Yine bir 14 Şubat arefesinde, yalnızların “Sevgililer Gününü yalnız geçireceğim“ çığlıkları arasında, sevgilisi olanların da “Ne alacağım ben buna“ telaşlarının tam ortasındayız sevgili okur. Ve tabii ki olmazsa olmazımız “Bu 14 Şubat gibi günler hep para tuzağı, kapitalist sistemin bize dayattığı günler“ tartışması bu sene de bizi yalnız bırakmadı. Bu tartışmanın fitilini ateşleyenlerse doğal olarak biz erkekleriz. Öyle ideolojik bir görüşün fışkırmasından dolayı falan da değil hani. Tamamen kıskançlığımızdan. Ama nasıl kıskanmayalım ki abicim; televizyonu açıyorsun tek taş reklamı, radyoyu açıyosun tek taş reklamı, gazeteye bakıyosun tek taş reklamı, sokağa çıkıyosun bilboard’larda tek taş reklamı. Sanırsın çekirdek satıyorlar, gofret satıyorlar. Bir de deli deli kampanyalar yapmalar falan, yok efendim 36 ay taksitmiş, yok efendim şimdi al 6 ay sonra ödemeye başlaymış. Kaçar yerimiz kalmadı valla, bahane bırakmadı pislikler. Biz de naapalım; Twitter’a “Tek taş bekleyen kadın kırodur“ falan gibi şeyler yazarak kadınların gazını almaya çalışıyoruz. Ben kadın olsam ben de beklerim valla tek taş. Niye beklemiyim ki? Ayşe’nin Fatma’nın sevdiceği alacak, benim neyim eksik. Zaten biz erkeklerin yamulduğu nokta bu. Senin sevgilin “Hatırlaman yeter aşkım“ bile dese, aranıza fitne tohumlarını eken o uyuz, o gıcık, o kıl yakın arkadaşı oluyor hep. “Benim sevgilim bana tek taş aldı, senin ki ne aldı?” sorusunu bir soruyor, senin parfüm hediye ettiğinde öpülmedik yerini bırakmayan sevgilin, bir anda oluyor sana bir Chucky, bir Freddy Krueger. Ah o yakın arkadaşlar yok mu o yakın arkadaşlar. Onlardan birkaç tanesini Taksim Meydanı’nda sallandıracaksın, bak bakalım bir daha elin sevgilisini böyle mağdur ediyorlar mı! Hayatında parmağına tel yüzük takmamış kız bile Sevgililer Günü yaklaşırken oluyor sana bir tek taş sevdalısı, bir pırlanta aşığı. Durum öyle ittiriliyor ki arkadan, o gün tek taş hediye edilmeyen kadın hayata küsüyor, çöküyor “Sen beni sevmiyorsun ya“ triplerine giriyor. Biz erkeklerin durumu ise gerçekten içler acısı; ne vereyim abime; kemer vereyim abime, ne vereyim abime; parfüm vereyim abime, kravat vereyim, gömlek vereyim, çakmak vereyim, forma vereyim abime. Hediye seçeneklerine bak, hepsini toplasan bir tek taş parası etmez.Sevgili kadınlar...* Lütfen artık bize cüzdan, çakmak ve kravat gibi zamazingolar almayın. Bize oyun konsolu alın, bize tablet PC alın, bunları alamıyorsanız en kötü bize oyun alın, film alın, maç bileti alın!* Lütfen bize yakın arkadaşınızın “Bekir bana tek taş aldı“ gazıyla gelmeyin.Valla çok sinirimiz bozuluyor buna.Hayattan soğuyoruz.- Lütfen bizi germeyin, aklımıza bir şeyler sokmaya çalışmayın. Belki biz onu düşünüyoruz, belki biz o sürprizi yapacağız. Bırakın yapacağımızın sürprizin, vereceğimiz hediyenin tadına varalım.- Lütfen bize eski sevgililerinizin aldığı o çok pahalı hediyelerden bahsetmeyin. Çocuk zenginmiş almış. Yok bizim öyle bir imkanımız. Gaza getirme çalışmayın bizi!- Tek taş hediyesi alamazsanız dünyaya küsmeyin. Belki durumu yok. Kaz dağlarına mı gitsin, define avcısı mı olsun çocuk? Yazıktır, günahtır yapmayın.5 soruda sosyal alemCeri, Hakan Yılmaz’a sorduİnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?Sıralamak gerekirse gazeteleri takip ediyorum, bankaya gitmeyeli çok uzun zaman oldu, bilgi ve konu araştırma. Korkulu rüyamız reyting sonuçlarını öğrenmek için. Bunlar en sık kullanma nedenlerim.Facebook mu, Twitter mı? Neden?İlk dönemler Facebook kullanıyordum ama sanırım ona alışamadım ve iki yıldır da orada hesabım yok. Adıma birçok sahte hesap açılmış hiçbiri bana ait değil. Twitter bana daha yakın geldi, yazılan her şeye cevap veremesemde daha samimi olduğunu düşünüyorum. Takip ettiğim insanların düşüncelerini okuyabilme gücüm varmış gibi hissediyorum kendimi.Twitter’da severek takip ettiğiniz kullanıcılar kimler?Köşe yazarları, arkadaşlarım, yeni bir şeyler öğrenebileceğim şahıslar, gülmek istiyorsam sen ve beyinsiz adam favorim.Twitter’da takipçi artırma kaygınız var mı?Yok olmadı, hiç olmadı hatta. Bu kadar takipçim olmasına bazen şaşırıyorum bile, çünkü çok önemli şeyler yazdığımı ya da paylaştığımı düşünmüyorum. Ama paylaştığım şeyleri belli bir insan topluluğunun görmesi hoşuma gidiyor doğrusu.Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?Eğer çok saçma şeyler ya da özel hayatınla ilgili bir şeyler paylaşmazsan sorun olacağını sanmıyorum. Şöhretin bir büyüsü olduğuna da asla inanmıyorum. Mesela ben ekranda nasıl bir insansam emin ol sokakta da öyleyim. Pek fark yok yani.Twitter@hakankoksalRadar olduğunu uyandırmak için selektör yapmak Türkler’in en gizli ve derin yapılanmasıdır.@musmulafaruk:Ben daha çok belgesel tweetleri okuyorum, dizileri pek sevmiyorum.@littleiv3: Bill Gates’e bizde video yükleme hızının fiberoptik kabloyla değil ekrana bakmayıp ilgilenmiyormuş gibi yaparak arttığını açıkladım.Beliebers’in fendi, Directioners’ı yendi!Belieber’ler ve Directioners denen, yaşları 10 ila 17 arasındaki çocukların dahil olduğu iki hayran grubu bir rekabetin içindeler. Son tahlilde ülkemiz Belieber’leri uzak ara öne geçmiş durumda. Çünkü Justin Bieber, 2 Mayıs günü bir konser için ülkemize geliyor. Ailesinden konser parası koparamayan nice garip perperişan oldu. Ama mağdur Belieber olmaktan daha beteri Directioner olmak galiba. Nihayetinde Belieber’ler başardı, Justin geliyor.
