ettiği erkek kıyafeti bu desem yalan olmaz. Neye benzediği belli olmayan bir tuhaf pantolon o.- Kısa kollu gömlek olayına da bir son verelim. Olmuyor yani hoş durmuyor. Uzun kollu olsun kollarını kıvıralım, o olur. - Soket çorap dışında çorap giymeyelim. Hele sandaletin içine çorap giymek falan aman diyeyim. Bütün yazı yalnız geçirmek istiyorsanız yapın.- Allahınızı severseniz polo yaka tişörtünüzün yakasını yukarıya doğru dikmeyin. Özellikle 2000’li yıllardan sonra bunu yapanlara “karizmatik olmaya çalışıyor yazık“ dendiğini unutmayın. Evet belki bundan hoşlanan kadınlar olabilir halen ama onların “kalbi atsın yeter“ciler olmaları kuvvetle muhtemel.- Tamam mecbur kalırsanız parmak arası terlik giyin ama kumpir patatesi büyüklüğünde ayak parmaklarınız varsa insanlığa bu kötülüğü yapmayın.Erkeği evliliğe ikna etmenin 3 temel kuralıPek değerli kadınlar, kadınlarımız. Tabii ki de bizim de sizi ikna etmemiz gerek. Tabii ki de sizler dünden razı değilsiniz zaten. Ama ben bizim beklentilerimizi yazdım. Benim olayım bu. Yarın çıkar gazetemizin güzide bir yazarı, o da kadınları evliliğe ikna etmenin 3 temel kuralını yazar. Ya da neyse ne, ben başlıyorum...Kural 1- İkide bir evlilikten ve evlenme isteğinden bahseden kadın kadar itici bir şey yoktur. Tamam, evlenmek istediğinizi bir şekilde bilsin hissetsin ama bunun ilişkinizin sürmesi için olmazsa olmaz bir şey olduğunu ona her Allahın günü hatırlatmayın. Kural 2- Onu kurallarınızın, kalıplarınızın içinde mahvetmeyin. Bırakın biraz rahat etsin. Ne bileyim; kendi arkadaşlarıyla görüşsün, maç seyretsin, gezsin tozsun, sosyal bir hayatı olsun. Seninle evlendiğinde de böyle konforlu bir hayatı olacağını bilsin. Ha yok zaten bunları yapmayacaksanız bırakın adamın hayatını zehir etmeyin. Kural 3- Başarılarını takdir edin. Biz erkekler özellikle iş hayatımızdaki güzel şeylerin takdir edilmesinden çok hoşlanırız ve bunu yapan kişinin her daim yanımızda yöremizde olmasını isteriz. Erkek olduğumuz için çocukluğumuzdan bu yana başardığımız her şey, zaten olması gereken şeylermiş gibi algılandığı için bizi pohpohlayın. Yani nedir; evlenmek istediğiniz kişinin egosunu okşayarak bu uzun yolu daha hızlı katedebilirsiniz.Twitter@siminyaBu ülkede kolaylıkla; içtiğin kahve markasıyla kapitalist, Che posteriyle sosyalist, Nietzsche demiş ki diyerek ateist olabilirsin.@Ucupak Spartacus’un isyan edip ölmesi gibi Galatasaray’ın 3-2 yenilmesi. Tarih Real’i değil, elenen Galatasaray’ı yazacak. Tebrikler Cimbom!@JohnNashHocaSuskunluğum bedava dakikalarımın bitmesindendir. Asaletle alakalı değil.@tekerleklibavulDünya kendi etrafında dönünce günler, güneşin etrafında dönünce mevsimler, insanların etrafında dönünce de egolar oluşuyor.@hakankoksalGörünmez adam olsam yine biri çıkar ‘Abi hayırdır ne iş, hiç görünmüyorsun’ der, sinirimi oynatır.