Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

Çağımızın vebası İLETİŞİMSİZLİK

Haberin Devamı

en istemez miyim şakalı komikli bir Pazar yazısı yazayım. Ben istemez miyim kuşlardan, çiçeklerden, böceklerden bahsedip Polyanna’nın amca oğlu gibi takılayım. Ben istemez miyim bir ünlüyü dilime dolayıp koca bir paragraf gülmeli bir şeyler yazayım. Ama açıkcası bu aralar hiç keyfim yok a dostlar. Bu aralar içim çekildi, moral motivasyon denen şeyin zerresi kalmadı bende. Tamam pozitif olmak gerek, olumlu düşünmek gerek falan ama bazen ne kadar zorlasan da bünyeyi başaramıyorsun bunu. Şunu anladım ki yaşın ilerledikçe ülkende olan biten şeyleri çok daha fazla dert ediyorsun ve kim haklı kim haksız diye düşünmekten çok “Aman kimsenin kılına zarar gelmesin“ endişesiyle olaylara yaklaşıyorsun. Ya da en azından bende böyle oldu. En başından beri diyalogla, karşılıklı fikir beyan etmekle, sevgiyle, saygıyla, anlayışla, tahammülle halledilebilecek bir mesele büyüdü büyüdü ve hepimizi üzen can kayıpları yaşandı. Allah bütün kaybettiklerimize gani gani
rahmet eylesin.

Hiç dinlemiyoruz ve hak vermiyoruz

Tüm dostlarımdan arkadaşlarımdan bir ricada bulunarak girizgah yapmak istiyorum meseleye; iletişim çağındayız, uzay çağındayız hikayelerini falan kimse anlatmasın lütfen bir süre bana. Tamam belki cep telefonlarımız akıllandı, bilgisayarlarımıza üstün işlemciler takıldı, televizyonlar kıl kadar inceldi, ama biz insanoğlu nedendir bilinmez kendimizi güncelleyemedik bir türlü. Hâlâ ilk çağ seviyesinde iletişim kuruyoruz gerçek hayatta. Hatta belki ilk çağdan da kötüyüz. Hiç dinlemiyoruz, hiç anlamıyoruz, hiç hak vermiyoruz, hiç samimi değiliz! Mış gibi, miş gibi yapmaktan ciğerimiz soldu. Birbirimize bakmıyoruz, birbirimizi duymuyoruz, birbirimize dokunmuyoruz. Durum o kadar fena ki; biri bizi dinlediği zaman bin kere teşekkür etme ihtiyacı hissediyoruz ona. Sağol beni dinlediğin için, varol beni dinlediğin için, çok mutluyum beni dinlediğin için falan diye uzadıkça uzuyor teşekkür faslı. Hele bir de iyi bir şey duymuşsak mutlaka doğrulatma ya da tekrar ettirme ihtiyacı hepimizde. Hepsini geçtim birbirini anlamak dinlemek isteyenler olursa ona da mani oluyor etrafımızdaki bir takım meymenetsizler.

Haksız olduğumuzu duymak istemiyoruz










Son günlerde kimbilir kaç kere kendimi televizyon başında içten içe “O onu demek istemedi aslında, sen de böyle demek istemedin, keşke bir yerde oturup bir kahve içerken bunları konuşsanız“ derken buldum. Hani imkanım olsa televizyonun içine elimi sokup birini o kanaldan alacağım, birini bu kanaldan alacağım, salondaki kanepeye oturtucağım bunları, mutfağa gidip çay kurabiye falan getirip “Siz kardeşsiniz, buyrun burada anlatın derdinizi, anlaşmadan gitmek yok, akşam da karpuz kesip pijama partisi yapacağız“ diyeceğim. Sadece ülke meseleleri tartışılırken olan bir şey de değil aslında bu bende. Arkadaşlarım tartışırken de oluyor, annemle babam tartışırken de. İtiraf edelim ki hayatımızla ilgili bir çok konuda biz de yapıyoruz bunu. An geliyor öyle tuhaf bir konuşmanın içine giriyoruz ki geri vites yapmak mümkün olmuyor. Annemizle, babamızla, kardeşimizle, arkadaşımızla, sevgilimizle yaptığımız o münakaşa uzadıkça uzuyor. Kendimizi durdurmak istiyoruz, karşımızdakiyle daha sıcak, daha sevecen bir diyaloğa girmek istiyoruz, “Aslında sen haklısın“ demek istiyoruz, “Senin dediğin daha doğruydu“ demek istiyoruz, “Kabahat bendeydi“ demek istiyoruz, fakat yapmıyoruz, yapamıyoruz. Çoğu zaman da haksız olduğumuzu duymamak için
dinlemiyoruz zaten...

Nelerden vazgeçmiyoruz?

- Sözünü kesiyoruz.

- Sen beni anlamıyorsun deyip masadan kalkıyoruz.

- Tartışmayı kestirip atmak, hatalarımız duymamak için son söyleyeceğimiz şeyi ilk başta söyleyip uyuz ediyoruz.

- O konuşurken başka şeylerle ilgileniyoruz.

- Kel alaka meseleler açıp haksız olduğumuz ana konudan uzaklaşmaya çalışıyoruz.

- Karşı taraf tamam “ben hatalıyım” deyip özür bile dilese bile iyi niyeti suistimal ediyor ve daha fazla üzerine gidiyoruz.

- Sinirlerimize hakim olamayıp fevri hareketler yapıyoruz.

- Sırf onun iyi taraflarını görmemek için yalan yanlış şeylere inanmak istiyoruz. Hiçbir şey bulamadık, çamur atıyoruz.

Fitne fesatlardan Allah korusun!

Bunlar sadece ilk aklıma gelenler aslında. Günlük hayatımızda yaşanan iletişimsizliklere 1500 tane daha örnek verilebilir. Dediğim gibi; keşke tartışma sürerken “sen haklısın aslında“ diyebilsek. “Gururumun canı cehenneme“ deyip kendimizi dizginleyebilsek. Bunu yapabilenler de yok mu? Var tabii. Çevremizdekilerin rolü de büyük oluyor bu durumlarda yalnız. İnsanın iyiliğini isteyenleri ne kadar çoksa o kadar akıllı, o kadar naif, o kadar medeni hareketler yapabiliyor. Ne diyelim sevgili okur; Allah hepimizi etrafımızdaki fitne fesatlardan korusun. “Konuşun anlaşın öpüşün barışın“ demek yerine, türlü çakallıklarla, çoğu zaman da iftiralarla sıkıntıyı büyütenlerden korusun! Umarım en kısa zamanda yeni durum güncellememiz gelir. Belki o zaman birbirini daha iyi dinleyen, daha iyi anlayan, daha hoşgörülü, daha tahammüllü, daha iyi, daha sevecen insanlar oluruz.

DİĞER YENİ YAZILAR