Normal flörtleşmeleri hallettik, internet flörtleşmeleri kusur kaldı” dediğinizi duyar gibiyim. Ama neylersin ki bu da günümüzün bi gerçeği dostlar. Okulda işte geberinceye kadar çalışmaktan özel hayat diye bir şeyimiz kalmadı. Zamanımız olmuyor, zamanımız olmayınca ortamımız olmuyor, ortamımız olmayınca da sevgilimiz olmuyor.E ne yapsın gariban da; alıyor eline akıllı telefonunu, tabletini, PC’sini başlıyor internette flörtleşme çalışmalarına. Kimse inkar etmesin; hepimiz fena halde flörtöz insanlarız. Sinyal vermeyi de, sinyal almayı da çok seviyoruz. Lakin hedefe giden yolda hayati hatalar yapanlarımızın sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Birçoğumuz bu hataları yapmayı sürdürüyor ve “Şu internetin ekmeğini bir ben yiyemedim arkadaş” diye yakınmaya devam ediyoruz. Peki neymiş bu bazı kadınlar ve bazı erkeklerin internet flörtleşmelerinde en çok yaptıkları hatalar...Bazı erkekler...- Aynı kişide ısrar etmiyorlar.“O olmazsa bu olur” şeklinde takılıyorlar. Farklı kişilere bu kadar çok flört atağı yapmaları da kadınların hiç hoşuna gitmiyor. Kadınlar internette de flörtleşseler kendilerini özel hissetmek istiyorlar.- Çok aceleci davranıyorlar. Bir iki mesajlaşma sonrası yüzyüze görüşmek istiyorlar. Kadınlar için bu eşiğe gelmek zaman aldığı için hüsrana uğruyorlar.- Hoyrat yaklaşıyorlar. Erkek arkadaşlarıyla konuşma diliyle yazışıp, özensiz cümleler kuruyorlar. Bu en görmüş geçirmiş kadının bile hoşuna gitmiyor.- Yazdıkları iletilerde futbol manyağı olduklarını açıkça belli ediyorlar. Bu iletileri okuyan kadınlar da futbola bu kadar tapan biriyle beraber olmaktan kaçıyorlar.- Saçlarını kaybetmeden önceki ya da sakalları uzatabiliyorken ki hallerinin fotoğrafını profil fotoğrafı yapıyorlar. O fotoğraftan yola çıkarak kendisiyle flörtleşen kadınlarla ilk buluşmaları da genellikle son buluşmaları oluyor. Fotoğrafsız profillerin de bir o kadar şansı yok.- Kadınları duygusal taraflarından yakalama hevesine kapılıp onlara çok bilindik şiirler ve sözlerle yaklaşıyorlar. Sevgili hemcinslerim; Bu sözlerden hoşlanan kadınların sayısı yok denecek kadar az artık. Lütfen siz de azalarak bitin.- Her gece başka bir alemden “check-in” yapıyorlar. Bu da ciddi bir şeyler yaşamak isteyen kadınların ışık hızıyla koşarak uzaklaşmalarına neden oluyor.- Kendilerini çok fazla pohpohluyorlar. Bu en kritik hatalardan biri. Kadının ihtiyacı olmadığı kadar beklentiyi yükseltiyorlar ve fonda “Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız” şarkısıyla evlerine dönüyorlar.Bazı kadınlar...- Diğer kadınların da beğendiği, ilgi duyduğu popüler erkeklere sinyal veriyorlar. Böyle yaparak amansız bir yarışın içine giriyor ve işlerini zora sokuyorlar.- Orta yolu bulamıyorlar. Ya çok davetkar ya da çok güvensiz oluyorlar.- Adonisli, siz packli, kaslı kuslu profil fotoğrafı olan erkeklere aşırı anlam yüklüyorlar. Sonra gelsin hayal kırıklıkları, gelsin “Allah adama kas vermiş ama beyin koymayı unutmuş” yakınmaları.- Genellikle hem zengin, hem yakışıklı, hem kültürlü, hem romantik, hem de evliliğe can atan birini istediklerini sosyal mecralarda beyan ediyorlar ve kendilerine yaklaşmayı düşünen erkekleri bu fantastik beklentileriyle korkutuyorlar.- İnternet ortamında ilgi duydukları erkeği daha internetteki flört aşaması bitmeden aşırı sahipleniyorlar. Bu da adamın “bu kadın ruh hastası galiba” nidalarıyla kaçmasına neden oluyor.- Gündelik hayatın “gönül kaçanı kovalar” mottosunu internette de uygulamaya çalışıyorlar ama sanal alemde alternatifi çok olan erkekler bu kadınları kovalamayı bırakıyorlar.- Çok fazla duygusal takılıyorlar ve bu duygusallık erkeğin işine gelemeyebiliyor. Bazı kadınlarsa tam tersi aşırı argo içeren cümleler kurdukları için itici olabiliyorlar. Dedim ya kadınlar internette orta yolu bulmakta zorlanıyorlar.- Belki de internette hayatının aşkını bulmak üzerelerken, kendilerine yanaşan bütün erkekleri aynı kefeye koyup aynı fabrikasyon tavırla reddettikleri için yalnızlığa tur bindirmeye devam ediyorlar.- “Sessiz bir çığlık gibi senin aşkın” gibi vıcık vıcık klişe cümleler yazan tiplere randevu vererek bir at hırsızıyla kahve içmek zorunda kalabiliyorlar.- Hep mükemmeli oynuyorlar. Hiçbiri de çıkıp benim popom kocaman, ayaklarım taraklı, kulaklarım kepçe demiyor. Ne istediğini bilen erkekler bu durumu gerçekçi bulmayıp bilgisayarlarını sonsuza dek flörte kapatıyorlar.5 soruda sosyal alemCeri, Harun Kolçak’a sorduİnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?İnterneti daha çok mesleğim ve ilgi alanlarıma yönelik araştırma yapmak için kullanıyorum.Facebook mu, Twitter mı? Neden?Facebook daha kalıcı, Twitter çok akıcı. Bu yüzden ikisini de kullanıyorum.Twitter’da severek takip ettiğiniz kullanıcılar kimler?Twitter’da eğlenmek, öğrenmek, paylaşmak için takip ettiğim kişiler var. Hamdi Alkan, Metehan Demir, Cesar Millan şu an aklıma gelenler.Twitter’da takipçi artırma kaygınız var mı?Bir kaç ay önce 139 bin kişilik hesabım çalındı ve bu beni hiç etkilemedi. Şu an 2000 kişi bile yok mesela.Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?Twitter; kişinin kullanma tarzına yönelik getirisi ve götürüsü olan bir mecra. Geçenlerde Boy George ile yazıştık ve adam bana daha sempatik ve sıcak gelmeye başladı mesela. Şöhretin “büyülü” olduğunu düşünmüyorum...Twitter@hakankoksalİlişkiler “nasılsın”la başlar, “nerdesin sen”le devam eder, “kimsin sen”le biter.@MuratAykulEşeğe altın semer takmışlar, bülbülü altın kafese koymuşlar, deveye “boynun neden eğri” diye sormuşlar... İzinden gittiğimiz manyaklara bak!@resulertas Ayrılan sevgilinin “sen daha iyilerine layıksın” yalanı ile esnafın “abi dükkanın önüne park etme mal gelecek şimdi” yalanı kıyasıya yarışır.@AbSurDMaN_2 şey merak ediyorum: 1) İnsanoğlu uygarlaşırken “sabahın köründe uyanıp güne başlayalım” fikrini ortaya atan kimdi? 2) Onu neden dinlediler?@ziyaturpOtobüste kulaklıkla müzik dinlerken az samimi arkadaşla karşılaşmak, kulaklığın mecbur çıkarılması ve akabindeki hüzünlü yolculuk.
Bu ara en çok konuşulan meselelerden biri bu. Şahan Gökbakar bir Cem Yılmaz mı? Her ikisinin de gösterimde işinin olması ve izleyen seyirci sayısındaki yakınlık bunu körükleyen en büyük etken tabii. Neticede gülmek güzel şey. Hayatın bu dar, bu zor ve çetrefilli yollarında ikisine de bizi güldürdükleri için teşekkür etmek gerek. Zaten bana kalırsa Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz’ı kıyaslamak çok büyük abesle iştigal. Çünkü ben gerek yaptıkları işler, gerekse elde ettikleri başarılar nazarında ayrı dünyaların insanları olduğunu düşünüyorum onların. En önemlisi de Şahan Gökbakar’ın Cem Yılmaz mertebesine ulaşabilmesi için daha çok yol alması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca yapacak da bir şey yok, toplum olarak seviyoruz biz böyle kıyaslamaları, yarıştırmaları falan. Sanırım bu “kıyaslama hastalığı” annemizin bizi komşunun çocuğuyla kıyasladığı günlerden yadigar kaldı bize. Bu arada; “Başlığı görüp geldik, bir Pazarımız var zaten, bırak felsefe yapmayı da kıyasla işte!” dediğinizi duyar gibiyim. Neyse o zaman, madem istiyorsunuz bir kere de ben abesle iştigal edeyim. Neremi bozar!- Cem Yılmaz başardığının farkında. Şahan Gökbakar hâlâ daha “Seni yeneceğim İstanbul” modunda takılıyor.- Cem Yılmaz polemiği sevmiyor. Şahan Gökbakar polemik yaratmazsa ölecek hastası.- Cem Yılmaz işin esnaflığını gözümüze sokmuyor, Şahan Gökbakar’ı filminden çıkanları sayarken görsem şaşırmam.- Cem Yılmaz’ı sokakta görsem “Vay abi naber yaa” derim, Şahan’ı sokakta görsem aynısını söylemeden önce “Bu ne samimiyet lan!” diye tersler mi acaba? diye düşünürüm.- Gözlerimi kapatsam da Cem Yılmaz’a gülebilirim. Şahan’a gülebilmek için onu mutlaka görmeliyim.- “Ben Cem Yılmaz’a gülmüyorum” diyen biri olduğunda içimden “Kesin sende bir gariplik var” diyorum. Şahan da bunu pek sorgulamıyorum.- Şahan Gökbakar bir röportajında; “Celal ile Ceren’in içinde kültür seviyesi yüksek insanlara hitap eden espriler de var” demiş. Cem Yılmaz hiçbir işinde böyle bir açıklama yapma gereği duymadı.Twitter@hasaniseAmca sen telefonda konuşmuyorsun seninkisi bildiğin ulusa sesleniş.@NiyansTaksi de erkek gibi. Ya hepsi birden sinyal yapıyor, ya da yoldan tek bir tane bile geçmiyor.@monvueYataktan çıkana kadar pazar günü bitiyor, gece uyumaya çalışana kadar pazartesi günü oluyor. Ben haftaya sürekli salı gününden başlıyorum.@BegumToprakO İngilizce ne kadar gelişirse gelişsin, “20 years” yazısını içinden “yirmi years” diye okursun. Doğrusu da budur! Anadilden taviz vermeyin!@mesutbahtiyarGeceleri lucca, sortie gibi mekanlarda mojito, long island içsen de, gecenin finalinde işkembe, kokoreç arıyorsun. özünde var, kaçamazsın.Yeni hastalığımız gömülmeden gömmekMaalesef toplum olarak amansız bir hastalığın pençesine düştük. Birini kaybeder kaybetmez arkasından mesnetsizse atıp tutma hastalığına. Daha merhum kişi ebedi istirahatgahına yerleştirilmeden, nefret odaklı kimi akbabalar bütün kinlerini, bütün nefretlerini fütursuzca kusuyorlar. Mehmet Ali Birand’ı, Metin Kaçan’ı, Toktamış Ateş’i, Ahmet Mete Işıkara’yı yitirdiğimiz şu kara Ocak ayında bu çirkin tabloyu defalarca yaşadık. Yani öyle bir dönemdeyiz ki;- Graham Bell şu aralar ölse; “Gebersin pislik! Telefonu bulmasaydı telefon faturası gelmeyecekti“ diyen birileri,- Messi’ye bir şey olsa “İkide bir çalım atıyordu, kimseye pas vermiyordu! Oh olsun!” diyen birileri,- Mark Zuckerberg’ison yolculuğuna uğurlasak, “Facebook’u başımıza sarıp geberdi gitti Allah’ın belası“ diyen birileri olursa şaşırmayız.Seversin sevmezsin tamam ama en azından kaybettiğimiz gün yapmayın şunu be güzel kardeşim. Öyle çok zorlamanıza da gerek yok, biraz insanlık yeter.Ayrılığın ilk günlerinde erkek ne yapar?Ah ah! Kimse bilmez ne çektiğimizi, kimse düşünmez, kimse irdelemez psikolojimizi. Genel kanı alemden aleme koşacağımız, daldan dala konacağımız, gecelerin adamı olacağımızdır. Sanki hep kadın üzülür, sanki hep kadın dertlenir, sanki hep kadınların psikolojisi bozulur. Oysa bakmayın öküz olduğumuza, bizim de duygularımız var. İbrahim Tatlıses abimiz bile “Ben insan değil miyim? Ben kulun değil miyim?” diye Allah’a sığınmış zamanında. Genelin durumuşudur bizde;- Olan biteni daha az düşünmek için kendimizi işimize veririz. Hatta öyle veririz ki yıllardır beklediğimiz terfiyi bile bu dönemde alabiliriz. Aşk acısından genel müdür olan arkadaşım var benim.- Sevgilimiz varken ikinci üçüncü plana attığımız takımımızın maçlarına gideriz. Tribünün en ateşli taraftarı oluruz. Ayrıldığımız sevgiliye edemeyeceğimiz küfürleri karşı takıma ederiz. Böylelikle bir nebze olsun deşarj olur, bir nebze olsun rahatlarız.- Özellikle ilk günler ailemizle çok zaman geçiririz. Sığındığımız tek liman onlar olmuştur artık. Annesine düşkün 9 yaşında bir çocuk kıvamına geliriz. Onlar da durumun farkındadır, sarıp sarmalarlar bizi sağolsunlar.- Alışveriş yaparız. Evet, alışveriş sadece kadınların psikolojisini düzelten bir şey değildir. Biz erkekler de depresif durumlarda alışveriş yaparız. Ama biz kılık kıyafetten çok; telefon, bilgisayar, ses sistemigibi teknolojik aletlere gömeriz parayı. Aynı kadınlar gibi deli paralar verip ihtiyacımız olmayan şeyler götürürüz eve.- Evimiz bir pislik yuvası haline döner. Bitmiş bira şişeleri, mandalina kabukları, boşaltılmamış küllükler, yerlerdeki kirli çamaşırlar evimizin vazgeçilmezleridir artık. Ayrıldığımız sevgilimiz evimizin o durumunu görse halimize acır, bize yeni sevgili bulmaya çalışır yemin ederim.- Ayrılık sonrası hızla kilo alırız. Kadınlar gibi öyle diyete başlayıp kendimizi başka bir sevgiliye hazır hale getirmek için çırpınmayız. Sağlıksız ötesi besleniriz. Kolalar, cipsler, rakı masaları, fast foodlar. İçimizdeki ses “Lan yeter yeme artık! Böyle giderse andropoza kadar sevgili bulamayacaksın” diyene kadar hayvan gibi yeriz.- Uzun zamandır görüşmediğimiz, sevgilimiz varken ihmal ettiğimiz eski arkadaşlarımızı ararız. Onlarla görüşüp geçmişteki günleri konuşarak ayrılık acımızdan uzaklaşmak isteriz. Fakat genelde çok geç kalınmıştır. Eski tadı bulamayız. Gün sonunda “Unutulmuş birer birer, eski dostlar eski dostlar“ şarkısı eşliğinde evimizin yolunu tutarız.- Biz de kadınlar gibi sık sık eski sevgilimizin Facebook ve Twitter profiline bakarız. Yazdığı şeyleri kendi üzerimize alınırız. Hatta bazen korka korka bakarız o profillere. Ya yeni biri girdiyse hayatına diye ödümüz kopar. Ama çaktırmayız. Yiğitliğimize “şey” sürdürmeyeceğiz ya işte. Anladın sen onu.- Beraberken kahvaltı yaptığımız o sabahlar cıscıblak ortada kalırız. Belkide ayrılık sonrasının en ağır depresyonlarını yaşarız o saatlerde. Elimiz telefona gidip gidip gelir, “acaba o şu an yeni sevdiceğiyle mutlu mutlu kahvaltı mı yapıyor, menemeni mi sıyırıyor“ diye beynimizi yeriz. O anlarda Adriana Lima arayıp kahvaltıya çağırsa “Hayır” diyebilecek potansiyele sahibizdir.- Faturaları, aidatları ödemeyi unuturuz. Ya da unuturuz demeyeyim, umursamayız. Ayrılığı takip eden birkaç ay en fazla gecikme faizini yediğimiz, telefonumuzun, suyumuzun en sık kesildiği aylardır.- Eğer bir yerlere eğlenmeye çıktıysak kadınlar gibi “Oooh çok eğleniyorum, yeni aşklarayelken açtım, unuttum onu” temalı, giderli tweetler atmayız. “Belki öyle şeyler yazarsam üzülür, geri döneceği varsa da dönmez“ diye en azından sanal alemdeki matem havamızı bir süre daha devam ettirmek isteriz.5 soruda sosyal alemCeri, Mehmet Ali Erbil’e sorduTwitter mı, Facebook mu?İkisi de değil, Instagram. Ben hayatı boyunca Facebook hesabı olmayan ender kişilerden biriyim belki de. Twitter’ım var ama o da doktor kontrolünde. (Sezin Erbil’i kastediyor)İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?Neredeyse sadece Instagram için kullanıyorum diyebilirim. Başlarda internete çok karşı olmama rağmen sonradan yontuldum. Hatta slot makinasından aldığım zevkten daha fazlasını alıyorum şu an Instagram’dan.Sosyal paylaşım sitelerinin şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?Asla inanmıyorum. Çünkü ben zaten halka yakın, halkla içiçe biriydim. Hiçbir zaman onlardan kopmadım. Öyle bir “mesafeli olayım” stratejisine de hayatım boyunca sahip olmadım, ama olan sanatçılara da saygı duyuyorum.Takipçi kaygınız var mı?Kaygım var diyemem ama Instagram’daki takipçilerimin artması beni mutlu ediyor. Ne kadar çok takip eden olursa o kadar çok sevildiğini düşünüyor insan.Kimleri takip etmeyi seviyorsunuz?Sadece beni ilk takip eden Adanalı kovboyu. (Kahkahalarla gülüyor)7 gün 7 gecePazartesi- “Sanat-çı Engel Tanımaz” sloganıyla yola çıkan Social Inclusion Band, 2013 konserlerine Babylon’da başlıyor. Düşler Akademisi Social Inclusion Band ile yetenekli gençleri gönüllü müzisyenlerle bir araya getiriyorlar.Salı- Bekir Aksoy, Hakan Gerçek, Rüzgar Aksoy’un başrolünde olduğu Sanat, Kenter Tiyatrosu’nda. Sanat arkadaşlık sanatı üzerine yazılmış küçük bir oyun. Oyunda, neredeyse beyaz bir tablo üzerinden arkadaşlık sanatı sorgulanır. Arkadaşlık, Reza’nın deyişiyle ‘’En az aşk kadar güçlü ve zor.’’Çarşamba- Mavi Sakal’da sakin sesi ile herkese kendine hayran bırakan Genç Osman, ilk solo albümü Gökyüzü Masmavi’nin ruha dokunan şarkılarını seslendirmek için Bronx sahnesinde. Yeni albümünün yanı sıra geçmişten sürprizler de olacak, mesela İki Yol...Perşembe- Fuat Güner, yepyeni bir projeyle karşımızda. Ünlü sanatçı, 40 yıldır dillerden düşmeyen bestelerini, 1960’lardan bugüne severek dinlediği yabancı hit’lerle aynı repertuarda buluşturuyor. Yeni grubuyla dinleyicisine keyifli saatler yaşatan Fuat Güner, Babylon sahnesinde klarnet ustası Hüsnü Şenlendirici’yi ağırlıyor...Cuma- Yeni dalga Norveçli cazın simgesi olan Christian Wallumrod Ensemble, Borusan Müzik Evi’nde.Cumartesi- Sezen Aksu’nunher bir konseri hayranlıkla izlenir. Sanatçı Congresium Ankara’da akustik bir konser düzenleyecek. Gecede sevenleri için özenle hazırladığı repertuarını, “Fahir Atakoğlu” eşliğinde sunacak.Pazar- 14 yıl önce aramızdan ayrılan Barış Manço’yu anma zamanı... Kurtalan Ekspress Barış Manço’nun unutulmaz şarkılarını Mask Live sahnesinde yeniden yorumlayacak.
Kanada’da yaşayan Rosea Lake isimli üniversite öğrencisi cici kızımız etek boyları nedeniyle kadınlara yakıştırılan sıfatları kendince belirleyip bacağına yazmış ve şahsına münhasır bir çalışmaya imza atmış. Fotoğrafta görüldüğü üzere bileğinden kalçasına kadar bütün etek boylarına isim veren Rosea bu ibretlik çalışmayı bir okul projesi için yapmış. Sonra da sosyal medyada paylaşmış ve fotoğraf patlamış.Bunu neden yaptığını soranlara “Çok kısa bir etekle sokağa çıkan bir kadına baktığımda onun hafif meşrep olduğunu düşündüğümü fark ettim. Toplum olarak önyargılardan uzaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum” diyen Rosea kızımız iyi de demiş hoş da demiş, kendisine sonuna kadar katılıyorum. Ayrıca Rosea’u kadınlara bu sıfatları yakıştıranların sadece erkekler olduğunu söylemediği için de tebrik ediyorum. Bizim ülkemizde genellikle böyledir çünkü. Kadın aktivistlerimiz bütün hınçlarını nefretlerini erkekler üzerinden kusarlar. Oysa Rosea bizzat kendisinin başka bir kadın hakkında sevimsiz şeyler düşündüğünü itiraf ediyor. Çünkü o da biliyor ki etek boyu kısaldıkça çirkinleşen bu sıfatları kadınlar kendi hemcinsleri için daha çok kullanıyorlar. Zira biz erkekler işin daha çok bakma ve takdir etme kısmındayız. Etek boyunun kısalması bizim işimize gelir. Hatta imkanımız olsa kadına gidip “Bu etek boyu bi harika dostum!” demek isteriz. Oysa birçok kadın, hem cinsi cesur bir etek giymişse hele bir de bacakları güzelse bildikleri bütün nahoş sıfatları içten içe bir bir sıralarlar. Bacaklar çirkin olunca da “Yollu bu ayol, o bacaklarla o etek giyilir mi?“ derler. Kısaca biz erkekler sadece öküz gibi bakarız, kadınlar konuşur da konuşur, çekiştirir de çekiştirirler. Benzin bidonlarıyla bana doğru koşmadan önce bir durun, bir düşünün ve söyleyin sevgili kadınlar; yalan mı?Yeni ünlülere hayati tavsiyeler- Derhal bir kedi ya da köpek alıp hayvanları insanlardan daha çok sevdiğini her fırsatta anlat. “Hayvanları sevmeyen, insanları sevemez” cümlesini her röportajında söyle.- Twitter’da Mevlana’dan, Şems’ten özlü sözler paylaşıp “Düşündüğünüz gibi buzlu bademli cıbıldak partiler yapmıyorum, düzgün bir hayat yaşıyorum” imajı ver.- “Beni çekemeyenler var” diye feyk düşmanlar yaratıp “Alemin derdi ben olmuşum, demek ki zamanında iyi koymuşum” modunda takıl.- Mekan çıkışında bekleyen magazincilere “Çocuklar” diye hitap et. Arada bir “Hepimiz aynı gemideyiz çocuklar” falan deyin.- “Adıma açılan bir sürü Facebook hesabı var” derken bu ilgiden memnun değilmiş gibi yap.- Politikayla ilgili ne sorulursa sorulsun söze “Başbakanımız” diye başla.- “Evlilik ne zaman?” diye sorulunca “Ne evlenmesi ya, takılıyoz işte!” yerine “Zaman ne gösterir bilemeyiz” deyin.- “Neden hiçbir projede göremiyoruz sizi?” diye soranlara “İş gelmiyor valla, gebereceğim açlıktan” yerine “İnzivaya çekildim biraz” deyin.- Gala çıkışı “Film nasıldı?” diye sorulunca “Lan oğlum oyunculardan biri benim arkadaşım, nası berbat diyim şimdi!” yerine “Şahaneydi, tüm ekibi tebrik ederim” deyin.- Herkesin sevdiği şeyleri sevme. Misal “Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?” diye sorulunca “Tanzanya’ya gidip yürüyüş yapıyorum” falan deyin.Aranan basurlu nihayet bulundu!Gün geçmiyor ki güzel ülkemizde bir gariplik daha yaşanmasın. Bu garipliğimizin baş kahramanı Konya’da yaşayan Ömer Faruk Bildirici isimli vatandaş. Ömer beyimiz FOX TV’de yayınlanan Harem dizisi hakkında suç duyurusunda bulundu bu hafta. Gerekçesi padişahın ve o dönemdeki yöneticilerin halkın gözünde küçük düşürülmesi. Padişahtan kastı da Basur Ülkesi’nin sultanı Küçük Esat. Yani dünya tarihinde olmayan bir ülkenin, olmayan bir coğrafyanın, olmayan sultanı. Ömer Bey aslında bu şikayetiyle bir Basurlu olduğunu otomatikman açıklamış oldu. Kendisine tavsiyem gün içinde birkaç kez sıcak su dolu leğene oturması ve acılı yemeklerden uzak durması. Keza bunları yapmadan iyileşmesi Basur’un tarihinde yok!Harem’in yaratıcısı Gani Müjde’nin bu konuyla ilgili tweetleri şöyleydi...@GaniMujde: Nihayet Basur soyundan gelen birini bulduk.Ö.F Bildirici adlı biri ecdadımla dalga geçiyorlar diye Harem dizisini şikayet etmiş.@GaniMujde: Harem gibi uydurma bir tarihi bile tarihimiz diye sahiplenen, izlediğini anlamaktan aciz bu vatandaşı Allaha havale ediyorum.@GaniMujde: Harem'de kesinlikle Osmanlı,Türklük ve Müslümanlık üzerine espri ve vurgu yoktur. Harem değerlerimizle ilgili espri yapmaz.Gına geldi...- Ölenlerin arkasından mesnetsiz yorumlar yapanlardan.- Sneijder’in transfer haberlerinden.- Sosyal medyada sosyal sorumluluk projesi ayağına malı götüren az ünlülerden!- Ömür Gedik’in artık şova dönen hayvan sevgisinden.- Haklı, haksız kavgası yapanlardan.- İzmirliler çekirdeğe çiğdem der, bilmem neye bilmem ne der muhabbetinden.- Dizilerin uzadıkça uzayan reklam aralarından.- “Ne içtiysen aynısından istiyorum” cümlesinden.- Gangnam Style’dan.- İki yağmurda yayını giden Digitürk’ten.- Cep telefonuna gelen kampanya SMS’lerinden.5 soruda sosyal alemCeri, Önder Açıkbaş’a sordu- İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsun?Reyting sonuçlarına bakmak ve sahibinden de araba fiyatlarına bakmak için. Daha doğrusu önce reytinglere bakıyorum, eğer reytingler iyiyse sonra hemen araba fiyatlarına.- Twitter mı, Facebook mu? Neden?- Twitter bence en gerçek sosyal mecra. Facebook’un sahibinin tipsizligi de Twitter’ı sevmeme etken tabii.- Twitter’da severek takip ettiğin kullanıcılar kimler?Bir takım isim verip rencide etmek istemediğim kişileri severek takip ediyorum.- Twitter’da takipçi artırma kaygın var mı?Yok öyle bir kaygım. Olursa parayla alırım.- Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musun?Şöhretin büyüsü Cihangir’in sayesinde bozuldu zaten. Hiçbir sosyal medya mecrasının bunda suçu günahı yok.
Tarih 8 Ocak 2013, saat gece 1 suları. Twitter’da bir “vali amca“ tweetleri furyası başlıyor. Yaşa vali amca, var ol vali amca, aslanım vali amca, koçum vali amca, aşağı vali amca, yukarı vali amca derken sonunda anlıyoruz ki bahsedilen vali amca İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu. Meğer o dakikalarda sayın Vali haftanın en spektaküler hareketini yapmış ve köşesine çekilmiş. Yok yok, kar tatilini açıklaması değil kastettiğim şey. Kastettiğim şey kar tatilini bütün mecralardan önce Twitter’dan açıklaması. Açıkcası ben ilk olarak fake bir hesabın öğrencilerle dalga geçtiğini düşündüm. E yıllardır bürokrasinin hantal ve şapşal yüzüne alışmışız tabii, hemen nasıl inanalım. Üstelik bürokrat dediğin ağır uslu olur, halkıyla da öyle fazla yüz göz olmaz diye biliyoruz. Ama yok, sayın vali bir ezberi bozdu o gece. Küçük bir farklılık yaratarak öğrencilerin sempatisini kazanan ilk vali olarak tarihe geçti. Attığı “yarın tatil okula girmeyin“ tweeti adeta bir Justin Bieber tweeti kadar (14 bin) retweet edildi. Vali bey kararı aldıktan sonra Twitter raconuna uyup “Eğer bu tweet 10 milyon rt alırsa okulları tatil edeceğim“ deseydi en fazla retweet alan twitter kullanıcısı rekorunu da rahatlıkla eline geçirirdi, ama yapmadı. Her neyse, vali bey tatil tweetinin ardından öğrencilere bir amca edasıyla çeşitli nasihatler de verdi, onların dünyasına indi. Hatta bu ilgiye dayanamadı ve bir kısım sevenine valilikte görüşmek üzere randevu vereceğini açıkladı. Vali Mutlu’nun bu yaptığı “sosyal medyanın gücü” denen o klişenin boşuna söylenmediğinin de ispatı oldu. Twitter’da ona buna çemkiren, kadınların telefonunu ifşa eden, negatif elektrik trafosu sözde bürokratlar vali Mutlu’yu örnek alsınlar. Öğrencilerin vali amcası olur da bu sempati rüzgarını arkasına alırsa yakın gelecekte Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunun en büyük adayı olur.İşte Vali Amcanın bazı tweetleri;@Valimutlu: Meteorolojik uyarı, buzlanma riskini yüksek, kar yağışını yoğgösteriyor,o nedenle SALI GÜNÜ OKULLARI Ana,ilk,orta,lisede tatil ettik.@Valimutlu: Sevgili gençler,öğrenciler 1 günlük tatili ders çalışarak,sınavlarınıza daha çok çalışarak değerlendireceğinize inanıyorum. Sevgiler.@Valimutlu: Size bir selam ile bin sevgi paylaştım, bir günde 10.000 lerce çiçekle kucaklaştım.@Valimutlu: Hala bekleşenler ve tatil olsun diye Tweette don ve buz nöbeti tutanlar var, uykusuz kalıp yarın okulda uyumayın. Okul sizleri bekliyor...@Valimutlu: Artık istirahate çekilin,yarın erkencisiniz.Sevgili ailelerinize selamlarımı tekrar ediyorum. İyi geceler. SİZİ SEVEN VALİ AMCANIZ.Paralı otoyolda bedava buz pateniŞimdi sana sinirden gözümün seyirdiği, inme indiği, elimin ayağımın boşaldığı kısa bir hikayemi anlatmak istiyorum pek değerli okuyucu.Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Şekerpınar’daki Harem setinden Ataşehir’deki evime dönmek üzere arabama bindim. Ben setteyken yoğun bir kar yağışı başlamış. Nasıl olsa otoyola gireceğim, orayı tuzlamışlardır, cillop gibidir şimdi otoyol diye hevesle yol almaya başladım. Ama o da ne! Daha otoyol katılımında ortalık birbirine girmiş. Ya dedim olur, sonuçta burayı atlattım mıydı, önüm otoyol, 5 dakikada Ataşehir’de olurum. Umut şöförün ekmeği tabii, o ana kadar yaşadıklarımın biraz sonra yaşayacaklarımın teaser’ı olduğunu nereden bilebilirdim. Yol otobana yaklaştıkça daha da kötüleşti. Adeta bir korku filmi izler gibi izliyordum olan biteni. Kar üzerinde kıçı başı ayrı oynayan arabam konuşabilse bildiği tüm duaları okuyacaktı belki de. Otoyola girdiğimde durum çok daha vahimdi. Küçük bir tuzluktaki kadar bile tuz dökülmediği gün gibi ortadaydı. Arabalar kayıyor ve büyük kaza her an gelebilirim diyordu. Ben de defalarca kaydım. Küçük bir kazayla Ataşehir’e ulaşabildim.Hadi diğer yolları bir nebze anlarım. Karakış derim, tipi derim, yetişemiyorlar derim geçerim. Ama sen kullanmam için benden PARA aldığın yolda hiçbir çalışma yapmıyor, beni kaderime terk ediyorsan o zaman ben sana “Benim paramı ne yapıyorsun arkadaş?” diye sorarım. “Kafayı takmışın OGS’ye HGS’ye, KGS’ye, otoyolu özelleştirmeye ona buna! Sen işini yapsana önce kardeşim!” derim. Daha fazla personel al, daha fazla tuzlama aracı al, nasıl olsa meteoroloji de elinin altında, durumun ne olacağı da malum. İnsanların hayatıyla oynamaya ne hakkın var! Neyse tamam, sakinim.Bunlar güzel şeyler...- Mehmet Ali Alabora’nın sahneye koyduğu ve başrolünde oynadığı MiMinör isimli oyunu çok beğendim. Demokrasiyle yönetildiği iddia edilen ama olan biten her şeye başkanın karar verdiği Pinima ülkesine birkaç saatliğine uğrayarak ilginç bir deneyim yaşayabilirsiniz. Oyun daha salon girişindeki Pinima polislerinin sizi sorgusuyla başlıyor. Seyircinin oyunun merkezinde olması oldukça heyecan verici. Sosyal medya katılımları ile de pekiştirilen oyunu Ocak ayı boyunca Küçükçiftlik Park’ta izleyebilirsiniz.- Cem Yılmaz’ın CM101MMXI Fundamentals isimli daha önce kanlı canlı izlediğim gösterisine gitmeden önce “aynısını sinemada izlemekten sıkılır mıyım acaba?” diye düşünmedim değil. Gel gelelim uzun zamandır gittiğim hiçbir etkinlikte gülmediğim kadar titreşimle gülerken buldum kendimi. Biraz olsun kafanı dağıtmak istiyorsan sen de git izle. Bazı çok bilmiş eleştirmenlere uyup sinemasal durumlar bekleme, orayı burayı kurcalamadan gül, eğlen, çık. Gülmek en büyük nimet.- Göksel’in Yalnız Kuş’u bu aralar her yerde, herkesin dilinde. Son zamanlarda yapılan açık ara en iyi şarkı bence.- Önder Açıkbaş tv8’de yaptığı ÖTV isimli programla her geçen gün çıtasını yükselterek izleyenleri ekran başına kitliyor. Bugün Ne Geysem ve Süper Cünup programın en sevdiğim bölümleri. Ekranlarda hiçbir komedi programının olmadığı, kimsenin komedi programı yapmaya cesaret edemediği şu ortamda Önder Açıkbaş’ı ve tv8 yönetimini tebrik etmek gerek.- İzzet Çapa’nın son icadı Mahalle için birçok şey yazıldı, çizildi. Benim nazarımda farklı bir şey yapmaya çalışan, olmayanı var eden herkes takdir edilmeyi kafadan hak ediyor. Bu nedenle daha söze başlarken İzzet Çapa’yı kutlamak lazım. Ayrıca da Mahalle gayet eğlenceli olmuş, bir yerde oturup gelen geçeni izleyerek bile saatlerce vakit geçirebilirsiniz mesela. Mahalle’deki restaurantlar arasında ilk üçüm; Rigatoni, Yanar Döner ve Vida Tuborg.- İlker Aksum’un 20 Dakika dizisindeki oyunculuğu her türlü övgüyü hak ediyor. Tebrik edilesi, ayakta alkışlanası.Twitter@fayntenksKarda leğenle bile harikalar yaratan bir memleketin çocukları olarak kış olimpiyatlarında istediğimiz başarıyı elde edemememizi anlamıyorum.@littleiv3En güzeli de Vali olmak ha. Yarın tatil diyosun 10 bin RT. Ne espri kasıcan ne aforizma. Mis gibi.@kagitbardakSadece maaş almak için derse giren öğretim üyelerinin, sadece imza atmak için girdiğimiz dersleri yadırganmamalı.@gecegelenarizaAbi çok gezen mi bilir çok okuyan mı? -O otobüste yolculuk yaparken kitap okuyabilen insan var ya, kesin en çok o biliyodur o.@sevisenbilir WhatsApp manyaklığı böyle devam ederse yakında insanların mezar taşlarında "Last seen today at 15:46" falan yazacak!5 soruda sosyal alemCeri, Demet Akalın’a sordu- İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsun?İnterneti haber almak, gündemi takip etmek, iş yazışmalarımı yapmak, sosyal paylaşım sitelerini gezmek, dünya ve günlük hayatımla ilgili yorumlarımı takipçilerimle paylaşmak için kullanıyorum.- Facebook mu, Twitter mı? Neden?Daha aktif olduğum için Twitter.- Twitter’da severek takip ettiğin kullanıcılar kimler?@twitpasa, @leventgokdem, @cokguzelsozler, @mineshess başta olmak üzere hatırlayamadığım birçok kişi.- Twitter’da takipçi artırma kaygın var mı?Twitter hesabımı açtığım günden beri hiç öyle bir kaygım olmadı. Takipçi sayım her geçen gün artıyor zaten. Ayrıca da çok takipçim olmasındansa nitelikli takipçim olması benim için daha önemli.- Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musun?Asla inanmıyorum. Ben takipçilerimle sımsıcak bir ilişki içindeyim. Onlar benimle, ben onlarla hoşça vakit geçiriyoruz. Kaldı ki benim Twitter olmadan önce de sevenlerimle bu tarz bir ilişkim vardı.
Sen de mi Teoman!en de mi be Teoman! Söyle, sen de mi! Sen de mi terk eyledin bekarlığı! Sen de mi pijama terlik televizyon üçlüsünün cazibesine mağlup oldun be Teoman? Hani nerede Beyoğlu gecelerinin o vukuatlı adamı? Nerede o sarhoşken görüntüleyen magazincilere “İstediğiniz adam olmayacağım len!” dercesine bıyık altından gülen yurdumun rockstar’ı?! Hey gidi hey be, peki biz şimdi ne yapacağız Teoman? Şimdi bize “Teoman bile evlendi, sen hâlâ o barda bu barda sürtüyorsun“ demezler mi? Demezler mi ha Teoman, söyle demezler mi! Ne diyeceğiz peki onlara? “Teoman abi ortamlara akmaya devam edecek“ diye yalan mı söyleyeceğiz. Ya da her neyse be Teoman, sana mutluluklar yine de. Ama umarız “Angaranın bağları da büklüm büklüm yolları“ türküsüyle coşarken çekilmiş bir düğün kasetin falan ortaya çıkmaz da acımıza bir acı daha eklenmez bizim.Peki şimdi...- Eve giderken yoğurt mu alacaksın Teoman?- Kaynım Erol, baldızım Ayşe falan mı diyeceksin?- Eşini arayıp “Hanım ne yemek yaptın akşama?” diye mi soracaksın?- Yetenek sizsiniz izlerken mi uyuyacaksın?- Bayramda “Önce sizinkilere mi gidek, bizimkilere mi?” tartışması mı yapacaksın?- Kayınpederin “Teoman oğlum ne yaptın konser işlerini?” diye mi soracak?- “Onlar bize çeyrek taktıydı, biz de onlara çeyrek takalım” muhabbeti mi yapacaksın?- Eve geç gittiğinde eşine “Arkadaşlarla meyhanedeydik, saate bakmayı unutmuşum” diye hesap mı vereceksin?- Sen de mi eşinle ortak Facebook hesabı açacaksın?- Sen de mi kedi videolarına güleceksin Teoman?Twitter@ozlemhepsenBu kış giysi ve aksesuarlarda ZIMBA modası var. Tüm Nişantaşı sosyetesi rock bardan çıkmış kokoreççiye giden metalci gibi geziniyor.@ardaerdik Evlilik sonrası Teoman şarkıları: Daha Otuzyediymiş, Güzel Bir Gün AVM İçin, Bir Ekmek Bir De Su, Aşk Kırıntısıyla Doymaktansa Göbek Yaparım@AbSurDMaN_ Sevgilimle seviyeli bir ilişkim var. Onu çok seviyem, o da beni seviye.@pakiteysis Belki bütün gece deliler gibi finale çalışıp sabahladıktan sonra karşıdan karşıya geçerken ölücem. Boşuna çalışmaya gerek yok.@hakankoksal Deli eğer ünlü biriyse “renkli bir kişiliği var” oluyor.Acil sakıncalı bulunacaklar listesi!Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 Temel Eser listesinde olan “Şeker Portakalı” kitabını ödev olarak okutan bir öğretmene kitabın müstehcen olduğu gerekçesiyle soruşturma açılması, üstüne Fareler ve İnsanlar kitabının da İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ‘sakıncalı’ bulunması yılbaşı geyiğinden bunalan yurdum insanına ilaç gibi geldi. Konu Twitter’da enine boyuna sağına soluna deşildi ve en sonunda oybirliğiyle “şu meselelere de el atılmalı!” kararına varıldı;- Pamuk Prenses7 cüceyle neden sabahladı? Yoksa gayri ahlaki şeyler mi vasıl oldu? Bu nokta hâlâ karanlık! Önerim evde kalma bölümü masaldan çıkarılıp tüm masal gün kararmadan bitirilmeli ya da olmadı tamamen yasaklanmalı.- O parti senin bu parti benim dolaşan Külkedisi’ne ne demeli? Bu masalı okuyan çocukları her gece partilerden mi toplayacak aileler! Üstelik ayakkabısının tekini kaybettiği için çocukları müsrifliğe özendiriyor. Bu masalı toparlamak çok zor. Parti kısmını çıkarınca masalın bütün akışı bozuluyor. Komple sakıncalı bulunmalı!- Ya saçlarıyla kuleye erkek atan kuduruk Rapunzel’e ne olucak? Ne yani kız çocuklarımız büyüdüğünde evde yalnız bırakamayacak mıyız? Bu masalın çocuklarımızın ahlakını bozmaması için derhal Rapunzel’in saçları kesilmeli. Böylelikle Rapunzel kuleye adam atamayacak ve bunu okuyankızlarımız da namuslarıyla yaşamaya devam edecekler.- Bir de Kibritçi Kız var ki evlerden ırak. Bu kızımız da Noel akşamı caddelerde kibrit satmaya çalışıp yolunu bulmaya çalışıyor. Şu çakala bak. Üstelik işportacılık yaparak vergi de kaçırıyor. Şimdi bunu okuyan kızımız yılbaşı gecesi Taksim’e kibrit satmaya gitmek isterse onu nasıl engelleyeceğiz? Bilmez misiniz yılbaşı gecesiTaksim’in halini! Ya orada üç beş kendini bilmezin tacizine uğrarsa! Sonra da vay efendim yılbaşı gecesi Taksim’de neden taciz olayları oluyor! Düşüncesi bile korkunç! Hemen sakıncalı bulun da rahat bir nefes alalım lütfen!Bir reklam aracı olarak; ODTÜ’yü kınamakEğer reklama ihtiyacı olan bir üniversiteysen bu aralar ODTÜ’yü kınamanın tam zamanı. Kınamak bedava, üstelik yanında bir de “aferin” alıyorsun. Süper valla, reklam için deli paralar harcayacağına kına gitsin ODTÜ’yü, eline mi yapışır! Bütün gazeteler televizyonlar senden bahsetsin, sosyal medyada üniversitenin adı konuşulsun. ODTÜ’de ne olmuş, ne bitmiş, üniversiteler özgürleşme alanları mıymış, bu olaylar nasıl çıkmış falan diye düşünmek için kasma, patlat kınamayı hooop konuştur kendini. Mesela ben Sabahattin Zaim Üniversitesi diye bir üniversitenin varlığını ODTÜ’yü kınaması sayesinde öğrendim. Yanlış anlaşılmasın, onlar bunu reklam için yaptılar demiyorum, sadece diğer özel üniversitelerin ufkunu açıyorum. Ne demişler; zararın neresinden dönersen kârdır. Ayrıca reklamın iyisi kötüsü de olmaz. O yüzden bu yazım henüz ODTÜ’yü kınamayan ve reklama deli paralar yatırmayı düşünen üniversitelere bir çağrı olsun. Haydi rektör amcalarım, haydi dekan abilerim! Geç kalmış sayılmazsınız! Hadi patlatın ODTÜ’ye şöyle en okkalısından bir kınama da en trend mecralarda çılgınca konuşalım üniversitenizi.Şekillerine göre futbolcu davranışlarıTrabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener’in Galatasaray-Fenerbahçe maçının ardından Fenerbahçeli Meireles’in hakem Halis Özkahya ile yaşadığı gerginlik hakkında “Meireles’in saç stiline ve dövmelerine bakınca hakeme o hareketleri yapması doğal“ demesi geçtiğimiz haftaların en talihsiz açıklamalarından biriydi kuşkusuz. Aslında sadece Sadri Şener’e özgü bir durum değil bu. Halen daha bir çoğumuz insanları saçına başına kıyafetine göre değerlendirmeye devam ediyor. Her neyse, buradan yola çıkarsak Sadri Şener’in kafasındaki futbolcu tiplerini şu şekilde sınıflandırabiliriz sanırım;- Saçı kısa, sakal traşı düzgün, dövmesiz futbolcu; evlenilecek futbolcudur. Gol atınca gider rakip takımdan özür diler. Asla küfür etmez, faul yapmaz. Adamın dibidir.- Saçı kısa, sakal traşı düzgün, iki küpeli ve dövmeli futbolcu; dengesizdir. Bazen efendi, bazen serseri tavırlar sergiler. Küpeli ve dövmeli olması onu yoldan çıkaran en önemli etken olsa da saçının ve sakalının düzgün traşı onu dizginler.- Saçı hafif uzun, tek küpeli, az dövmeli futbolcu; iyidir hoştur ama her an başkalarına uyup kavgaya karışabilir. Yoldan çıkmaya meyillidir. Derhal arkadaş çevresini değiştirmesi gerekir.- Saçı çok uzun, sakal traşı kötü, dövmeli futbolcu; yoldan çıkmıştır. Kavga çıkarır, diğer futbolcularla dalaşır, sinir eder. Bunların dövmeli olanları da vardır ki, Allah onların şerrinden korusun!- Saçı çok uzun, iki küpeli ve bol dövmeli futbolcu; işte baş belaları. Saha içindeki bütün olayların baş kahramanı bunlardır. Utanmadan faul yaparlar. Gol atınca delice sevinirler. Maç devam ederken ellerine bira versen içerler. Evlat olsa sevilmez bunlar!- Saçı punk modelli, sakal traşı tuhaf, aşırı küpeli ve aşırı dövmeli futbolcu; bunlar hakeme tükürürler, el hareketleriyle ayıp ayıp şeyler yaparlar, her şey beklenir bunlardan. Aslında bunların bi kaç tanesini Taksim’de sallandıracaksın bak bakalım bi daha yapıyorlar mı!5 soruda sosyal alemCeri, Yaşar’a sordu- İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?Önce twitter için. Ayrıca her ama her şeye Google’dan bakarım, telefon elimden düşmez. Aklıma durmadan bir şeyler takılır ve kendimi internette bulurum.- Facebook mu Twitter mı? Neden?Twitter, çünkü kısa net ve hızlı. Bir de Facebook için bilgisayar gerekiyor, ben daha çok telefoncuyum.- Twitter’da severek takip ettiğiniz kullanıcılar kimler?Kimseyi severek takip etmiyorum, öylesine takip ediyorum işte. Sıkılırsam mute yapıyorum. RT’lerini kapatıyorum. Takibi bırakırsam bozuluyorlar çünkü.- Twitter’da takipçi artırma kaygınız var mı?100 bin’e kadar kaygım vardı. 100 bin’i geçince aldırmaz oldum. Takipçi satın almayı aşağılık kompleksi olarak görüyorum. Takipçi artırmak için yapılan cambazlıkları da (maymunlukları da) yapamam ben.- Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?Fazla yüz göz olunursa bozar evet ama insanlar bu samimiyeti sevdi, geri durmamak lazım.
Adettir, yılbaşı yaklaşırken “yeni yılda ünlülerin hayatında neler olacak?” meselesi konuşulmadan olmaz. Baktım medyumlar abidik gubidik yorumlarla o gazete senin, bu televizyon benim cirit atıyor, “benim neyim eksik” dedim ve başladım yazmaya. İşte benim en süpersonik 2013 kehanetlerim...- Seda Sayan: Son iki yıldır evlenmediğine göre bu sene kesin evlenecek.- Murat Boz: Bu yaz çıkan memeli fotoğrafını unutturmak için Temmuz gibi diri vücuduyla arz-ı endam edecek.- Ferhat Göçer: Kronik düet sendromu hastalığı nüksedecek. Bu sene her ay biriyle düet yapacak.-Teoman: Şubat gibi müziği tekrar bırakıp Nisan gibi müziğe tekrar başlayacak. Haziran’da bir daha bırakacak ve Eylül’de tekrar başlayacak.- Sibel Can: 30 kilo verecek ama 50 kilo alacak.- Serdar Ortaç: Muhtemelen yine yazın albüm yapacak, yine 30 kızla minibüsten inecek, yine evleniyorum diyecek ve yine evlenmeyecek.- Gülben Ergen: Twitter’da paylaşacağı Mevlana ve Şems sözü kalmayınca bunalıma girecek.- Demet Akalın: Giderli 16 albümünden sonra 2013’te de “Ben Lafımı Öyle de Kodum, Böyle de Kodum 17” adında bir albüm yapacak.- Hande Yener: Elektronik müzikten pop müziğe dönen şarkıcımız bu sene bir türkü albümü yapacak. Ama yıl sonuna doğru yine pop’a dönecek.- Ömür Gedik: Bu sene de hayvanları hepimizden çok sevdiğini köşesinde her gün kafamıza vuracak. Sesiniz pek hoş değil diyenlere de “Ben hayvanları seviyorum ama!” diyerek ayar verecek.- Elif Şafak: Kitaplığından kafasına ağır bir kitap düşecek ve hafızasını kaybedip 3 ay hiçbir şey hatırlamayacak. Mevlana’yı da hatırlayamadığı için yazarlık hayatı tehlikeye girecek. Ama sonra her şey normale dönecek.- Yılmaz Özdil: 14 satırlık en uzun gazete yazısını 17 satıra çıkararak okuyucularına unutamayacakları bir sürpriz yapacak.- İdris Naim Şahin: Bir köy ziyaretinde “Geldiğinize sevindim” diyen köylüye bu kez “Nereden bileceğim sevindiğini? Şu tüfekle kafana bir sık bakalım” diyecek ama neyse ki görevliler köylünün elinden tüfeği güç bela alacak.- Hadise: 2013’te de “düVello” ve “düVet” demeye devam edecek.twitter@fuzefuzebu yılbaşı çok iyi olacak, günahlardan günaha gireceğiz. home party şekli yapacağız. (EVDE KAĞIT OYNADILAR )@gulcan_simsekYılbaşını Paris'te mi geçireyim, yoksa New York'ta mı bilemediğim için bu yılbaşı evdeyim gençler.@kelebenkİçimden çıkan yeni yıl ruhu Ocak ayında kredi kartı ekstresi olarak geri girecek sanırım.@benan_noyanYılbaşı gecesi bile pazartesi'ye denk geliyor, sen hala yeni yıl, yeni umutlar diyorsun.Yılbaşına dair uyuz eden ayrıntılar - Her fırsat bulduğunda “Yılbaşında ne yapacaksın?” sorusunu ittirenler.- Israrla “Bana ne alacaksın yılbaşında?” diye soran alakaya maydonozlar.- Facebook’ta adını yılbaşı ağacı fotoğrafına etiketleyen aylaklar.- “Bak Ayşe’ler Paris’e gidiyormuş, biz ne yapacağız?” diye soran sevgililer.- Her yılbaşına doğru “Yılbaşını kutlamak bizim kültürümüzde yok” tantanası yapanlar.- Nesilleri tükenmeye yüz tutsa da hâlâ daha “Seneye görüşürüz” esprisini yapan şuursuzlar.- “Gel yılbaşını bende kutlayalım” deyip saat 12 olmadan uyuyan miskinler.- Büyük umutlarla aldığın yılbaşı biletine amorti bile çıkarmayan kahpe kader.- Televizyonların Taksim’deki kalabalığı dünyayı kurtaran kalabalıkmışcasına anlatan acar muhabirleri.- 1 Ocak’ta yapılan “Yılbaşı gecesi Taksim’de taciz” haberleri.- “Yılbaşı gecesi evdeyim” deyince şaşıran parti çocukları.Ceri, Özge Ulusoy’a sordu5 soruda sosyal alem- İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsun?Sosyal medyayı, dergileri ve gazeteleri takip ediyorum. Bankacılık işlemlerimi yapıyorum. Google ve Wikipedia gibi bilgi alabileceğim yerleri geziyorum.- Facebook mu Twitter mı? Neden?Twitter’ı daha çok kullanıyorum. Facebook’a göre daha etkili ve daha eğlenceli buluyorum.- Twitter’da severek takip ettiğin kullanıcılar kimler?Yakın arkadaşlarımı, dergi ve gazetelerin hesaplarını takip etmeyi seviyorum. Onun dışında da @Puccaa, @ceriLevis @nohutadamfirat, @picadambaattin, @kacyiloldu en sevdiklerim.- Takipçi arttırma kaygın var mı?Hiç öyle bir kaygım olmadı. Her geçen gün hızla artıyor zaten takipçi sayım ve bundan mutluluk duyuyorum.- Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musun?İnanmıyorum. Aksine şöhretin bazı çetrefilli durumlarında kendimi ifade etmem konusunda yardımcı olabiliyor.
Gün geçmiyor ki güzel ülkemizde bir gariplik daha yaşanmasın. Tarih 14 Aralık 2012, yer Devlet Tiyatroları Şişli Cevahir Sahnesi. Sahnede “Sezuan’ın İyi İnsanı“ adlı oyun oynanıyor. Bir polis memuru ve bir sağlık bakanlığı personeli tiyatroya geliyorlar ve oyunun ilk perdesini izliyorlar. İzlerken de bazı sahnelerin fotoğraflarını çekiyorlar. Ara olunca salon görevlileri tarafından oyun esnasında fotoğraf çektikleri için uyarılıyorlar. Bunun üzerine oyunda sigara içildiğiyle ilgili şikayet üzerine geldiklerini ve bir tutanak tutacaklarını söylüyorlar. Ha bu arada oyun bir tütün dükkanında geçiyor.Olayın 1. dereceden tanıklarının anlattığına göre hikayenin bundan sonraki kısmında tutanak tutuluyor, oyuncular o tutanağı imzalamıyorlar falan, mesele uzuyor. Her neyse, bence asıl hikaye “sahnede rol gereği sigara içen” oyunculara ceza kesmeye gelen bir acayip beyinler. Yahu abicim hiç mi mantık yok sizde, komik misiniz, ne yapıyosunuz? Kimse size “abi yapmayın rol gereği içiyor onu, güldürmeyin kendinize” demiyor mu? Belli ki demiyor. Merak ediyorum; bugün sahnede rol gereği sigara içen oyuncuya ceza kesen zihniyet, yarın bir başka oyunda hırsızı, katili, sapığı oynayan oyuncuyu tutuklayıp kodese atar mı? Ne garip değil mi, öyle tuhaf şeyler yaşıyoruz ki hiçbirimiz buna “saçmalama ya, olur mu hiç öyle şey!” diyemiyoruz.Madem Eurovision’a katılmayacaktık!- O zaman keşke Can Bonomo oylama bitince “Allah belanızı versin pislikler, ne güzel şarkı yapmıştım!” diye salona çemkirseydi.- O zaman keşke Bülent Özveren sahneye fırlayıp “Lan hayatımı verdim ben buraya, insan bir ödül falan verir, şeytan görsün yüzünüzü!” diye artistlik yapsaydı.- O zaman keşke Başbakan “Komşulara oy verme deyince, siz komşulara oy vermeyi çok iyi bilirsiniz. Bir daha da Eurovision’a gelmem” diye Avrupa’ya laf soksaydı.- O zaman keşke son yarışmaya Can Bonomo’yla değil Ajdar’la katılıp, “böyle yarışmaya, böyle aday” şekli yaparak Eurovision’la maytap geçilseydi.- O zaman keşke Eurovision’a katılmak için can atan Hande Yener’e “bu sene sen gidiyorsun” deyip biraz heyecan yaptırılsaydı.Anlayamıyorum- “En sevdiğim mevsim kış” diyenleri.- The Hobbit filmini izleyip cücelerle hobbitlerin aynı şey olduğunu yazan Ömür Gedik’in “sinema eleştirmeni” sıfatını.- Orada kıyamet kopmayacak diye Şirince’ye gidenleri.- Bu yıl Google’da en çok aranan ünlümüzün Hadise oluşunu.- 12.12.12’de tekrar evlenmek için boşanan 12 yıllık evli çifti.- “İnci pastanesinin profiterolü kötüydü zaten” diyenleri.- Programında arada bir spor konuşulan Serhat Ulueren’in RTÜK’ün spor programlarını denetleyen etik kuruluna seçilmesini.- Buz gibi soğuk bir kış gecesi iPhone 5 almak için kuyruğa girenleri.- Yakasını kaldıran erkekleri karizmatik bulan kadınları.5 soruda Ceri, Ayşegül Aldinç’e sordu- İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?Sabah ve Posta gazetelerinde köşe yazarlığı yaparken yazı göndermekle başladı internetle tanışmam. Mail trafiği hep geçerli zaten. Twitter’da bir senedir varım, daha çok onun için kullanıyorum.- Facebook mu Twitter mı? Neden?Twitter. Facebook’u hantal buluyorum.- Twitter’da severek takip ettiğiniz kullanıcılar kimler?Sen ilk takip ettiklerimdensin, Ege Bamyası, Kedi Zihni, Pis Yedili ve kardeş dizi Harem’deki arkadaşlar. Daha çok var ama sığmaz buraya.- Twitter’da takipçi artırma kaygınız var mı?Takipçilerini hayranları olarak algılayanlardan değilim. Sayı fazla olunca havalı oluyor bunun da farkındayım. Buna mukabil benimkilerin organik olduğuna inanabilirsin.- Twitter’ın şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?Kurduğun ilişkiye bağlı. Yok hiç böyle düşünmedim.Acıbadem kurabiyesi macaronu döver!Şimdi ben bu başlığı attım ya “Sen hiç macaron yememişsin, macaronla acıbadem kurabiyesinin ne alakası var“ gibi şeyler söyleyen olacaktır. Onlara özet geçeyim. Şanzelize’deki Laduree’un da, burada yapanların da macaronunu yedim, ısınmaya çalıştım, ama olmadı. Malzemelere baktım ve şu an macarona karşı aşırı acımasızım.Acıbadem kurabiyesinde kullanılan malzemeler; badem, yumurta akı, pudra şekeri,Macaronda kullanılan malzemeler; badem, yumurta akı, pudra şekeri, toz şeker, gıda boyasıGörüldüğü üzere ana malzemeler aynı, yani nedir? Bunun biri öbüründen arak.- Acıbadem kurabiyesi macarondan daha lezzetli ve ucuz.- Acıbadem kurabiyesi sevgisi tertemiz, saf bir sevgi. Macaron sevgisi, “acıbadem seviyorum” demeyi cool bulmayanların uydurduğu bir sevgi.- Acıbadem kurabiyesi makyajsız, sade giyinen, dersleri iyi dayımın kızı. Macaron bol makyajlı, bol süslü, sınıfta kalmış Şanzelize kızı.